Mekke ve Medine anekdotları
Ahmet F. Yüksel
 

‘Uzatmaları oynamak’ deyimi ile ‘Yaşı olmamak’ kavramı arasında bir hayli ince gibi görünen çizginin getirdiği mana farkı vardır.

Şöyle ki; birincisinde istemediğiniz halde bir çöküş, beklenen sona adım adım yaklaşmanız, ikincisinde ise bu sonucu değiştirmeye yönelik bir idrak, güç kazanma; kaygısız, beklentisiz bir yaşam tarzının benimsenmesi söz konusudur. Bendeniz, ikincisini tercih ederek iman yoğunluğu içinde Medine ve Mekke kıyılarına ulaştım. Bu beldelerde tüm insanoğluna sunulandan, çok şükür, nasibimi aldığımı düşünüyorum.

Neler olduğunu merak ettiğinizi biliyorum. Yazacaklarım öyle olağanüstü şeyler değil. Ama söylemek, sizinle paylaşmak istediklerim var.

Bu yıl umrede Medine’de Abdülkerim Ceyli Hazretlerinin, Mekke’de ise Muhittin-i Arabi Hazretlerinin görüşlerinin yoğunluk kazandığını belirtmek doğru olur kanaatindeyim.

Bütün zamanım bu güzide iki velinin insanlığa ışık tutan açıklamalarıyla daha doğrusu bunları deşifre etmekle geçti. Ben onların himayesinde/tasarrufu altında olduğumu, en azından ellerinin üzerimde bulunduğunu düşündüm. Zaten aşağıda okuyacağınız açıklamalardaki temel eksen onların müşahedeleri üzerine kuruludur.

Umre anekdotlarında yanıtlamadığım bazı ibareleri tefekkür etmeniz ve sonuçlandırmanız maksadıyla size bıraktım. Nasip olursa, bunları yeni düzenleyeceğim bir platformda  ‘Bana sorulanlar‘ köşesinde yayımlamayı düşünüyorum. Şimdi izninizle konulara geçelim:

Medine anekdotları:

* Cennet tabakaları sekizdir. Ancak, iki tanesi diğerlerine göre önem taşır.

1) Mücazat cenneti (1. tabaka)

İnsan için yaptığı çalışmaların karşılığı vardır.(Ayet). Bu cennete Salih ameller ile girilir.

2) Mevhibe cenneti (3. tabaka)

“Yüsrayı (kolaylık) ona nasip ederiz.” (ayet). “Oraya kimse ameli ile giremez” denilen cennet. “Siz de mi ya Resulullah?” “Evet, ben de”. Bu cennet mevhibe cennetidir.

* Astrolojiyi kabul, dinde kırılma noktalarından en önemlisidir. Çünkü bu bilim, teklik - kader ve sistemi bütün çıplaklığı ile ortaya koyarken tanrıya geçit vermez. Astroloji, Meleki yapı ile İnsan arasında bir aracı katıdır. Soyut varlıkların/bilgilerin somuta dönüştüğü sınır gibidir.

* Bais isminin manasını ortaya koyan Mufassil isimli melek, Azrail isimli meleği üretmiştir. Azrail, varlığını bu melekten alır.

* Nun isimli melek, ilahi isimlerin haznedarı, saklayıcısı ve koruyucusudur.

* Muid ile mumit isimleri arasındaki fark şudur: İlki yaratılmışları yok ettikten sonra yeniden var eden yani terkibiyet değişikliğini yapan, ikincisi ise, ölümü tattıran, ama yaşamına aynen devam ettiren anlamını taşır.

* Hz. Resulullah’ın kabrinin bulunduğu yer ve bu koridor, baştan sona olumsuz bütün düşünceleri kilitler. İnsan istese de bu alanda menfi bir düşünce oluşturamaz.

Mescid-i Haram’ın kapısı üstünde yazan dua:

Üd hulûha bi selâmîn eminîn (Hicr 15 /46. ayet)

Anlamı: Oraya emniyet ve selametle girin (denilir onlara).

Ancak Kâbe böyle değil, farklıdır. Orada aklınıza her türlü şey gelebilir.

* Hacı olup Arafat’ ta ölen bir insan cehenneme gidebilir. Ne var ki Medine’de ve Mekke’de ölüp cenaze namazı adı geçen mescitlerde kılınan kimse cennete gider.

* Cenneti üst mertebede olan, alt mertebedekini istediği anda ziyaret edebilir.

* İmama uyma tam manasıyla gerçekleşince, özellikle onun dış yapısı (yükselen burcu) hakkında fikir sahibi olabilmek mümkündür.

* Cennette insan ve melek ayrımı, İnsani kemalat göz önüne alınarak yapılır.

* Mekke (Kâbe) ve Medine (mescit) imamları Salih kimselerdir. Büyük ihtimalle şeriat velisi olma durumları vardır. Aksi halde imamlık yapamaz, orda barınamazlar.

* Bir şeyin tek oluşu ile sayısal çokluğu aynı şeydir.
Ahmet F Yüksel

* Ey gafil, neyi reddediyorsan onunla Allah’tan perdelenmektesin.
Ahmet F Yüksel

* Bühller cenneti, Mücazat cenneti diye isimlenen cennettir.
Ahmet F. Yüksel

* Hz. Muhammed’in (s.a.v) cennetteki yeri makamı Mahmud’ dur. İfadelerinden böyle anlaşılmaktadır. Bu açıkça belli olduğu halde Mevhibe cennetinden ‘ben dahi ibadetlerimle bir yere varamam’ şeklindeki beyanı, esasen kendisi ile ilgili değildir. Böylesi bir açıklama bize irade-i cüz’iyenin olmadığını, varlığın tek ve parçalanmaz bir bütün olduğunu gösterir. Önem taşıyan yeri de burasıdır.

* Allah Rasulü ve Kâbe, kendisine hangi maksatla olursa olsun geleni boş çevirmez. O şekilde geri göndermez. Bu onların şanına yakışmaz.

* Sıtma, her müminin cehennemden hazzıdır (Hadis) (Orada açıklandı)

* Allah her güçlüğün arkasından bir kolaylık verir. Bu dua niçin yapılır? (Orada açıklandı)

* Rahman’ın arşı istiva etmesi, ne demektir? (Umre sohbetinde açıklandı)

* İman aklın eseri midir? (açıklandı)

* Akıl, vehmi etkisi altına alır mı? (açıklandı)

* İlahi manadaki kitapla, beşeri manadaki kitap arasında ne fark vardır? Hangisi üstündür? (Umre sohbetinde açıklandı. Velayet Kemalatı ile ilişkisi anlatıldı)

* İlahi kitabı okuyana ne isim verilir? (U.s. açıklandı)

* Zaman zaman, cenaze namazlarını kılmadığım için doğal olarak bana şu soruyu yönelttiler: Neden?
Yanıt olarak şöyle dedim: “Hz. Muhammed (SAV) intihar edenin namazını kılıyor muydu?”

* Edepsiz olmak, mekarimi ahlak sahibinin bir faziletidir.
Ahmet F. Yüksel

* Vahâbilerin davranışları, tutumları size ters gelmesin. Onlar varlığı enfüste bulabilmek için bize yol gösteriyorlar.

* Muttakiler mevhibe cennetindedirler. Çünkü infak etmedeler.

Mekke anekdotları:

* Allah Resulü Hz. Muhammed der ki: “Mezarları sık sık ziyaret edin, orası size ölümü hatırlatacaktır.” Bilgisizliğime verin, cehaletimi bağışlayın ben de âcizane diyorum ki; insanoğlu gücü yettiğince Umreye-Hacca gitsin. Kendisi için gerekli dersleri alsın. Onurlu ve kararlı şekilde bireysel ilişkilerde Evrensel bir ahlak sahibi olarak ödün vermesin, hak ettiği itibarını korusun, Hafid olmasın. Allah ve Rasulullah sevgisini kaybetmesin. Ama lütfen KORUMA DUALARINI OKUSUN bu panayırda üzerine fark edemediği bir yük almasın ve mübarek beldeleri de bir ticarethane havasına sokmasın.

* Hz. Muhammed diyor ki: Kıyamete yakın zamanda Kâbe, bir zenci tarafından yıkılacaktır. Acaba neden bir zenci tarafından! Bunu hiç düşündünüz mü?

* Âşık olmayı mı aşk olmayı mı istersiniz?

* Tavaf sırasında duaların yanı sıra mutlaka Kul Eüzuleri de okuyun.

* İlk defa burada “Kulaklarımın çok da küçük olmadığını” fark ettim.

* Mekke ve Medine’ de eksik-kusurlu yanlarınız defolarınız ortaya çıkar, sizden karmakarışık düşünceler, hareketler görülebilir. Ancak insanoğlu burada -yoğun enerji dolayısıyla- bu tip hareketlerinden sorumlu değildir.

* Bir toplumun baskın anlayışı ne durumda ise hitabınız buna göre olmalıdır.
Ahmet F. Yüksel

* Kâbe’den;

Evet, Ben bir meleğim. Samanyolu’nda Ruh adlı Meleğin temsilcisiyim. Tarih boyu sesimi ve gücümü duymayan kalmamıştır. Bu itibarla karşıma dağınık, temel esaslardan ve stratejiden yoksun bir şekilde gelmeyin.

Yaşam boyu kin kusup düşman olmayın. Zira bunu yapanların çoğu sonunda helak olur. Geriye kalanları ise kendilerini yönetemez duruma düşer. Egemenliklerini kaybeder.

Tüm Nebi ve Rasuller, velayet Kemalatına sahip olanlar, misafirlerimdir. Unutmayın misafirlerin namazı iki rekâttır. İsteyenin sorusunu yanıtlarım. Ama sesimi duyması gerekir.

Miskin Yunus der ki: ‘Ete kemiğe büründü, Yunus gibi göründü.’ Ben de ‘Taşa toprağa büründüm’. Aslımı, bulunduğum makamı, orijinimi bilin. Öğrenmeye çalışın.

Terkibiyet’den, noksan sıfatlardan münezzehim. Bu nedenle insanlar BANA tavaf ederler. Vasıflarımla vasıflanırlar. Çok uzaklardan müşkülatlı yolculukları göze alıp gelirler. Kurulduğum mekâna Allah’ın evi denilmesi bir simgedir. Kim ki beni bir taş yığını gibi görürse bilmeli ki o Gafil ve Allah’ tan perdelidir. Bu halde iken duvarları kalkmaz. Vuslatı gerçekleşmez.

Tek çıkış yolunuz, kurtuluşunuz ömrü hayatınızda bir kere buraya gelmenizdir. Bana süfli yaklaşımlarda bulunmayın. Tavaflarda insanın aklına (+) ve  (-) düşünceler gelir geçer. İsteseniz de bunları önleyemez, tedbirini alamazsınız. Bu benim şanımdandır.

* Zatın ile zatını bil ve yaşa.

* Ey beni gören ve benim kendisini göremediğim! Ne kadar O’nu görsem, o beni görmüyor.
M. Arabî

(Sohbet ortamında açıklaması yapıldı)

* Allah’ı tesbih ederim ki icat ettiği eşyanın aynıdır.
M. Arabî

(Sohbet ortamında açıklaması yapıldı)

* Allah’a davet, çağrılan ilk tuzaktır.
M. Arabî

(Açıklaması özellikle yapılmayan bir söz bir ayet bu. Sırrı ifşa eden küfürdedir mantığı ile)

* Bu ilim yalnız resuller hatemine ve velilerin hatemine nasip olmuştur. Diğer peygamberler ve resuller bu ilmi resuller hateminin fenerinden aldılar. Veliler de bunu veliler hateminin fenerinden aldı. Hatta resuller hatemi bile bu ilmi gördüğü zaman veliler hatemi fenerinden görürdü. Demek ki peygamberler velayetleri itibariyle bunu veliler hatemi fenerinden görür. O halde resuller hateminin velayet bakımından veliler hatemine oranı, resul ve nebilerin hatemine oranı gibidir.
M. Arabî.

Arabî’nin bu sözü tartışmaya açıktır. İlginç bir şekilde tüm Nebi ve Rasullerin velayetini ayrı bir kategorinin en yüksek düzeyinde olan Hatemül Evliya’dan alır demeye getiriyor. Ayrıca, onunla kalmıyor, zirve makamın da kendisine ait olduğunu ifade ediyor. Buna göre şahsını Efendimizden yüksek görüyor.

Burada bir ayrıntıya değinmeden geçemeyeceğim. Yaşam boyu pek çok kariyer sahibi insanın hali bizi güldürüyor. Tuhaflık salt onlara özgü bir şey değil, sokaktaki insanın da bize tuhaf, ters gelen ve tuhaf geldiği için de güldüğümüz davranışları var. İşte bu açıdan bakıldığında Arabî’ de bu koşulları kabul etmek ona yakıştırmak mümkün değil. Ben yine de bir açık kapı bırakarak, farklı şeyler söylediğine inanıyorum. Çünkü o bir veli. Allah’ın seçilmiş bir kulu. Zahir ehli onu anlamıyordur diye düşünüyorum. Çünkü Arabî, sistemin durağanlaştığı dönemlerde üzerine düşen görevi yerine getirmiş, tasavvuf alanındaki yapıtlarıyla kendi başına adeta bir eğitim seferberliğini başlatmıştır. Altını çizerek söylemek istiyorum: Ehline bir tasavvuf bilinci, bazen ayakları yere basan, bazen de kesen bir sufi kültürü verdiği muhakkak. Enerjisini asla tüketmeyen ‘esas meseleye’ odaklanan, ‘derdini sıradan insanlara değil’ kendini bilme aşkıyla yanan, uyanmak, olmak, ermek isteyenlere duyuran, fikrine/davasına güvenerek ilişkilere girmekten çekinmeyen ‘olurunu bulmaya çalışan’ bir Allah ehlidir. Toplum da bu çabalarına kayıtsız kalmayarak çevresinde hiç azalmayan bir sevgi halkası oluşturmuştur.

Ayrıca ilave ederek şunu söylemeliyim: Ben bir Arabî fanatiği ve hayranıyım. Vahdet-i vücutçuyum. Allah, kalbimi bu anlayışla mühürlemiştir. Beni tanıyan -yazılarımı okuyan, sohbetlerimi takip edenler- Muhiddin Arabî’nin tesirinde kaldığımı ve onun felsefesinden ‘bir gram dahi olsa’ taviz vermediğimi bilirler.

Sevgili dostlarım! Hayat değişik olaylara gebedir. Bakarsınız bir adam A ekolünü benimser. Ama bir sebeple B formatına geçebilir. Ben bunlardan değilim. Orası olmazsa başka kapı başka bir tez bulurum anlayışı defterimde yoktur.

* Eğer Nuh, teşbih ve tenzih arasını birleştirip ve kavmini buna çağırsaydı kendisine uyarlardı. Fakat O, açıktan teşbihe, gizlice de tenzihe çağırdı ve “Ben kavmimi gece teşbihe gündüz tenzihe çağırdım” dedi.
M. Arabî

Arabî, değerlendirmesinde Nuh Nebi’nin teşbih ve tenzih anlayışlarını kavmine eşit düzeyde yansıtamamasından yakınıyor. Gece ve gündüz kavramlarını da bu nedenle kullanıyor. Arabî, yine alternatif düşünceler yaratıp sinizme kaymadan, koskoca bir nebiyi bile eleştiri yağmuruna tutabiliyor.

* Bizim vücudumuz Hakk’ın gıdasıdır, O da bizim gıdamızdır.
M. Arabî
(Sohbet ortamında açıklaması yapıldı)

* Herkes birbirinin Rabbi’dir. Bu bakımdan eksik, hata ve kusurlu görme yerindedir.
Ahmet F. Yüksel

* Bir kişiyi katledebilirsiniz, ama ilmi asla katledemezsiniz.
Ahmet F. Yüksel

* İstiğfar eden kimse günde yetmiş kere de tevbesinden dönse günahta musır sayılmaz. (Hadis) Ebu Davud, Salat 361.
Bu hadisle istiğfarın önemine binaen sonuçta arzu edilene ulaşılacağı bildiriliyor.

* Müsavvire gücünü kuvveden fiile çıkaramayan, olayları tasvir edemediği gibi, ayetler ve hadisler arasında da bağlantı kuramaz.
Ahmet F. Yüksel

* Kâbe neden sol tarafa alınarak tavaf yapılıyor? (Soru açıklaması yapıldı)

* İstiğfar ve tövbe aynı şey değildir. Tövbede istiğfar kelimesini kullanmada özen göstermek gerekir. Aynı “Selam” ve “Merhaba” ya da “günaydın” kelimelerindeki seçim gibi. Tahmin edeceğiniz gibi “Selamünaleyküm” demek, diğerlerinden ağır basar.

Sevgi ile kalın. Allah’a emanet olun.

 

 

 
 
İstanbul - 03.11.2006
sufizmveinsan@gmail.com
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com

http://sufizmveinsan.com