Akıl nedir?

Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:

- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?

Doktor cevaplar:

- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç şey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Daha sonra ise kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız?

Adam:

- Hımmm…  Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova hem kaşıktan hem de fincandan büyük.

- Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker!

Ders: Akıl, sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır.

Akılla ilgili pek çok bilgi var beynimizde. Astroloji yönüyle ifade etmek gerekirse aklın Satürn ve Uranüs'ün tesirleriyle oluştuğunu belirtmekte yarar var. Ancak, Satürn maddeye dönük aklı oluştururken, Uranüs madde ötesine dönük aklı verir.

İnsanda mevcut vehim denen illet aklın üstesinden gelir. Ona yapılamayacak şeyleri yaptırır. Ama evrensel boyuttaki akıl ise vehmi galebe çalar.  Hz. Muhammed (s.a.v), "Ya Ali sen Allah’a aklın ile yaklaş" ifadesi ile konunun önemini hatırlatır bizlere.  Bir başka sözü ise "İnsanlara akılları nispetinde konuşun" dur.

Bu açıklamayı çok geniş anlamda ele almak gerekir. Vurgulamak istediği nokta anlayabildiğim kadarı ile bir kapasite meselesidir. Farklı istidat ve kabiliyetlerce var olmuş kimselere derin anlamları yüklemeniz mümkün değildir, demek istiyor.

Hz. Musa da asasını yani aklını her daim kullanır.

Yusuf suresi 16. ayetinde de bir nebze olsun konuya değinilir.

De ki: "Eğer Allâh dileseydi Onu size okumazdım; Onu size bildirmemiş olurdu!.. Ondan önce sizin içinizde gerçekten bir ömür kaldım... Aklınızı kullanıp bunu anlamayacak mısınız?"

İnsanın varlığını diğer hayvanlardan ayıran özellik akıldır. Düşünce ile söyleme biçimini ayarlayan da bu soyut fonksiyondur. "Vahşi halimizden evcil halimize geçmek" için onun devreye girmesi şarttır.

Akıl yoksunu birinden (bir deliden) iman etmesi beklenemez.  Çünkü onun bu fonksiyonları yok olmuştur.

Akıl bir gerçekliği aktif bir şekilde kavramaya, yine bireyi aktif bir konum izlemeye hazır hale getirirken, eksikliği, toplum yapısını zedeleyen durumları ortaya çıkarır. Bunlar, felakete cinnete/cinayete kadar varabilir.

Bir çocuğun acı hissedecek basit bir olay karşısında, avaz avaz feryat ederek ağlaması, henüz buluğ çağına ermemesi, hormonlarının tam olarak devreye girmemesi, yani aklını kullanamaması ile izah edilebilir. Hâlbuki ortada büyütülecek bir şey yoktur.

Bu konudaki görüşlerimi yukarıdaki fıkraya değinerek tamamlamak istiyorum. Akıllanmayan insanlar, gelecekteki nevrozlar için çok önemli bir rol oynar. Ve “deli” damgasını yemekten kurtulamazlar.

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş