İLÂHÎ ARMAĞAN’dan Yansımalar

16. Bölüm

www.sufizmveinsan.com
 
 

Arapça aslı   :  El-Fethü’r-Rabbani Vel-Feyzü’r-Rahmani

Müellifi         : Hz. Abdülkadir GEYLÂNÎ (1077-1165)

Mütercim      : Abdulkadir AKÇİÇEK

Yayınlayan    : Bedir Yayınevi - İstanbul / 0212 519 36 18

Yansıtan       : Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Allah yolcuları birkaç kısma ayrılır. Onların kendi hâllerine göre helâl bildikleri yollar vardır.

O büyük zatların bir kısmı çalışır, kazanır. Helâlin bu yolda olduğunu bilir.

Diğer bir kısmı ise, alacağını dua ile elde etmeye çalışır. Helâlin bu yolda olduğuna kânidir.

Bunlardan başka bir kısım vardır ki; halktan istemeden gelen şeyi alır. Bunu bir nimet bilir ve helâl olduğuna inanır.

Bunların dışında bir cemaat kalır ki, onlar bir nevi dilencilik hâlini taşırlar. Onların bu hâli, riyâzet hâlidir; devam etmez, çabuk geçer. (438)

Ulemâ meclislerine devam et. Kabirleri çok çok ziyaret et. Sâlihleri ara, bul. Umulur ki, bu vasıtalarla kalbine dirilik gelir.

Büyük zatlar, emri tutup yasakları bıraktıkça, kader yollarını açık bulurlar. Meselâ: Abdullah b. Zübeyr (r.a.) haftada bir defa yemek yerdi. (438)

Allahü Taâlâ’nın velî kulları, iyi edep sâhibi olurlarsa peygamber vasfına bürünürler.(439)

Senin için ev, halkın gözünden uzak olan âlemdir.  Senin için yuva, kalbindir. Senin için yer, iç âlemindir. Senin için yurt, Rabbınla sohbet, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmaktır. Ve O’nun kader icabına, ettiğine uymaktır.

Yaptığın duada ve sarf edeceğin gayrette halkın nasibi vardır. Olur ki, bir göz için bin göze ikram edilir.

Gizli olarak büyük, kerim zatlara iyilik edersen, Rabbına taat etmiş olursun.

Allah yolcularına ikram eder, nefsini ortaya atmazsan, sana kerîm sıfatı verilir. Sen kerîm olursan, hürmetine bin göz kurtulur. Aile efradına belâ inmez. Hatta senin hürmetine komşuların, bulunduğun ülke halkı bile kurtulur. (440)

Nübüvvet bir isim olup, risâlet ise, İlâhi bir lâkabdır. (441)

Dünya hayatı denince; Hakk’ı bir yana atıp, Halka yüzünü çevirmek akla gelir.

Hevâ adı ile anılan boş arzu ve aslı olmayan şeylere bağlanmak; îmanın, ibâdetin tam tersidir.

Sebeple, onu Yaratan arasında tam bir tezat vardır. Dış âlem, iç âlemin zıddıdır. (441)

Davud nebi bir gün oğlu Süleyman’a şöyle bir sual sordu:

-Oğlum, iflastan sonra ve ondan beter ne vardır?

Cevabı yine kendisi verdi:

-Bundan daha beter olanı, bir adamın ibadete devam etmesi, sonra da onu bırakıp boş işlere dalmasıdır. (442)

Sana herkesin düşündüğü şeyleri yaptıran akıl, dünyadandır; akılların aklını bulduran derin düşünce ise, âhirettendir. (442)

Âhiret; övülmeyi, sevilmeyi, sövülmeyi ve üzüntülerle geçen günleri eşit görmektedir. (442)

İraden sağlam olursa, adımların Âdem peygamberin adımları kadar uzun olur. (442)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz buyuruyorlar ki:

-Şu kalbler var ya, onlar muhakkak kirlenir, paslanır. Onların cilâsı Kur’ân okumaktır. (445)

Varlıkla bir olmaya alış, ayrılmak istersen ayrıl, sonra yine vuslat âlemine geç. Her şeyi öğren, sonra onu bırak, başkasına bak. Cehâletle ibadet olmaz. Cehâlet hâliyle kim ibadet etmeye kalkarsa, yaptığı, yıktığından çok olur. (445)

Aç kimseler gibi gördüğün her şeye sarılma. Edebini iyi kıl. Hak Taâlâ’nın zâtından gayrı cümle eşyadan ayrıl. Ağyarı bırak, sebeplerde gerçek tesiri görme. Elinde bulunan lambanın sönmesi ile karanlıkta kalmaktan kork. Bunları yaparsan, Hak Taâlâ lâmbana yakıt gönderir. Bildiklerinle sana nur verir. Her kim bildiği ile âmil olursa, Hak Taâlâ ona bilmediğini verir. Bir kimse Allah için kırk gününü iyilikle geçirse, hikmet kaynakları kalbinden fışkırır, diline gelir. (445) (Bold:

Hak, insanlardaki istidada göre hâllerini değiştirir. Bir âyet-i Kerîmede bu hâle işâreten şöyle buyurulur:

-Onlar, kendilerinde bir değişiklik yapmadıkça, Allah onların hâlini değiştirmez. [8/53] (446)

Yaptığın zâhidlik ve fazlayı terk irfan sahibi oluncaya kadardır; sonrası elinden çıkar. Sen bir şey yapmaya kâdir olamazsın. Yaptığın her iş na vâsıl oluncaya kadar ve kendi adını, kim olduğunu ve lâkabını bilinceye kadar… Sonrası tam varlık.

Kul marifet âlemini bulup, olup biteni anladıktan sonra, bütün arzuları verilir. Elbisesi, kumaşı, evi, ehli, yavruları ve komşuları ona iade edilir. (447)

Nefsini hesaba çekmeye alıştıktan sonra Yakîn derecesini bulmaya bakınız. Yakîn îmanın özü ve hülâsasıdır. Farz olan ibâdetler ancak yakîn’le edâ edilir. Dünyadan gönül çekmek için yine yakîn gerek. Bu hâli Hak Taâlâ’dan talep et. (448)

Bir hata işlediğin zaman, insanların görmesini arzu etmezsin, utanırsın. Hâlbuki Allah seni her an görür, ama O’ndan utanmazsın. (448)

Siz önce hükümlere bağlanınız. Sonra ilme bakınız; her şeyin aslını belleyiniz. İlmin kölesi olsanız da, esas hükmü manâ cihetiyle elden bırakmayınız. (449)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 25.12.2007
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com