İbn-i Arabî Hz. VASİYETLER–1’den Yansımalar:

7. Bölüm

www.sufizmveinsan.com
 
 

Kitabın Adı:   KİTAB’UL VASÂYÂ

                    FUTÛHAT DERYASINDAN

                    VASİYETLER-I

Müellifi    : Şeyh-ül Ekber Muhyiddîn İbn’ül ARABÎ (1165-1240)

Mütercim : Abdullah Tâhâ FERAİZOĞLU

Nâşir       : Remzi GÖKNAR

Yayınevi  : KİTSAN Yayınları – İstanbul – 0212 513 67 69

Yansıtan  : Hamdi CENİK

www.sufizmveinsan.com

Âlemde bulunan her şey mü’mindir.

Zira, âlemde bir şey yok ki Allah’ı tesbih ve O’na secde etmesinler. (235)

EY ÎMAN EDENLER ÎMAN EDİN. [4/136] (236)

Bu neşette hususun îmânını, onlardan talep ederek  TEKRAR “ÎMAN” etmeleri için onlara teklifte bulundu.

Mutlak TEVHİD’e taarruz etmeksizin yani, “Ey insanlar îman edin..” gibi. Zira, kullarında ŞİRK’İ HÂFİYİ BİLMESİ ve TEVHİD’İ EMR ETMESİ KULLARI İÇİN RAHMET’tir. (237)

Şirk-i hafi’nin onlarda bulunmasından ötürü onlara; Allah’a îman edin!!!.. denmiştir. Allah’ın Vahdâniyetine îman edin denmemiştir. Zira, Hakk’ın varlığına iman getiren mü’mindir amma gizli şirkten kurtulmamıştır. Allah’ın Tevhid’ine inanan kimse, Allah’a ortak koşmayı nefi eder. (Nefi=Nefy=Sürgün etmek)

Mü’min, Esma-ül Hüsnâ’dan bir isimdir..

Öyle ise.. Mü’min, hem Hakk’ın, hem halkın ismi olur.

-Mü’min, mü’mine kenetlenir… Hadis ’i hükmünce;

HAK olan mü’min, halk olan mü’mini korur. (237)

-Bizi ALLAH yolunda aldatana aldanırız. [Hz. Ömer] (239)

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-Kâmil mü’min, ALLAH için aldatılan ve kerem sahibi olan kimsedir.

Zira, îman gereği olan ahlâk, zahire göre muamele etmektir.

Allah Resûlü (s.a.v.) hadis’in devamında şöyle buyurdu:

-Münâfık, aldanmayan ve kendi nefsini yadırgayıp, nefsine levm edendir. (240)

..Mü’min kardeşini, kendine bir ayna olduğunu mülahaza et.. Zira, sen, aynaya baktığında kendi sûretinde çirkin bir nesne gördüğünde gidersin.

Allah Resûlü (s.a.v.) :

-Mü’min mümine aynadır… buyurmuştur ki sen, o aynaya bakarak kendi noksanlıklarını gidermeye gayret etmelisin. (241)

Allah Teâlâ, kendi Zât’ını hangi sıfatlarla vasıflamışsa o vasıfların fiilleriyle kullarına muamele etmektedir.

Neyin yapılmasını emrediyorsa bizzat kendisi o emrettiklerini yapıyor.

Allah Teâlâ, neden yasaklıyorsa o şeylerden Zât’ı münezzehtir. (248)

… Bir mü’mine lânet etmek onu öldürmeye eşittir.

Hz. İsâ as. bir gün bir hınzırla karşılaştı ona:

-Emniyet  ve güvenle kurtuluşa er.. dedi.

Bunu duyanlar, hazrete:

-Niçin böyle dedin?.. diye sordular. O da:

-Ben dilimi güzel sözlerle meşgul etmeyi arzularım.. buyurdular. (252)

Onlar, ister Hakk’ı bilsinler, ister bilmesinler, daima ALLAH’a düşmanlıklarını inad ile tek yönlü olarak izhar ederler. Böyle yapmaları itibariyle biz onlara tek yüzlü diyoruz.

Öyle ise kâfir; ne aklen, ne de şer’an Allah Resûlü’nün tebliğ ettiği hakikatleri kabul etmez. (269,270)

İki yüzlü olan münâfıklar; Mü’minlerin yanına onların hoşlanacağı yüzüyle ve kâfirlerin yanına da onların hoşlanacağı yüzüyle gelir…

Yani, münâfık, mü’minlere îmanlı olduğunu ve kâfirlere, gizlediği küfrünü göstererek gelir. (270,271)

Allah, Kur’ân’da kâfir ve münâfıklık vasıflarını kısaca şöyle sıralıyor:

-Onlar, Allah’ın hatırlattığı gerçekleri işitmekten sağırdırlar…

-Hakk’ı söylemekten dilsizdirler…

-Onlar, Allah’ın kudret eseri olan mucizelerini görmekten kördürler…

-Artık onlar, Hakk’a dönmezler… [2/17-18] (271)

Sonra sizler, yine onlarsınız ki kendilerinizi öldürüyor, içinizden bir fırkayı yurtlarından çıkarıyor, aleyhlerinde günah ile, düşmanlıkla birleşip yardımlaşıyorsunuz. Eğer size esir olup gelirlerse, kendileriyle fidyeleşiniz. Halbuki onların çıkarılması size haram kılınmıştı. Yoksa siz , Kitâb’ın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?.. [2/85]

…

Allah’ı ve peygamberini inkâr ederek  kâfir olan, bir de Allah ile peygamberinin arasını ayırmak isteyen “Bunlardan kimine inanırız, kimini inkâr ederiz..” diyen ve böylece küfr ile îman arasında bir yol tutmaya yeltenen kimseler yok mu?.. İşte onlar, gerçek kâfirlerin tâ kendileridir. Biz o kâfirlere hor ve hakîr edici bir azap hazırlamışızdır. [4/150-151] (276)

İlim ehli olarak Hakk’a teslim olmak, ve.. müteşâbih âyetlere kalbinde fitne ve fesad bulunanlar tabi olur ve o âyetleri fitne yaymak için kendi arzularına göre yorumlarlar.

(Habibim) Sana indirilen kitabı indiren O’dur. Ondan bir kısım âyetler muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır. Diğer bir kısmı da müteşâbihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak (ötekini, berikini saptırmak) ve (kendi arzularına göre) onu tevile yeltenmek için onun müteşâbih olanına tabi olurlar. Halbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilemez. İlimde yüksek pâyeye erenler ise; “Biz ona inandık hepsi Rabbimizin katındandır..” derler. (Bunları) sâlim akıllılardan başkası düşünemez. [3/7]

“İlimde yüksek pâyeye erenler..”  cümlesi  “Allah’tan başkası bilmez..” cümlesine atf edilirse o zaman manası şöyle olur:

“Onun tevilini Allah’tan ve ilimde yüksek pâyeye erenlerden başkası bilmez.”

Yani, âyetin tevilini ilimde yüksek pâyeye erenler; Allah öğretisiyle bilirler.. demektir. (283)

 

 

 
 
Yansıtan: Hamdi Cenik
İstanbul - 09.10.2008
hamdicenik@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com