|
Üzerinde çok
sık durduğum konulardan biri Mistisizmi anlamadaki sürtüşmelerle
ilgili...
Yine
söylüyorum: Gerek Kur’an-ı Kerim’in kendi görüntüsü
içinde, gerekse Hadisi Şeriflerdeki bazı mecazi ifadeler
ya da anahtar sözcükler, o toplumun değer yargılarını ve
şekilcilikle bütünleşmiş tanrıya dayalı görüşlerini yıkmak için
kullanılmıştır.
Bu kalıpçı
yapıya dayanan anlayışa dur diyebilen; makul, anlaşılabilir
uyarıları ile referans noktalarının değişken yapısının fark
edilmesini sağlayarak, insan beynindeki tefekkür yeteneğinin
gelişmesini temin eden, Allah Resulü Hz.Muhammed
(s.a.v)’ den başkası değildir.
O’nun bizlere verdiği ilk ve en büyük derslerden biri de bu
husustadır.
Şayet
Kuran’da ve Hadislerde, insanların algılayabileceği,
değerlendirme alanları içine alabilecekleri bir yaklaşım
olmasaydı hiçbir insan, kendi ayakları üzerinde durup farklı
zamanlarda, farklı meseleleri, kısacası en ufak bir olayı bile
çözemeyecek, zorluklarla boğuşarak, sonuçta ne dinin ana
gayesini yani, Allah’ın tek emri olan tevhit kuralını
anlayabilecek, ne de sonrasında tevhidi doğal olarak
kendine mal edip bütünlüğü, bir başka tanımıyla Vahdet-i
Vücudu yaşayabilecekti…
Örneğin;
tevhidi gelişigüzel değerlendiren biri için Kur’an’da
bahsi geçen Sema ve Arz kavramları, sadece zahiri anlamda
gök cisimleri/uzay olarak belirlenirken, aynı kavramların
orijinal manasına göre Sema ile şuura işaret edildiği,
Arz’dan kastın ise insan bedeni olduğu anlaşılmaktadır. (
Bak. Zilzal suresi.)
Dikkât
ettiyseniz, bu sözcüklerin geçtiği ayetler bir anda değişik bir
şekle bürünüp yeniden karşımıza çıkmaktadır.
Bu örneklerin
yanı sıra, yine bazı Ayetlerde, “Allah” tanımı için
olağanüstü sadelikle kullanılan ve ancak insani vasıflarla
özdeşleşebilecek, benzeri ifadeler bulunmaktadır. “Allah’ın
bazı nesneler üzerine yemin etmesi”, “Allah’a yardım
edin” veya
“O ne uyur,
ne uyuklar”
gibi ...
Söz konusu
ayetlerde böylesine bir lisanın kullanılabilmesi, Yaratıcı’nın
bu vasıflarla muttasıf olmadığı, sadece bizlerin veri tabanına
yatkın, algılayabileceği, ancak günün koşullarına uygun
yaklaşımlarla irtibatlandırabileceği gerekçesine dayanmaktadır.
Esasen,
ruhların yardımına sığınıldığı, başka tanrıların da bulunduğuna
inananların sayısının bir hayli yüksek olduğu o tarihi
dönemlerde başka yaklaşımların yapılması mümkün değildi.
Değerli
dostlarım, bu mana dengesini sağlamak, algılarımızın tek
taraflı olmasından kaçınmak, kısacası Allah’ı bilebilmek,
vasıflarını benimsemek, yaşamak o kadar kolay değil!..
İnanın,
bunun için bir yığın süzgeçten geçmek gerekiyor!..
London -
09.11.2004
afyuksel@hotmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com
|