İLÂHÎ ARMAĞAN’dan Yansımalar

10. Bölüm

www.sufizmveinsan.com
 
 

Arapça aslı   :  El-Fethü’r-Rabbani Vel-Feyzü’r-Rahmani

Müellifi         : Hz. Abdülkadir GEYLÂNÎ (1077-1165)

Mütercim      : Abdulkadir AKÇİÇEK

Yayınlayan    : Bedir Yayınevi - İstanbul / 0212 519 36 18

Yansıtan       : Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Îman sahibi, kalbini yaratılmışlardan, ehlinden, evlattan ve maldan almıştır.  Onun kalbi, şahın elçisini bekler, dışı ise dünyalık şeylerle meşgul olur.

…

Tevhid hâli kalbe yerleşirse dıştan yapılan işler sahih olur. Tevhid hâli, içi ve dışı eşit eyler. Zenginliği ve fakirliği aynı kalır. Halkın gelişini ve gidişini bir gösterir. Övmelerini ve kötülemelerini aynı yapar. (283)

Allah yolcuları zarûret icabı konuşurlar. Uykuları, istiğrak âlemine dalanın hâline benzer. Yemeklerini de bir hasta gibi yerler. (287)

Allah yolcuları akıldan ibarettir, onlar şöyle der:

-Biz dünyalığımızı ne sokakta, ne de evimizde yeriz. Ancak O’nun katında, yani Hakk’ın indinde yeriz.

Zâhitler yemeklerini cennette yer, ârifler O’nun katında… Hâlbuki onlar dünyada dururlar. Muhabbet ehli, ne dünyada yer, ne de âhirette.

Onların taamları ve şarapları, Hak yakınlığı ve O’nun rahmet nazarıdır. Onlar, dünyayı ahiretle sattılar. Âhireti ise Hak yakınlığına verip kurtuldular. Bu anlatılan şeyler sevgi ehlinin vasfıdır. (289)

Varlığını Hak varlığına katmış olanlar, irade ve arzu sahibi değillerdir.Onlar yalnız Hakk’ın emrine tabi olurlar. (290)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor:

-Allah’ı görür gibi kork. O’nu görmesen de O seni görür.

Ayık olan kişiler Hakkın tecellisini kalpleri ile görürler. Bu görüş ile dağınık hâlleri toplanır, birleşir ve tek şey olur. O büyük tecellinin sahibi ile aralarında perde kalmaz, kalkar. (290)

Allah’ım, bizi, dünyada varlığını kalb gözü ile görenlerden eyle. Âhirette ise baş gözü ile bakanlardan kıl. (291)

Sizden biriniz, zahir ilimle amel ederse, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz ona bâtın ilmini gayret beklemeden verir.

…

Zaten kulun hikmet âlemine geçip nasip almasına, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin zahirdeki kelâmı, yani şeriatı ile iş tutması sebep olur.

…

Cahil baş gözü ile bakar, akıllı kişi akıl gözü ile görür. İrfan sahibi ise, kalb gözü ile. (293)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki:

-Cehâlet hâli ile ibâdet edenin; ifsâdı, ıslâhından çok olur. (294)

Ben münafıkları suya daldırırım. İrfan sahiplerini denerim. İçi bozukları bıçakla vurup kesmem, su ile terbiye ederim. (296)

Hâlvetin asıl manâsı; kalbi bütün fâni şeylerden temiz tutmak, iç âlemi; dünya, âhiret ve Hakk’ın Zâtından gayrı her şeyden temizlemektir. (298)

İrfan sahibi bir başka hâl içindedir; dünyada ve âhirette o garip kişidir. Hak’tan gayri hiçbir şeye rağbeti yoktur. (303)

Îman sahibinin Îmanı kuvvet bulursa; artık ona: “İkan sahibi” denir.

İkanı kuvvetli olursa ona: “Ârif” denir.

İrfanı sağlam olana: “Âlim” denir.

İlmi son haddine varana: ”Muhabbet ehli” denir.

Muhabbeti tam olan ise “mahbûb” olur.

Bu da sağlam olursa cana yakın “ülfet ehli”  olur.

Hak ona bu kere hikmet ve ilim sırlarına karşı anlayış verir. Zât âlemine geçme bilgisini, emir ve kader gizliliklerini o kula bildirir. (305)

…Îman sahibini ezelî ilim terbiye eder. (306)

Şükür yolu tutulmadan, bol rızık istemek fitnedir. Sabır olmazsa rızkın darlığı da fitnedir. (307)

Hiçbir âlim yoktur ki, bir başka âlime muhtaç olmasın, ilminin artmasını istemesin. Hangi ilim sahibi olursa olsun, mutlaka ondan daha âlim vardır. (310)

Îmanın ilk devrinde, çalışarak kazanmak ve onu yemek gerek… Îman kuvvet bulunca da Hakk’ın emri ile olmak icap eder ki, o zaman aradan vasıtalar kalkar. Seninle O’nun arasında vasıta kalmaz artık. (315)

Kalpleri ile hak yola girenler, Hakk’ın zâtından gayrı her şeye karşı kör, sağır ve dilsiz olurlar. O kulların yanında yalnız “O” vardır. Allah yolcularının vereni, alanı, yardım edeni, etmeyeni, zarar vereni ve faydalı olanı hep “O”dur. (315)

Bir nefis ki, itminan derecesine çıkar, bütün duygular ona teslim edilir. Sonra kalb ile birlikte yola düşer. Hakk’a konuk olur. Sonra dünya gelir, nefse seyis olur ve hizmetinde durur. Bu Hakk’ın âdeti olup, zatını dileyen kullarına böyle yapar. Dünya, Hakk’ı isteyen kullara bir nasip vereceği zaman, perişan ve derbeder bir halde gelir, vereceğini verir, hizmetlerini görür. O kullar ise dünyanın verdiğini alır ve yüzüne katiyen bakmazlar.

…

Hakk’ın kudreti önünde sessiz durmak ve O’ndan bir şey talep etmemek, sabırlı olmak, razı olmak, dua ile bir şey isteyip, ısrarda bulunmaktan daha evlâdır. (316)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 13.11.2007
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com