İLÂHÎ ARMAĞAN’dan Yansımalar

14. Bölüm

www.sufizmveinsan.com
 
 

Arapça aslı   :  El-Fethü’r-Rabbani Vel-Feyzü’r-Rahmani

Müellifi         : Hz. Abdülkadir GEYLÂNÎ (1077-1165)

Mütercim      : Abdulkadir AKÇİÇEK

Yayınlayan    : Bedir Yayınevi - İstanbul / 0212 519 36 18

Yansıtan       : Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Üzeyir (a.s.) nebi, Hak’la fikir çekişmesi yaptı. Bu çekişme bir yaratma hadisesi üzerinde olmuştu. O çekişme üzerine Hak Taâlâ yaratacağını yarattı. Ve Üzeyir (a.s.) nebiye hatasını anlatmak için onu peygamberlik divanından sildi. Yüz yıl o halde ölü kaldı. Sonra diriltti ve aldığı manevi hâllerini, peygamberliğini geri verdi. (392)

Bırak senden başka herkes doysun, sen aç kal, ne çıkar?.. Başkası aziz olmuş bu âlemde güyâ, sen zillet içinde kalmışsın n’olur?.. Başkası bu dünyanın zengini iken, sen de fakiri olabilirsin; bunun ne önemi olabilir ki?.. (392)

Sözlerimi, sizi görmeden söyler gibiyim. Kelâm sarf ederken varlığınız gözümde küçülür; hatta yok olur ve erir. İşte bu halde, dünyanızdan geçtim.  Âhireti bıraktım. Sonra size bir baktım ki, elinizde ne iyilik, ne kötülük var; ne bir şey vermeniz kâbil, ne de aksi… Sizin benliğinizde tam tasarrufa sahip olan zat yalnız Allah… (394)

Bir gün Havariler İsa (a.s.) a gittiler:

-Bize en büyük ilmi bellet, dediler.

O da şunları söyledi:

-Allah’tan korkmak, onun hükümlerine boyun eğmek ve Allah sevgisi. (396)

Allah’a taat üzere olan kula mârifet hâli verilir. İsyan yolunu tutarsa, o hâli elinden alınmaz. Kıyamet günü olunca mârifet hâlinde iken yaptığı hataların cezası kat kat artırılır. Ve o marifet elde bir hüccet olur. (398)

Allah, İsâ (a.s.) şöyle vahyetti:

-Dikkatli ol, silerim!..

Mûsa (a.s.) Hakk’a yalvardı ve O’ndan bir tavsiye istedi:

-Beni dile!.. buyurdu. (398)

Öğüt vermek için, mânevi bir vazife almış olmak icap eder. (398)

Kul, aslında mânen zengindir. Hazinesi vardır. Ama ondan haberi olmadığı için sadece önüne geleni alır. (401,402)

Hakk’ın sırrına ittilâ peyda eden kimse, dilsiz olur. Sır saklamayana, sır verilmez. (402)

Yazık, ilâhi sevgiyi iddia edersin, ama dünyalık ararsın ve âhiretin güzelliğine tâlip olursun. (402)

Kalb, Hak yakınlığını bulursa semâ olur. (404)

Sana bir sıkıntılı hâl geldiği zaman nimet bil ve Yaratan’a ibâdet et. (406)

Kalb ve sır Hak yolculuğuna çıkıp o yüce kapıya varırsa, içeri girme iznini sır ister, izin verilir. Sonra o âlemde, aldığı ülfet neticesi kalbi de içeri alınır. (406)

Hak Taâlâ tarafından kula salınan belâ, tecrübe için olur. Onun gelmesiyle kulun hangi renge girdiğine bakar.

-Biz, onları, iyilik ve kötülükle deneriz. [7/168] Âyet-i Kerimesi bu manâyı taşır. (410)

Îman sahibinin bir adımı şükür, diğeri sabır olursa muvaffakiyet onu takip eder. (410)

Îman sahibinin hem kalp gözü, hem de baş gözü bulunur. Baş gözünü yumduğu zaman kalbi açılır; kalp gözünü kapadığı zaman da baş gözü açılır. Her iki gözü ile Hakk’ın tasarrufunu, hikmetli işlerini ve tecellilerini görür.

…

Sen bir gün koyun gütmekteydin. Onlardan biri kaçtı. Sen ardından koştun. Sen de yoruldun, o da… Tuttun, bağrına bastın. Ve… “Ey mübarek, neden kendini, ayrıca beni yordun?..” demiştin. İşte perdelenmiş olmanın çeşitli sebepleri ve ilaçları var. Onun başlıca tedavisi, sebepleri araştırmak, yapılan hatadan tevbe etmek ve Hakk’a karşı irfan sahibi olmaktır. (411)

Kalbin felah bulması şu dört şeye bağlıdır:

Birincisi, mideye inen her lokmaya dikkat.

İkincisi, Hakk’a taat için bir gönül feragati.

Üçüncüsü, elde bulunan iyilikleri korumak, kerâmet hâlini esirgemek..

Dördüncüsü, Allah’ın zatından alıkoyan her şeyi terk etmek. (413)

Bir velayet sahibi kul, kuru bir yere baksa, Allah onun bakışı sebebiyle orayı ihya eder. Onlar sapık dinlerden birine bağlı olana nazar etseler, o dem hidayeti ve gerçek yolu buldururlar. (414)

Dostla düşmanı, her şeyi eriten kader ocağına koydum. Eridi ve ikisi de tek şey oldu. (417)

Hak yakınlığı kapısına girme izni verildiği zaman, o zatları âfetler karşılar. O âfetler nefislerini eritip bitirir. O âfetler celâl sıfatının tecellisidir. Bu tecelli sayesinde, hem nefis erir, hem de benlik duygusu varsa yok olup gider. (417)

Dinini dünyaya harcayıp bitirme, dini âhiret için harca. (422)

Şiddetle, ısrarla Hak’tan bir şey talep eden zâhire dalmış, işin içine nüfûz etmemiş sayılır. (423)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 14.12.2007
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com