Füsûs-ül Hikem

385. Bölüm

Asliye Tavşanlı
 

KELİME-İ MÛSEVİYYE’DE MÜNDEMİC OLAN "HİKMETTİR

[2.Şerh]

İmdi (şu halde) bu ihticâb (perdelenme) şân-ı nübüvvete (nübüvvetliğin şanına) nakîsa (noksanlık) îrâs etmez (vermez). Zîrâ (çünkü) enbiyâ (nebiler) (a.s.) esrâr-ı kazâ (kaza sırrına) ve kadere cihet-i velâyetleriyle (velilikleri yönüyle) muttali’ olurlar (haberdardırlar) ve onları halka ifşâ etmezler (yaymazlar, ilan etmezler). Fakat ilm-i şerîâti (şeriat ilmini) teblîğ ettikleri (naklettikleri) vakit, bu ilim kendilerince mestûr (örtülüdür, gizlidir) ve mensî (unutulmuş) hükmündedir.

İşte Mûsâ (a.s.) Hızır'a mülâkî olduğu (hızırla buluştuğu) vakit bu halde idi. Ve Hızır, bâlâdaki (yukardaki) kelâmında (sözlerinde) insâf edip kendi nefsinde hakîkati tasdîk etti de: “Ben ilm-i risâlet ve nübüvveti (risalet ve nübüvvet ilmini) bilmem ve sen de risâletin (resul oluşun) hasebiyle (dolayısıyle) ilm-i zevkîden (ilim zevkinden) hicâbdasın (perdelisin)”  dedi.

Hz. Hızır hakkında rivâyet-i muhtelife (çeşitli söylentiler) vârdır. Kur'ân-ı Kerîm'de cenâb-ı Mûsâ ile mülâkât eden (konuşan) abdin (kulun) Hızır olduğu musarrah (açık olarak belirtilmiş) değil ise de, hadis-i şerîfte Hızır olduğu sarâhaten (açık olarak) beyân buyrulmuştur (bildirilmiştir). Muhakkıkînin (hakikat ehlilerinin) âsârına (eserlerine) nazaran (göre) Hızır'ın hayât-ı berzahiyye (berzah hayatı) ile hayy (hayatta) olup, âlem-i şehâdette (dünyada) sulehâ (salih kimseler) ile / mülâkât ettiği (konuştuğu) anlaşılmaktadır. Hattâ bu ma'nâyı te'yîden (doğruluyarak) Azîz Nesefî hazretleri Risâleler’nin (kitabının) birisinde buyurur ki: "Vaktâki (ne zamanki) Mûsâ (a.s.) Hızır ile sohbet ettiği esnâda taâma (yemek yemeğe) ihtiyac hissettiler; önlerine bir âhü (ceylan) kebâbı geldi. Fakat âhûnun (ceylanın) Mûsâ (a.s.) tarafına gelen ciheti (tarafı) çiğ ve Hızır tarafına isâbet eden ciheti (tarafı) ise pişmiş idi: Cenâb-ı Mûsâ sebebini Hızır'dan suâl etti. (sordu) Hz. Hızır: "Yâ Mûsâ. ben âhiretteyim, sen dünyâdasın, Dünyâ mahall-i amel (amel yeri) ve âhiret mahall-i cezâdır. (karşılığını alma yeridir) Binâenaleyh (bundan dolayı) benim ihtiyâcım hazır ve senin ihtiyâcın amele mütevakkıftır. (bağlıdır) Kalk; çiğ olan âhûyu (ceylanı) pişirmek için ateş yak!" Şeyh-i Ekber efendimizin Hızır hakkındaki beyânât-ı aliyyeleri (yüce açıklamaları) Nefehâtü'l-Üns'te mufassale (detaylı olarak) nakl edilmiştir. (aktarılmıştır) Burada zikri (tekrar anlatılması) tatvîli (uzatmaya) mûcib (sebep) olur.
Devam Edecek

 

 

 
 

İzmir - 11.08.2009
asliye@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com