Psikolojinin P'si Kayboldu Yetiş İmdadıma Sevgipoloji
-2-

 

Bilim şüpheciliktir. Şüphe edilmeden bilim olamazdı. Bilim insanı da şüpheci olmak zorundadır. Bilimin ne ile ilgili olduğu da o bilimin insanının kullandığı kavramlardan anlaşılır. Bilimsellik hatır tanımaz. Kimsenin babasının çiftliğin den kaçmış vahşi atı değildir. Ve her konuda her kim isterse özgürce ve iradesinin olgunluğunda her türlü araştırma ve incelemeyi yapabilecek yiğitliğe sahip olarak doğar. Yumuşak etinin kıymetini bilen herkesin ata bineceği gibi. Ata binmenin de kuralları vardır elbette. Atlar da sahibine göre kişneme huyundan hala vazgeçmiş değillerdir. Bazen attan düşerek kaza’nın kader cilvelerinden olduğunu ihmal etmemek gerekir. Çağlar boyu atlar, bizim yaşamımızın en önemli medeniyet taşıyıcılarıdır.
Değişik bilim dallarında birçok yöntem kullanılır. Kullanılan yöntemler alanındaki konuların yaşama geçirilen sonuçlardan önce teorilerle yola çıkar. Psikoloji de diğer bilimlerin kullandığı yöntemlerin çoğunu kendi konusuna göre kullanır. Psikolojinin bilim olma süreci, yetim çocuk gibi horlana horlana anca bu günlere yarım yamalak gelebilmiştir. Okuduğum ve araştırdığım kadar psikoloji, zaten bilim olmak için oldukça çetin mücadeleler vermiş. Özellikle Wilhelm Wundt, ilk deneysel metodları gerçekleştirirken 1832-1920 yılları arasında bilinçaltına yönelmiş. İlk yönelenlerden birisi olmasına rağmen her ne hikmetse ilerleyen günlerde piyasa da fokur fokur Freud kaynamaktadır veya kaynatılmaktadır. Psikolojinin kurucusu Wilhelm Wundt olmasına karşın Freud ise kendi bilinçaltına uygun bir koşullanma ile Psikoloji biliminin “P” harfine zincir vuran ilk aciz bedbahtlardandır.
“Fizik” “Matematik” gibi pozitif veya başka sosyal bilimler sosyoloji, antropoloji gibi alanların kendi kategorileri bellidir. Hangi bilim dalı olursa olsun bir bilim adamını aynı kulvarda aynı yöntem ve metotlarla eleştirir veya destekler. Psikoloji bilim alanının adedini ve sayısını sayabilecek henüz Psikolojik cesaretli bir babayiğit henüz yoktur.(Varsa lütfen beni haberdar etsin)
Psikoloji bilimiyle ilgili insan, ister analizde olsun isterse mevcut karlılık arenasının insan pazarında olsun bazı kavramları kullanmaya devam etmektedirler. Bu kavramlar keşif günlerinden beridir hâlâ aynı yüzlerce sloganist kavram kullanılmaktadır. Bu kavramlar yaşamın içinde kullanılan herkes tarafından dikkatli olarak gözlendiğinde fark edilebilir ifadelerdir. Bu ifadeler söz konusu durumu yeteri kadar ortaya koyacak netliktedir.
Bunlardan bazıları : “Psikolojik Duvarlar” (Tayip Erdoğan)” “Psikolojik Hastalık”, “Psikolojik Sorun”, “Psikolojik Hasta”, “Psikolojik Savaş”, “Psikolojik şiddet”, “Psikolojik Proplem”, Psikolojik rahatsızlıklar, Psikolojik Travma, Psikolojik kriz”…….gibi pek çok genellenmiş negatif varsayımlardır.
Yaşamın içinde ve akışında ise “Efendim sizin psikolojiniz bozuk”, “psikolojik rahatsızım”, “Psikolojik olarak Depresyondayım”, “Sen bi Psikoloğa görünsen diyorum” “ Aaaa neyim var ki benim” gibi sayılamayacak kadar çok reddiye ve itiraz ifadeleri ve kaçışlar da yine gözlerden kaçmayacak kadar ortadadırlar.
Bu kavramları ve ifadeleri de insanlar hemen her fırsatta motorize olarak kullanmaktadırlar. Pozitif sonuçlardan oldukça uzak duran psikoloji rol seçmeksizin tüm rollerin birbirleriyle ilişkili olan sonuçlarını henüz bilim alanının istatiksel sonuç alabilme yetenekleri arasına koyabilmiş değildir.
Kısaca anlaşılan durum ister istemez kimse psikoloji ile objektif olarak karşı karşıya gelmek istememektedirler. Neden o da bir bilim dalı değil mi? Bilim elbette. Peki neden kaçış ve uzaklaşma her geçen gün daha da çok belirginleşmektedir.? Her bilim dalı gibi insanlığın gelişimi ve hayrına, faydasına çalışmıyor mu? Çalışıyor. Peki Psikolojinin tanımı nedir. “Psikoloji psyche (Nefes, ruh, zihin) ve logos (düzenli söz, bilgi) kelimesinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Kelime anlamı ruh bilgisidir ancak değişik tanımlar verilmesine rağmen o, en genel anlamında organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir.” Ve birçok kaynaklarda bu ve buna benzer tanımların yanında “Psikoloji insan davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. İnsan merak eden, öğrenme ihtiyacında olan bir varlıktır. Hem kendini hem de kendi dışındaki dünyayı anlamak ister. Elde ettiği bilgiler de onun çevresine uyumunu kolaylaştırır. İnsan yalnızca çevresini, dış dünyayı değil, kendisi ile ilgili olayları da merak eder. İnsan nedir? Sorusuna cevap arar. Bu sorunun cevabını aslında bildiğini zanneder. Oysa insan hakkında bilgimiz düşündüğümüzden de azdır. İnsan felsefenin, dinlerin, antropoloji, etnoloji, biyoloji, sosyoloji gibi çeşitli alanların konusu olmuştur. İnsanı inceleyen alanlardan biri de psikolojidir. Psikoloji, insanın neden, niçin ve nasıl davrandığını araştırır.”
Tanımları ve anlatımları bu şekilde olan psikoloji biliminde geldiğimiz son noktaya kadar inceleyenler tarafından da görülecektir ki, Psikoloji üzerine devam eden tüm araştırma ve üzerinde inceleme yapılan konular hep sorun yaşayan insanlar olmuşlardır. Nedense insanlara hep hasta yaklaşımı ile muameleler yapılmış.
Hâlbuki insanda var olan en büyük meziyet ve erdem duygularının var olduğu gerçeğidir. Bunların nasıl ilerletebileceği konusunda belirgin şekilde üstünde duran tanığım bir bilim adamına epey bir süre rastlamadım. Ta ki Daniel Goleman’
ın Duygusal Zeka konusundaki araştırmalarını ve eserlerini inceleyene dek. O da birçok değişik açıdan insanlığın pozitif yeteneklerine daha çok yönlendirilmesi gerekliliği üzerinde durmaktadır.
Dünyaca ünlü araştırmacı ve yazarın İnkilap yayınlarından çıkan “Yıkıcı duygular ile nasıl başa çıkabiliriz” isimli kitabında sayfa 42 ’de “Psikoloji üzerinde yıllardır devam eden araştırmalar, bireylerin iyi ruh hallerinden çok, yaşadıkları dengesizlikler üzerinde –depresyon, korku vb gibi- yoğunlaşmıştır. Deneylerin olumlu tarafları üzerinde durulmamış, insanoğlunun iyi olma hali genellikle araştırmalarda genellikle ihmal edilmiştir. Gerçekten de, şefkat ve merhamet konusunda psikoloji tarihinde hemen hemen hiçbir araştırma yapılmamıştır” demektedir. Yine aynı kitabın 52. sayfasında ise “ işin gerçeği, psikoloji sadece son birkaç yıldır pozitif insan davranışları üzerinde incelemeler yapmaya başlamıştır. Pensilvanya üniversitesinde optimizim ile ilgili çalışmalarla meşhur psikolog Martin Selingman’la ilk kıvılcımlarını veren ‘pozitif psikoloji’ adıyla anılan, mutluluk, huzur, ve pozitif insan davranışları üzerine, yeni ve her gün biraz daha gelişen bilimsel bir hareket başlamıştır. Paul Ekman’
ın teklif ettiği bu araştırma, pozitif psikoloji içinde insanlığın iyi tarafına dair olan konularda bilimin bakışını, insan pozitivizminin sınır çıtasını yükseltmek suretiyle genişlemesine hizmet edecektir” diye vurgulamaktadır.
Sözkonusu kitap Budist lider Dalai Lama’ nın Himalaya’ daki tapınaklarında on kişilik şekçin bir bilim adamı ve Budist dindar arasında objektif verilerle yapılan incelemelerde çıkan sonuç tamamıyle insanın lehine olan gelişmeleri kapsamaktadır. Sonuç itibariyle de insanlığın gerçek anlamda sadece kendini düşünen bir yaratık olamayacağı gerçeğinin altının önemle çiziliyor olduğu.
Gelinen son nokta ise psikoloji bilimin temelinde beri devam eden hatalar günümüzde maalesef ikiye ayrılmış durumdadır. Bir yönü insanın belinden aşağıya bir diğer yön ise belden yukarısına doğru işlemektedir. Benim üzerinde ısrarla durmak istediğim asıl mesele ne psikolog’lardır. Ne de Psikoloji bilimine muhalefettir. Sadece fizikte artık Newton’ keşfettiği yasalarının da yanında artık Kuantum ve İzafiyet hatta “Elmas teorisi” gibi evrenseli kuşatıcı yeni keşifler her geçen gün ilan edilmese de çok şükür çalışan insanlar üretmeye devam etmektedirler. Tekerleği bulan insanın meşhur olma derdi yoktu. İhtiyacı için doğru düşündü. Ve doğru düşüncelerden oluşmuş fikir zincirlerine devam etti. Sonuçta dönen yaşamı değiştiren bir devrim gerçekleştirdiğini bile bilmiyordu. İşte ben de bu noktadan hareketle, taksici esnaflığından başlayan yüreğimle geldiğim noktada bu meseleyi tam ortaya koymak oldu.
Yaşadığım bunca olaydan sonra hiç kimseye Psikolojik bir ders verme derdim yoktu. Okuyordum sürekli, çünkü okumadan babalığımın ve kocalığımın ve insanlığımın kalitesini artıramayacaktım… Ne var ki bu konuda bana hoca demeye başlayan kardeşlerimiz beni cesaretlendirdiler…
İşimin de, İçiminde İnişinin, Çıkışımın, yaşam Biçiminin İlan Edilmemiş, İspatı hayatın içindeki Mecburi Tek Yön Bilimi Sevgipoloji neden yoktu?
Bu tür soruları cevabını ise hazırladığım bilimsel temelli Sevgipoloji kuramını ortaya koyacak hiçbir engel yoktu önümde …. İlerleyen bölümlerde bu sistemi sizlerle paylaşmaya devam ediyor olacağız….

 

İnsani Gelişim Hizmetkarı
Beyinantrenörü & Sevgipolog
05334295250
Kemal Koçak 
Ankara - 17.07.2006
http://sufizmveinsan.com

kemalkocak6@hotmail.com
 

 


Üst Ana sayfa e-mail