|

Birçok
ülkede yapılan modern araştırmalar sonucunda elde edilen
bilgilere göre, üzerinde en çok inceleme yapılan olaylardan
biri Londra’nın kuzeyinde küçük bir evde yaşanmıştır
ki, bu fenomen Ağustos 77’den Eylül 78’e kadar süren
Enfield olayıdır.Bu evde, koltuklar,masalar,sandalyeler...vb eşyalar
havada uçuşarak oraya buraya vurup duvarlara çarpmış, birçok
tanığın önünde evin iki genç kızı havaya yükselmiş ve
bazı küçük nesneler materyalize olarak kanıtları kaydetmek
isteyen gazeteci ve araştırmacıların üzerine atılmıştır.
Ayrıca, onlara musallat olan varlık, kızlardan birinin ses
tellerini kullanarak kaba bir sesle o evde önceden yaşayıp ölmüş
yaşlı bir adam olduğunu söylemiş ve bununla ilgili araştırmalar
sonucunda, kızın beyni vasıtasıyla konuşan ve onları
rahatsız eden bu ruhun gerçekte orada daha önce yaşadığı
izlenimi edinilmiştir. Ancak,bu ve buna benzer olaylar, sanıldığı
gibi, iki dünya arasında huzur bulamayan ruh veya ruhların
eseri olmayıp sanki böyle bir şey mevcutmuş sanısını oluşturan
Cinni etkileşimlerden
başka bir şey değildir.
Bir
başka olay da, Felsefe Doktoru ve bir Biyolog olan Lyall
Watson’ un 1974 yılının Haziran ayında,Endonezya’nın doğusundaki
Timor Timur adındaki adaya yaptığı yolculukta birebir yaşadığı
fenomendir. Watson, aslında bu adaya başka bir fenomeni
incelemek için gelmiştir, ama bölgeye gelmeden önce yakın
bir köyde bir poltergeist
vakası yaşandığı söylenince bu yeri öncelikle ziyaret
etmeye karar verir.Bu evde ise, karı-koca, iki çocuğu ve bir
de adamın kız kardeşi yaşamaktadır. Akşam birlikte yemek
yerlerken bir ara, aniden evin sekiz yaşındaki çocuğu bir çığlıkla elindeki fincanı masaya düşürür. Watson
hemen çocuğun elini incelediğinde, elinin üstünün nedensiz
bir biçimde kanayan ve çocuğun diş izinin çapından büyük
bir diş izi olduğunu görür.Olay bu kadarıyla da kalmamıştır.Tam
o sırada lambanın alevi maviye dönüşerek birden
parlar.Bununla birlikte,materyalize olayları da oluşur ve tuz
yağmaya başlar. Bu olaylara garip sesler de eşlik eder ve
masa da, içinde yabani bir hayvan olan kutu kapağı gibi
sallanmaya,sıçramaya başlayarak devrilir. Watson, olaylar
bitince yaptığı titiz ve ayrıntılı araştırmalar
sonucunda hiçbir hile bulamaz. (Zaten hile yapılacak
karakterde bir fenomen olmadığı gibi, bulunulan yer de buna
uygun değildir.)
Ayrıca,bazı
poltergeist vakalarında yine materyalize ile cisimlerin hareket
ettirilmesinin sınırlı birkaç gün boyunca sürmesi ve buna
neden olan kişinin tespit edilmesiyle, kovma işlemi olmaksızın
birden sona ermesinin sebebi,bulunulan
ortamdaki enerjinin o insanların beyinleri üzerindeki
tesirleri ve Astrolojik etkilerin kişilerin koruyucu
melekelerini zayıflatmasıyla birlikte,etkileşimi altında
kaldıkları cinlerin o beyinler üzerindeki tesirlerinin artıp
azalmasıdır. Çünkü bu tür etkileşimler, tamamıyla
beyinle ilgili olduğu için, bir önce anlattığımız
olaylarda da görüldüğü üzere çok daha güçlü (şiddetli)
ve uzun, hatta anlatılan nedenlerden dolayı ömür boyu sürerken,
kimilerinde de belirli bir süre,kiminde de çok çok kısa sürede
olmaktadır. Bu sebepledir ki,etkilerin tamamı göz önüne alınmadığı
ve olaylara tek bir açıdan bakılarak değerlendirilmediği için
etkileşimlerin türü farklı olsa da mekanizması hep aynıdır.
Buna
destek veren örneklerin biri de,poltergeist vakalarına
katlanamayan ve bunalan insanların,rahatsızlık veren bu varlıklara
kendilerini rahat bırakmaları için güçlü bir biçimde bağırmalarıyla
olayların sona ermesidir ki,bunun oluşum şekli de,içten
gelen bir biçimde yani şiddetli bir konsantrasyonla,beyindeki
ilgili hücreleri, dolayısıyla koruma melekelerini harekete geçirmek
suretiyle bu tür varlıklara blokaj oluşturmasıdır. Ya da
olaya neden olan kişilerin o ortamlardan uzaklaştırılmalarıyla
vakalar sona ermekte, ancak o kişi üzerindeki etkiler ( de bazılarında
kalkmış gibi görünse de)aynı veya biçim değiştirmiş şeklinde
devam etmekte ve ışınsal varlık(lar) kendini o kişiye
mutlaka hissettirmektedir.
Bununla
ilgili bir örnek de ünlü Amerikan
kanalı Reality TV’de yayımlanmıştı. Programda, bir
aile, benzer türden saldırıya uğrar ve belli bir süre sonra
bu duruma dayanamayarak ev değiştirmeye karar verir. Ama
nafile, olaylar sona ermez.Yine evde bıçaklar, kesici aletler
havada uçuşmakta,bazen bulduğu yumuşak yerlere saplanmakta
bazen de ev halkı merdivenlerden, yüksek yerlerden görünmeyen
bir güç tarafından itilmekte, evdeki giyim eşyaları ve kumaşlar
hiçbir neden yokken kesilmekte ya da kesilmiş bulunmaktadır.
Eve bu konuyla ilgili din adamları çağrılır ancak, güçleri
yeterli olamadığından başarılı olamazlar. Aile yine çareyi
ev değiştirmekte bulur ve bu yer değiştirme on bir kez
tekrarlanır. En sonunda kendileri özel bir ev yapmaya karar
verirler ve tekrar Eyalet Üniversitesinden konuyla ilgili bir
bilim adamı çağrılır.Bilim adamı ise birtakım enerji ölçer
aletlerle evi inceler ve sonucunda evde ani enerji(ısı)sapmaları,değişimlerini
saptar. İpuçlarını da dikkâtlice inceleyerek daha önceki
diğer araştırmacıların da belirttiği gibi, bu insanların
halüsinasyon türünden şeyler yaşayan insanlar
olmadıklarını ortaya
koyar.
Ayrı bir somut örnek
de,1967 yılında Almanya’nın yukarı Bavyera’da bulunan
Rosenheim’daki bir avukatlık bürosunda geçmiştir.Hiçbir
sebep olmaksızın sigortalar yerlerinden fırlamış, elektrik
ampulleri patlamış, neon tüpleri yerlerinden oynamıştır.Büroda
çalışanların gözü önünde olan bu olaylarda konuşma
kaydedicisi, bürodan söz konusu zamanda hiç kimse telefon
etmediği halde hep konuşma yazmış.Bununla birlikte; kırk kişinin
çalıştığı bu büroda, resimlerin ters çevrildiği,çekmecelerin
masadaki yerlerinden fırladığı,lambaların sallandığı
,175 kg.’ lık dosya dolabının, dayandığı duvardan
kendiliğinden otuz cm. ayrılmasına tanıklık etmişlerdir.Posta idarecisi ile suç masası polislerinin çaresiz
kalmaları üzerine, Freiburg’ daki Psikoloji sınır
bilimleri ve psikoloji sağlık Enstütüsünün Müdürü Hans
Bender çağrılır. Bender, önce sahtekârlıktan şüphelendiği
için bu olayları gerçekleştirebilecek araç gereçleri,
gizli elektrik devrelerini ve ip uçlarını araştırmaya başlar.
Bununla da yetinmeyerek iki fizikçi yardımıyla, ölçü
aletleri,kameralar ve de ses alıcıları yerleştirip çalışmalarını
sürdürür. Ancak dikkâtini bir şey çekmiştir, o da bu tür
olayların hep 19 yaşındaki büro yardımcısı Anne Marie
Schaberl ile bağlantılı olduğunun anlaşılmasıdır. Bu
olayla ilgili ip uçları ve deliller o kadar incelikli ayrıntılıdır
ki,hiçbir gözlemci ve bilim adamı bunun hayali şeyler olduğunu
iddia edememiştir.(Bkz.Tubitak Bilim ve Teknik/Mayıs 87)
Poltergeis vakalarını
incelediğimizde, iki önemli nokta görünmektedir.Bunlardan
ilki, Akaşa’lar başlıklı yazımızda değindiğimiz
hayalet olaylarının geçmişte yaşanmış bir sahnenin ;bir
video kasetinin tekrar tekrar ortaya çıkan holografik üç
boyutlu görüntü ve sesin izlenmesi,duyulması hissedilmesi
veya yaşanması şeklinde olmasına, kişi ve kişilere
hiçbir zarar vermemesine karşın , poltergeist vakalarında
maddeye direkt etki ederek fiziksel ve ruhsal zararların
verilmesidir.
İkinci nokta ise,bu
fenomenlerin orada bulunanların fizyolojik ve psikolojik
durumları ile ilişkisinin açığa çıkmasıdır. Yani, bu kişilerin
sahip oldukları duygusal,gergin,sinirsel halleri ve hormonal değişimlerinin
bulunduğu zamanlarda baskı altında kalan enerjilerinin
psikokinetik etki olarak açığa çıkması ile beyinlerinin sağ
yarım kürelerini kullanan görsel yaratıcılığa sahip
insanların bu vakalara daha çok yatkın olmaları ve geçmişlerinde
ani hormonal ve elektriksel değişimlerine dayanan migren ve geçici
felç gibi hastalıklara rastlanması bu fenomenle direkt bağlantılı
olduğunun ortaya çıkmasıdır ki, bu da,cinni etkileşmelerin
mevcudiyetini ortadan kaldırmaz. Çünkü daha önceki yazılarımızda
da,sistemini açıklayarak değindiğimiz bu durum ve hallerin
bir kısmının cinni etkileşmelerin çıkışına izin
verdikleri gibi, diğer bir kısmı da bu etkileşimlerin yol açtığı
etkilerin sonucu olarak meydana gelmektedir.Zaten bu olayların
çoğunda kişilerin hep bir ruhsal bir varlıktan söz etmeleri
bunun kanıtı olduğu gibi, nadiren de olsa bu varlıkların
belirgin olarak olaylarda görünmemesi,cinlerin kendilerini
belli etmeksizin etkilerde bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Görünür boyuttaki
birimsel düzenimizi var gösteren örtük düzenimizdeki
realitenin yeniden düzenlenerek tekrar boyutumuzda belirişi,hem
bireysel bedenimiz hem de ayrı olarak gördüğümüz birimsel
bedenler üzerinde de psikokinetik etkinin çeşitli türevleri
biçiminde kendini göstermektedir ki bu da,materyalizasyonun
mucize olarak vasıflandırdığımız türündeki olayların vücudumuzda
(bedenimizde)meydana getirdiği etkilerine açıklık
getirmektedir.
Bu programlama olayını
anlamak için yine hipnoz araştırmalarına bir göz atmamız
gerekmektedir. Mesela; derin hipnoz durumundaki kişilerin,alerjik
reaksiyonlarının, kandaki akışı ile kalbin atış hızının,
görme ve duyma bozukluklarının geçtiği, acılarını, beden
ısılarını istedikleri zaman kontrol altında
tutabilecekleri,değiştirebilecekleri gibi,bedenlerine bir
kesici alet yani,bıçak,kılıç,büyük çengel ve iğneler
batırıldığında hiçbir acı duymadıkları ve yaralanma
belirtisi dahi göstermedikleri ve hatta 1951 yılına kadar
tedavisi bulunmayan kalıtsal bir hastalık olan Brocq hastalığının
dahi iyileştirildiği,yok edildiği de görülmüştür.
Ayrıca hipnoz olayının en
ilginç yanlarından biri de,algı durumlarının değişimi sırasındaki
gibi,normalin ötesinde EEG dalgasının oluşturulmamış olmasıdır.
Yani,hipnoz durumunun, normal uyanık zihin durumuyla aynı özelliklere
sahip olduğu, dolayısıyla bunun, gerçek olarak algıladığımız
maddesel boyutumuzun da bir hipnoz durumu olduğunun işaretlerini
göstermektedir.
Buna ilk vereceğimiz örnek;Ruhun
İsa (a.s) ile yakınlığını gösteren işaretleri taşıyan
Stigmatacılardan biri olan Threse Neumann’ ın ölene kadar
hiçbir şey yiyip içmeksizin otuz beş yıl boyunca yaşamasıdır.
Bu durum, genç bir rahibin geçirdiği bir tür boğaz hastalığını
kendi üzerine alarak beş yıl boyunca sadece su ile
beslendikten sonra 1927 yılından itibaren bu beslenmeyi de
sona erdirmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bu olayı öğrenen,Regensburg’da
bulunan yerel psikopos, fenomeni incelemek üzere bir komisyon
kurmuş ve 14-29 Temmuz 1927 tarihinde bir tıp doktoru danışmanlığında
dört tane Franciskan hemşiresini göndererek,onun yapmış
olduğu tüm hareketleri gece gündüz izletip rapor almalarını
sağlamıştır. Bu araştırmacılar ilk olarak da, Neumann’ın
ağzını yıkayıp çalkalamak için kullandığı suyu
dikkatlice ölçüp tartmışlar ve araştırma sonuna kadar bu
suda eksilme olmadığını görmüşlerdir. Bununla birlikte
Neumann hiçbir şey yiyip içmediği gibi tuvalete de çıkmamıştır.
Hatta bir seferinde altı haftalık bir süreçte sadece bir
defa bağırsaklarında hareketlilik olmuş ve dışkısı Dr.
Reismanns tarafından incelenerek az miktarda burun, göz ve ağız
gibi havayla temas eden boşlukların iç yüzünü örten zarın
koruyucu tabakası olan mucus ve safra bulmuş buna karşın tek
bir yiyecek izi görememiştir.Ayrıca bir stigmatist haftada
yaklaşık dört kilo kan kaybetmesine rağmen, bu nedenle
kaybettiği kiloları iki gün içinde tekrar almakta ve yine
yapılan incelemelere göre normal şartlarda bir insanın nefes
alıp vermesi ve derisinden dışarı yaklaşık bir kg.’a yakın
su kaybetmesine ve bir insanın en fazla buna iki hafta
dayanabilmesine karşın,Neumann’ da hiçbir anormal durum söz
konusu olmadığı gibi,hayatının gereksinimi olan diğer
hayati maddeleri de su ve kanla birlikte materyalize
edebilmekte, yani düzenli biçimde üretebilmekteydi.
İngiliz rahibi Herbert
Thurston da buna benzer bir çok stigmatacıların olduğunu The
Physical Phenomena of Mysticism isimli kitabında belirtmiştir.
Bunun dışında kayıtlara
geçmiş (liste uzun olduğu için isimlerini yazmıyorum) birçok
doktor raporunda kaza ve doğum sırasında kan kaybından yüzde
yüz ölümle sonuçlanacak çok sayıdaki vakada yapılan
dualarla kanın tekrar mucizevi bir biçimde materyalize olduğu
gibi,diğer bazı hastalıklarda da yeniden hüre yapılanması,oluşturulması
sonucu iyileşmelerin olduğu görülmüştür (ve halen de görülmektedir).
Bir diğer örnek
de;Sicilya’nın dağ kasabasında yaşayan Delizia
Cirolli’nin 1976 yılında çektiği ağrılar üzerine
hastaneye başvurmasıyla başlar.Ancak hastanın durumu çok
ciddidir. Çünkü,Prof.Quantino Mollica tarafından yapılan
incelemede bacağında tümör(kanser) olduğu teşhisi açığa
çıkar ve en fazla üç ay gibi ömrü kaldığı söylenir.
Cirolli, bu durum karşısında hiçbir tedaviyi kabul etmez ve
daha sonra bir tavsiye üzerine Loured kilisesindeki şifalı
suya gitmeye karar verir. Loured suyunda yıkanan Cirolli, birkaç
gün buna devam eder ve evine döner.Evinde kaldığı müddetçe
de ayağı Loured’dan getirilen suyla yıkanmaya devam
eder.Kefeni bile hazırlanan 19 yaşındaki Cirolli şaşılacak
bir şekilde iyileşme belirtileri gösterir.İlk rontgen filmi
ve raporlarla birlikte son filmleri de inceleyen Dr.Teodor
Mangiapen, kemiğin kalsiyum üretmeye başladığını, tümörün
de tamamen yok olduğunu görür.Bu iki filmin ve raporların
,Cirolli’nin tedavi görmemesi durumunda bu çok kötü tümör
yüzünden öleceğinin ispatlanması,işi uluslararası tıp
otoritelerinin toplantısına taşır. Fakat, beş yıl boyunca
yine detaylı yapılan araştırmalar 1982 yılında “olağanüstü
iyileşme”kararı verilmesiyle sonuçlanır.
Burada ilginç bir nokta
da;doktor ve aynı zamanda İngiltere katolik kilisesi üyesi ve
din adamı olan Dr. Peter May,Cirolli’ nin iyileşme
mucizesini tamamen kabul etmekle beraber,Tanrının harikulade
bir biçimde Cirolli’ nin iyileşmesine izin vermesine karşın,
neden kemikte deforme izi bırakarak bu duruma gölge düşürdüğüne
bir türlü anlam veremez.Oysa ister din adamı olunsun isterse
de bilim adamı (ki hepsi için geçerli değil) fark etmez, bir
türlü anlaşılmayan nokta, bu tür fenomenler, hiçbir zaman
var olmayan bir Tanrının ötelerden bir müdahalesiyle gerçekleşmeyip
her sistemin özünde tüm özellikleriyle ve kendinden ayrı
bir yapı olmaksızın sistemin kendisiyle birlikte, fakat
onunla da kayıtlanmayan Mutlak Bilincin birim adı altında
terkipsel olarak belirdiğinde boyutsal sınırlılığı içerisinde
yine şuursal özellikleriyle açığa çıkmakta oluşudur.Çünkü
madde dediğimiz şey, şuurun bir görünümünden başka bir
şey olmamasına karşın,bizler bir madde bir de bu maddeden
kaynaklanan bir bilincin var olduğunu veya tam tersi olarak,
nereden geldiği bilinemeyen ötelerdeki bir şuurun maddeyi
etkilediği ve bu şekilde onda var olan bir özellik olarak
mevcut olduğunu düşünmekteyiz.*
Burada bir diğer önemli
husus da,Kilisenin bu tür mucizeleri hemen kabul etmemesidir.Çünkü
kilisenin mucize polisini geçmek hiç de kolay değil.Kilise bu
tür olayları araştırmak için dünyanın kendi alanlarında
uzman her türlü bilim adamlarını görevlendirmekte ve bu
incelemelerde yaklaşık altmış kişilik uluslar arası çoğu
profesörlerden kurulu Tıbbi üyeler (diğer fenomenler içinse
ayrı bilim dallarından oluşan kurullar) tarafından da
onaylanmak zorundadır.Bu kadar ince elenip sık dokunan bir
kuruldan geçmek için öne sürülen birçok vaka daha öncelikli
olarak kilise bünyesinde kurulan jüri tarafından belli
kriterlere uymadığı için %90’ ına yakını daha işin başında
reddedilmektedir. Ayrıca Vatikan bunlarla ilgili her olayı dışarı
yansıtmadığını,(çok gerekli olmadıkça basına bilgi
vermediğini) kendi içerisinde kapalı kapılar ardında,arşivlerinde
sakladığını da belirtmek de fayda var.(Bkz Discovery
Channel-Mucizeler)
Buna benzer bir olay da;1962
yılında İtalya ‘daki Verona askeri hastanesine,sol kalçasında
büyük bir kanserli tümör için yatırılan, ancak sahip olduğu
korkunç tümör yüzünden yapılacak bir şey olmadığı için
evine gönderilen Vittorio Michelli adındaki adamın başından
geçenlerdir.Öyle ki, adamın on ay içinde tümör nedeniyle
kalçası tamamıyla bacağından ayrılmış,uyluk kemiği de
yumuşak doku içinde hareket etmektedir. Tamamıyla umut
kesilen ve de plastik bir korse içerisinde sınırlı bir
harekete sahip olan Michelli,son bir deneme olarak Lourdes’
deki kutsal suda yıkanmaya karar verir. Michelli bu suya girer
girmez vücudunda bir ısının giderek arttığını ve bu
banyo seansından sonra hem iştahı hem de zindeliğinin arttığını
hisseder ve birkaç gün art arda denemeden sonra evine geri döner.Bunu
takip eden bir ay boyunca kendini gittikçe daha iyi hisseder ve
doktorların ısrarı üzerine rontgen çektirir. Sonuç şaşırtıcı
bir biçimde olumludur. Yani, tümör küçülmeye başlamıştır.
İşin iyi tarafı ,olayın her safhası doktorlar tarafından
kaydedildiği için, sıra dışı yani bilimsel olarak imkânsız
şekilde nitelendirilen bu durumun,belgelenmiş olmasıdır.
Her ne kadar tıp bu olaya
imkansız gözle baksa da Micelli, birkaç yıl içerisinde tümörden
tamamıyla kurtulduğu gibi,kemiğinin de yeniden oluştuğu
ispatlanmıştır.
Daha sonra Michelli’ nin dosyası Vatikan tıp komisyonuna gönderilir
ve uluslararası doktorların da katıldığı bir komisyonda
incelenerek,Michelli’nin mucizevi bir şekilde iyileştiğine
dair Rapor verilerek olay kapanır.Rapora ise şöyle yazılır
“kalça kemiği ve çukuru
şaşılacak bir biçimde yeniden yapılanmıştır.
1964,1965,1968 ve 1969’ da çekilen rontgenler,kemiğin,tıp dünyası
kayıtlarında hiç geçmeyen,öngörülmemiş ve çok şaşırtıcı
bir biçimde yeniden yapılanmış olduğunu kategorik olarak ve
kuşku uyandırmayacak tarzda kabul edilmiştir.”(Bkz.Michael
Talbot-Holografik Evren)
Şifa sırasında,vücutta
hissedilen aşırı ısı,enerji birçok vakada kendini göstermektedir.Bu
tür fenomeni yaşayan kişilerden biri de Lübnanlı Andrea adındaki
bir gençtir. Bu genç kemik iliği yetersizliğinden ölümü
beklerken,tavsiye üzerine Aziz Al Hardini’nin mezarı karşısında
dua etmeye başlayınca bu ısı (enerji)ile birlikte tanımlayamadığı,
güçlü bir güven, huzur ve mutluluğu duyumsayarak kendinde
ani değişikliklerin meydana geldiğini hisseder. Ancak,
Andrea,bunun anlatılacak değil, yaşanılarak anlaşılabilir
bir his olduğunu söyler.Yapılan dualardan belli bir süre
sonra, hastalığından eser kalmaz. Onu inceleyen Fransız
doktor bile şok geçirir ve olaya açıklık getiremez. Bu da
diğer benzerleri gibi ispatlanarak normal ötesi bir durum arz
ettiği ortaya çıkar.(Bkz:Discovery Channel-Mucizeler)
Bu ve benzeri örnekler, Hıristiyanlıkla
sınırlı olmayıp dünyanın çeşitli yerlerindeki diğer tüm
Dinlerde ve şifa merkezlerinde kendini göstermektedir.(Bkz.Elek.Many.Alan.Ve
Biz-wwwsufizmveinsan.com/fizik)
(Devam
edecek...)
İstanbul
- 05.03.2002
http://sufizmveinsan.com
*Hangi
platformda olursa olsun daima karıştırılan bir nokta
da;Hologram Teorisinin,Panteist anlayışı (panteizmi) vurgulayıp
açıkladığı ve bunun da İslam Tasavvufundaki Vahdeti
Vücut ile aynı olduğu görüşüdür ki, bu da tamamıyla
YANLIŞTIR. Çünkü Hologram Teorisi,parça-bütün ilişkisini
ortadan kaldırarak Vahdeti vücut görüşünü açıklarken,Panteizmin
olamayacağını söyler.Böylece Vahdeti Vücut görüşünün,Panteizmle
bir nokta haricinde hiçbir ilişkisi YOKTUR.(Bu konu hakkında
detaylı bir bilgi ayrı bir yazıda ele alınacaktır)
|