Şekil

İnsan, bugün algılayabildiği soyut boyuta hiç kuşkusuz, şekil ve şekilcilikten yakasını kurtarabilmekle geldi. Bu açıdan bakıldığında özellikle semavi dinlerin, Hinduizm ve Budizm'in de şekle karşı olduğunu söyleyebiliriz.

Zira önemle onun ötesine geçilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bu amaçla yola çıkan Budha, Nirvana'ya erdiği sırada açlık nedeniyle o kadar zayıflamıştı ki yediği bir pirinç tanesi dahi karnında şişlik yapmıştı!

Ünlü mutasavvıf Mevlâna Hazretleri de beş duyudan geçilmeden mana denizine dalmanın mümkün olamayacağını vurgularken, ‘şeklin’ bireyi adeta beşeri bir zincire mahkûm ettiğini, kendisini sıradan "acınılacak" bir karakter yapısında bıraktığını ve önemli özelliklerini kaybettiğini itiraf eder.

Değişmeyi amaçlayan, kendi için bir şeyler yapmak isteyen, bu konularda özveri ile çalışan kişiler, önce şekilden ve şekilcilikten geçmek zorunda.

Ayrıca, bizlere yol gösteren bilgelere/büyüklerimize en azından şükran ve minnet borcumuz olmalı.

Soyut boyuttan zararlı ve statikleştirici şekilci tuzağına düşmemek için, kendimize bir soru sormamız gerekir. Bu soru şudur: "Şekil hangi koşullarda geçerlidir?"

Bunu çözebilirsek arada çok büyük farklar yaratıyor diyebiliriz.

Evet, meseleye bir başka bakış açısından da bakmak gerekiyor. Önce şeklin, içten dışa vuran bilginin, bir programın sonucu olduğunu söylemekte yarar var.

Şayet böyle bir akış söz konusu olmasaydı, her şeyi algılayabildiğimiz bu boyut olmayacaktı.

Buna Kuantum potansiyelden açığa çıkış da denebilir.

Ben burada bu olguya başka bir perspektiften bakarak “ya şekil olmasaydı, ne yapardık acaba?" diyebiliyorum.

Şayet bir sorunu, bir olayı anlatmaya gayret edenler, düşüncelerini, sözlerini tasvir ederek destekleyemiyorlarsa, dinleyenleri tatmin edebilir, güven duymalarını sağlayabilirler miydi?

Bilimsel bir düşüncenin anlatılmasına katkıda bulunmuyor mu şekil?

İnsanlar bilgilerini, kişilikleri, kılık kıyafetleri, kısaca şekilleri ile desteklemiyor mu?

Bedenin ruh üzerinde tesiri yok mu? İkizini inşa etmiyor mu?

Bu soruların yanıtlarını hele bir düşünün.

Günümüzde artık şekle yoğun olarak değer veriliyor. Bunu kabullenmek zorundayız.

Özür dilerim; bir yandan şekle/şekilciliğe karşıymış gibi görünmeme karşın, el altından ona destek vermem yanlış anlaşılmasın. Bu makalede ilk etapta şekilsizliğin önemini vurgularken, en azından bir dengenin sağlanması için, şeklin de gerekli olduğunu söylemek istiyorum.

Örneğin, sahneye çıkan bir şarkıcının sesinin güzelliği yanında görünüş bakımından da güzel olması gerekmiyor mu?

Yaptığı resimler, sanatsal açıdan bir değer ifade etmese de ressamın ruhsal dengesini sağlaması açısından mutlaka bir yararı olmalı.

Öyle değil mi?

Şekil olmasa, bugün bir kere görme şansına sahip olduğumuz bir ayrıntıyı dışsallıkla değerlendiremez, bir yöreyi ikinci defa bulmamız asla mümkün olamazdı. Kısaca gidip gördüğümüz yeri bir daha hatırlayamaz veya dönüş yapamaz, olduğunuz yerde süklüm püklüm kalakalırdınız.

Gerçek olan şu ki; günlük yaşamımızda yaptığımız zamanlamanın, gelişme ve üretimin, emsal aldığımız şekillerin varlığına dayandığını kabul etmeliyiz.

İlginç bir düşünce ile "şekil hafızanın silahıdır" diyor ve insanların da bu kritere sahip olma gibi bir hakkının bulunduğunu da düşünüyorum.

Sevgili okurlar!

Eleştirileri, kaygıları, kuşkuları ortadan kaldırdığımız anda mesele yok demektir.

Şekli savunmaktaki amacım da esasen bu düzeyle bağlantılı, oradan kaynaklanıyor.

 

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş