İslamofobi

     Kim ne derse desin, fertler, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, aslı astarı olmayan, çoğunlukla hurafeye dayalı bilgilerle yaşamaya kendini mahkûm ediyor. Bunlar yaşamın akışını engelliyor, bir sınırlama getiriyor.

     Bu sebeple oluşan dengesizlik, toplumun büyük bir bölümünü kapsar hale gelince kutuplaşmalar başlıyor.

     Ve küçümsenmeyecek bir kesim, farkında olarak ya da olmayarak İslâm’ı beğenmiyor ya da İslâm, bir türlü kendisine beğendirilemiyor.

     Çünkü bazı şeylerin kendi düşüncelerine göre sonuçlanmasını istiyor. Sorunlarına doğru dürüst çözüm getirmesi gerekirken, suçu nedense inanç kurallarında arıyor.

     Örneğin, özgürlük derken "türban" için söylenmedik söz bırakmıyor. Kendini dinine bağlı bir insan olarak kabul ediyor, ancak "kurban kesmeyi" katliam gibi görerek isyanları oynuyor.

     Kimi zaman ‘kader’ diyor, aksi bir olay başına geldiğinde vesile olanı suçluyor.

     “Hayır ve şer Allah’tandır” diyor, ne var ki menfaatine halel gelen herhangi bir olayda ateş püskürüyor, yakıyor, yıkıyor, ağzına ne gelirse söylüyor, şer gibi görmede inat ediyor.

     “Bu kabul dışı eylemler İslâm’da var mı?” diye soranlara cevap verme lüzumunu dahi hissetmiyor.

     "Peki, siz hangi tür İslam'ı tercih edersiniz?" dense, somut olarak söyleyebileceği pek bir şey yok gibi.

     Bu gibi durumlarda kişiler çizmeyi aşmış gibi görünebilir, hatalı olarak da kabul edilebilir, ancak en önemlisi, insanlar birbirine benzemeye başlıyorlar.

     Bu şekilde davrananların yaşam tarzında, herhalde İslâm'ın içeriği hakkında, bir türlü anlayamadıkları, içinden çıkamadıkları, hatta tedirgin oldukları bazı konular var.

     Bazıları teslimiyetlerinden bahsediyorlar(!)

     Onlara şunu sormak lazım:

     Teslimiyetin sınırı ne kadar?
     Yoksa sınırsız bir bağlanış mı?

     Bu durum, bana başkalarına öykünme gibi geliyor. İnsana ne katıyor? Bir düşünmek lazım. Hatta orijin olanın güzelliğini bozuyor diyebilirim.

     Çünkü çok iyi biliyorlar ki, böyle bir gerçeklik/yapı ortalıkta pek görünmüyor.
 

     Ciddiyet arz eden ve üzerinde durulması gereken bir diğer konu da nankörlük meselesi. Nankörlük; şükretmeyen, iyiliklerin değerini bilmeyen ya da bilmek istemeyen bir yaşamın tarifi. Nimeti aldığı yeri unutuyor, kendine mal ediyor, sonra da bunu yaşıyorsun. Maksadın misyon yaratmak ve bunun üzerine oturmaya çalışmak ise dostum, sen gerçekten yanmışın.

     Bu çerçeveye, Allah’ın emirlerini hiçe sayarak ‘adam sendecilik’ gibi bir tarzı benimsemeyi de dâhil edebiliriz.

     Dedikodu-zina yapan, nifak sokan, sevmeyi-sevdirmeyi bilmeyen, kurallara uygun bir yaşam tarzını benimsemeyenin de İslâm’a yaklaşımı pek sevimli olamaz.

     Bir detay da şöyle: Siz bir insan olarak birilerinden hoşlanmayabilir, beğenmeyebilirsiniz. Ancak yine de ‘yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü’ prensibiyle hareket etmeniz beklenir. Şayet böyle bir davranışı beceremiyorsanız      İslam sizin için bir hobiden ileriye gidemez.

     Ayrıca bir düşünün!

     Düşman gibi gördüğünüz insan kim?
     Onda mevcut olan özelliklerden sizde de var mı?

     Böbürlenen, hor ve hakir görmeye alışık zümre, anlaşılmaz biçimde devasa problemlerle boğuşuyor ve süreklilik arz eden bu yönlü davranışlarıyla değerlendirmekten aciz olarak, gerçek yaşamın karşısında yenik düşmenin ezikliği içinde umudunu kaybediyor.

     Bu yenilmişlik ve tükenmişlik duygusunda ısrar eder, özetlemek gerekirse kendilerini uçuruma iterlerken onlara yardım elini uzatır, engelleyerek badireleri zararsızca atlatmasını isteyebilir misiniz?
 

     Biraz zor, ama mutlaka yapılmalı!

     "Demek ki, biz de bireysel varlığa düşmeden, çamura batmadan, evrenselliğe gölge düşürmeden bir şeyler yapabilirmişiz, belki de esas biz hata yapıyormuşuz; önemli bir düşünce insanının verdiği üstü kapalı mesajları değerlendiremediğimiz için günlük yaşamın getirisi olan alışkanlıklara yenik düşüyoruz." şeklinde düşünüp hatasını kabul edenler, herhalde İslâm’ı hobi olarak kabul etmeyenlerdir.

 

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş