İLÂHÎ ARMAĞAN’dan Yansımalar

5. Bölüm

www.sufizmveinsan.com
 
 

Arapça aslı   :  El-Fethü’r-Rabbani Vel-Feyzü’r-Rahmani

Müellifi         : Hz. Abdülkadir GEYLÂNÎ (1077-1165)

Mütercim      : Abdulkadir AKÇİÇEK

Yayınlayan    : Bedir Yayınevi - İstanbul / 0212 519 36 18

Yansıtan       : Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Sözünle “İlah yoktur” derken her şeyi yok görüyorsun; “Ancak Allah vardır” derken de bütün varlığını O’na veriyorsun; başkasına varlık tanımıyorsun. Her ne zaman kalbin Hak’tan başkasına dayanırsa yukarıdaki sözlerin yalan çıkar. Neye itimat ediyorsan ve kime dayanıyorsan sana ilah odur. (104)

Dışını zâhir hükme ver; iç âlemini Hakk’a bağla. Hayrı, şerri dışında bırak; sonra iç âlemine yönel, onları yaratanla ol. (105)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyorlar:

-Her gün sabah, öğlen bir melek bağırır:

-Ey insan oğulları, ölmek için doğunuz; yıkılması için evler yapınız; düşmanlar için mal toplayınız. (107)

Allah’ı anan daima diridir, ölmez. Bir hayattan öbür âleme geçer. Bir andan fazla ölüm acısı ona gelmez. Allah’ı anmak kalbe yerleşince, kul daima Allah’ı anar. Dilinden bir şey demese bile o, Allah’ı anmış olur. (107)

Belâ ve âfet için asıl hazırlık, onların Hak tarafından gönderilmiş olduğuna inanmaktır. (107)

Hak Teâlâ’ya yönelen herkes Musa Peygamberin şu sözünü der:

-Razı olasın diye, sana acele geldim. [20/84]

Îman sahibi bu gidişi kalb adımıyla yapar. Hak’tan gayrı varlıklardan soyunduktan sonra O’nun önünde el bağlar, durur. Kalb hâliyle bunu yapar. Hâl lisanıyla Musa Peygamberin konuştuğunu konuşmaya koyulur:

-Dünyayı bıraktım, ahiretten vaz geçtim, cümle halkı bir yana attım. Sebepler bana yakın olamaz. Sen’den başka yaratıcı tanımıyorum. Hemen Sana koştum; beni bağışlayasın ve razı olasın diye geldim. Şimdiye kadar onlarla oluşumu yüzüme vurma Allah’ım!...

Ey câhil! Sana ne oldu? Söylediklerimden sana nasip yok. Bu nasipsizlik seni nefse kapattı. Dünyaya ve tabii olan kötü arzularına itti. Kulların kulusun. Onları Hakk’a ortak yapmaktasın. Onların yarar ve zararını beklemektesin. Cennete köle oldun. Ona girmekten başka emel beslemiyorsun. Ateşten korkar oldun, sanki ona tapmaktasın.

Siz neredesiniz? Hepiniz, kalplerin sahibi olanın elinde bulunmaktasınız. Hasretlerinizi O evirir, çevirir. O söz sahibidir. Bir şeye ol der, olur. (110)

Gözünü yaptığın işlere dikme. Onlardan gelecek yararı bekleme. Bir şey yaparken ne halktan bir şey um, ne de yüce Yaratıcıdan ısrarla karşılık iste. Kulsun, efendinin rızasını gözet. O’nun hazinesindeki güzel şeyleri umma. Yalnız O’nu dileyenlerden ol. (114)

Ben sizin için bir nasihatçiyim. İyiliğinizi dilerim. Ben sizlerden uzaktayım. Sizin varlığınıza da uzağım. Benim bütün varlığım sizden ayrıdır. Kendi varlığımdan da uzağım. Kurtuluşumu İlâhi fiillerin tecellisinde ararım. (117)

Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyuruyor:

-Haberli ol, halkın sevgisi azalır.

Bu, şu demektir: Onları tecrübesiz olarak seviyorsun ve aynı şekilde öfke duyuyorsun. Ama bir denemeden geçirirsen işin iç yüzünü anlar ve ona göre öfke duyarsın. (123)

Aklı başında ve seçme doğrular, surlarına üflediler. Onlar nefislerinin kıyametini kopardılar. Kendi gayretleri ile dünyayı bir yana attılar. Sırata inandıkları için geçtiler. Kalple yürüdüler ve cennetin kapısına vardılar. (124)

Malınızı nasıl kazandığınızı saklamış olsanız, onun helal veya haram olduğunu anlarım. Eğer sadaka verirseniz, fakir kimselere mal dağıtırsanız, yavrularınıza bol yedirirseniz, o malınız helâldir. Aksi oluyorsa değildir. (127)

Allah yolculuğuna çıkanlara dünyanın ayıbı belli olduğundan, durmadan ondan kaçarlar. Çekilir giderler. Dünyanın elinden kaçıp kurtulmak isterler. Sahralara açılırlar. Harabe yerlere gider, mağaralara sığınırlar. Cin tayfası  da onlara arkadaş olur. Yeryüzünde gezen meleklerde onlara gelir. (128)

Zâhid, ilk başta dünyadan kaçar. Bu yolda olgunluk elde eden kimse dünyaya önem vermez, dünyadan kaçmaz. Dünya ve içindekileri yola getirmek için kendine davet eder. (128)

Sana, önce nefsi bırakıp halvete geçmek gerek… sonra halktan uzaklaşmak… sonra dünyadan… sonra âhiretten… sonra Mevlâ’nın gayrı sayılan her şeyden.

Hakk’la olmak istiyorsan varlığından soyun, tedbirini terk et. (130)

Hasan-ı Basrî (r.a.) şöyle der:

-İnsanlara sözünle ve işinle öğüt ver.

Bazı büyükler diyor ki:

-Seni Allah’ı anmaktan alıkoyan her şey şomdur.

O’nu dilden zikretmek, kalbi  gafil koymak şomdur.

Namaz, oruç ve diğer hayırlı işler O’nu anmak için yapılır. Yapılan işler O’nu anmaya iletmiyorsa onlar da şomdur.

Şeytan sana neler yapmadı ki?.. Yalanı sana sevdirdi. Kötü işleri sana süsledi.Taa namazına kadar girdi. Şöyle ki, namaza başlarken:

-“Allah en büyüktür…” diyorsun, ama kalbinde küçük ilâhlar barınıyor.

Her itimat ettiğin nesne sana ilâh oluyor. Korktuğun ve bir şeyler beklediklerin sana putlardır. (135)

Sakın kullara el açma. Îman sahibi bir şeye ihtiyaç duyarsa Mevlâsına yalvarır. O’na karşı boynunu eğer, tevbe eder; sessizce verilecek şeyi bekler. Verildiği takdirde, vereni övme yoluna gider. Verilmeyecek olsa, kalbine uyar; sabra devam eder. (138)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 10.10.2007
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com