16. Bölüm

Tamamıyla beynin yeniden programlanması işlemine dayanan bu fenomenlere benzer bir örnek de;Güney Amerika, Orta ve Güney Asya ülkelerinde ve bilhassa Filipinler’de şifacı olarak adlandırılan kişiler, hastaları hiçbir bıçak ve benzeri alet kullanmaksızın, kan dahi akıtmadan ameliyat edebilmekte ve açtığı yeri yine iz bırakmaksızın kapatarak (ki bazen bu şifacı ellerini hasta bedeninden çeker çekmez oluşurken, bazen de derideki yarık normal zamanda kapanarak) hastalığı yok edebilmektedirler. İşin ilginç yanı, bu durum ameliyat olan kişi tarafından da bire bir seyredilebilmektedir.

Bir başka örnek de,ünlü Biyolog Lyall Watson’un, dünya üzerindeki metafiziksel fenomenleri araştırması sırasında Endonezya’daki izlenimleridir. Watson, böyle bir özelliği olan bir şifacının, hastalara dokunmadan derinin birkaç cm. yukarısından derisine işaret etmesiyle, deride bir yarık meydana getirebilmekte olduğunu ve yine benzer yöntemle hastaları tedavi ettiğine birçok kez tanık olmuş,bunların birinde ise şifacının parmağı ile yaptığı hareketin açısını biraz geniş tutmasıyla ,Watson’un elinin arka tarafında bir yarık açıldığı ve bu yaranın izinin de hâlâ elinde bulunduğunu  belirtmiştir.

İngiltere’nin Sunderlan’daki hastanede çalışan Dr. Rex Gardner da 1983 yılında British Medical Journal adlı dergide de,çeşitli hastalıkların mucizevi şekilde iyileştiğine dair örnekleri,7.yy da yaşamış olan bir Teolog ve Tarihçi olan Bede adındaki kişinin benzer şekilde kaydettiği olaylarla birlikte yayımlamıştır.

Bu tedavi, yani enerji transferi, kilometrelerce uzaklıktaki insanlara da yapılabilmektedir.Çünkü bu enerjiyi gönderen kişi ile o enerjiyi alan kişi örtük düzende aynı ve tek bilinçtir.Yani,karşımızda varsaydığım kişiye ait olan tüm özellikler,benim örtük düzenimde (veya benim onda)  aynen mevcut oluşu ve bunda meydana getirilecek bir düzenleme, karşımda gördüğüm kişideki yapının düzenlenmesi demek olacaktır. Böylece,istenilen şeyin bu üst boyutta programlanışı,algıladığımız boyutta enerji transferine, sonucunda da iyileşmesi istenilen kişinin dalgasal formunun bilgilendirilmesi ve dolayısıyla ,o kişinin maddesel yapısındaki değişimini oluşturacaktır.Bu bire bir karşılıklı şifa durumunu meydana getirdiği gibi,daha geniş anlamda değerlendirdiğimizde yani, örtük düzendeki anlamların boyutsal olarak çözümlenmesi ile karşılıklı ikili bağlantılar yerine, sonsuz bağlantılı evrensel anlayışa doğru Bilincin yayılışı söz konusu olur.Bu da Evrensellik kavramının ta kendisidir. Yani,evren adı altında algılanan ya da algılanmayan tüm Şeyleri, o şeyin kendisi olarak bilmesi,yaşamasıdır.  Çünkü evrensellik,evrene ait kendi değerlerinin geçerli olduğu sistemin adıdır ve bu noktada çözen ve çözülen ikilemi ortadan kalkar.Bu nedenle evrensel sistemi anlatan Kitapların Oku’nması, Bilincin saflaşarak kendini sonsuzlukta bulmasıyla gerçekleşebilir.Ancak günümüzde beş duyuda yaşayıp bir de bu kavramlardan tamamen habersiz olarak,bu kitapların yorumuna girişmek ve bunu yaparken de evrensel kavramlardan bahsetmek, gerçekleri ne kadar yansıtır bilemiyorum.Bu kavram, aynı zamanda dünya değerlerine ait bilimler için kullanılmasında da aynı yanılgıyı doğurmaktadır.Bu nedenle;beş duyu değerlerinden yola çıkarak evrensellikten bahsetmek ayrı bir şey,Evrenselliğin ne olduğunu bilip hissedip yaşayıp sonra da bu değere göre beş duyuya ait tüm  gerçekleri değerlendirmek ayrı bir şeydir.

Konumuza tekrar dönersek, hem gizli düzen açısından hem de bulunduğumuz boyut itibariyle,her şeyin Elektromanyetik alanların girişimlerinden oluşması ve E-M dalgalarında, zamana bağlı bulunmaması dolayısıyla mesafe kavramı olmamasının şifa ve benzeri fenomenlerin  uzaktan gerçekleşmesini sağlar.Hatta bunu bir kenara bıraksak dahi, yani,her şeyin birer  dalgasal yapı olduğu boyut  yerine,algıladığımız,madde ve enerji düzeyi açısından değerlendirdiğimizde,ışığın (radyasyonun)saniyede üç yüz bin km yol aldığını göz önüne alırsak (bu da saniyede dünyayı yedi kez dolaştığı anlamına gelir) uzaktan bu tür etkileşmelerin varlığının olabileceğini yine kolaylıkla görebiliriz.

Aynı nedenden dolayı,şifacının parmaklarını kullanarak deriyi kesmesi...vb ameliyat işlemi de yine üst boyuttaki oluşumun,bu boyuta yansıması olan dalgalar (radyasyon) vasıtasıyla hücreleri ve dokuları uyaracak etkide bulunarak deriyi meydana getiren atomların birbirlerinden ayrılmasına neden olur.Tıpkı katı bir cismi kırdığımızda,kırılma noktasında birleşik halde bulunan atomik bağların ayrılması gibi.Zaten günümüzde de,bıçak veya kesici aletler yerine,dokuyu kesmek için elektromanyetik ışın olan Lazerler kullanılmaktadır.(1)

Bu olayın elektriksel yani radyasyon ile gerçekleştiğine dair bir işaret de,şifa verme esnasında,şifacıların hastalar tarafından bir sülük gibi enerjilerinin emildiklerini bu nedenle de vücutlarında bir bitkinlik yorgunluk,tükenme hissetmelerini belirtmeleridir.

İnsanın hakikâtine yönelik verdiği mesajlardan çok, ortaya koyduğu mucizeler yoluyla değerlendirilen Hz. İsa (.as) da şifa verirken, kimi zaman hastaya dokunarak,kimi zaman da, tıpkı bir Romalı askerin ölüm döşeğindeki uşağını hiç görmediği halde, uzaktan iyileştirmesi gibi, şifa verebilmekteydi. Ancak şunu unutmamamız gerekir ki, Hz. İsa (a.s)’da,Hakikâti olan Allah’a ait belli bazı isimlerin ağırlıklı olarak evrene dönük bir biçimde ortaya çıkıp beş duyu evrenimizde boyutsal yansıması, bizler tarafından şifa verme biçiminde (mucize olarak) algılanırken, yukarıda anlattığımız şifacılar bunu kayıtlı (sınırlı)ve de maddeye dönük bir biçimde gerçekleştirirler ki, arada kıyasa gelmez farklar vardır.

Görüldüğü gibi,iyileşme fenomenleri de tür olarak kendi aralarında ayrılmaktadır. Bazıları,bir yere gitmeksizin sadece dua yoluyla bunları başarırken,bazıları da bir önceki işlemi gerçekleştirmek için yan destek,güç yardımıyla şifahaneler olarak bilinen pozitif enerjisi yüksek olan bölgelere giderek oluşturmakta, bir kısmı da dışarıdan birinin direkt yardımı ile bunları gerçekleştirmektedirler.

Şifacılar denilince akla gelen önemli kişiliklerden biri de,Zihnin maddeye olan etkisini çok iyi bir şekilde deneyimleyen (uygulayan) Şamanlardır.Rusya bozkırlarından, Afrika köylerine kadar dünyanın çeşitli yerlerinde insanlara şifa dağıtan bu insanları ziyaret ederek onları ve yaptıklarını birebir inceleyen Montegue Ullman Maimonides, Tıp merkezindeki Rüya laboratuarında Psikolog aynı zamanda felsefe Doktoru olan Stanley Krippner, bu konudaki çalışmalarını Rapor halinde yayımlamıştır. Kökleri yaklaşık elli bin sene öncesine dayanan şamanlar, bu psikokinetik yeteneklerini evreni iki bölümde nitelendirdikleri zihinsel dünyadan alırlar.Çünkü onlara göre, bir fiziksel âlem, bir de zihinsel boyut vardır;fiziksel boyut da şuurun bir boyutudur ve sıkça değindiğimiz belli tekniklerle algı durumlarını değiştirerek bu boyuta geçip belli Ruhları harekete geçirmek suretiyle de (hasta ve durumu hakkında bilgi edinerek) tedavi işlemini gerçekleştirirler.(2)

Şamanlar, zihnin ve bedenin aynı olduğu, bu nedenle tedavi işleminin bütüncül olarak ele alınmasının gerekliliği üzerinde dururlarken,günümüz bilim adamları da,kişinin psikolojik halinin vücutta çeşitli rahatsızlıklara neden olduğunu ve eğer kişi hasta ise,bu rahatsızlık durumuna önemli etkilerde bulunulduğunu, bu nedenle,hastanın zihin durumunun başka bir deyişle moralinin çok iyi olduğu zamanlarda, hastalığa daha fazla direnç gösterdiğini,bunun iyileşmenin en önde gelen faktörü olduğunu, aksi durumda ise hastalığın çok hızlı ilerleyerek hastalığın durumuna  göre ölümü erkene aldığını söylemektedirler.

Zihin madde ilişkisini bedenimizde görmenin bir başka örneğini ise şöyle verebiliriz:Diyelim ki evdesiniz ve yalnızsınız.Birden evin salonundan gelen bir gürültü duyuyorsunuz.Bu durumda ilk aklınıza gelen, evin içinde bir hırsızın olduğudur. Bu sırada beyniniz de daha önceden var olan veri tabanınızdaki imgeleri ortaya çıkartarak sırasıyla kaçmanız,oraya gidip saldırmanız, saldırıya uğrayacağınız,yaralanıp sakat kalacağınız, ölebileceğiniz...vb şekilde sizi uyaracaktır.İş bununla da kalmayıp beynin ilgili bölgeleri harekete geçirmesiyle vücutta,sinirlerin, kasların gerilmesine,adrenalin ve diğer hormonların hareketine,solunum ve kalp hızı ile,kan basıncının artmasına neden olacaktır. Ya da tam tersi olarak,bunun açık bıraktığı pencereden içeri giren rüzgârın neden olduğunu hemen düşünerek (bu yönde imgenin zihinde belirmesiyle) hiçbir anormal değişim olmaksızın, zihin ve biyolojik beden normal faaliyetlerini sürdürecektir.

Görüntüdeki bir imgeye vücudun verdiği tepki ile ilgili ilginç bir olay da dişimi yaptırmak için gittiğim dişçi arkadaşımın  ofisindeki kapı açıldığında karşıma çıkan kızın beni görür görmez  kaçmaya başlamasıyla gerçekleşti.Ben bekleme odasında iken kız, dişçinin yanından hiç çıkmadı.Benim geldiğimi öğrenen dişçi daha sonra işini yarım bırakarak yanıma geldi ve kızla yan yana durmam için masasına oturmamı söyledi.Aynen yaptım, ama kız bana bakmadığı gibi,yüzünü de çeviriyor benden rahatsızlık duyuyordu.Bir türlü anlam veremediğim olayı,kızın kaşınmaya başlamasıyla anladım.Çünkü kızın kırmızı renge alerjisi vardı ve benim de kızıl saçlı (ve sakallı) olmam onun delice kaşınması için yeterliydi.Daha sonra sadece görüntünün değil, “kırmızı” kelimesini duymasının da aynı etkiyi oluşturduğunu öğrendim.

Benzer sisteme dayanan bir olay da,ses dalgaları yardımıyla beyni olumlu yönde etkileyip uyararak uyuşturmaya neden olan müzikle tedavidir ki, eski zamanlarda bunun yararı bire bir tespit edilerek deli olarak nitelendirdiğimiz hastalara uygulanmıştır.

Böyle bir tedavi işlemi sırasında şifacı ile hastası arasındaki etkileşim, modern aletlerle de gösterilmiştir. Böyle bir deney,Eylül 94’te Japonya’nın başkenti Tokyo’da Denki Üniversitesi Profesörlerinden Yoşyo Maşi tarafından,şifacı Carol Everett‘e ve önceden onun tanımadığı bir kadın hastaya, şifacının,kadın hastanın sahip olduğu rahatsızlığı tespit etmesi ve bu durumda her ikisindeki solunum,kalp atış oranları ,kan basınçları ve de beyin dalgalarındaki değişimlerin ölçümünü vermesi için bilgisayara bağlanmalarıyla gerçekleştirildi.Bununla birlikte Profesörün yardımcıları da Carol’un göremeyeceği bir noktaya ısı dalgalarını görüntüleyici aleti koyarak ölçümlemeye başladılar.

Carol öncelikle kadında bulunan 20 mm.’lik uru tamamıyla belirleyerek,bu uru yok etmek için minimize etme çalışmasını uygulamaya başladı.Bu esnada aletler  de, Carol’un sol beyninin kapanarak enerji aktivitesinin artan bir şekilde sağ kısmının arka bölgesinde yoğunlaştığını ve normalde sadece,derin uyku durumunda açığa çıkan alfa dalgalarını ürettiğini gösteriyordu.Aynı zamanda kadında da önemli değişikliklerin olduğu görülmekteydi.Böylece,kadının yumurtalıklarındaki urun ısı yoğunluğunun giderek azaldığı sonrada tamamen yok olduğu tespit edildi.Tedavi işlemi tamamlandıktan sonra bu durum hastanın  önce gittiği doktoru tarafından da onaylandı.

Ayrıca,belgelenerek kayıtlara geçmiş psişik tedavilerin bazılarında,doktorları tarafından tamamen ümit kesilmiş tümörlü hastaların şifacılar ve dünyanın önde gelen üniversitelerindeki doktorlar tarafından verilen çeşitli imgelemeler sayesinde kurtuldukları da görülmektedir. Mesela,bunlardan birinde,beyninde tümör tespit edilen hastaya,dışarıdan büyük bir ordunun beyne girip düşman olarak nitelendirdiği tümörleri temizleyip yok etmekte olduklarını hayal etmesi sağlanarak belli zamanlarda bunu tekrar etmesi söylenir.Böylece,verilen bu imgelemelerin,o kişinin iyileşmeye yönelik konsantrasyon gücüyle vücudun doğal kaynaklarını harekete geçirmesi temin edilir.Böyle hastaların daha sonra yapılan testler sonucunda tamamen iyileştikleri de onaylanmış durumdadır.

Şifacıların ortaya koyduğu etkilerin pozitif sonuçlarının görülmesi sonucunda, dünyanın çeşitli hastane ve sağlık kuruluşlarında alternatif olarak yerlerini almışlardır.Mesela,İngiltere Ulusal Sağlık servisinde (Britain’s National Health Service) şifacı uzmanlar çalışmakta olup insanlara oldukça da yararlı olmaktadırlar. Ayrı bir şifacı ve ulusal psişik tedavi uzmanları federasyonu başkan yardımcısı da olan Paulina Baume de 1994 yılında Coventery Health Service de (CHS) ulusal sağlık danışmanı olarak çalışmaya başlamıştır.Bir başka şifacı Lorraine Ham ise,West Yorkshire’da resmi bir sağlık bölümüne bağlı olarak çalışmış ve yüzlerce kişiye yapmış olduğu yardımlarla da  kendini kanıtlamıştır.

Aslında bizim burada, bilimsel temelleriyle değindiğimiz ve değineceğimiz konular, insanları belli noktalara,kişilere,tedavi şekillerine yönlendirmek amacıyla değil, tamamen sistemin anlaşılması yani,zihnin,madde ile olan ilişkisinin ne şekilde olduğu ve nerelere kadar uzandığını görmek ve buradan da evrensel anlamdaki sistemle bağlantılarını irdelemek ve kendisini nasıl gösterdiğini anlamamız içindir.Kaldı ki, beş duyu boyutumuzun da örtük düzenin bir görünümü olması dolayısıyla şartlandığımız maddesel düzeyin tedavi şekilleri reddedilemez. Alternatif Tıbbın da tamamen modern tıbbın yerini alması beklenemez.Bu nedenle,sistemin işleyiş mekanizmasını incelerken sağlık yönüyle karşımıza çıkan bu gerçekler,  zaten alternatif tıp adı altında günümüzde Amerika,Rusya,Çin,İngiltere,Almanya...vb birinci dünya ülkelerinde hem şifacılar hem de bizzat doktorlar tarafından uygulanmaktadır.

Zihnimsi özelliklerin beden olarak gördüğümüz maddesel yapıda belirmesine ilişkin bir örnek de,1913 yılında basına da birinci sayfadan haber olan ve Fransa’nın ,Abbeville’deki Bussus-Bussuel köyünde on iki yaşındaki bir kız çocuğunun,verdiği emirlerle vücudunun çeşitli yerlerinde istenilen hayvan resimlerini  oluşturabilmesi ve kendisine sorulan sorulara yine bu yöntemle cevap verebilmesidir(yani,kelimeler, sözcükler üretebilmekteydi).Buna benzer bir fenomen de şöyledir:Avila’lı St Teresa da bir gün rüyasında bir meleğin gelerek kalbine bir kılıç batırdığını söyler ve yıllar sonra öldüğünde,aynen söylediği biçimde kalbinde bir yarık olduğu görülür. Bu kalp halen İspanya’nın Alba de Tormes kentinde sergilenmektedir. Bir başka,19. yy. Fransız Stigmatacılarından biri olan Marie-Julie Jahenny de bilincinde daima bir gül resmi gördüğünü dile getirmiş ve sonunda bunu göğsünün üzerinde yirmi yıl boyunca görünen bir gül şeklinde materyalize etmiştir.Tüm bunlar bize, reenkarnasyon ve Ufo fenomenlerinde sıkça bahsedilen insan ve canlı bedenlerindeki her türlü fiziksel etkiyi, materyalize olmuş cisimleri,nesneleri de açıklamaktadır.

Katı ve değişmez olarak algıladığımız bedenlerimizin özündeki süptil boyutunda ne kadar latif bir durumda yer aldığını ve bu noktadaki programlanması ile bu durumun yine gördüğümüz boyuttaki yapısında belirişini anlatan  bir başka örnek de,1951 yılına kadar tedavisi bulunmayan ve kalıtsal bir hastalık olan Brocq hastalığının hipnoz yardımıyla zihnin zamansızlık boyutuna uzanması ve bu noktadan da moleküler boyuttaki D.N.A şifrelerine yansıyarak yeniden düzenlenmesinin sağlanması ile ortadan kaldırılmasıdır.Olay kısaca şöyledir: Londra Kraliçe Viktoria Hastanesinde çalışmakta olan hipnoz uzmanı A. A. Masun‘a Brocq (3) hastalığı  tamamen ilerlemiş olan on altı yaşında bir çocuk gelir. Masun, çocuğu  hemen hipnoz eder ve ona hastalığın gittikçe iyileştiğini pek yakında da tamamen ortadan kalkacağını söyler.Olay şaşırtıcıdır.Çünkü beş gün sonra hastanın sol kolunda bulunan pulumsu deri düşüp altından yumuşak ve sağlam deri ortaya çıkar.Onuncu güne gelindiğinde,kol tamamen temizlenmiştir.Masun, aynı durumu vücudun diğer bölümleri için de uygular ve sonuç tamamen başarılı olur.Bundan sonra hasta,doktor ile ilişkisini kesmediği beş yıl boyunca da hastalık izi dahi görülmez.

Burada sorulacak önemli bir soru,bu fenomenler  neden her birimde aynı şekilde gerçekleşmiyor da, belli insanlarda (ki bunların sayısı da oldukça fazladır)meydana gelmekte ve bazılarında tamamen ortadan kalkmasa da yaşamlarının çok daha üzerinde bir süreyi almaktadır?Buna vereceğimiz cevap diğer bazı fenomenlerde olduğu gibi,tek bir faktöre değil, birden fazla faktöre bağlı olmasından kaynaklanmaktadır.Bunların başında da ,bilincimizin maddeye olan aşırı yatkınlığının,daha özde sahip olduğu gizli düzeninin özelliklerini kullanamaması gelmektedir.

Zihnin bu boyuta yönelebilmesi için de belli iç ve dış şartların uygun olması gerekmektedir.Yani,daha önceki yazılarımızda da değindiğimiz üzere, kişinin doğum haritasında beynin bu konuyla ilgili olarak uygun açılımının olması ve gelen astrolojik tesirlerin bu anlamda yerini bulmasının izin verdiği dua, meditasyon,konsantrasyon ya da dışarıdan birinin (şifacının) yardımı...vb. gerektiğinde de ortam enerjisiyle birlikte,kişinin zihin durumunun kayıtlı olduğu boyuttan (ki büyük çoğunlukla kişiler bunun farkında değildirler)daha alt boyutlarındaki gizli düzenlerine inmesi ve hazır olarak mevcut olan sistemi harekete geçirmek suretiyle, arzu ettiği şeyi bu boyut itibariyle oluşturması ile meydana gelmektedir.Bu faktörler içerisinde mekanizmayı harekete geçirebilme nispetinde de bir üstte saydığımız sorunun cevabını oluşturmaktadır.

Hem bu hem de bir sonraki bölüm için önemli bir konu da,nasıl algılıyor oluşumuzdur.

Mesela; koku dediğimiz şey,buna kaynaklık eden nesneden ayrılan (koku) moleküllerin burundaki alıcılar tarafından yakalanarak biyo-elektrik mesaja dönüştürülüp beyindeki ilgili bölümlerde değerlendirilmesi sonucu var sayılan bir olgudur.

Tat dediğimiz şey de aynı şekildedir.

Ses ise,bir cismin neden olduğu hareketin havadaki atom ve molekülleri titreştirmesi sonucu bunun kulaktaki alıcılar vasıtasıyla biyo-elektrik mesajlara dönüştürülüp beyinde aynı şekilde değerlendirilmesiyle oluşur.

Görüntü de cisimlerden yansıyan Elektromanyetik dalgaların göz aracılığıyla biyo-elektrik mesajlara dönüştürülüp değerlendirilmesiyle meydana gelir.

Dokunmada da,dokudaki,maddesel yüzeyleri ve belli frekanstaki radyasyonu algılayan algılayıcıların sinir sistemi vasıtasıyla biyo-elektrik şeklinde beyne ulaştırmasıyla gerçekleşir.

Bundan çıkan sonuç,beş duyunun da gerçekte, beyindeki,biyo-elektriksel faaliyetlerin ilgili bölümlerindeki hareketliliğinden kaynaklanmasıdır. Beynin bu ilgili bölümlerine dışarıdan elektrik (elektron) göndermekle ya da Elektromanyetik dalgalarla,biyo-elektriğin ilgili bölümlere yönlendirilmesiyle aynı etkiler,oluşumlar normal olandan ayırt edilmeksizin meydana getirilebilmektedir.

Yani,işitmeyi oluşturan sesin,görmeyi (görüntüyü) oluşturan E-M dalgaların,kokuyu doğuran moleküllerin,dokunmayı meydana getiren nesnelerin mevcut olmamasıyla da aynı şeylerin algılanabilecek olmasıdır.

Bu durum aynı zamanda, özden gelen bir biçimde yani projekte açısından da meydana gelebilmektedir. Plakadaki girişim desenlerinin tüm plakadaki bilgiyi içermesinden dolayı dışarıdan plakaya baktığımızda birimin var olmasını sağlayan (yani,olayı anlatma sadedinde,plakadaki küçük bir parçasında bulunan) girişim deseninin Bütünün ta kendisi olması ve tüme ait olan bilgileri açığa çıkartabilme oranında (ölçüde) da bu imgenin(manânın)  projektenin neden olduğu algılatmada kendini o algılanma boyutlarına göre göstermesinden kaynaklanmaktadır.

Örneğin, gerçekte cennet ve cehennem kavramlarının gidilecek bir ortam olmadığını ve bunun bir anlamda boyutsallık içerisinde anlaşılması gerektiğini anlatmak isteyen Hz. Muhammed (sav); bir gün namaz kıldığı esnada önünde bulunan duvarda cenneti ve cehennemi görür. Bu nedenle de,cennette gördüğü bazı şeyleri almak için elini uzatırken,cehenneme dair gördüğü şeylerden dolayı da geri kaçma hareketi yapar.Ancak bu durum, o dönem insanları tarafından Boyutsallık kavramının bilinmemesi yüzünden bu ve buna benzer konular,ötelere,gökyüzüne ya da yeryüzünde ki mekânlara atfedilmiştir. Gerçi günümüzde boyutsallık kavramının ne olduğu açıklanmasına  rağmen,  düşünen beyinlerin bu tür bilgiden habersiz olmaları ya da bu bilgileri anlamamaları nedeniyle pek değişen bir şey olduğu da söylenemez.

Aynı şekilde Dini literatürde geçen “Levhi Mahfuz,Ümmül Kitap,Ayanı Sabite,Vahyin Cebrail(as) ile gelmesi ve diğer meleklerin inişi,Cinlerin varlığı...vb” tüm tabirlerin de hep boyutsallık kavramı ile değerlendirilmesi gerekmektedir.

Keza, Hz İsa (as) da, gökyüzünün krallığının etrafta ve görülecek bir şey olmadığını,O’nun insanın kendi özünde bulunduğunu bu nedenle de,O’nun krallığının yeryüzündeki bir krallık için değil, Semanın Krallığı için olduğunu belirtmiştir.Ama maalesef Müslümanlık anlayışında olduğu gibi,Hıristiyanlık ve hatta Musevilikte de,bu anlayışın izi bile yoktur.Olanlarda ise,iş ruhçulukta ve insanlığı etkilemiş birçok filozofun görüşünde olduğu gibi Panteizme dönüşmüş durumdadır.(Bkz.Evrensel Sırlar/Hz. Muhammed Neyi Okudu?-Ahmed Hulusi, Tat Alma/Dokunma/Görmek/Koklamak/Duymak-Ahmed Fevzi Yüksel/Sufizmve insan.com/ Tıp Michael Talbot-Holografik Evren/Jenny Randles-Evrendeki Bilinmeyenler/Discovery Channel-Science Frontiers)

(Devam edecek...)

İstanbul - 19.03.2002
http://sufizmveinsan.com

(1).Elektromanyetik dalgalar ve kullanıldığı alanlar,TV ve radyo yayını için-Radyo dalgaları,göremediğimiz nesneleri,su altındaki veya gezegenlerin yüzey şeklini tespit etmek için (deniz altlarında,uçaklarda,gemilerde)-Radar dalgaları,gece görüş ve sağlık alanında  canlı bedenlerin ve cisimlerin yayınlamış oldukları ısıyı tespit etmek için–kızıl ötesi dalgaları,Rontgen filmleri için-X ışınları,bakteri gibi mikro organizmaları yok etmek için-ultraviyole(mor ötesi) ışınlar,yemeklerimizi pişirmek için –Mikrodalgaları,göz..vb ameliyatlarda veya sert katı cisimleri kesmede-Lazer ışınlarıdır.

(2). Ayrıca Şamanların algı durumlarını değiştirerek sahip oldukları bilgeliğin kökenlerine,dünyaya olan büyük etkilerine ve de Ufolarla ilgili bağlantılara önde gelen bilim adamlarının tespitleriyle,yazı dizimizin Ufo fenomenleri bölümünde değinilecektir.)

(3).Bu hastalık;hasta derinin üzerinde yılan,timsah,gibi sürüngenlerin derisinde bulunan katı ve sert yapılı pulumsu bir örtüdür ki, deri en küçük bir harekette yarılarak (çatlayarak)kanar.Bu nedenle,mikrop kapma olasılığı yüksek olduğu için genellikle bu tür kişilerin ömürleri az olur.

 


Üst Ana sayfa e-mail