Üremek(Çoğalmak)

   

 

    

     Ünlü bilgin Galileo Galilei’nin yürüttüğü fikir üzerine yaptığı değerlendirmeleri insan anımsamadan edemiyor.

     Bilindiği gibi ünlü bilgin Galileo, “Dünya, Güneş’in çevresinde dönüyor” dediğinde kendisini “Engizisyon Mahkemesinde”  buluvermişti.

     Mahkemede bu “sav”ını Engizisyon “yargıçlarına” uzun uzun anlatmış, geliştirdiği teleskoptan yaptığı sayısız “gözlem”den, ayrıntılı bir biçimde söz etmişti.

     Ne var ki yargıçlar inanmamakta kararlıydılar. Galileo’nun sözü, duyulmaz, anlaşılmaz ve işlemez olmuştu. Tespitlerini geçerli bulmayıp hükmü öne çıkardılar.

     Galileo, mahkûm olmuştu. Yanlışlıkla verilen bir karar mahiyetinde olsa da hüküm giymişti. Artık geriye dönüş söz konusu değildi…

     Hüküm kavramını özellikle mistik-inanç sahiplerinin kesinlikle çok “ciddîye” alıp değerlendirmesi gerekir.

     Gerçekten ilâhî anlamdaki dinler halkı uyarıp “O’nun sistemlerinde değişiklik yoktur” şeklinde çok ciddî bir uyarıda bulunmuştur.

     Kuşkusuz hükümlere uymayanlar, karanlıklardan çıkamaz, aydınlığa kavuşamaz.

     Bilemiyorum! Sıcak odalarında, rahat koltuklarında yan gelip yatan, TV seyredip hayatın bu şekilde devam edeceğini düşünenler, bu ve benzeri hükümlerin bizler için olduğunu hatırlıyor mu acaba?

     İnsanoğlu ister içe dönük bir ömür sürsün, ister dışa dönük bir hayat yaşasın, bahsettiğimiz bu hükümlere uymak zorunda.

     Çünkü bugünün dünyası bıçkınlarla dolu. İnsan hiç değilse korunabilmek amacına matuf bir şekilde kesinlikle kurallara sığınmalı. Yoksa başka türlü varacağı bir yer olamaz.

     Buraya kadar yazılanların sonucunda şu anlam çıkıyor: Bireyin kendisini koruması için, kurallar bütününe inanması, bunun yanında dışsal boyutlarda karşılaşacağı olaylarda şayet hatalı davranışlarda bulunmuş ise aleyhine verilenleri kabullenmesi ve edebini takınması şarttır.

     Bir başka kesin ve doğru tavır ise “suskun” kalıp ‘yaşanan olayların analiz edilmesi’ düşünülmesi oluyor. Böylesi bir durum, sadece kişinin kendine değil, “toplumun toparlanmasına” da vesile olabilir, yaşayana kemalat getirir, olgunlaşmasını sağlar.

     Yaşamak deyince; balık tutmayı, obezleşmiş bir şekilde tembelliği sürdürmeyi, caddelerde bir aşağı bir yukarı dolaşmayı, sözün kısası vur patlasın çal oynasın hayatı sürdürmeyi düşünmek değil, hükümlerin ne getirip neler sağlayabildiğini fark edebilmeyi anlamak doğru olur.

     Unutmayın! Üretemeyen, sırtını mala mülke dayamış, gitgide hantallaşan bir fert çöküş içindedir.

     Aslında insanı ayakta tutan bütün hükümlere sahip olmayı gerektirmiyor mu? İşte hükümler, evrimleşen insanı, olup bitenlere karşı uyanık olmaya davet ediyor.

     Unutulmamalı hüküm ile insan iç içedir. Ayrı kalması mevzubahis bile değildir. Uzak olduğunu düşündüğünde dahi öyledir.

     Uymayanlar, her alanda olduğu gibi mistik boyutta da çıkmaza saplanmış durumda. Bu şartları dikkate almayanlar sefalet içinde yüzerler. Toplum içinde itibarları düşer, basamaklardan iner, komik ve acınası duruma gelirler.      İradesini kaybetmeyen birey, bu hükümlere “aklımız keserse” kabilinden değil dört elle, âdeta paçaları tutuşmuşçasına sarılır.

     Bunca kutuplaşmış bir ortamda kurallar bütününden uzaklaşmanın çok sakıncalı olduğunu kabul etmek, sağladığı desteği göz ardı etmemek durumundayız.

     Hükümlere uymayanları düşünmek gerekmiyor. Belki onlar için yapılacak yegâne şey “dua” etmek olmalıdır.

     Her alanda gerçekten kendine münhasır olan bu dünyada, kimse perişanlığı yaşayanların konumlarına düşmek istemiyorsa, bir an önce bu uykudan uyansın, kendine çeki düzen versin derim.

 

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş