Psikolojinin P'si Kayboldu Yetiş İmdadıma Sevgipoloji
-1-

 

Doktor beni muayene ediyordu gözlerimi açtığımda… Hatırlayabildiğim en son şey, arabamın benzini de gazı da son demindeydi. Tıpkı yaşamın zamanımızı içtiği gibi, motor da kendine hayat veren her şeyini bitirmişti. Konya yolundaki Şoförler Cemiyeti dinlenme istasyonundan benzin veya gaz almak için girmiştim… Arabadan indiğim anda… Tansiyon ve yaşadığım stres gerginliği ile takatim kesildi ve yere yuvarlandığımı zor hatırlıyorum.

Adını sonradan öğrendiğim Türkiye’ de yaşamak ve çalışmak zorunda kalan İranlı Dr. Mehdi Bey anlatıyordu nerden geldiğimi bilmeden, niçin bu hale geldiğimi sormadan ….“Allah sizi esirgedi, yoğun bir kalp krizi riski atlattınız, şişmanlığınız da buna elverişli. Verilmiş sadakanız varmış”. Deyince ve sakinleştirici ilaçlarla yavaş yavaş kendime geldim. Bir sigara rica ettim (günde iki paket içtiğim günlerdi), cep telefonumla amcaoğlumu aradım, bulunduğum yeri haber verdim.
‘Hızır Acil’ in o istasyonda acil kliniği olduğunu bu vesileyle öğreniyordum. Nereden bilebilirdim şehirlerarası yollarda imdadıma bir doktor yetişecek?… Doktor sordu. Başladım anlatmaya dilimin döndüğünce. Dinledi gönülden. Karısı da bir hastanede çalışan psikolog bir hanımefendi imiş telefon ve adresini verdi psikologa gitmenin veya görünmenin ayıp olmadığını söyledi… Teşekkür ederek ayrıldım. Ömrümde ilk defa psikolog ihtiyacını bu olaydan sonra hissetmeye başlamıştım. Ve soruları sormaya başladım kendimce...
Neden?, Niçin?, Nasıl?, Nerede?, Kiminle?, Kim?, Kimim?, Kimsiniz?, Kimlersiniz?, Kimlerlesiniz?,
“Gücünüzün tükendiğini sandığınız yer,
Bir adım daha direnirseniz
Kurtuluşun aniden kolunuzdan tutacağı yerdir”.
Muhammed Bozdağ

Neden kayınbiraderlerimin iş yerlerinin tezgâhlarını tekmelemiştim. Yolda benzin satın alarak üstüme döküp Niçin kendimi yakmak istemiştim. Onları rezil etmek istememdeki amaç Ne olabilirdi? Aslında ben sadece eşimi almak ve geri dönmek amaçlı oraya gitmiştim. Ben bu sonuçların olmasını istemiyordum ki… Sadece kavgamızı sonlandırmak ve artık iyi günlerimizi yaşabilmek amacındaydım. Ancak, hiç de böyle olmamıştı.
İki gün öncesi eşimle kavgalar ediyor, tartışmalarımız komşularımızı rahatsız edecek boyutlara ulaşıyordu. Kavgamızın konusu ise eşimin altı erkek kardeşi ile olan birlikteliğimizin ve emekteliğimizin karşılıklı olarak yeteri kadar anlatılamamış ve anlaşılamamış olmasıydı. Eşimle bu konuları fazla ısrarcı bir tutumla ve sık tekrarlarla gündemde tuttuğum için eşim daha fazla sabredemedi ve oğlumla birlikte kardeşlerinin memleketine gittiler.
Bir taraftan eşimin yandaşları, bir taraftan benim yandaşlarım, 18 yıllık evliliğimizi bir hiç yüzünden bitirme noktasına getirmeye gayret ediyorduk.[ Bu cümleleri şimdi bu şekilde yazabiliyorum, o vakitler bendeki ego, bendeki enaniyet kimseye laf söyletmez boyutlarda ( karı evi nasıl terk edip de gidebilir haaaa… triplerindeyim tabi o sıralar…) karşılıklı telefon trafiğinde “gönderin lan karımı” lafları sanki satın aldığım malın kargosunu adrese teslim istiyorum. Yok illa heriflik yapacağız ya… Anacığım da sanki karşı cephede Yunan askerleri var da milli mücadele ruhuyla beden dili desteğini esirgemiyordu tek kelime etmeden. Kaynanalığına en ufak bir leke kondurmuyordu. Bütün lekeler kaynanalığa yanlış bulaşmıştı bi kere, anam ne yapsın gördüğünü uygulayacak tabi ki, ah anam ah!… O gün evden çıkarken boşanma davası açacağım derken, elime nakit olarak maddi yardımlarını ihmal etmiyordu.].
Tüm bunları yazmaya çalıştığım Sevgipolog vesilesiyle objektif olarak kaleme alabiliyorum. (Çünkü insanlara ne iş yaptığımı sorduklarında Onlara Beyin Antrenörü ve Sevgipolog olduğumu söylüyordum, “o ne demek ?”diyorlardı.) Çünkü benim yaşadığım benzeri senaryoları farklı sahnelerde aslında herkesin yaşadığını; yaşadığım o günlerde bilmiyordum.
Çünkü her şeyi ben biliyordum… Aslında ….Bilmediğimi de bilmiyordum.
Bilmediğimi öğrendiğim için şimdi kendimle yüzleşme sayılabilecek satırları karalayabiliyorum.
İnsanların birbirlerini anlayabilmeleri konusunda yaşamlarına kattıkları zorlukları bile fark edemeden yaşıyor olmaları hayatlarını daha da zorlaştıran bir döngü ile devam edip duruyor.
Hep mutsuzlukla başa çıkmanın yollarını arıyorduk… Aradıkça mutsuz; mutsuz oldukça her birimiz birbirimizi mutsuz etmede ustalaşıyorduk. Ancak hiç birimiz mutlulukta nasıl usta olunacağını öğrenemiyorduk. Çünkü
Neden? Hep haklı çıkma isteğimizden dolayı.
Niçin? Tarifi bile yapılamayan amacı bozulmuş şahsi arzularımız yüzünden.
Nasıl? Gömüldüğümüz ego bataklığın da çırpındıkça batarak.
Nerede? Şu güzelim yaşamın nefes alınabilen her yerinde.
Kiminle? Sevmeye muhtaç olduğumuz herkesle.
Şimdi soruyorum sadece kendime… Sahi o Doktor Mehdi bey kardeşim doğru söylemişti. Pisikoloğa görünmemin gerekli olduğunu ısrarla hatırlatmıştı… Gidecek miydim? Gitmeli miydim? Tüm şartlara rağmen hayat devam ediyordu, eşim bu olaylardan sonra eve dönmüş ve ben yaşadıklarımı ona aktarmayı yine başaramamıştım. O da beni anlamayı beceremiyordu henüz. Yine de psikoloğa gitme noktasında kararlaştırdık ve söz konusu hastaneye gittik beraberce el ele tutuşarak. Çünkü eğer meselelerimize bir çözüm bulamaz isek bu yolları mahkeme yollarında harcamaktansa Psikolog ile görüşmek ve bir çözüm bulmak daha kolay umut dolu ve çözüme giden daha iyi bir yol değil miydi?. Elbette en iyi yollardan biriside buydu. Biz de gerekeni yaptık, kalktık psikologa gittik. İlk gün yerinde yoktu Psikolog hanımefendi, bekledik epeyce gelmedi. İkinci gün sıramız gelmedi, görüşemedik. Yaşam boyunca bedensel sağlığımıza dikkat ettiğimiz kadar, her nedendir o günlerde bilemediğim ruhsal denge ve psikolog ihtiyacını önemsemediğimiz bir durum olduğunu hangimiz inkar edebiliriz. Kız kardeşim de öğrenciliğinin uzun yıllarında birçok uzman psikolog ile dolgun ücretli görüşmeler yapmış olduğu halde sorunlarına çözüm bulamamanın yanında daha da ilerleyen durumlarla karşılaşmıştı. Umut işte. Çözüm ararken niçin daha çok iç içe geçen sorunlar çoğalıyordu?
Ailemiz için Psikolojinin bilimselliğe olan inancımızın yıkıldığı günlerdi o günler. Çünkü bilimselliği ihlal eden bilimselliğin içinde yetişmiş bunca sözde Uzman ön sıfatlı sayısız Azman olduğunu hayatın içinde öğrendiğimiz günlerdi. Buzdolabından yeni çıkmış ve yüzülmemiş ceylan eti pürüzsüzlüğünde, ancak zoraki gülümseyen suratları olan bu uzmanları (kartvizitlerinde isimlerinin ve sıfatlarının önünde yazan beş hafli şey) hiç unutmayacağız) Kişisel bakımlarını iç_lerinden daha çok dış_larını her türlü boya ve bakımdan eksik bırakmayan bu değerli Bilim insan(!) larını o günlerde anlayamazdım elbette. Çünkü bir sistemin içinden çıkan tek taraflı ruhsallıktan uzak olduklarını sonradan öğrenecektim. Ancak daha sonra edindiğim bilgiler ışığında kendisiyle barıştan nasipsiz sayısız psikolog’un mevcut olduğunu öğrendim. Ve maalesef, büyük bir kesiminin öğrencilik yıllarında puanı sadece Davranış Bilimleri bölümlerini okumaya müsait bu tür okullara hasbel kader kayıt yaptıran ülke insanımızın çocuklarıydı o psikologlar da. Yani Beyhude Sistem Üçgeninin mağdurları durumundaki kardeşlerimizden başkaları değildi.

İşimin de, İçimin de İnişinin, Çıkışımın, yaşam Biçiminin İlan Edilmemiş, İspatı hayatın içindeki “Mecburi Tek Yön Bilimi Sevgipoloji” neden yoktu?
Gittiğimiz her psikolog kardeşimiz seanslardan hiç eksik para almadılar. Bizse hala sorunlarımıza çözüm bulamamıştık. Üstelik Masalarının arkalarından bizlere para destesi gibi bakmalarından oldukça bunalmıştık. Başka başka psikologlara gitsek bile her birinin sanki ortak bir tavrı var gibiydi. Gidenler tarafından gözlemlenmesi mümkün olan bir durum da sanki onlara giden hangi cins olursa olsun, sanki hepsinin sorunu cinsellikmiş gibi davranmalarını anlayamıyorduk. Herhangi bir şekilde konuyu o noktaya getirmekte hepsi ustaydı. Aslında uzman oldukları konu belden aşağıda olduğu apaçık ortadaydı. İşte bu yüzden Psikologa gitmekten vazgeçsek bile eşimle o günlerde karşılıklı olarak; Gelişimsel Eğitim seminerlerine katılmayı ve daha gerekli olduğunu daha sık konuşmaya başlamıştık. Sorunumuz, sadece birbirimizle değildi. Çocuklarımızın hızlı büyümelerindeki hazırlıksız yakalanışımızın haklı telaşı vardı. Her anne ve baba gibi ana ve babalığımızı; toplumumuzun gelenek ve görenek metotlarına göre değil, bilimsel ve hakikat temellerine dayandırabilecek yeni yolların olması gerekli olduğunu en azından o günlerde umut ediyorduk.
Aradan günler geçti tabi hayatımızı kazanmamız gerekliydi. Seyyar Holding Pazarlama Çantamla birlikte cep telefon yedek parça işime devam ediyordum Bir şekilde sorunların üstü örtülü kalmış, çözüm gelecek baharlarda aranacaktı. Yine hiçbir şey yokmuş gibi hayat devam ediyordu.
Evimizin içindeki herkes daha çok susmayı tercih ediyor. İlk konuşan ceza alacakmış gibi konuşmak istese bile ‘Neme Lazımcılığımız’ ın durumu ailemize de bulaşmıştı. Suskunluğun sonu malumunuz fırtına habercisi bütün ev halkı yaşanan gerginlikten nasibi alacak şekilde ailevi patlamayı gerçekleştirdik. Kaynana gelin, karı koca, abla kardeş, ağabey abla, görümce. Hani derler ya “ İnek almaz, dana yaklaşmaz ” deyiminde olduğu gibi.
Anam ile ayrılmaya karar verdik onlar ayrı biz ayrı oturacağız. Karar aldık. Suçlu arıyoruz ya. Herkes birbirini suçlar vaziyette. Ayrılınca her sorun bitecek sanki. Eşyalar hazırlandı, yılların anıları da eşyalarla birlikte ortalıkta geziniyor. Sanki cenaze kalkıyor. Her şey sus pus. Her nedense daha bir kibar olmuştuk. Bazen ise kendiliğinden doğallıkta saygınlıkların sergilendiği anlar da gözlemleniyordu. Sonuç  yirmi yıllık birliktelik kopamadı. Üç gün süren taşınma ve ayrılma kaosundan sonra daha farklı bakmaya başlanıldı. Ve aslında kötü zannedilen her olayın içinden rahmet fışkırdığını o günlerde kimse anlayamazdı tüm evin içinde. Ancak bütün bunlarla birlikte yaşananlar hiç de olumsuz şeyler değildi.
Artık ortalık sulh olmuştu. Kendimce bir karar da ben almıştım, gidecektim buralardan, hiç kimse beni anlamıyordu. Beni dinleselerdi bunlar olmayacaklardı. Beynimdeki kasetler dönüp dönüp hep aynı makamda çalıyordu. Ramazan ayı yaklaşırken bütün hazırlıklarımı yaptım. Amacım Azerbaycan’ da yeni bir hayat kurmaktı, hayallerime oradan devam edebilmekti. Eşime açtım konuyu her şeyimi alın bana özgürlüğümü verin dedim. Resmen evli ancak manen ayrı yaşayacaktım.(aslında kaçıyordum)..
Kaçıyordum kaçmasına da kendimden nasıl kaçılacağını bilemiyordum, her nereye gidersem gideyim meselem de benimle gidecekti. Dua etmeye başladım “Allahım ne olur beni bana bırakma , bir çıkış kapısı göster ….. “ gibi kendimce dua ediyordum. Ve ben dua ederken din eğitimi almamıştım ve dua edebiliyordum. Oysa aylarca psikologa giderken hiç birisi bana dua etmemi söylememişti.
Sonunda uzun bir hikâye gerçekleşti hayatımda, karar verdim
Önce kendimi sevmeye.
Yeniden sadece baba olmaya, yeniden koca olmaya, yeniden insan olmanın nasıl mümkün olacağını ancak kaybettiğim değerleri anlamaya başlayınca karar verdim. Dua, dua ediyordum ve ben eğitim almamıştım. Psikolog değildim, sosyolog değildim, antropolog değildim,… değildim.
Babaydım, kocaydım, komşuydum, dayı idim ve sorumlu olduğum insanların hepsine göstermem gereken tek bir gerçek sorumluluk vardı. Onları sevmeliydim. Nasıl olacaktı?İşte bunun yolunu bilmiyordum. Okumalıydım çünkü yaradan ilk önce oku demiş kitabında. Psikologa verdiğim bir seanslık ücret karşılığında gittim kucak dolusu kitap aldım. Önce sigarayı bıraktım. Daha sonra günde bir paket içtiğim sigara yerine günde bir kitap okumaya başladım. Uzun süreler eşimle sohbetler ettik, okuduklarımızın üstüne, onlar da okumaya başladılar, evin içindeki kavgalarımızın boyutu değişmişti. Artık sen benden daha fazla okuyorsun diyordu eşim. 6oo kitabı geçtiğim günlerde bizdeki olumlu değişikliği fark eden etrafımızdaki dostlarımız, bize bunun nasıl olduğunu sormaya başlamışlardı. Ve evlerine davet edip bizimle sohbet etmek için birbirleriyle yarışır duruma geçtiler. Biz hiçbir ücret almıyorduk. Aksine, insanlara yardım etmenin onurunu ve bahtiyarlığını tadıyorduk. Çünkü eşekten düşmenin acısını, düşenler daha iyi bilirler.
Daha sonraları birçok eğitim seminerine ve uzun süreli eğitim kurslarına katıldım. Katıldığım kurslarda doktorlar, psikologlar, sosyolog ve pek çok toplum bilimcisi ve bilim adamyla karşılaşıyordum. Ve bana ne olarak katıldığımı sorduklarında daha iyi baba ve koca olmak için katıldığımı ifade ediyordum. İçlerinden bazıları “desenize herkes sizin gibi bu tür eğitimlere katılıyor olsa, bizim işler kesat gidecek” diyenleri de vardı aralarında.
O günlerde anlamıştım ki kariyer derdiyle eğitim alıyorlardı. Kendileriyle barışamamış birçok Sigmund Freud zihniyetli eğitimli kardeşimiz, daha çok para kazanmak için gayret gösteriyordu. Çünkü ben kendim bu tür eğitimlere kucaklar dolusu paralar yatırdım. Bu tip eğitim ve organizasyon işinden para kazanılabileceğini o zaman öğrendim. Ne de olsa Amerikalılar veriyorlardı. Ne diploma soruyorlardı ne kariye, paran varsa tamam. Katılabilirsin. Benim amacım para kazanmak değildi. Sadece, yıllardır ihmal ettiğim kendi gelişimimi ve çocuklarımdan daha geride olmayayım mücadelesi idi. Çünkü çocuklarımızın yetiştikleri zaman dilimi ile bizim yetiştiğimiz yıllar arasında gelişmenin hızından dolayı uçurumlar olabiliyor. İşte bu gibi nedenlerden dolayı eğitimlere katılmaya karar vermiştim. Yaklaşık 1200 saatten fazla aktif ve uygulamalı eğitimler aldım yüksek bedellerle.
Aldığım eğitimlerin içeriklerini değil asıl olan sonuçlarından yaralanabilmemin mümkün olup olmayacağına bakıyordum. Ve katıldığım eğitimlerin pratik sonuçlarını hayatıma geçirdiğimi görünce bütün programları takip etmeye başladım. Ve gördüm ki birçok Psikolog arkadaş da benimle beraber o eğitimleri almaktalar, sordum onlara “niçin bu eğitimleri alıyorsunuz*” diye çünkü gelişen teknoloji gibi bilginin de yapısının sürekli değişkenlik içinde olduğunu ve takip edilmesi gerektiğini savunuyorlardı. O zaman anlamıştım. Demek ki benim önceden gittiğim Psikologlar kendilerini geliştiremeyenlermiş. İyi ama bunu millet bilmiyor ki. Benim gibi pek çok sorunu olan ve hâlâ sorunlar yaşayan insanlar, sözde Psikologlara gitmeye devam etmekteler. Ve ben bu durumu Psikolog arkadaşlarımla konuşmaya ve irdelemeye başladım. Geldiğimiz noktada ise yüzlerce Psikolojik değişik kuram ve iddia olduğunu ve bu iddialarında aslında en sonunda yaşayan ve nefes alan herkesçe yeni bir model ve iddiaya açık olduğu gerçeği idi. Hiç kimse bu konuda kimseyi kısıtlama lüksüne sahip olamazdı. Çünkü ortadaki durum insanın kendi algılaması ve bu durumu lehine veya aleyhine dönük kendi farkındalığının seviyesi ile alakalı bir durumdu. Ve bu tür zihinsel antrenmanların isteyen her insan tarafından mümkün olabileceği gerçeğinin bilimsellik adına veya bilmediğim başka isimler varsa belki de onlar adına özellikle millete ve insana anlatılamama sorunu vardı ve bu sorun oldukça büyük bir sorundu.
Ve ben bu sorunları o arkadaşlarımdan bazılarıyla değil tartışmak, fikrimi bile tartışamıyordum. Çünkü onlara göre taksicilikle hayata başlamış bir insanın onlarla aynı eğitimi alıyor olmalarını açıkça söylemeseler bile; (insan duygusunu gizleyemeyen bir yaratıktır) ne demek istedikleri açıkça net anlaşılıyordu. Hatta hakaretvari uslüpla sert mizaçta konuşmalar da geçti aramızda. Ve onlara şöyle söyledim:

Psikolojinin Psikolojisi bozuk galiba…
Sevgipolojinin “Sevgipolog” undan Randevu alın….
--O kim dediler.
Ben de elimi döşüme vurarak kalbimi gösterir bir durumda kendimi gösterdim.

Ne psikolog, Ne sosyolog, Ne de antropolog ……değilim.
Beyin Antrenmanlarıyla; kalbimin sesinden
Sadece “Sevgipolog” olduğumu öğrendim.

Birdenbire bilinçaltımın tesiriyle bağlanıp kalmıştım. Niçin söylediğimi bilmeden kalakalmıştım o anda sessizce. Arkadaşlarım da yorum yapmadılar ve ayrıldık. Görüşebilmek birçoğu ile hâlâ kısmet olmadı, olamadı…
Ancak bundan sonra çalışmak daha çok olmalıydı geriye kalan yaşamımda SEVGİPOLOG olmalıydım. Çünkü.
“Kafatasında pişmeyen yemek fikri, tencereye giremeden pişemez” di ve tenceremi hazırlamalıydım.
Her yemek de pişirenine göre değişir. Kahırlı pişirilen yemeğin tadı ile yüreğin ahengi karıştırılan aynı yemeğin tadı elbette farklıdır.
Yemek yemenin amacı beslenmektir ve sağlıklı yaşamaktır. Bilimlerin amacı, olaylar hakkında kanıtlanabilir bilgiler elde etmektir. Bu amaca erişmek için izledikleri sistemli yola, her türlü araştırma tekniğine yöntem denir. Bilim ve yaşam iç içe geçmiş halde ki mevcut yapısını insanlık daha iyi yaşamak ve daha kolay anlaşılabilmesi için gözlenerek işleyişin akışını hep aynı yöntem esaslarına göre yapa gelmiştir.

İnsani Gelişim Hizmetkarı
Beyinantrenörü & Sevgipolog
05334295250
Kemal Koçak 
Ankara - 11.07.2006
http://sufizmveinsan.com

kemalkocak6@hotmail.com
 

 


Üst Ana sayfa e-mail