|
Geçmişten
bu yana
insanlar
arasında
konuşan,
deneyimlerini
paylaşanların
çoğunun
ortak
bir yanı
bulunuyor:
İkna
edicilik.
İkna
edicilik
nasıl
var
olur?
Onu
gerçekleştiren
etmenler
nelerdir?
Şimdi bu
soruları
analiz
edelim.
Ben ikna
kabiliyetinin,
‘yeniden
bir
yapılanma
ve
kültür
inşa
etme’
anlamına
geldiğini
düşünüyorum.
Bu yeni
bir
bilgi,
yeni bir
söylem
değildir,
ama
durum
budur.
En
önemli
yanı,
bazı
hisleri
uyandırması
ve bu
niteliğin
kıymetinin
anlaşılmasıdır.
İçinde
bulunduğumuz
her
olay,
zorlandığımız
her konu
bunu
bize
açıkça
gösteriyor.
İkna
edicilik
vasfına
bu
açıdan
baktığımızda,
durumun
vahametini
algılıyor,
bu
özelliğin
bizde
olmamasından
ötürü
hayıflanıp
duruyoruz.
Sözün
kısası,
ortada
mevcut
bir
bilgi-ilim
var;
söylenecek
her şey
söylenmiştir,
ne var
ki bütün
bunlar
kimseyi
yerinden
oynatamamıştır.
İşte bu
süreçte
‘ikna
edicilik’
devreye
girer,
farklı
düşünen
veya
konuyu
havada
bırakmakta
ısrar
eden
insanların
doğruyu
bulmasına
vesile
olur.
Dolayısıyla
bir
meselede
ısrarla,
ama
bireyleri
sıkmadan
üzerine
gitmek,
herkesin
anlayışına,
kabiliyet
ve
istidadına
uygun
şekilde
aktarımda
bulunmak,
ancak
ikna
edicinin
üstleneceği
bir
görevdir.
Diğer
yandan,
alıcı
durumunda
bulunan
samimi
ve makul
insanlara
ise
cesaret
ve biraz
da
sekine
gereklidir.
Onlara
emniyet
telkin
etmek de
ayrı bir
iştir.
Onlar
yeniye
ve
algılamaya
açık
olmalı,
bu
aşamada
fikir
üretmeyi
durdurmalı
ve konu
kendisine
basit
bir
dille
yansıtılmalıdır.
Bu tür
yaklaşımlar
bir
hayli
verimli
olacaktır.
Ayrıca,
ilk
etapta
ulaşılamayan
bir
insana
“Ne
halin
varsa
gör, ne
yaparsan
yap”
gibilerinden
tavır
almak,
başından
savmak,
gerçekten
çok ayıp
ve büyük
hata
olur.
Kuşkusuz
birçok
insan,
kendi
adına
düzenlemeler
yaparak,
kimilerini
ikna
yoluyla
Allah
ilmiyle
tanıştırmak
istiyor.
Ancak
bilgi
aktarımı
ile onu
istediği |
|
noktaya
getireceği
yerde,
yetersizliğinden
ötürü,
sorumluluğun
dışına
çıkıp,
muhatabını
esir
almaya
başlıyor.
Bu tarzı
ile onu
motive
etmek
bir
yana,
büsbütün
konulardan
uzaklaştırıyor.
Böyle
bir
davranışın
ne
sosyal
yaşamda,
ne de
mistik
konuları
yansıtmada
yeri
olabilir.
Ayrıca
bu ve
benzeri
şuursuz
davranışlar,
aktarıcının
ehil bir
kişi
olmadığını
gösterir.
Motive
etmek,
her
birimin
harcı
değildir.
Buna
katılıyorum.
İknada
aşırıya
kaçmak
hiç de
uygun
bir
hareket
sayılmaz.
Üstelik
muhatabı
‘müşkül
durumda’
bırakır.
Çünkü
neticede
insan
bir
robot
değildir.
Sömürü
aracı
gibi
kabul
edilemez.
Onun
“pozitif
yanlarını”
bulmak
ve
derinliğine
ulaşabilmek
yerinde
olacaktır.
Oysa
muhataba
“zarar
verecek
şekilde
eziyet
etmek,
bilmediği
konularda
onu
küçümsemek”,
yaklaşımları
tersine
döndürür
ve o
kişi bir
daha
fikir
kapısını
açmamak
üzere
kendini
kapatır.
Bu tip
hareketler
esasen
insanlıkla,
dolayısıyla
İslâmi
tavırlarla
bağdaşmaz.
Buradan
çıkan
sonuç
şudur:
İkna
edicilik
görevini
üstlenen
kişi,
önce
insan
psikolojisini
çok iyi
bilmek
durumundadır.
Astroloji
bilimi
de
insanın
huy ve
karakter
yapılarını
etüd
eden bir
bilimdir.
İnsanın
tabiatını,
özlem
duyduğu,
mutlu
olduğu
ya da
mutsuz
olabileceği
şeyleri
bilmek,
yaşamı
değerlendirmek
açısından,
bu ilim
önemli
bir
fırsattır.
Şayet bu
göreve
soyunmuş
biri,
söz
konusu
uyarılara
kayıtsız
kalıyorsa,
bilmeli
ki işi
bir
hayli
zor
olacaktır.
Daha
önce bu
konuyu
aklına
getirmemiş
olanlar
için
söyleyelim:
İkna
kolaylıktır,
hoşgörüdür,
dinleyenin
katkılarını
dikkate
almaktır,
bilgisine
derinlik
sağlamak,
sorumluluk
bilincine
sahip
çıkmaktır.
Şayet
sağlıklı
bir
ilimle
birlikte,
yetiştirmek
endişesi
bir yana
bırakılır
ve bu
nitelikler
konuşma
kabiliyeti
ile
bütünleşirse,
otomatikman
bu
koşullar
ortaya
çıkar
derim.
|