Nahivci ile gemici

   Bir nahiv âlimi, gemiye binmişti. O kendini beğenmiş âlim, yüzünü gemiciye dönüp,

     “Sen hiç nahiv okudun mu?” demişti.

     Gemici “hayır” diye cevap verince demişti ki :

     “Yarı ömrün hiçe gitti.”

     Gemici bu söze kızdı, gönlü kırıldı.

     Fakat susup derhal cevap vermedi.

     Derken rüzgâr gemiyi bir girdaba düşürdü.

     Gemici, o nahiv âlimine bağırdı:

     “Yüzmeyi bilir misin, söyle!”

     Nahivci “Bilmem, bende yüzgeçlik arama”

     Deyince, “Nahiv âlimi, bütün ömrün hiçe gitti. Çünkü gemi bu girdapta batacak.

     İyi bil burada mahiv bilgisi lâzım, nahiv bilgisi değil.

     Eğer mahiv bilgisini biliyorsan tehlikesizce denize dal!

     Deniz suyu, ölüyü başında taşır. Fakat denize düşen adam diri olursa nerede kurtulacak?

     Sen de eğer beşeriyet vasıflarından öldünse hakikat sırları denizi, seni başının üstüne kor.”

     Sevgili okurlar!

     Bu hikayeden çıkaracağımız sonuç şu:

     Bir yönde gelişen bilgiye sahip olunduğunda onunla yetinmek, farklı şeyler aramamak anlamlı ve gerekli olmadığı gibi, sınırlı kalmak da insanı zor durumda bırakabilir.

     Hele bu şaşkın halde iken övünmek, acayipilğin ötesinde bir durum. Çünkü değişik durumlarda insanın başına dert de oluyor. Gururlananı kahır içinde bırakıyor.Kendini kurtarmaya yetmediği gibi, battıkça batırıyor.

     Bir başka ilgi çeken husus ise kategoriler ne kadar farklı olursa olsun, diğer bilimsel konulara yapılacak yaklaşımların kabullenilmesi, en azından reddedilmemesi hususu. Yani tıkanan yollara bir soluk getirme, yeni bir düşünce ve pratik açısından epeyce değerli görünüyor.

     Oysa beyin doyumsuz bir şekilde her türlü veriye açık. İnsanoğlu bunun farkında ise benimseyeceği tutumu şekillendirmesi de bir başka oluyor. Ve bilgiyi arttırma yoluna gidiyor.

     Bu değerlendirişi, sürekli şekilde kendini, gelişim ağlarını yenilemesi anlamına geliyor.

     Özellikle bilgisine bilgi katarken, onların üstünü örtmek yerine, topluma daha da yararlı olacağını düşünerek hareket ediyor. Kendisinden üstün olanın da var olacağını aklına getirmeyi ihmal etmiyor.

     Biliyor ki bilginin sınırı yok. Kısıtlı bir şekilde kalmanın hiç de ufuk açıcı olmadığını düşünüyor.

     Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise hakikat yönlü ilmin açığa çıkışı. Şayet bu konum farkındalık alanına gelirse, diğer bütün ilimleri de cem ettiği için onları bilmenin daha kolay olabileceği izlenimi çıkıyor ortaya.

     Benim anladığım bu!

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş