''Bu videoyu izlemeden önce Sayın Ahmed Hulusi'nin
22 Aralık 2006 tarihinde yazmış olduğu ''SALAVAT ve AYNA
NÖRONLAR'' başlıklı yazısını okumanızı öneririz. ''
Güzel bir
konuşmanın konusu şuur, yaratıcılık ve beyindir. Eğer,
bir golf topu kadar şuurunuz varsa bir kitap okuduğunuzda
golf topu kadar anlayışınız olur, dışarı baktığınızda golf
topu kadar farkındalığınız olur ve sabah uyandığınızda golf
topu kadar uyanıklığınız olur. Ancak, bu şuuru
genişletebilirseniz o zaman daha fazla anlayışa sahip olarak
okur, dışarıya daha fazla farkındalıkla bakarsınız ve sabah
kalkınca daha uyanık olursunuz.
Her birimizin
içinde saf bir şekilde titreşen bir şuur okyanusu vardır.
(İkinci
konuşmacı): Max Planck der ki ‘’Sanıldığı gibi katı bir
madde yoktur. Bütün maddenin orijini olan ve ortaya
çıkışını sağlayan bir güç vardır. Bu gücün üstün özelliği
sayesinde bir atomun en küçük parçacığı bile titreşir ve
atomun bu çok küçük sistemini bir arada tutar.
Biz, bu gücün
arkasında şuurlu ve zeki bir akıl olduğunu varsaymak
zorundayız. Bu akıl bütün maddenin matriksidir.’’
Laboratuarda:
Önceleri, dünyanın katı bir cisim halinde oluşu tartışılmaz
gibi görünüyordu. Görüp dokunabildiğiniz bir şey olduğu
için bedeninizde size katı bir cisim olduğunuzu gösterir.
Ancak, Einstein
la başlayarak modern fizik bu gerçekliğin tıpkı çöldeki bir
serap olduğunu (hayal mahsulü olduğunu) kesinleştirmiştir.
Bütün fizik
madde, çevremizdeki her şey belirli bir frekansın sonucu
oluşmuştur ve şayet frekansını yükseltirseniz (amplify)
maddenin yapısı değişir.
Sarışın
konuşmacı: Bu işin ruhu sistemin bir hologram olduğu
gerçeğidir. Ben buna süper hologram diyorum ve bunun
içindeki her şeyde hologramın bir ifadesidir. Hologramın en
büyük özelliklerinden biride budur. Holografik resmin her
parçası bütünün küçük bir versiyonudur.
Burada gerçeklik
öylesine birbirine bağlıdır ki küçük bir bölüme
baktığınızda bile orada diğer bölümlerle ilgili bilgiyi de
görürsünüz. Kısacası, baktığınız bu küçücük parçanın da
bütünü içerdiğini görürsünüz. Bir yerde gerçekliği
bölebilirsiniz, çünkü biz bir hologramı bölüyoruz ama bir
parçacığın nerede olduğunu bulamıyoruz, çünkü aradığımız
parçacık her zaman bütün parçacıkların bir yansımasıdır.
Yeni ses, pembe
görüntülü resim: Bir hologramda bütün desen kendi
içinde bütün ve tamamdır ve siz bu bütünden herhangi küçük
bir parçayı dışarı çıkarıp yakından incelerseniz
görürsünüz ki bütün desen kendisini sürekli olarak tekrar
etmekte.
Bu desenin
herhangi bir yerindeki küçük hologramlardan birindeki
herhangi küçük bir özelliği değiştirirseniz bu değişimin
bütün sisteme yansıdığını görürsünüz.
Esmer, kravatlı
konuşmacı: Fizik, her öğreticinin (manevi konularda)
yaptığını, yani maddenin olmadığını açıkladı,
Maddenin gerçeği
ise evrenin özünün şuur olduğudur.
Ancak, evrenin
özünün madde olduğu /evrenin maddeden ibaret olduğu
düşüncesini ben korkudan kaynaklanan bir ikilem olarak
adlandırıyorum.
İnsanlar,
sessiz bir hırs ve endişe içinde mümkün olduğu kadar fazla
maddi zenginlikler ve mal varlığı edinmeye çalışır, ama
gerçekte evrenin özü şuurdur.
Bu nedenle en
önemli şey inançtır.
Sarışın
konuşmacı: Korku çok yavaş ve yoğun bir titreşim dir.
Şayet, siz korkunun girdabı içine girer ve bu girdapta ne
kadar fazla korkarsanız o denli yavaş titreşimli ve yoğun
bir konumda olursunuz. Zaten, global olarak ustaca
kontrol edilen ve yapılandırılan, empoze edilen
görüntüler bizi korkmaya, stres sahibi olmaya yarın için
endişelenmeye, geçmiş için pişman olmaya ve şimdiki anı
unutmaya teşvik edip yönlendirir. Kısacası, bizi yavaş
titreşimli ve yoğun bir duruma getirir.
Mavi zeminli
görüntü: Biz gelecek hakkındaki düşüncelerimizde
çok dikkatli olmalıyız, çünkü bir inanca ne kadar
bağlanırsanız gerçek holografik olduğuna göre siz onu o
ölçüde yaratırsınız. Bildiğiniz gibi her gerçek
düşünceden/düşüncelerden üretilir. Her bir düşünceniz sizin
gerçeğinizi inşa etmeye başlar ve böylece her düşünce
sanki bir örümceğin ağını örmesi gibigerçeklik
ağını oluşturur ve bu ağ büyüdükçe büyür.
Sarışın
konuşmacı: Burada esas anahtar enformasyondur,bilgidir.
Çünkü, bu matriks, bu hayal mahsulü gerçeklik gerçeğin
kendisidir. İnsanlar bana ‘’matriks nedir ?‘’diye soruyorlar
. Cevap: Matriks enformasyondur,bilgidir.
Antenli
konuşmacı: Enformasyon açık sözlülüğü yaratır.
Enformasyon akışı hızlandıkça açıklık artar. Bu gerçeğin
demonstrasyonu matematikçi Theodore Gould tarafından
yapılmıştır . Önceleri, açıklık sadece öngörülemeyen
fonksiyonlardı ve, böylece her şey daha belirsiz oluyordu.
Sarı zeminli
bölüm: Açıklık, kırıklar, parçalar, bütünler ve kaos
teorisinin içine girmeye başladıkça ve ona bir görüntü
olarak bakmaya başladığınızda, tam bu noktada, işte tam
burada illuminati ve dünya liderlerinin negative, olumsuz
tutumları ve kaostan bir düzen yaratma felsefelerine doğru
bir geçiş başlar.
Bu görüşte bir
anlamda biraz gerçek payı vardır, şöyle ki sistemin dengesi
bozuldukça sistemde gelişigüzel değişimler olur ve bu
değişimler kendilerini daha yüksek seviyede bir kompleksite
olarak organize ederler.
Siyah kravatlı
konuşmacı: Atom altı seviyede gerçeklik gözlemcinin
veya ölçümü yapan bilim adamının beklentilerine göre
değişir. Evrendeki her şey atomaltı parçacıklardan
ibarettir.
Mavi zeminli
bölüm: Bu parçacıklar çok çok büyük boşlukların
etrafında şimşek hızında dönerler ve madde cisimler
değildirler. Bunlar devasa bir enerji ve bilgi boşluğunda
ki enerji dalgalanmaları ve bilgidir.
Uzun saçlı
konuşmacı: Şu anda bilim bize atomun içinde
bulunduğu alanı değiştirebildiğiniz zaman atomunda
değişebileceğini gösteriyor. Biz, bu atomlardan meydana
geldik. Böylece, kalbimizdeki duygularla bu alanı, her
şeyin bağlandığı meydana geldiği bu alanı değiştirmekteyiz.
Gerçekte ise biz fizik realitemizi değiştirmekteyiz.
Sarışın
konuşmacı: İçinde yaşadığımız (hayali) gerçekliği
kabul ettiğiniz, biolojik bir bilgisayar olan bu fizik
bedenin ne olduğunu anladığınız, en önemlisi kendinizin bir
şuur olduğumuzu anladığınız zaman benim yaptığım gibi bu
dünyanın nasıl yapılandığına, nasıl çalıştığına bakarsınız.
Ve şöyle dersiniz ‘’Sen bunu neden yaptın, sen şunu neden
yaptın?’’
Birden her şey
kristal gibi parlak ve berrak bir şekilde açığa çıkar ve
dünyanın neden böyle yapılandığını anlarsınız. İnsanlar
gözleriylebakarlar ve şöyle düşünürler ‘’İşte,
benim gördüğüm bu ve Dünyabu gördüğümdür’’.
Ama gerçek böyle değildir. Zira,
bizim gördüklerimiz sonsuz bir enerji alanının içindeki
sonsuz frekans aralıklarında ki çok çok küçük bir frekans
aralığıdır ve aslında holografik bir televizyon show u
gibidir.
Şakralı bölüm:
Evreni meydana getiren yapı taşlarını şuur yaratır. Ben,
bizim olmadığımız bir evrenin var olabileceğini
düşünemiyorum. Çünkü, biz evreni gözlemleyince bu gözlem
içinde yer aldığımız ve bir parçası olduğumuz evreni
yaratıyor ve ilerledikçe de yaratmamıza izin veriyor. Biz,
evrenimizi tanımlamaya, neye benzediğini anlamaya
çalışırken hiçbir zaman evrenimizin kenarına
ulaşamayabiliriz. Biz, bizi meydana getirmiş olan Kuantum
dünyasındaki en küçük parçacığın neden yapılmış olduğunu
tanımlayıp bulamayabiliriz . Bunun sebebi ise her nereye
bakarsak bakalım şuurumuz orada bir şey keşfedeceği,
bulacağı beklentisi içinde olur, dolayısıyla bu bakış, bu
keşif, bu gözlem bir şey yaratıp görmemiz için önümüze
getirir. Aslında ilerledikçe, yol aldıkça biz bu evreni
yaratmaktayız.
Pembe adam
figürü: Şuur, evrenin programlama lisanıdır.
Biz, ne olduğumuz hakkında yaptığımız her işlemde şuurun bir
iletkeni konumundayız. Şuur bizim içimizden geçer ve
bizden açığa çıkar. Bizler yaratıcıları ve bizler bu
gezegende hedef olarak seçilmişiz, çünkü hepimiz gerçeği
iletmekte, yayınlamaktayız.
Şayet, beyninizin
şalterini kapatırsanız ve medyanın bir illüzyon olan
yayınlarına maruz kalırsanız bilin ve anlayın ki bizler
kullanılmaktayız. Bu durumda bizler, hileli bir şekilde
yönlendirilerek gerçeği yaratmış oluyoruz. Şayet,
biz belirgin bir şekilde değiştirilebiliyorsak (medya
aracılığı ile), o zaman yarattıklarımız bize ait olmaz, ama
başkasına ait olur.
Yeşil zemin:
Bu odadaki herkes kuantum fiziğinin içine girene kadar,
daha doğrusu konuyu kuantum seviyesinden, moleküler
seviyeden ele alana kadar kendilerinin gerçekliği kontrol
ettiklerini söyler.
Şapkalı adam:
Dünya, bir luna parkta yükselip alçalan bir oyuncak alete
benzer. Şayet, ona binmeyi seçerseniz gerçek olduğunu
düşünürsünüz. İşte, bizim zihinlerimiz o denli güçlüdür.
Bindiğimiz alet yükselir alçalır, döner döner, keyif verir,
ürkütür ve belli bir müddet için çok parlak renkli ve
eğlencelidir.
Bazı kişiler uzun
bir süredir bu geziyi yapmışlardır ve kendilerine bunun
gerçekmi yoksa sadece bir gezimi olduğunu sorarlar ve diğer
insanlarda kendi yaptıklarını hatırlayıp onlara cevap
verirler ‘’Hey! Endişelenmeyin, korkmayın.’’