Kuantum ve Din - 11

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

Bir önceki yazımda değindiğim bir konu hakkında önemli bir hususa tekrardan değinmek istiyorum.

Bazı araştırmacılar ve İlahiyatçılar, ölen hiçbir insanla hiçbir biçimde iletişimin olamayacağını, böylece Resullerin, Nebilerin, dolayısıyla evliyanın İnsanlarla iletişime geçemeyeceğini, onlara hiçbir şey ulaştıramayacağını (veremeyeceğini) çünkü onların öte alemde bir tür uyku moduna geçtiklerini, bu sebeple kabir azabı, kabir içi alem diye bir şeyin mevcut olmadığını, insanların öldükten sonra bir daha ancak mahşerde, üstelik bir de topraktan yeniden maddesel bedenleriyle dirileceklerini, dolayısıyla Resulullahın dahi, sıradan böylesi bir biçimde vefat ettiğini, …vs. gibi daha bir çok şeyi ellerinde hiçbir delilleri olmadan kendi kafalarına göre dillendirmekte, bunu da dinin kendi söylemiymiş gibi insanlara sunmaktadırlar. Hatta bunlardan kimi de, ölülere dua bile okunamayacağını, bunun ölen insanlara fayda veremeyeceğini, olsa olsa sadece okuyan kişinin kendisine faydası bulunabileceğini de söylemektedirler. Bunu da yine güya “Kur’an dini” diye kendi kafalarından bir şey uydurarak, Hadisleri hiç kale almaksızın, Resulullahı devre dışı bırakarak yapmaktadırlar. Oysa sadece Kur’ana göre din olsaydı ne abdesti alabilirlerdi, ne namazı kılabilirlerdi, ne de hacca gidebilirlerdi, …vs. Bu durum otomatik olarak onların bu düşüncelerini daha işin başından geçersiz kılmaktadır.

Bir defa Kur’an, tüm Hakikatı ve Sistemi ana noktalarıyla bir Bütün halinde verir, detayına girmez. Bunların detaylarını ise, günün anlayış seviyesini göz önüne alıp yine bazı noktalarda sembol ve mecazları da kullanan Resulullah vermiştir. Keza hiçbir din de olmayacak şekilde ölümün hemen akabinden başlamak üzere, kabir alemi, kabir içi alemi, mahşer boyutu, cehennem ve cennet boyutları hakkında günümüz bilimine hitap eder biçimde oldukça geniş ve detaylı bilgiler sunmuştur, anlayana. Eğer onların bakış açısına göre Kur’an’a bakmış olsaydık akıl, mantık ve bilimle, hatta Kur’anın kendisiyle bile çelişen bir çok durum ortaya çıkmaktadır ki, bunun da böyle olamayacağını ilgili birçok yazımda açıklamalarıyla değinmiştim.

İşte onların bakış açısına göre, diğer ilgili ayet ve hadisleri kale almaksızın yukarıdaki felsefelerine temel oluşturdukları ve ayrıca bir de cımbızlayarak seçtikleri bu ayetlerde geçen ifade ise, “Ey Muhammed sen ölülere işittiremezsin” sözüdür. Oysa bu cımbızla seçilmiş ayetlere baktığımızda durumun hiç de onların düşündüğü gibi olmadığı görülmektedir.

Çünkü bu ayetler şu anlamdadırlar. “Diriler (hakikat ilmi) ile ölüler (kendini vefat edince yok olacak sanan bedenliler) de bir olmaz! Muhakkak ki Allah dilediğine işittirir... Sen, kabirlerin içindeki (kozalarının-beyinlerinin içindeki dünyalarında yaşayıp kendini bununla kilitlemiş) kimselere işittirme işlevine sahip değilsin! Sen kesinlikle yalnızca uyarıcısın! (Fatır – 21/22)      

Andolsun ki eğer bir rüzgâr irsâl etsek de onu sararmış görseler, ondan sonra elbette nankörlüklerine dönerler. Muhakkak ki sen (bilgisizce kendini toprakta yok olup gidecek beden sanan) ölülere işittiremezsin; (Hakk'a) arkalarını dönüp gittiklerinde sağırlara da işittiremezsin! Sen basîretsizleri, sapık inançlarından çıkarıp, hakikati gösteremezsin! Sen ancak müslimler (teslim olmuşlar) olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin! (Rum -51 53)

Muhakkak ki sen ölülere (şuursuzca yaşayanlara) işittiremezsin; (Hakk'a) arkalarını dönüp gittiklerinde, sağırlara da işittiremezsin! Sen körlere doğru yolu gösteremezsin, saptıkları yanlış yoldan çıkarmak için! Sen sadece teslim olmuşlar olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin (Neml -80- 81).  

Görüldüğü üzere burada “diri olanlar”, “ölü olanlar”, “kabirde olanlar”, tıpkı yine ayetteki sağırlar, körler ifadesinde olduğu mecaz olarak ifade edilmekte, gerçek anlamlarıyla kullanılmamaktadır.

Benzer anlatımlar, “İşte bunlar, Allâh'ın kendilerine lânet ettiği, kendilerini sağırlaştırdığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir. Kurân'ı derinlemesine-sistemli düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri (şuurları) kilitlerle (yanlış değer yargıları ile) mi kilitli! (Muhammed – 22)

“… Onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!.. İşte bunlar en'am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gâfillerin (gılaf içinde - kozalarında yaşayanların) ta kendileridir! (Araf – 179) ayetlerinde de ifade edilerek, “gözün”, “kulağın”, “kalbin”, tamamıyla gerçek anlamları dışında sembolik olarak kullanıldıklarını görmekteyiz.

Yine bu anlamda Hz İsa (as), “Vücuduyla uyanık olup, ruhuyla uyuyan kendinde değildir. Manevi kötürümlük, maddi olandan çok daha ağırsa, iyileşmesi de daha zordur” derken, M. Arabi de “Ölü bedenleri diriltmek önemli değildir, asıl önemli olan Ölü Kalpleri (Şuurları) diriltmektir” demektedir.

Bunun yanında Kur’an ve Hadislerde, “Ölü olmanın” buradaki gibi mecazsal anlamları yerine, gerçek anlamında kullanıldığı ayet ve hadisler de bulunmaktadır. Mesela Kur’an, “Her Nefs ölümü tadacaktır” diyerek ölümün yok olma yada herhangi bir kesintiye uğrama olmadığını, “tadılacak” bir şey olduğunu belirtmektedir. Bir şeyin tadılması için de o kişinin aklı başında şuurlu olması gerekir. Bu konudaki bazı hadislere bakacak olursak, “Meyyitin (ölümü tatmış kişinin) yanında haykırıp saçınızı başınızı yolmayın, ona eziyet edersiniz” / “Meyyit bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahte kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir. Kabre girince de gidenlerin ayak seslerini işitir” / “Kabirde aklımız başımızda olacak mı? Diye bir soruya karşılık Resulullah – evet aynen bugünkü gibi – cevap verir”

“Resulullah Bedir Savaşı sonrasında kafir ölülerin atıldığı kuyunun bir tarafında durup onlarla sanki hayattaymışçasına konuşur. Bu durumu görenlerden biri olan Hz Ömer – Ya Resulullah hayatı olmayan cesetlerle niçin konuşursun- diyince buna karşılık Resulullah – Muhammed’in Nefsi elinde olana yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitemezsiniz” / “ Mutlaka günahkar olanlar Kabirlerinde azap olunurlar, hatta hayvanlar onların seslerini işitirler” / “Sizden biriniz ölünce, Cennetlik olsun cehennemlik olsun akşam- sabah kendisine mekanı gösterilir. Burası yerindir. Kıyametteki Baas’a kadar buradasın”

“Peygamberlerin Vücudunu toprak çürütmez” / “her peygamber kabirde diri olup Namaz kılarlar” (burada ifade edilen kabirlerinde bedenlerinin çürümemesi ve Namaz kılmaları olayı da mecazsal olup Namazın Şuursal yönünü göz önüne alındığında, Resul ve Nebilerin Ruh bedenen ve Şuursal olarak orada mevcut olduğunu, kendilerine yönelenlere karşılık verdiğini anlatmaktadır).

Ölen birimlere okunan duaların faydası ile ilgili de hadisler vardır. Buna örnek olarak da, "Salih dualar, nurdan tabakalar üzerinde ölülere arz edilir ve o dua ile ruhlara rahatlık hasıl olur" hadisini verebiliriz.

Şimdi de yazı dizimizin son bölümüne geçerek, “Kuantum Fiziği” ile ilgili bir gerçeği daha irdelemeye çalışalım…

(Kaynakça: Allâh İlminden Yansımalarla Kur'ân-ı Kerîm çözümü – Ahmed Hulûsi)

 

 
 

Kenan Keskin
İstanbul - 26.11.2011
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com