M. İbn Arabî Hz. Hikmette Son Nokta‘dan Yansımalar: -13-

www.sufizmveinsan.com
 
 

Kitabın Adı:   Hikmette Son Nokta

                     El-Bulga Fi’l Hikmeh

Müellifi    :     Muhyiddîn İbn Arabî (M: 1164-1240)

Mütercim :     Vahdettin İNCE

Yayınevi  :     Kitsan Yayınları

                     0212 513 67 69                  

                     www.kitsan.com

                    
Yansıtan  :     Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

 

Onüçüncü Bölüm:

Yüce Allah, mahlûkatı niçin yarattın? diye soran Davud’a (a.s):

Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim.” diye cevap vermiştir. (231)

Şairin dediği gibi:

Güzel ve şarap içmek yakın olsaydı keşke

Yıldıza veya otursalardı feleğin zirvesinde

Güzeli soyludan başkası kucaklamasaydı keşke

Saf şaraba da melekten başkası yeltenmeseydi

 

Kararsın yüzü feleğin ki karardı da

Zülme eş olur, insaftan ırak

Meryem oğlu İsa’ya bir eşek verir

Eşek gibi adama da yüz Burak.

 

Ben açlıktan kıvranıyorum, o ekmeğe giden yolu kapatır

Verdiği ile de sus payı olarak ağzımı bağlar

Cihanı bağlayan şu düzeni seyret ki

Köpeği samanın yanına, eşeği de kemiğin yanına bağlar. (232)

Brahmanistler Nübüvveti baştan inkâr etmişlerdir. Akıllarıyla baş başa kalan, sırf akıllarına dayanarak hareket eden bu zümreye Kur’an şöyle işaret etmektedir: Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Nur/35) Yani bazı nefisler, zihninin yağ gibi tutuşmaya elverişli ve aklının zekası yüzünden, dışarıdan bir yardım ve destek olmaksızın ışık saçarak nur ve hidayet işlevini görürler. Yağa batırılmış fitil gibi. Böyle bir fitil ateşle temas eder etmez tutuşur. Bu yüzden sabiiler buna adamların kaydından çözülme demişlerdir. Ve batıl gerekçelere dayanarak İbrahim’in (a.s) Nübüvvetini inkâr etmişlerdir. Böylece hakkı çürütme hevesine kapılmışlardır. (239)

De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer/9)

Bu, inkar ve nefiy anlamında bir istifhamdır. Bu yüzden “İlimsiz amel angaryadır.” denilmiştir. (240)

Âlemin kadim olduğunu savunanlar ile hadis olduğunu savunanların içinde Hakka en yakın olanlar, âlemin hadis olduğunu savunanlardır. Çünkü onlar her iki yolu da izlediler, yani nakli şeriatlar yolunu ve akli hüccetler yolunu. Bunlar akıl pınarından beslenmekle birlikte bütün enbiya tabakalarını da gözlemleyerek bir kelime üzerinde ittifak ettiler: “Allah ezelden beri vardı ve beraberinde hiçbir şey yoktu.” Böylece kendisinden başka her şeyden, hatta eğer başkası sayılacaksa ya da Allah’ın mefhumuna zait sayılacaklarsa sıfatlardan bile mücerret ezeli bir ilahın varlığını ispat ettiler. Bilakis doğrusu şudur: O’nun varlığı kevnin ve husulün kendisidir. Kevn ve husulün kaim olduğu şey değildir. Ta ki onların “Allah ezelden beri vardı” şeklindeki sözlerinden, Allah anlamına zait bir başka anlam daha anlaşılmasın. Çünkü O, ezelin mazrufu olmaktan münezzehtir, uludur. Yani zamansal veya mekânsal bir zarf O’nu ihtiva edemez. Bilakis O, ezeldir, ebeddir, zahirdir ve sermedidir. Yani ezelin ve ebedin failidir. Senai (Allah rahmet etsin) bu anlama şöyle işaret etmiştir:

Onun varlığıyla ezel ortaya çıktı

Anında göründü, ama geç göründü

O, “nerede”likten ve “ara”dan mücerret varlık ve kevndir. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v): “Dehr’e sövmeyin, çünkü dehr Allah’tır.” buyurmuştur. (241)

Bütün âlemin O’ndan sonra oluşundaki acizlik ve kusur fiile hamledilir, faile değil, yaratılmışa hamledilir, yaratana değil. Bu durum celal makamının değerini düşürmediği gibi kemal meydanını da daraltmaz. (242)

Hadiste şu şekilde söz konusu edilen cevherdir:

Allah’ın ilk yarattığı şey bir cevherdi. Ona heybet gözüyle baktı. Cevherin cüzleri eridi, suya dönüştü. Su hareket edip akmaya başladı. Üzerinde köpükler oluştu. Ondan bir duman yükseldi. Gökleri bu dumandan, yerleri ise bu köpükten yarattı.” (247)

İnkâr edenler, göklerle (semavatla) yer (arz) bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı görmediler mi? (Enbiya/30) (247)

Ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?” (Enbiya/30)

Bu su, nefs-i külli adı verilen cemal heybeti nazarının kendisine yönelmesinden meydana gelmiştir. (248)

Sana açık şekilde anlattık ki bütün eşya yaratıcısından sadır olmuştur. Bunun sebebi de yaratıcının onlara ilişkin ilmidir. Çünkü cehalet karanlığından kesinlikle hiçbir şey sadır olmaz. Bir şeyin varlığı yokluktan, yani cehaletten kaynaklanır mı? Kendisi mevcut değilken bir şey ihdas edebilir mi? İcat etmenin, varlık bahşetmenin varlığı olmayan birinden başkasına bahşedilmesi mümkün müdür? Olmayanın cömertlik göstermesine imkân yoktur. Diğer bir ifadeyle olmayan bir şeyden nimetlerin bahşedilmesi beklenemez. Şu ayeti okumuşsundur:

O'nun bilgisi dışında hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz.” (Fussilet/47) Görüyor musun, ayet, nasıl eşyanın varlığının sebebinin ilimden başka bir şey olmadığını açıklıyor? (250)

Rasulullah (s.a.v):

Arzda tapılan tanrıların en nefret hak edeni hevadır.” buyurmuşlardır.  (254)

Bu yaratılmışların her birinin arasında kemal ve eksiklik dereceleri arasında gidip gelen ara türler vardır. Maden makamını aştığı halde henüz bitki mertebesine ulaşmamış mercan gibi. Ya da bitki ile hayvan arasında bir yerde olan hurma gibi. Çünkü her iki türden de özellikler taşır. Bitkisel özelliği beslenmesinde, büyümesine ve ürün vermesinde kendini gösteriyor. Hayvani özelliği ise erkek ve dişinin çiftleşmesini andıran aşılanmasında kendini gösteriyor. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v):

Halanız hurma ağacına ikramda bulunun demiştir.

Çünkü hayvan insanın babasıdır. Bitki de hayvanın kız kardeşidir. Her ikisi de bitkinin çocuklarıdırlar. Dolayısıyla hurma ağacı zorunlu olarak insanın halası konumundadır. Son madde, hayvani itidal düzeyine ulaşmış hayvan silsilesindendir. Bu yüzden bir saf, bir de tortulu yönü vardır. Saf tarafından insanlığın babası Âdem yaratılmıştır. Nitekim Âdem (a.s) safiy ve ahde vefa gösteren olarak isimlendirilmiştir. Tortulu tarafından da hurma ağacı yaratılmıştır. Dolayısıyla insanın halasıdır hurma ağacı.. Ki, bitki mertebe-sinin sonu olan hayvan mertebesinin başından sonuna ulaşmak aşama ve tertip ile olduğu için Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Âdem’in hamurunu kırk gün kendi elleriyle yoğurdu.”

On günü hayvan, on günü bitki, on günü maden, on günü de dört unsurun imtizacı içindir. Mesela maymun, hayvan ile insan arasında bir türdür. (254–255)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul -17.06.2010
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com