İkna etmek!

 

     Geçmişten bu yana insanlar arasında konuşan, deneyimlerini paylaşanların çoğunun ortak bir yanı bulunuyor:

     İkna edicilik.

     İkna edicilik nasıl var olur?

     Onu gerçekleştiren etmenler nelerdir?

     Şimdi bu soruları analiz edelim.

     Ben ikna kabiliyetinin, ‘yeniden bir yapılanma ve kültür inşa etme’ anlamına geldiğini düşünüyorum.

     Bu yeni bir bilgi, yeni bir söylem değildir, ama durum budur.

     En önemli yanı, bazı hisleri uyandırması ve bu niteliğin kıymetinin anlaşılmasıdır. İçinde bulunduğumuz her olay, zorlandığımız her konu bunu bize açıkça gösteriyor. İkna edicilik vasfına bu açıdan baktığımızda, durumun vahametini algılıyor, bu özelliğin bizde olmamasından ötürü hayıflanıp duruyoruz.

     Sözün kısası, ortada mevcut bir bilgi-ilim var; söylenecek her şey söylenmiştir, ne var ki bütün bunlar kimseyi yerinden oynatamamıştır. İşte bu süreçte ‘ikna edicilik’ devreye girer, farklı düşünen veya konuyu havada bırakmakta ısrar eden insanların doğruyu bulmasına vesile olur.

     Dolayısıyla bir meselede ısrarla, ama bireyleri sıkmadan üzerine gitmek, herkesin anlayışına, kabiliyet ve istidadına uygun şekilde aktarımda bulunmak, ancak ikna edicinin üstleneceği bir görevdir.

     Diğer yandan, alıcı durumunda bulunan samimi ve makul insanlara ise cesaret ve biraz da sekine gereklidir. Onlara emniyet telkin etmek de ayrı bir iştir.

     Onlar yeniye ve algılamaya açık olmalı, bu aşamada fikir üretmeyi durdurmalı ve konu kendisine basit bir dille yansıtılmalıdır. Bu tür yaklaşımlar bir hayli verimli olacaktır. Ayrıca, ilk etapta ulaşılamayan bir insana “Ne halin varsa gör, ne yaparsan yap” gibilerinden tavır almak, başından savmak, gerçekten çok ayıp ve büyük hata olur.

     Kuşkusuz birçok insan, kendi adına düzenlemeler yaparak, kimilerini ikna yoluyla Allah ilmiyle tanıştırmak istiyor. Ancak bilgi aktarımı ile onu istediği

 

 

noktaya getireceği yerde, yetersizliğinden ötürü, sorumluluğun dışına çıkıp, muhatabını esir almaya başlıyor. Bu tarzı ile onu motive etmek bir yana, büsbütün konulardan uzaklaştırıyor.

     Böyle bir davranışın ne sosyal yaşamda, ne de mistik konuları yansıtmada yeri olabilir. Ayrıca bu ve benzeri şuursuz davranışlar, aktarıcının ehil bir kişi olmadığını gösterir.

     Motive etmek, her birimin harcı değildir. Buna katılıyorum. İknada aşırıya kaçmak hiç de uygun bir hareket sayılmaz. Üstelik muhatabı ‘müşkül durumda’ bırakır.

     Çünkü neticede insan bir robot değildir. Sömürü aracı gibi kabul edilemez. Onun “pozitif yanlarını” bulmak ve derinliğine ulaşabilmek yerinde olacaktır.

     Oysa muhataba “zarar verecek şekilde eziyet etmek, bilmediği konularda onu küçümsemek”, yaklaşımları tersine döndürür ve o kişi bir daha fikir kapısını açmamak üzere kendini kapatır.

     Bu tip hareketler esasen insanlıkla, dolayısıyla İslâmi tavırlarla bağdaşmaz.

     Buradan çıkan sonuç şudur: İkna edicilik görevini üstlenen kişi, önce insan psikolojisini çok iyi bilmek durumundadır. Astroloji bilimi de insanın huy ve karakter yapılarını etüd eden bir bilimdir. İnsanın tabiatını, özlem duyduğu, mutlu olduğu ya da mutsuz olabileceği şeyleri bilmek, yaşamı değerlendirmek açısından, bu ilim önemli bir fırsattır.

     Şayet bu göreve soyunmuş biri, söz konusu uyarılara kayıtsız kalıyorsa, bilmeli ki işi bir hayli zor olacaktır.

     Daha önce bu konuyu aklına getirmemiş olanlar için söyleyelim:

     İkna kolaylıktır, hoşgörüdür, dinleyenin katkılarını dikkate almaktır, bilgisine derinlik sağlamak, sorumluluk bilincine sahip çıkmaktır.

     Şayet sağlıklı bir ilimle birlikte, yetiştirmek endişesi bir yana bırakılır ve bu nitelikler konuşma kabiliyeti ile bütünleşirse, otomatikman bu koşullar ortaya çıkar derim.

 

 

Please select a language

 
 

 

 
| More
Londra - 03.03.2010
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com