Devrim Arabaları
Volkan Tolga
 

Devrim, belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik; ihtilal, inkılâp, katlanma, ıslahat, ilerleme, reform, teceddüt gibi anlamlar barındıran bir kelimedir.

Toplumsal değişimlerin insan iradesiyle hızlandırılması da devrimleri oluşturur ve var olan bir rejimi şiddet kullanımı sonucunda yıkarak yeni bir hükümet biçimi oluşturan bir politik değişme süreci diye de tanımlanır.

Bu kavram, son yüzyıllarda çeşitli halk ayaklanmalarıyla beraber anılmıştır ve kelime böylelikle dar bir alanda konuşulagelmiştir. Artık, insanlar devrim deyince siyasal bir fikir, durum ya da her neyse akla gelen, onu öne çıkarmıştır beyni ısrarlara dayanamayarak. Hâlbuki yukarıda da öz manasında olduğu gibi devrim, bir oluşun, halin, düzenin, alışkanlığın bitip yenisinin olayı devralmasıdır.

Din terminolojisinde de teceddüt kelimesinden türeyen müceddid, yenileyen, reform yapan anlamına gelir. Yaklaşık her yüzyıllık dönemlerde geldiği kabul edilir bu yenileyicilerin. Gerçekten de dönüp bakarsanız belli dönemlerde büyük ölçekli değişiklikler olmuştur dünya tarihinde. Takdir edersiniz ki bu kişiler birilerini katledip yerine geçmek isteyenlerden son derece farklıdırlar.

(Bkz: http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/gizlimimar.html)

Aslında her anımızda bir anlamda devrimi yaşıyoruz. Çocukluğumuzda, öğrenme sürecinde, öğrenilenleri yaşantımıza yansıtırken başkalaşma durumunu yaşıyoruz. Belki o anlarda bunu hissedemiyor olabiliriz ama ileride bir gün dönüp bakınca olanın adlandırmasını yapabiliyoruz. Özellikle gençlik çağlarında değişimin ve dönüşümün hızlı olduğu zamanlarda hissedilen; “başka bir insan mıydı altı ay önceki ben?” sendromu, devrim kelimesiyle açıklanamaz mı? Yahut eski kötü alışkanlıklarını bırakan insanları görüyoruz, sürekli bir değişim içersinde olan toplumda… Bu kişilerin hayatlarında yaptığı şey devrim değil midir?

Maddenin izafi oluşu (1) 1900’ lü yılların başında kabul edilmeye başladığında bu “devrim” niteliğindeki bulgular artık insanoğlunu bambaşka noktalara taşımaya başlamıştı bile. İnsanlık tarihinin en büyük devrimlerinden olan bu soyutlaşma beraberinde son derece hızlı bir değişimi de getirmiştir. Maddenin bir alt katmanındaki enerji boyutu kendini insanlığa açtıktan sonra düşünceler sürekli onun üzerinde yoğunlaşmaktaydı artık…

Bugün kullanılan teknolojiler de işte ta o zamandan bugüne kadar herkese bir dizi yeniliği getirmiştir. Haliyle evinde televizyon izleyen, kahvede oyun oynayan, gezip tozmayla vakit geçirenler için hiç bir şey ifade etmiyormuş gibi görünen bu olay zamanla onları da sarıp sarmalamıştır.

Maddenin atomlardan oluştuğu, bunun alt boyutunun da enerjiden oluştuğu artık gün gibi ortadadır. Ayrıca atom çekirdeği ve etrafındaki elektronlar çizimleri birer anlatım tarzıdır. Bu resimler asla görülemez çünkü orada bile madde yoktur. Her şeyin aslında enerji olduğunu (2), maddenin ise enerjinin bir formu olarak ortaya çıktığını ortaya koyan teorilerin de 1800’ lerin sonlarında kabul edildiğini belirtmek isterim.

Bu durumda beden dediğimiz, insan dediğimiz şey neydi? Dağları, taşları, bitkileri, yani diğer maddeleri kolayca kabul edebiliyoruz, enerjinin “çeşitli oranlarda formu-giyinişi” olduğunu… Ama insan nedir? Peki, “ben” dediğim şey bu beden değilse nedir, soruları insanların kafalarını iyiden iyiye kurcalamaya devam ediyor. Matrix, Surrogates, Caprica gibi televizyon ve sinema yapımları ile de bu noktaya insanlar yönleniyorlar.

Her şeyin maddeye dayandığı fikriyle yanlış olarak öğrenilen-öğretilen dini bilgilerin aslında bu noktalara çok önceden beri işaret ettiği görenler ben dediğini, kendini tanımaya dört elle sarılıyor. İnsanlar artık “nenemin öğretileri”nin dışına çıkıyor ve araştırmaya başlıyor. Bu konudaki şu son bilgilere ulaşıyor:

(3) “…Peki, o zaman bu madde algılayışını biz nasıl ediniyoruz sorusuna da gene son dönemde çıkan bilimsel veriler gün ışığına çıkarıyor. Son bulgular da şöyle: Los Angeles'taki California Üniversitesi'nden, fizyoloji profesörü ve nörogastroenteroloji uzmanı Emeran Mayer ise, şöyle diyor:

"KARINDAKİ BEYİN": ŞAŞIRTICI

"Bundan birkaç yıl önce, psikolojik durum ve karındaki ikinci beyin arasındaki ilişkiden bahsetseydim, meslektaşlarım benimle alay ederdi."

Flinders Üniversitesi'nde görevli, Avustralyalı araştırmacı Marcello Costa, başta kendisinin de inanmadığını anlatıyor. Herkesin hemfikir olduğu konu ise şu:

"Beyin haricinde, en çok sinir hücresinin bulunduğu organ olan bağırsaklar; sindirim işleminden daha fazlasını yapıyor. Kaldı ki tek başına sindirim işlemi bile oldukça karmaşık bir iştir. İkinci beyin, hem vücut hem de ruhun hayatta kalmasını sağlıyor. Kendisi, psikolojimiz üzerinde belirleyici olan serotonin, dopamin, opiatlar gibi, psiko-aktif maddelerin kaynağı. Hatta, valium gibi etkili ilaçların, teskin edici özelliklerini kazandıran benzodiazepin gibi kimyasallar bile burada üretiliyor. Kısacası karın, beyni pek çok şekilde besliyor."

İnsan gözünün 4000-7000 Angström (bir milimetrenin milyonda biri) dalga boylarını algıladığını ve kulağının, 16 Hz-20 Khz dalgaları algıladığını hesaba da katarak, beşer denilen insanın bir sınırı olduğunu belirttikten sonra, bağırsaklardan gelen ve psikolojimizi, kişiliğimizi nerdeyse yöneten bu hormonal sinyallerin birleştiği noktayı alırsak, maddenin bizim için neden ve ne denli önem teşkil ettiğini anlama yolunda adımlar atarız sanırım. Ve bu hormonları beyinde (4) amygdala bölgesi yönetiyor. Yani salgılarından o sorumlu. Amygdala da duygu repertuarı şeklinde tasvir ediliyor. Duygular hormonları tetikliyor. Acılar, korkular, kıskançlıklar, hüzünler ve benzeri duygularla beraber bedensellik oluşuyor.

Aslolan enerjinin, çeşitli oranlardaki formu denildiğinde bu, o formdaki varlıklarca algılanışı itibarıyladır. Yani atomlardan oluşan bu sistemimizde, biz bakınca bu formu görüyoruz ve onu olduğu gibi kabul ediyoruz. Nedeni de bir üst paragrafta açıklanıyor gibi…

Din ile insanlığa verilenler ise bu bölgelerin farkında olup buraları yönetmek üzere çalışmalar yapmakla başlıyor. Yani dini bir dogma gibi algılayıp sadece şekilsel öğelerini almayıp alt planına bakılınca bunların önemi bir kez daha anlaşılır.

İşte devrim, bu tür bulguların, daha önceden açıklanmamışların açıklanması ve değişik bir yaşam şeklini getirmesidir. Biz de özellikle son yıllarda öyle bir devrim arabasının içindeyiz ki bazen hızına yetişmek için bir hayli ter dökmek gerekiyor. Bu bilimsel veriler artık her şeyi açıklıyor ve inanmayan “kendi dünyasında” çeşitli hayallerle ömrünü geçiriyor.

Dikkat edin! Dünya değişiyor ve insanlar artık kaçınılmaz bir şekilde yenilenmeye gidiyor. Her durakta da yeterince kalıyor. Umarım durakların birinde inmek yerine seyir halinde olan devrim arabasının içinde, olanları hazmederiz.

 

Kaynaklar:

http://tr.wikipedia.org/wiki/Devrim

(1) İzafiyet teorisi,

(2) Kuantum mekaniği,madde=enerji:
http://tr.wikipedia.org/wiki/E%3Dmc²
http://tr.wikipedia.org/wiki/Özel_görelilik_kuramı
http://tr.wikipedia.org/wiki/Max_Planck
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuantum_Mekanigi
(3) Hania Luczak, "Arzın Merkezinden Sinyaller", 
geodergi.com, Şubat 2008

(4) Amigdala (Amygdala), http://tr.wikipedia.org/wiki/Amigdala

 

 

 
 
Volkan Tolga
İstanbul - 22.06.2010
volkantolga@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com