Bilgi sahibi olmak

     Üzerinde durduğumuz son derece önemli ve incelik taşıyan şeylerden biri, hiç şüphesiz bir konuyu anlamak, ikna olamadığımız veya tereddüt içinde kaldığımız yerleri araştırmak, öncelikle ileriyi düşünüp sonrasında da paylaşmaktır.

     Bilgili kimseler, önce okuduğunu anlayıp sonra yansıtmayı düşünür. Sayılan bu hususlar onların asli görevidir.

     Örneğin, kâinat denilen muhteşem eseri değerlendirip aktarabilmek, yapay yaklaşımlarla mümkün değildir. Böyle bir anlayış son derece mahzurludur. İlim olmadan kozmosu algılamak söz konusu olamaz.

     Her alanda olduğu gibi mistisizmde de bilge kişilerden, ilim sahiplerinden övgü ile bahsedilir. Bu bağlamda Gazali’nin "bilime yaptığı katkının" görmezlikten gelinmesi, İslâm’ın bilimde gerilemesine neden olmuştur.  Bu nedenle bilgi ile donanmak isteyenler, “gerici” diye tanımlananlardan uzak durur. Aslında bu sınıf bilginin gerekli olmadığını iddia ederken, mevcut gelişimleri de desteklemez.

     Bilgili bir kimsenin en önemli görevi; etrafındakileri uğraş verdiği alanda sıkmaması,  serbest bırakıp, üretici olmayı öğretmesi ve teşvik etmesidir.

     Unutulmamalı ki tartışmayı önleyen bir tavır güdük kalır. Akılcı, tutarlı davranan,  hem bilgisine hem de kendine saygınlık kazandırabilir.

     Sanıyorum, son zamanlarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor toplum yapısında.

     Şöyle ki; bazıları, her alanda kendini nedense otorite gibi görmeye başladı.
     Adeta bir yetiştirici havası içinde hiçbir temele dayanmayan, gelişi güzel fikirleri ile anlamsız yorumlara giriyorlar.  Bir datanın alternatifini sunmadan, “yanlış” demek ve önyargılı şekilde onu kabullenmek, düpedüz bir gericilik.      Ayrıca hataları düzeltmek bir yana, geri dönüldüğünü görmeye ve bunlar üzerinde düşünmeye çalışmıyoruz.

     İşte bunu anlamakta zorlanıyorum!

     Belirli bir yaşa kadar gelmiş ve bu süreç içinde, ilimle hiçbir ilişkisi olmamış veya o sofradan çok az şekilde nasiplenmiş, kültür birikiminden, deneyimden yoksun olan biri, özellikle tam olarak netleşmediği, ihtisaslaşmadığı konular üzerinde konuşup ahkâm kesebilir mi?

     Elbette konuşamaz.

     Daha açıkçası, düşüncesi olmadığı halde bir meselede ‘benim kanaatim budur’ dese bile ayıp olur, sakil kaçar.

     Çünkü konuların hafifliğe tahammülü yoktur.

     Görüş ve kuramlara dayanmadan aktarılan bir konu, insanın geleceği açısından çok ciddi sonuçlar doğurabilir.

     Sonuçta bireyleri tedirgin edecek, ikilem içinde bırakacak olursa ne yaparsınız?

     “Ben anlamam bana ne”deyip bir kenara mı çekileceksiniz?

     Bugün aklı başında bilinç/bilgi sahibi biri, sisteme uymayan, hayali konuları temel olarak ele almaz. İşte yaratıcılık denen nitelik de bu vasıftan kaynaklanır.

     Ayrıca,

     ‘O tür insanların esiri olmak ve bilgi düzeylerinin insafsızlığında alabildiğine yok olmak!’gibi önemli bir tehlike de var.

     Ben bunu "beynin kilitlenmesi" şeklinde nitelendiriyorum.

     Evet, bilimin çok aktif ve başarılı olduğu, sistem üzerinde, ağırlıklı şekilde rol oynamaya başladığı bu günlerde hezeyanlardan uzak durmanın sayısız faydaları söz konusu.      Bunun sakıncalarından kaçınmak gerekiyor. Aksi halde bilgi, meşruiyetini kaybeder.

     İlgilenenler varsa duyurmak görevimizdir.

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş