Diyaloğun bitişi, tahakkümün başlaması

   

     İyi bir insandan beklenen şey; en azından kendi içinde bir tutarlılığının bulunması, mantıksız veya abes diye tanımlanması mümkün olmayan, bir analiz/yoruma ve yeteneğe sahip olmasıdır.

     Çünkü bu felsefeyi yürütmenin zorunlu bir kabulü, bir koşulu vardır.

     Örneğin, iman dairesinde yaşayan bir birim, hiç kimseye, hiçbir şekilde saldırmaz, husumet göstermez. Olayları olduğu gibi kabullenir, “öyle imiş” diyerek geçer gider.

     Bir konunun üzerinde fazla durmaz.

     Dışsallığı itibariyle, tecrübesi yönüyle yaşamı böyledir.

     Öfkeye kapılmaz, kendini tanınmayacak hale getirmez. Ahlâkı buna izin vermez. Çünkü edebini insanlıktan almıştır.

     Ancak ahlâkı ile kendisi arasına vesvese-şeytan girerse durumlar değişir. Olumlu hallerinin üzeri örtülür. Hasletleri birer birer yok olur. Batağa saplanır. Tahakküm arzusu ile yanıp tutuşur.

     Tabi bir insana yakışmayan bu kötü haslet, onu iyiden iyiye kirleterek başka beşeri duyguları da oldukça kuvvetlendirir.

Yalancılık, kibir, sahtekârlık, tahakküm, bencillik gibi…

Bu vasıfları taşıyan insanlarla diyalogun tesis edilmesi mümkün değildir. Ve bunun asıl sorumlusu, cahil olan değil, olayın vahametini anlayamayan insandır.

Haliyle, diyalog kopar.

     Diyalog deyip geçmeyin. İletişimin en mükemmel yanı budur.

Dinlemeden konuşan, karşısındakine söz hakkı vermeyen, öğrenmek için değil de fikirlerini zorla kabul ettirmek isteyenler, beyinleri ne kadar çalışırsa çalışsın, muazzam bir hafıza yeteneğine sahip olursa olsun, bu lâubalî hareketlerinin neticesinde farkında olmadan çok şeylerini kaybederler.

     Bu değer kaybı, konuşma yeteneklerini sınırlar, amaçlarından sapmalara neden olur.

    En önemlisi, hakikatin peşinde olduğunu söyleyenleri vurur.      Konuşmayı ve dinlemeyi bilmeyenler, fikri alışverişlerde bulunamazlar.

     Bu türlerde diyalog değil, olsa olsa monolog vardır.

Böyle bir birim, asla “kendini bilme” yoluna adım atamaz. İçselliğe, boyutsallığa geçmesi adeta imkânsızdır. Değişim, onun için bir hayaldir.

     Eğer bu şartlar yani diyalogsuzluk artarsa, bilinmeli ki bundan sonraki devre, tahakküm etme şeklinde vücut bulur. Oysa söz konusu bu vasıf, sosyal alanda kınandığı gibi dinen de yasaklanmış, inanç sahiplerini birbirlerine, zorla diledikleri şeyi yaptırtma aşamasına gelmemeleri hususunda uyarmıştır.

     Çok enteresandır insanoğlu, tüm ikazlara rağmen en yakın çevresi için dahi bahsini ettiğimiz bu sıfatı kullanmaktan kaçınmaz.

     Kendi isteklerinin peşinde koşanların hali budur.

     Takdire asla boyun eğmeyen, kabullenmeye yanaşmayan, ölümün gölgesini hatırlayamayanların bu tür hareketleri, azımsanmayacak kadar çoktur.

     Toplumun bu yönde verdiği kurbanların acısını gördükçe, din merkezli bir kültürden kopmanın ne kadar yanlış olduğunu söylemek zorundayız.

    Bilinmeli ki, diyalog kopukluğu, tahakküme açılan bir kapıyı, tahakküm ise şiddete varan bir eylemi oluşturur.

     Üzerinde devamlılık gösterilmeyen olumlu hasletler, zamanla paslanır hale gelir ve işin içinden çıkılmaz durumları ortaya koyar.

     Sonuç olarak birim, öfke ve intikam duyguları gibi bir hayvanda dahi olmayan davranış biçimini sergileyebilir. Ve insanoğlu inisiyatifini peyderpey kaybeder.

    Bu ‘U’ dönüşü hiç şüphesiz, varoluş gayesini ortaya koyarken, siz onun münevver bir insan olduğu bilinci ile tahmin dahi edemeyeceğiniz davranışları karşısında adeta bir şoka girersiniz.

     Böylelerinde artık “ahlaksızlık ve ikiyüzlülüğün” her biçimini görebilmek mümkün.

     Ancak bu gibilerin fıtratını kontrol edememenin sonucuyla ne hallere düştüğünü, sorunları ile baş edemediğini görmemesi de bir gerçektir.

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş