Din-Bilim Soru ve Cevapları

5. Bölüm

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

* Kaç Türlü Elektriklenme Vardır?.

Elektrik yükleri, Elektrik ve Manyetik alanlarla ilgili geniş açıklamaya, “Enerji Alanları Ve Biz” başlıklı makalemizde epeyce değinmiştik. Şimdi de elektriklenme ile ilgili bilgilere şöyle bir göz atalım. Bedenimizdeki statik elektrik dediğimiz şey, vücuttaki biyo- kimyasal işlemler ile beden hareketliliği sırasında elbiselerin birbirlerine, derimize sürtünmesi sonucu açığa çıkan enerjidir, yani serbest kalmış elektronlardır. Bunun negatif özelikli olması, üzerimizde aşırı biriken elektriğin, bedendeki biyo-elektrik faaliyetleri olumsuz yönde etkilemeleri dolayısıyladır. Aynı şekilde, bunun düşük olması da vücut için zararlıdır. Doğadaki statik elektriklenme ise, kısaca üç yolla şöyle oluşur. İki cisim birbirine sürtündüğünde, sürtünen nesnelerden biri, yüzeyinde bulunan atomların dış yörüngelerindeki elektron ya da elektronlarını kaybeder veya diğeri bu elektronları kopartır. Buna sürtünmeyle etkileşme denir. Böylece elektron kaybeden atom, yük dengesi bozulmasından dolayı artı yük ile yüklenirken diğer cisim elektron aldığından negatif yükle yüklenir (1). Bunlardan diyelim ki negatif yüklenen cismi, bir başka nesneye değdirmeksizin belli mesafeden tutarsak bu sefer de, negatif yükün oluşturduğu elektriksel alanlar, o nesnenin dış yüzeyindeki atomların dış yörüngelerindeki elektronlarını, atomlarından uzaklaştırarak nesnenin bir başka yerine (diğer uca doğru) iterler ve böylece etkileştiği bölgeyi artı yükleyerek birbirlerini çekmeye başlarlar. Eğer cisim artı yüklüyse, o zaman da nesne atomlarının dış elektronlarını, artı yüzün baktığı bölgeye çekerek nesnenin diğer ucunu artı yükler. Buna da etkiyle elektriklenme denir. Mesela bir balonu saçınıza sürdükten sonra kolunuza yaklaştırırsanız kılların hemen havaya kalktığını görürsünüz. Şifacıların, ellerini deri üzerinde gezdirdikleri ya da havada sabit tuttukları sırada deri kıllarının havaya kalkmasının nedeni de şifacı bedenindeki statik elektriksel alanın varlığıdır. Eğer bir nesnede, eksi statik yük fazlası varsa o zaman, iletken bir ortama değdiği anda yükünü o nesneye ya tamamını ya da bir kısmını aktarır. Eğer nesne artı yüklüyse bunun tam tersi olur yani, elektron çeker. Buna da dokunmayla elektriklenme denir. Statik elektriğin en önemli özelliği, belli bir yüzeyde birikince hemen boşalacak bir yer aramasıdır. Bulduğunda da hemen akarak boşalır. Bunun en ideal olanı da toprağa, suya veya herhangi bir iletken nesneye dokunmaktır. Zaten topraklama dediğimiz şey, bu fazla yükün toprağa aktarılması ya da topraktan eksi yük yani, elektron alınmasıdır. Örneğin, karanlık bir odada saçınızı tararsanız veya yünlü elbisenizi çıkarırsanız çıkan çıtır çıtır sesleri işitir, kıvılcım atlamalarını (elektron atlamalarını, boşalmalarını) görürdünüz. Bu esnada bir metale dokunursanız sizi elektrik çarpar. Aşırı birikim olmazsa, bu işlem sessiz, sakin oluşur. Bu yüzdendir ki, hava sürtünmesiyle elektrik yüklenen yanıcı madde taşıyan araçların ufak bir kıvılcımla patlamamaları için bu yükler, tankerden yere uzatılan zincirle toprağa, yere aktarılır. Aynı şekilde sporcular da, işleri bitince yere yatarak statik elektriği boşaltmak suretiyle bunun meydana getireceği her türlü parazitten kurtulup, rahatlarlar. Kuru havalarda bu statik elektrikle yüklenme maksimum düzeyde olurken, nemli havada bu daha azdır. Çünkü nemli havadaki pozitif yükler elektriğin boşalmasına neden olur. Lastik ayakkabı ise, yere akışı kestiği için vücutta statik elektriğin birikmesini sağlar.

* Şifa Dediğimiz, Bir Kişiden Diğer Kişiye Enerji Transferi Ne Şekillerde Olmaktadır?.

Enerji transferinin birden fazla şekli vardır. Direkt beyinden yayımlanan dalgalar ya da statik elektrik takviyesi (aktarımı) dışında bir, vücuttaki statik elektrik ve manyetik alanların varlığı dolayısıyla, dokunmaksızın ellerin belli bir mesafeden kişinin bedeni üzerinde hareket ettirilmesiyle kişinin sinir sisteminin irrite edilmesi sonucu ikinci olarak da, sinir sistemindeki iyon hareketleri sonucu akmakta olan biyo-elektrik vasıtasıyla yine kişiye dokunmak suretiyle o kişinin sinir sistemini etkilemekle gerçekleşir (2). Bunun yanında yine dokunma sırasında, bu elektriksel faaliyetin neden olduğu bedenden,  ellerden, parmak uçlarından yayımlanan elektromanyetik dalgaların yine karşıdaki kişinin sinir sistemini harekete geçirmesiyle olmakta ve tüm bunlar bu sırada, beyni de etkilemektedir. Daha da önemlisi, bu biyo-elektrik akımına ya da dalgalara belli manalar, bilgi kodları yükleyerek karşı tarafa o bilgilerin transferi de sağlanabilmektedir (velilerin yaptığı gibi). Erkek- erkek veya kadın-kadın arasında, enerji akışı güçlü olandan düşük olana doğru akarken erkek- kadın arasındaki akış, hep erkekten kadına doğru olur. Resulullahın kadın elini tutmamasının nedeni de, insandaki bu belli bir enerji akışının olmasıyla ilgilidir.

* Her Zaman Sağduyumuzla Uyum Gösteren Klasik Yasalarla, Her Şeyi Açıklayabilir miyiz?

Bazı psişiklerin ya da o özellikli insanların nesneleri uzaktan etkileyip hareket...vs. ettirmelerinin bir kısmı, klasik yasaların öngördüğü E (elektrik) ve B (manyetik) alanlarla açıklanabilse de diğer bir kısmı ve aynı şekilde büyük nesnelerin hareketlerine, davranışlarına... neden olan yani, klasik ölçümlerin dışında cereyan eden olaylar, bildiğimiz yasalarca açıklanamamaktadır. Dolayısıyla fizik ötesi (normal üstü) olarak görünen bu olayların cevabını yine bize göre klasik yaslardan tamamen farklı, alışılmışın, şartlanmalarımızın ötesinde olağan üstü diyebileceğimiz yasaların geçerli olduğu Kuantum ve Altı fiziğinde bulabilmekteyiz.

Mesela, klasik yasalara bakarsak, cisimlere Elektriksel (E) alan uygulandığında cismin bazı atom elektronları, çekirdekten biraz uzaklaşarak yörüngesi eliptik bir hal alır. Böylece elektronlar (+) yüklü çekirdekten daha uzak noktada fazlaca kalırlar. Bunun sonucunda yük açısından nötr olan atom dışarıdan E alan uygulandığı müddetçe geçici olarak (+) ve (-) iki ayrı yükmüş gibi durur. Buna polarize denir ve bu durum cismin etrafında Elektriksel (E) alanlar oluşturur. Böylece dışarıdan uygulanan Elektriksel (E) alan, artık yüklü hale gelen cismi hareket ettirir. Bu Elektriksel (E) alanın yön değişimi ya da şiddetinin artırılıp azaltılmasıyla da nesnenin istenilen çeşitli yönlerde hareket etmesi sağlanır.

Veya nesne atom elektronlarının yörüngesindeki hareketleri, tıpkı akım geçen telin etrafında oluşturduğu statik manyetik alanlar gibi ayrı ayrı B (manyetik) alanları yaratır. Ayrıca elektronun, çekirdeğini oluşturan proton ve nötron da kendi eksenleri etrafında dönmelerinden dolayı atom çekirdeğinde toplam bir B alanı bulunur. Manyetik olmayan tüm cisimlerde, atomlarının toplam B alan yönelimleri aynı yönde olmayıp karışık bir şekilde bulunduklarından ve bunlar birbirlerinin etkilerini yok ettiklerinden cisimlerde toplam B alanı sıfır olur, daha doğrusu sıfıra yakındır (mıknatıs gibi cisimlerde bu alan yönelimleri aynı yönde olduklarından dolayı, manyetik özelliğe sahiptirler). Dışarıdan bu nesnelere bir manyetik (B) alanı uygulandığında ya da manyetik (B) alanı içine bırakıldığında o nesne atomlarından bir kısmının manyetik (B) alan yönelimleri aynı doğrultuya yönelerek cismi geçici olarak manyetik (B) özellik kazandırırlar. Ayrıca, hemen şunu da belirtmek gerekir ki, statik manyetik alanları kendi aralarında, elektriksel alanlar da kendi aralarında cebirsel anlamda, aynı yönlü olanlar toplanır veya zıt yönlü olanlar çıkartılır. Böylece birbirlerini güçlendirir ya da zayıflatıp yok edebilirler (aynı şekilde elektromanyetik alanlar (dalgalar) da, aynı frekanslı olanları birbirlerini güçlendirirken, zıt fazda olanları birbirlerini zayıflatır veya yok ederler). Böylece cisimdeki bu manyetik alanlar, dışarıdaki manyetik alanlarla etkileşerek bu dış alanın şiddet ve yönüne göre cisim çeşitli şekillerde ve doğrultularda hareket ettirilir. Bugün bilim adamları laboratuarlar ortamlarında mesela bir vazoyu, kitabı, kalemi, bardağı...hareket ettirip, oraya buraya fırlamasını, savrulmasını oluşturabildikleri gibi, canlı bir kurbağayı, bir su damlasını belli bir yükseklikte havada tutabilmektedirler. Kanadalı bir bilim adamı da cisimlere çeşitli şiddetlerde E ve B alanları uygulayarak, odaklayarak mesela, kutu içindeki boyayı yukarı doğru akıtması gibi... bu türden olayları gerçekleştirmiştir. Keza, cinlerin bazı nesneleri, sallaması, sarsması, hareket ettirip fırlatması, belli mesafelerdeki yüksekliklerde sabit tutmasının sistemi de budur. Bunların yanında, etkiyle elektriklenme olayı yardımıyla da çok küçük nesneler hareket ettirilebilmektedir.

Buna karşın, büyük ölçekli cisimleri normal ya da normal ötesi şekillerde etkileme, onları hareket ettirme, deforme etme, belli davranışlarda bulunmasını sağlama ise, tamamıyla beynin anlam yüklü dalgalarının, yine aslı dalgasal yapı olan nesnelerin hologramlarını etkilemek suretiyle oluşturulmaktadır. Böylece işin sisteme hakikatine vakıf olunmasıyla çok çok daha az bir güçle çok büyük güçlerin oluşması, açığa çıkması sağlanabilmektedir. Zaten hologram prensibi bize, az bir güçte çok büyük güçlerin saklı olduğunu bize söylemiyor muydu? (Meleki boyutun bir alt boyutu olan nar ışınsal boyuttan ortaya konan çeşitli türden) istidraç ve kerametlerde olduğu gibi, mucizelerde tamamıyla dünyamızla ilgili olarak o Resul ve Nebilerin beyni ile alakalı olan bir şeydir. Nesnelerin asıl yapısının mana titreşimleri olan meleklerden oluşması, Resul ve Nebilerin de beyinlerinden yayımlanan anlam yüklü dalgalarla, bu enerji bloklarının ne yönde hareket etmeleri gerektiğini bildirmeleri, o meleki güçleri istedikleri doğrultuda harekete geçirmeleri sonucu, mucize dediğimiz olağanüstü olaylar gerçekleşir. Yine aynı nedenlerden dolayı, bize göre ortada, zahirde görünmeyen bir şeyi görünür boyutta maddeleştirebildikleri gibi, olan nesneleri de algılarımız dışındaki boyutlara dönüşüme uğratarak materyalize yada demateryalize denilen halleri meydana getirirler. Bununla birlikte Mucizeler, hemen o anda ya da bir anda oluşmaktadırlar. Bu kadar çok kısa sürede veya bir anda oluşmasının nedeni de, meleki boyutta zamanın bize göre çok hızlı akması ya da onların zamanla kayıtlı bulunmaması dolayısıyladır. Ayrıca zahirde gelişen bu olaylar, özde Resul ve Nebilerin de aslen yaşamış oldukları kuantsal boyut olan meleki boyuttaki programın açığa çıkışıdır. Böylece yukarıda da belirttiğimiz üzere, az bir güçle, büyük güçleri harekete geçirerek, büyük güçleri oluşturarak, oluşacak olan daha büyük olayları, felaketleri engelleyebilmekte ya da olması imkansız çok büyük olayları meydana getirebilmektedirler. Cinlerin dahi oluşturdukları bazı olağan üstü olaylar (Nari boyutlardan olmuş olsa da)yine bu sistemle meydana getirmektedirler.

Özetle tüm bunlar, yine melekler tarafından oluşturulmuş olan, görünen boyutun yani, klasik fiziğin yasalarınca açıklanamamaktadır. Ancak, bunlara açıklık getirilemiyor diye de bu tür şeylerin yokluğu iddia edilmemelidir. Tıpkı kuantum boyutundaki parçacıkların klasik fiziğin ötesinde alışılmışın dışındaki yasalarca hareket etmeleri nedeniyle, onları yok sayamadığımız gibi. Ayrıca klasik yasalara olan şartlanmalarımız o kadar köklü ki, kuantum fiziğinin kabulü bile kolay kolay olmamış yanı sıra günümüzde bile, ünlü bilimci Nich Herbert’in de dediği gibi, bilim adamları kuantum fiziğinin gerçekliğine rağmen hep klasik fizik anlayışına meyil göstermektedirler.

* Güneşin Cehennem Oluşuna Dair Başka Bir Hadis Biliyor musunuz?

Cehennemin güneş olmasıyla ilgili can alıcı bir başka hadiste de, “cehennemin ateşi bin yıl yakıldı. Öyle ki, kıpkırmızı oldu. Sonra bin yıl daha yakıldı. Öyle ki, beyazlaştı. Sonra bin yıl daha yakıldı. Şimdi o Siyah ve Karanlıktır” denilerek güneşin doğumu (var oluşu), yaşamı ve sonu, zaman ve mekandan bağımsız bir bakış açısıyla genel olarak üç safhada anlatılmıştır. Dikkat edilecek olursa bu hadiste ilkin, güneşin oluşum safhasındaki kızıl bir evreden bahsedilmektedir. Gerçekten de kütle çekim nedeniyle, bir merkez etrafında dönerek çökmekte olan Nebula (gaz ve toz bulutu), aşırı basınç dolayısıyla birbirlerine yaklaşarak çarpışan atomlar yüzünden, merkezden başlamak üzere ısınmaya başlar. Fakat bu, henüz termonükleer reaksiyon başlatacak düzeyde değildir. Böylece bu sıcaklık nedeniyle güneşimiz, önce kızıl ötesi dalga boyunda sonrada yavaş yavaş kızıl frekansta ışıma yayımlayarak kırmızı bir renk halini almaya başlar ki, bu durumdaki yıldızlara Kızıl Cüce adı verilmektedir. 25- 30 bin yıl bu halini koruyan güneş, çekirdeğinde başlayan termonükleer reaksiyon sonucunda da sırasıyla turuncu, sarı sonra da Akkor ( Parlak) Beyaz rengine bürünür. Bundan sonraki aşamalarda bildiğimiz gibi gelişerek en sonunda Siyah ve Karanlık hale dönüşür.

Devam edecek

----------------------

(Bkz. İnsan Ve Sırları 1 / Kendini Tanı – Ahmed Hulusi / David Halliyday / Robert Resnick - Fiziğin Temelleri II / Discovery Channel- Secret Billion Dolar / Discovery Channel - Science Frointers)

(1) Burada artı yükler hiçbir şekilde hareket etmezler. Çünkü bu artı yükü, atom çekirdeğindeki protonlar oluşturur. Nötr atom, elektron kaybedince kaybettiği elektron sayısınca artı yüklenir. Eğer atom fazla elektrona sahipse bu sefer de atom yine elektron sayısınca eksi yüklü olur. Ayrıca yüklü atomlara “iyon” denir.

(2) Sinir siteminde akmakta olan biyo-elektrik akımı, bir elektrik devresinde akmakta olan serbest elektronların hareketi gibi olmayıp belli iyonların  dikey yer değiştirmesi ve bunun yatay olarak domino taşları gibi diğer iyonları etkilemeleri sonucu oluşmaktadır. Bu yüzden elektromanyetik dalgaların ya da statik elektriğin bizatihi karşı tarafa geçişi söz konusu iken burada, iyonların aktarımı değil, elektriksel potansiyelin karşı kişiye aktarımı (elektriksel alan vasıtasıyla uzaktan etkiyle karşı sinir iyonlarının harekete geçirilmesi) söz konusudur.

 

 
 
İstanbul - 28.11.2006
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com