Dersimizin adı: Tasavvuf

   

   

     Çok garip. Kendini kanıtlamış, dünyaca kabul görmüş insanların ilgilendiği bir alan oldu tasavvuf denen ilim ve hal.      Örneğin özellikle Japonların, Konya'yı mekân tuttuğunu duymuşunuzdur. Mevlâna aşığıdırlar. Ona yakın olmak isterler.   Gayeleri kendilerini adeta boğan madde dünyasından kurtulmak, İNSAN olmaktır. Bunun için almak, öğrenmek istedikleri şeyde bahsini ettiğimiz, tasavvuf eğitimidir.

Peki, neden bu kadar gerekli görüyorlar ki? “İçlerindeki boşluk, onları bu noktalara sürüklüyor”  diye düşünmek, kanımca doğru olacaktır.

     Tasavvuf, ayrıca hayatın rengini değiştiriyor, sıradanlığından kurtarıyor. Bu işe merak saranlar, büyük Usta'nın şu muhteşem sözü ile yaşama bakıyorlar: "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım."

     Açıkça görülüyor ki eski, eskide kalmış. Artık yeniyle ilgilenmek gerekiyor.

      Ve ağır, ama emin adımlarla insanlık basamağında tırmanmaya başlanılıyor. Tasavvuf, hayatımızda yer eden "bir yerlere yetişmek", ulaşamadığımız anda ise "bunalıma düşmek" sevdasından bizi kurtarıyor. Gayesiz yaşamak değil bu düşünce. Ezber bozma anlamında dillendirdim. Ayrıca, bu ekolde insanın değerleri değişiyor, toplum değerlerine pek uymuyor. Ancak her türlü ihtimal yaşanır hale geliyor.

Hayatın gelgitli yollarında, kimi zaman kurnazlıktan, bazen de, saflığından ötürü birimin davranışları saygısızlığa dönüşebilir. Huzursuz bir ortamda bulur kendini. Tasavvufa gönül verenler, bu tür koşullardan dikkatlice kaçınır. Şeytanın tuzaklarına düşmez. Çünkü o "bilmediklerine iman" etmiştir. Tepki vermemeye gayret ederler. Eğitimin başında olanlar hiç karşılık vermez değil, ama büyük ölçüde kendinde bunu hapseder, yani hazmederler. Ustaları ise bana mısın demez.    Oralı bile olmazlar.

     Tasavvuf öğretisi, seçimlik ve kontrollü olmalıdır. Ezbercilikle, taklitçilikle, hoca ağzıyla bu işler yürümez. Basit bile olsa hata olmamasına gayret edilir. Hata yapanlarda af edilir. Belki bir usta çok konuşmayabilir, ama o suskun halinde dahi insana faydalı olacak konumları açmayı bilir. Güçlü hisleriyle, itiraf etmediğiniz halde yanlışlarınızı anlar, suskunluk içinde kalır. Bu bir haldir.

     Hatalarınız, Bedenine mahkûm olmanın, "mental hayvan" konumunda kalmanın bir göstergesidir. Bir anlamda yanlış yaptığınızı kabul edersiniz.   “Hasiyb” isminin açığa çıkışıdır. Ardından "züntikam" devreye girer. Bu halleri birçok defa yaşar, acı çekerek bu konumu üstünüzden atarsınız.

     Bir tasavvuf ehli kimi zaman istenmediğiniz halde bir mekânda bulunmak zorunluluğunu hisseder. Bu, yokluğun testidir. Nefsinize hoş gelmediği, istemediğiniz için bu oluşum yerindedir. Kimi zaman da ısrar ettikleri halde gereğini yapıp o toplumdan sessizce ayrılırsınız. Bu da varlığın testidir. Orda kalmamanız gerekir. Yerli yerince yapıldığı takdirde anlam kazanır bu hareketleriniz ehlince. Bu bir öğretim ve yaşam metodudur. Talep üzerine bildiklerinizi anlatır, "Benim kanaatim böyle demeyi ihmal etmez", insanları etrafınıza toplamaz, arzularıyla hareket etmez, egonuzu tatmin yoluna gitmezsiniz.

     Konu Din olunca “akan sular durur.” Bunu iyice idrak etmişsinizdir.

     Şayet belli bir noktaya gelmiş ve başarılı iseniz size ilgi duyanlar gittikçe artar. Gittiğiniz yerde sıcak bir hava ile karşılaşırsınız. Artık birlikte düşünme-hareket etme,  tüme varma süreci başlamıştır.
     Normali dışında olan bu gelişmenin farkında olup cesaretsiz kimseler bile, size gönül kapılarını açarlar. Kayıtsız kalmanın hiçbir işe yaramadığı ortadadır. Eleştirilerini bir yana bırakıp tek bir çatı altında buluşarak algılayamadıklarını, algılar çözemediklerini çözer hale gelirler.

     Ve Onlara sırlar açılır. Unutmayın, tasavvuftan gaye, trafikte, sinemada, tiyatroda, camide, okulda pazarda, eşinde, çocuğunda "hakkı müşahede" etmek, görebilmektir.

Kur'an’ın özüdür bu ilim. Gerçek dersin adı da budur.

 

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş