A.K.Geylânî Hz. Fütûhû’l Gayb‘dan Yansımalar: -16-

www.sufizmveinsan.com
 
 

Kitabın Adı:   FÜTÛHےL GAYB

                     Gizliden Sesler

Müellifi    :     Abdülkâdir GEYLÂNÎ (1077-1165)

Mütercim :     Abdülkadir AKÇİÇEK

Yayınevi  :     Alperen Basım Yayın ve Tanıtım Tic. Ltd. Şti.

                     (0312) 312 72 31 - (0312) 309 49 67                  

                     www.alperenyayinlari.com

                     www.alperenkitabevi.com

Yansıtan  :     Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Onaltıncı Bölüm:

Allah’tan dünyayı isteme. Belânın gitmesini, ihtiyaç halinin geçmesini, zenginliğin gelmesini isteme. Sana gereken sabırlı olmaktır. Elinde bulunana iyi bakarak yetinmen gerekir.

Bulunduğun hal içindeki manevi değerlerin elinden gitmemesini iste. (204)

Hz. Ömer’den (r.a.) şöyle nakledilir:

—Ben günlerimin iyilik veya kötülük içinde geçmesini merak etmem. Çünkü bilmem hayır hangisindedir?..

İhtimal ki Hz. Ömer (r.a.) bu sözüyle şu âyeti anlatmak istemiştir:
-Size kıtal farz oldu, ama siz hoşlanmıyorsunuz. Bilemezsiniz, belki sevdiğiniz iyi değildir, belki de sevmediğiniz uğurludur. Hâlbuki Allah bilir, siz bilemezsiniz. (205)

Amelini görme. Onlarla böbürlenme, bu hal sana yakışmıyor. Nefsi görmek, yapılan işlere karşılık beklemek iyi olmuyor. En iyisi bunları Hak’tan görmektir. Bütün işleri onun yardımıyla yaptığını anla, ona göre işlerini ayarla.

Eğer bir kötülüğü yapmıyorsan düşün. Bu halin senden mi, yoksa Hak’tan mı? Elbette Hak’tan. O, seni esirgedi. O, seni sakladı. Buna hamd etmek gerek. Şükür etmen lazım. Nerede şükür?.. Buna akılsızlık derler. Başkasının gücünü kendine mal etmen yerinde olur mu, akıl kârı mı? (206)

Daima Allah’ı öv, her iyiliği ona ver. Şer işleri sana yükle. Nefsini ıslaha çalış. Eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter.

Bazı büyük bilginler şöyle derler:

—Sana lazım olan gelir.

Buna bir Hadis-i Şerifte işaret edilir:

—Çalışınız, birbirinize yaklaşınız. Kötü yolları kendinize kapayınız. Herkes yaratılışının gereğini yapar.  (207)

Sen ya müridsin, ya murad..

Ya Allah tarafından istenilen birisin veyahut onu isteyen bir müridsin.

Mürid olduğunu kabul edersen bütün yüklerin merkezi olduğunu da kabul edersin yahut bütün ağırlıkları omzunda taşıyan biri olduğunu bileceksin. Çünkü arayıcısın. Arayıcı her güçlüğe katlanmalı, arzusuna ermesi, istediğini bulması için bu yükleri çekmesi gerek.

Eğer murad isen yine vazifelerin olacak. O zaman daha ağır bir vazife ile başbaşasın. İşte o zaman Hakkı sakın itham etme. Belâ gelirse şikâyet etme. Sonra kıymetin düşer. Hak seni seviyor. Böyle ufak tefek işlerle seni tecrübe ediyor. Seni tam olgun mertebeye çıkarmak için bunlarla deniyor. Böylece derecen yükselir. Velilerin derecesine çıkarsın. (208)

Burada sen bazı şeyler diyebilirsin. Meselâ:

—Allah madem birini seviyor, onu istiyor. Neden cefa veriyor? Hâlbuki bu cefa en çok sevilene oluyor.

Bu durumda sana Efendimiz (s.a.v.) ‘in durumunu anlatmak yeter. O, en çok sevilendir. Bununla beraber en çok cefa çekendir. Bu hali Efendimiz (s.a.v.) şöyle beyan ediyor:

—Kimsenin yapamayacağı şekilde Allah’tan korkarım. Allah yolunda kimsenin çekmediği ezayı çekerim. Öyle zaman oldu ki bir ay yiyecek bulamadım.

Yine buyuruyor:

—Ben Allah’ı en çok bilenim ve en çok korkanım.

İşte Hadi-i Şerifler. Bunlar cefaları anlatır. Sebebi ise ilahi derecelerin artması içindir. Onların derecesi ancak dünyada yapılan amelle yükselir. Dünya ise öbür âlemin kazanç yeridir. (209)

Sokaklara ve Pazar yerlerine çıkmak birkaç bölüme ayrılır.

Bunların bir kısmı sokağa çıkar, yalnız şehevî şeylere bakar.

Çarşı-Pazar işiyle uğraşanlardan diğer bir kısmı ise gördüğünü görür. Mahvolacağı sırada aklı başına gelir. Dini inançlarını düşünür, yaptığı işin hatalı olduğunu derhal anlar, nefsiyle mücadele etmeye başlar. Buna bir mücahit payesi verilir.

Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulur:

—Bir kimse, kötülük yapamayacak halde iken kötü işlere yanaşmazsa ona bir sevap, yapmaya gücü yettiği halde yapmazsa ona da yetmiş sevap verilir.

Bu çarşı-pazarlarda dolaşanlardan diğer kimse ise gider; alır, yer, içer. Allah’a şükreder. Kötülüğe meyil etmez. Hepsini Allah’ın vermiş olduğu bir nimet olarak kabul eder.

Yine onlardan bir kısmı çarşıya çıkar, gezer, fakat ilahi hikmetlerden gayri bir şey görmez. Sanki gördüğü Allah’ın nurudur. Ve bundan gayrısına kördür., sağırdır. Bunun derecesi yüksektir. Bu dereceye erenler,  Hak' tan gayrısını bilmezler.(210-211)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 04.03.2010
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com