Genetik tamirat
Ahmet F. Yüksel
 

Bedenimizde, hücrelerimiz içinde, daha doğrusu: genetik yapımızda, bir onarım (tamir) mekanizması olduğunu biliyor musunuz? Bu mekanizma sayesinde, yaşamımızı, eh işte mümkün olduğunca, sorunsuz sürdürebiliyoruz. Yani ana karnındaki ilk genetik biçimlenmemizi, doğduktan sonraki ve bizi normal koşullarda 70–80 yıl götürecek bedenimizi nitelik ve nicelik yönünden ayakta tutabilmemizi, bu onarım mekanizmalarına borçluyuz.

Bu mekanizmalar olmasaydı, kişisel “Genom” umuz, yani genetik yapımız, çok hızlı bozulur, bedenimiz dışarıdan, birçok farklı yönden bombardıman altında kalırdı… Çeşitli organlarımız belki de işlevlerini çok hızlı kaybederdi… Ya da sırım gibi bedenler ucubelere dönüşürdü…

Genetik yapısında onarım mekanizması tamamen devre dışı kalmış bir insan topluluğunun neye benzeyeceğini kestirmek güç olabilir. Bu mekanizmanın kısmen çalışmadığı insanlar ve bu nedenle ortaya çıkan çeşitli hastalıklar var.

Peki, nedir bu onarım mekanizması? Bedenimizin işlevselliğini ayakta tutan DNA’nın zarara uğraması durumunda hemen harekete geçer DNA tamircileri…

Hasara uğrayan DNA bölümlerini derhal kesip çıkartarak işlevsiz bırakır ve yerlerine, aslına uygun DNA parçalarının konmasını sağlarlar…  Diyor Cumhuriyet Gazetesi yazarı Orhan Bursalı, Genetiğinizi Koruyun başlıklı yazısında…

Diğer yandan, 09.01 2000 tarihli Akşam Gazetesinde Cinsellik ve Gen başlığı ile çıkan yazımda benzer noktalara değinmiş, yaptığım analizlerle tamirat işine bir nebze olsun açıklık getirmiştim.

Bu olay ile ilgili görüşlerimi belirtirken Orhan Bursalı gibi ben de en azından bir tuğla koyduğumu düşünüyorum.

Yazımın çatısı cinselliğin inşası için gerekli olan şey üzerine kurulu idi. Önemli kısımlarından alıntıları aktarıyorum:

DNA'larda meydana gelen bozuklukların düzeltilmesinde cinsellik çok önemli yer tutar; çünkü hatalı DNA oluşumuna yol açan mutasyonları kısıtlar. Bu kısıtlama işlemi, hatalı kodun, kadınla erkeğin birleşmesi sırasında, tamir enzimlerince uzaklaştırılması ile gerçekleşir.

Yaklaşık dört milyar yıl önce başlayan insan neslinin sağlıklı bir şekilde devamı, her türlü değişikliğe rağmen, cinsellik sayesinde olmuş, anne ve babadan aktarılan genetik veriler harmanlanıp onların sahip olduğu özelliklerin dışındaki bilgilerin de yeni kuşaklarda ortaya çıkmasına zemin hazırlanmıştır.  Kısaca belirtmek gerekirse, cinsellik; varlık ile ilgili tüm bilgileri içeren genleri tamir eden, mutasyonları, bozulmaları kontrol altında tutarak, onları (genleri) sağlıklı tutan çok gelişmiş bir sistemdir. Böylece o tür, her türlü mikro ve makro değişime rağmen, yaşamını devam ettirir, ortak özellikler havuzundan her an yeni oluşumlarla kendini tamir etmeye devam eder…

Bu arada değinmeden geçemeyeceğim bir konu Gen tamiratının sadece içteki mekanizmayla düzenlenmediği hususuydu.

Cinsellik olayı bunun kanıtıdır. Bu faktör, dıştan bir etkiyle içteki tamiratçıların yapamadıklarını başarmıştır.

Demek ki dıştan yapılan müdahaleler dahi oldukça önemli.  En belirgin örneği Mistisizmde zikir bahsinde göze çarpıyor. Birey, belirli kelime tekrarı ile programlanmamış hücreleri programlayabiliyor ya da daha az programlı olanları yeterli seviyeye ulaştırabiliyor. Veya bozuk hücre grubunu tamir ederek eski haline dönüştürebiliyor.

Ben konuşmalarımda, bu işlevin dıştan yapılan bir baskı ile bir hücrenin diğerini programladığı yolunda görüş bildiriyordum, ama öyle değilmiş. Öğrendim ki; programlanan hücre bir daha programlanamıyormuş. Boş olanlar ancak doldurulabiliyormuş. Ne var ki, bu düşünce pek mantığıma uymadı.

Yani ‘boş hücre’  hususu!

Böyle bir şey nasıl olabilir ki? O zaman varlık ‘Her biri kendi şakülesi doğrultusunda hareket eder’ buyruğuna pek uymuyordu. Ne yalan söyleyeyim, bunu düşünmekten kendimi alıkoyamadım. Göz ardı edilmemesi gereken zorlu bir eleştiriydi bu, ama Ben de anlamak zorundayım.

Zira bu tarz bir yaklaşım, halifelik niteliğine halel getirebilir, her zerrede zatı-sıfatı-esması ile var olanı perdeler diye düşünüyorum.

Ama yine de üzerinde çakılı kalmıyor, “illa ki böyledir” demiyorum.

Madem söylenmiş, ‘denmişse denmiştir’ deyip sonuçta iman ediyorum, geçip gidiyorum.

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.  

 

 
 
Mekke - 23.10.2006
sufizmveinsan@gmail.com
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com