17. Bölüm

Fenomenlerin bazılarında tıpkı hipnoz örneğinde olduğu gibi, sadece insanların olayları görebilmesine karşın, kamera...vb. alıcıların hiçbir şey kaydetmemesi de söz konusudur. Bazılarında ise bunun tam tersi olarak, yani sadece alıcı aletlerin kaydedip (ya da o topluluktan birkaçı haricinde) insanların algılayamaması durumu da olabilmektedir.

Çünkü ışınsal kökenli varlıklar, tıpkı beyne gönderdikleri belli frekanslarla, birtakım etkilerde bulundukları gibi, film üzerindeki kimyasalları etkileyip bu yapıları uygun şekilde yönlendirerek istenilen fenomenlerin görüntülenmesini, seslerinin alınmasını oluşturulabilmektedirler. Zaten kaba bir anlatımla, kuantum boyutlarında, görünen hiçbir fiziksel etki olmaksızın, atom-altı tanecikler arası enerjinin, dolayısıyla da bilgi transferinin neden olduğu kuantum altı etkileşimlerinin varlığı, doğal olarak (otomatikman) madde boyutunda, ölçümleye(meyeceğimiz)mediğimiz, ancak, maddeler (nesneler) arası “kuanta”alış verişi sonucu metafiziksel fenomenleri açığa çıkartacak şekilde kendini göstermesi kuantum fiziğinin temel öngörüsüdür.

Bu nedenledir ki, kayıt esnasında hiçbir anormal görüntü ile karşılaşmaksızın, bunların görüntülerinin çekimlerden sonra açığa çıkışı söz konusu olabilmektedir.

Mesela, anne, baba, sevgili,...vb bir yakının ölmeden önce, o kişiyi daima koruyacağını ve yanında olacağını belirtmesi ve ölmesiyle birlikte, daha sonraki fotoğraflarda (bu arabada, arka koltukta veya evinde, sokakta iken... yanında) belirmesi ya da medyumların çevresinde, mezarlıklarda, dikili taşlarda, tarihi olayların geçtiği mekânlarda, arkeolojik alanlarda,müzelerde,ibadethanelerde,eski şato ve ıssız ( veya şu an için kullanılmakta olan) evlerde çekilen fotoğraflarda birtakım insanlar çeşitli kıyafetler içinde görüntülenebilmekte ve hatta ses bantlarına alınan kayıtlarda bu tür varlıkları n (gerçekte cinlerin) çıkarttıkları sesler ve konuşmalar belgelenmektedir.

Bununla birlikte, video filmlerine çekilen UFO görüntülerinin bazıları, mesela; sadece kameraya ve onu çeken kişiye görünebilirken, caddede otomobil kullanan veya yürüyen insanlara, UFO yolun 3-5 m üstünde olmasına karşın hiç görünememektedir. Ayrıca bunun tam tersi olan durumlar da mevcuttur.

Bazılarında ise, fenomenler herkese göründüğü gibi, aynı biçimde görüntülenebilmektedir.

Mesela, spritizma celselerinin birinde  elleri ve ayakları bağlanmış olarak uyumuş olan Jack Weber adlı bir medyumun yanında bulunan bir masa, insanların gözleri önünde,görülmeyen kimselerce kaldırılmış olarak görüntülenmiştir.Buna benzer ayrı seanslarda da,ışınsal varlıklar tarafından, medyumdan çıktığı izlenimi verilen ektoplazma vasıtasıyla materyalize edilmiş olan bir varlığın, eline tutuşturulan bir kitabı (nesneyi) tutabildiği, kavrayabildiği, kaldırabildiği de seansa katılanlarca görülebildiği gibi, kızıl ötesi teknikler kullanılarak çekilen fotoğraflarda da görüntülenebilmiştir.

Buna örnek olarak, Brezilya’nın en yüksek tirajlı dergilerinden biri olan “O’cruzeiro” da yayımlanan on dört sayfalık bir röportajda, aynı ülkenin Uberaba kentindeki hükümet doktoru da dahil, on dokuz kişilik doktor heyeti önünde yapılan spiritizma celsesinde, celseyi takip eden iki doktor ve aralarından demirlerin içinden süzülerek geçen ruh (cin) eline verilen kitabı okunurken görüntülenmiştir.

Bu fenomenlerin bir diğeri de, Belçika kralı Leopold’un eşi olan Kraliçe Astrid’in 1935 yılında geçirdiği bir araba kazasında hayatını kaybetmesinden sonra, bir medyum olan Neilson tarafından düzenlenen birçok celsede insanların gözleri önünde maddeleştirilerek görüntülenmesidir.

Bununla birlikte,bazı spritizma seanslarında medyumun ses tellerini kullanarak konuşan cinlerin sesleri oldukça fazla sayıda kayıt edilmiştir. (Dünyanın en ünlü bilim adamlarınca ve laboratuarlarında test edilen bu kayıtlar şüpheye yer vermeksizin onaylanmış durumdadır.Ayrıca yazı türü makale olduğu ve okuyanların da etkilenmesini göz önüne alarak resimleri yayımlamıyorum).UFO fenomenlerindeki, üstün varlıklardan alınan tebliğlere benzer olarak,ölü Ruhlar ile temasa geçen ve onlardan mesleklerine göre bilgiler alan medyumların ortaya koydukları veriler de titizlikle incelendikten sonra onaylanmış durumdadır. Bunlara bir örnek  olarak, Rosemary Brown adlı bir kadının trans halindeyken, ünlü kompozitör Frederik Chopin’ in ruhu tarafından c minör etüdünün kendisine dikte ettirilmesini ve diğer bestecilerle de iletişim halinde olarak,onların yüzyıl(lar) önce ölmelerine karşın aynı tarzdaki yeni bestelerini (kimileri de şairlerin şiirlerini) yayınlamasına aracılık etmesini gösterebiliriz.

Benzer olarak, İngiltere Cambridge’den Mathew Manning de trans halinde görüştüğü yine ölmüş olan birçok ünlü ressamın stilinde resimler yapmıştır.

Yine spirtüalistlerin iddialarına göre, “aslında dünyada büyük olaylarla,buluşlarla,görüşlerle derin izler bırakan üstün yetenekli insanlar,kitleleri büyük Ruhsal uyanışa hazırlamak için uzaylı varlıklar tarafından görevlendirilmiş insanlardır. Bu nedenle de,İsa(as),Musa(as),Hz Muhammed (sav),T.C’nin kurucusu M.K. Atatürk,Einstein, Elvis Presley ...vd. kişiler de insan görünümünde  birer Cin, uzaylıdır.”Bir kısmı da, bunların birer üstün insan olup sadece üst düzey varlıkların (uzaylıların) aracılığını yaptıklarını söylemektedir.

Üniversiteye hazırlandığım yıl, kız kardeşimin arkadaşlarıyla birlikte biraz daha amatörce düzenledikleri böyle bir seansa bizzat katılmıştım.Her ne kadar pozitif bilime gönül vermiş olsam da,bildiklerimizin,bilemediklerimizin yanında bir hiç kaldığı gerçeğinden yola çıkarak önyargısız bir biçimde, izleyici olarak bulunduğum  bu seansta çağırılan ruha sorular soruluyor ve benim bilemediğim ama onların bildikleri gizli şeylerin cevabı alınıyordu.Elbette bu benim için yeterli bir şey değildi.(Zaten onların da bana bir şey inandırma gibi niyetleri yoktu.Sadece karşı çıkıp işlerini bozmamam yeterliydi.)Aslında beni en çok etkileyip ilgimi çeken, bu seansın sonlarına doğru sorulan bir sorunun cevabı idi.Çünkü o zamana kadar hiç kimse tarafından bilinmesi mümkün olmayan bir soru idi ki, kısaca şöyleydi: Kız kardeşimin bir arkadaşı onun bu tür şeyle ilgilendiğini öğrenir öğrenmez bize telefon ederek evine hep geç gelen kocasının neler yapmakta olduğunu  bu yöntemle öğrenmesini istemişti. Kardeşim de bu soruyu seansta sordu.Sorulan sorulara cevap o kadar net gelmişti ki,adamın kendine tuttuğu metresin ismi, kaldığı semt,apartman dairesi ve numarasına kadar bilgi verildi.Bunun tamamen doğru olduğu haberi de birkaç gün içinde geldi.Daha sonra bu tür seansların ne kadar tehlikeli olabileceğini, yine kardeşimin deneyimlediği ve benim de bire bir tanık olduğum olayla anlamış oldum.

Kimileri ise, ölmüş ünlü insanların ruhlarıyla telepatik yolla kurdukları irtibatla, dünyanın ve insanlığın geleceği ile ilgili kehanetleri alarak kendilerini,insanlığın bu yanlış yönlere sapmaması ve birbirlerine zarar verip yok etmelerini önlemek için benzerleri gibi,hümanist duygularla kurdukları derneklerle tüm hayatlarını insanlığa adamaktadırlar.

Kameralara yansıyan bir vaka da,öncesinde de hayaletlerin görüldüğü ve civardaki insanların bu ve buna benzer ilginç  olaylara tanıklık ettikleri İngiltere’nin Oldham’ da bulunan Butterflies isimli gece kulübünde yaşanmıştır. Binanın boş ve tamamıyla kilitli olmasına karşın,  birden binanın güvenlik alarmları çalmaya başlamış ve bu durum karşısında hemen binaya dolan polisler,birilerinin içeriye girdiklerine dair en ufak bir iz bulamamışlardır.Binanın içine hiç kimsenin girmediğinin anlaşılması üzerine bu sefer de güvenlik kameraları incelenmeye alınmış ve görüntülerde bir adamın görüldüğü ve içerideki koridor boyunca yürüyerek kapalı  bir kapının içinden geçip kaybolduğu kaydedilmiştir.

Gerçekte cinlerin neden oldukları, ama bunların batı dünyasında bilinmemesi nedeniyle de “hayalet” veya “öbür dünyaya gidemeyerek huzur bulamamış ölü insan ruhları” olarak adlandırılan varlıkların görünmelerinden önce, tanıkların yoğun bir soğukluk hissetmeleri dolayısıyla, geliştirilen bir alet ani ısı değişikliklerini kayıt etmekte ve bu durumu da bir sinyalle bildirmektedir.Bir başka geliştirilmiş  cihaz da Spider olarak adlandırılan alettir ki, bu da ani ve çok büyük elektromanyetik alan değişimlerini algılayarak o bölgenin fotoğraflarını çekmektedir.Bu yöntemle çekilmiş birçok resim bulunmaktadır. Bunların birinde, İngiltere’deki Ruhsal Araştırma Merkezi(ASSAP) tarafından Dover Castle da kendiliğinden açılıp kapanan kapının görüntüleri ile kapı çalma sesleri konunun uzmanlarınca kaydedilmiş durumdadır.(Bkz. Akaşalar/www.Sufizmveinsan.com/fizik)

Ayrıca, tamamen sessiz olması gereken ortamlara yerleştirilen teyplerin normal olarak hiçbir şey kayıt etmemesi gerekirken, işin böyle olmadığı, yani bantlara kaydedilmiş birtakım seslerin olduğu ve bunların da çok garip özellikler içerdiği belirlenmiştir. Bu konuyla ilgili olarak,Litvanyalı bir psikolog olan Konstantin Raudive’nin geliştirmiş olduğu cihazların böyle bir ortamda kaydettikleri “yetmiş bin” konuşmanın yüzde yüz net olmasa da çalışma arkadaşları ile sordukları birtakım sorulara verilmiş hazır cevaplar oldukları açıkça görülmüştür.

Zaten aynı sisteme dayanan, insan düşüncesinin filmleri etkilemesi söz konusu olabilmektedir ki, buna da “Thoughtography”adı verilmektedir.Böyle bir olayı Amerikalı Ted Serios adlı kişi gerçekleştirmiştir, içinde film olan bir fotoğraf makinesini başına doğrultarak beyin gücü ile görüntüler oluşturabilmiştir.Birçok psişik deneyimler (pk,poltergeist...vb) yaşayan Stella Lansing de fotoğraf filmleri dışında kamera filmleri üzerinde de benzeri etkilerde bulunmuştur.Başta bu konu üzerinde yıllardır çalışan Psikiyatrist Dr. Berthold Scwarz ve onun gibi birçok bilim adamı, yaptıkları yüzlerce denemeler ve detaylı incelemeler sonucunda, bu tür insanların hile yaptıklarına dair en ufak bir şüphe,ipucu bulamamıştır. Zaten deneysel şartlar, hile yapılabileceği göz önüne alınarak defalarca düzenlenerek oluşturulmaktadır.

Hal böyle olmasına karşın, yine de bunların birer hile olabileceğini düşünen bir illizyonist, böyle bir güce sahip olduğunu mesleğini gizleyerek belirtir ve bu nedenle de incelenmesini ister.Fakat böyle bir özelliğe sahip olmamasına karşın, yukarıda anlattığımız gibi olmasa da benzer bir fenomen gerçekleştirir.Bunu gerçekleştirirken de tek yaptığı şey, araştırmacılardan birinin o an için dikkâtinin bir başka yere kayması dolayısıyla elinin biriyle kamerayı beynine yaklaştırarak düğmesini açıp kapamasıdır ve böyle basit bir olaydan yola çıkarak da bu tür fenomenlerin olamayacağını iddia eder. Ancak dikkât edilirse, bundan önce anlattığımız olaylar bunun gibi basit ve ilkel düzeyde olmayıp bunda olduğu gibi, bir örnekten yola çıkılarak bütünsel bir yargıya varılan fenomenlerle de  uzaktan yakından alakası  yoktur. Zaten bu bilimselliğe de aykırı bir durumdur.Çünkü bu ve benzeri fenomenler,bir,iki,üç deneme değil 30-40 yıl boyunca bilimsel kriterler göz önüne alınarak onlarca, yüzlerce denemeden sonra elde edilen sonuçlardır ki, bunlar da laboratuarlarda ,o kişinin değil, bilim adamlarının oluşturduğu şartlarda, yani kurdukları çeşitli mekanizmalarla yapılan deneylerdir ve bu konuda illizyonistlerden de yardım alınmaktadır.

Bu konuda gözden kaçan diğer noktalar ise;bu tür fenomenlerin çürütülmesi için ele alınan olayların, güçlü delillerden çok, parapsikoloji açısından da pek değeri olmayan vakalar olmasıdır.Bunları da açıklayabilmek için seçtikleri yolda (gösterilerde) bu fenomenlerin ortaya çıktıkları şartların ötesinde (yani buna uymayan şartlarda) kendi hazırlamış oldukları alet ve ortamları kullanarak göstermeleridir. Bunun da,o fenomenin sadece bir iki yönüne açıklık getirebileceğini kabul etsek dahi (olayın bütünü ele alındığında)diğer birçok bölümüne açıklama getiremedikleri gibi bu yanları da hep göz ardı etmektedirler.Bu noktalar ele alındığı takdirde,ileri sürülen alternatif çözümler de çürümektedir. Buna sadece bir örnek verirsek,O.B.E ve Ö.Y.D fenomenlerinin olamayacağı yönünde çalışma sürdüren Psikolog Dr. Sue Blackmore, bu deneyim sırasında deneyimcilerin rahatlık ve huzur duygusunun kriz durumlarındaki beyne yönlenen doğal endorfinlerden, görülen ışık vizyonlarının da ,beyin hücrelerinin bölünmesi esnasında sinir hücrelerinin yanmasından kaynaklanmakta olduğunu ve de beden dışına çıkma sanısını doğuran fenomenin ise,devre dışı kalan bilincin neden olduğu ego kaybından ileri geldiğini belirtmesine karşın, Georgia’daki bir sağlık kuruluşunda Kardiyolog olan Dr.Michael Sabom da bu fenomenlerde görülen halüsinasyonların beynin deneyim esnasında oksijensiz kalmasından oluştuğunu söylemekteydi. Ancak, yine kendi tarafından yapılan incelemelerde bu vakaların,beynin oksijen açısından normal olduğu durumlarda da meydana geldiğini gösterdi.Sonuçlar bu kadarla da kalmıyordu.Çünkü,ameliyat sırasında, deneyimcilerin çevreleri hakkında verdikleri bilgiler o kadar ayrıntılı,incelikli idi ki, o kişilerin kesinlikle bilemeyeceği yerlere konan karmaşık nesneleri bile tanımlayabilmişlerdi. Bu durum şüphecilerin “bilinç tam örtülü olmadığı için çevresindeki birtakım şeyleri algılıyor” türünden basit tezini de çürütüyordu. Bu konu hakkında en ilginç olanı da,ancak bu fenomeni yaşayan birimlerin bulabileceği (görebileceği)gizli noktalardaki çeşitli rakam, harf ve çeşitli şekiller içeren şifre deneyleridir. Bunlarda da  yüzde yüz başarı sağlanmıştır. Zaten, büyük bir bozunmaya uğrayan, darbe alan bir beynin böyle sağlıklı çalışmasının beklenemeyeceği bilimsel bir gerçektir.

Bununla birlikte;bu konular hakkında alternatif yorumlar yapılırken dünyanın çeşitli ülkelerinde gerçekleştirilen Laboratuar deneyleri ve bilimsel bulgular işin içine hiç sokulmamakta, hep bir veya birkaç şüpheli, kesinleşmemiş olay üzerinde durulmaktadır. Kaldı ki, tüm bu fenomenler göz önüne alındığında öne  sürülen alternatif çözümlerin hiçbiri bilimsel bir kavramla çürütülememektedir. Çünkü, modern bilimin gelişmesi, yanılgıları bir kenara bırakırsak,bu tür fenomenlerin oluşmasını açıklamakla kalmayıp, bunların olağan şeyler olabileceğini bize göstermektedir.

Ayrıca, bu fenomenlerin ortaya çıkış sayısı, bir, iki, üç değil; olayın türüne göre dünyanın hemen hemen her bölgesinde sayılamayacak kadar çok bulunmaktadı. Aksi bir durum olsa bu sayının önemsenmeyecek kadar az olması gerekmez miydi?

Bu fenomenlerin bir kısmı,laboratuarlarda veya çeşitli ortamlarda, türüne göre isteğe bağlı veya çeşitli nedenlerle bizim henüz tespit edemediğimiz ama astrolojik,ortam enerjisi,ışınsal birtakım merkezlerden...vb kaynaklanan etkilerinin göründüğü, belli bir zamana bağlı olmaksızın tekrarlanabilir fenomenlerdir.Tıpkı, dünyanın hemen hemen her üniversitesinde bilimsel olarak araştırılan ve mekanizmasının bilinmesine karşın, bizim tespit etmekte aciz olduğumuz yine var olan  nedenlerden dolayı, zamanı önceden tam olarak kestirilemeyen ve içinde olasılık barındıran (yani kontrolsüz olan), hava tahminlerinin ve depremlerin, tekrarlanabilir olaylar olması gibi.

Bunun yanında; şüpheciler mantık dışı,imkânsız olarak gördükleri fenomenleri açıklamak için yine mantık ve ihtimal dışı tesadüflere sığınmaktadırlar. Bazen de görüşlerini saçmalık boyutlarına kadar götürerek bu fenomenleri çok basit şeylermiş gibi göstermeye çalışıp yangından mal kaçırırcasına,yüzeysel açıklamalarla geçiştirmek suretiyle de, hemencecik yargıya vararak olayı sonuçlandırma amacını gütmektedirler. Oysa bilimsel çalışmalar, kısa bir zaman dilimi içinde değil, uzun vadeler göz önünde bulundurularak ele alınmaktadır. Zaten bilim tarihinde de,bir düşüncenin teoriden çıkıp deneysel sahada kendini gösterebilmesi için onlarca yıl beklendiğine dair örnekler bulunmaktadır.(Bazıları ise,gerçek olmalarına karşın,hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecektir.)
Günümüzde,medyumların Amerika’daki bazı eyalet polisleri tarafından kullanıldığı ve imkânsız gibi görünen birçok olayı aydınlatarak çok büyük yardımlarda bulundukları artık sır değil.(Bu sadece Amerika’yla sınırlı değildir)Bir medyum ve duru görür olan Hollandalı Gedard Croisset de ikinci dünya savaşında öldürülen askerlerin toprak altındaki cesetlerin kimlik tespiti için kullanılmış ve çok önemli başarılar elde etmiştir. Amerikan federal hükümeti de yılda ortalama onlarca milyon dolar harcayarak bu tür olayların araştırılmasını temin etmekle birlikte, elektromanyetik dalgaların canlılar üzerinde ne tür etkilerde bulunduğuna ilişkin araştırmalar içinde bütçeden milyonlarca dolar pay ayrıldığı da bilinmektedir.Ayrıca CIA gibi birçok haber alma örgütünün de,Duru görü,OBE deneyimleyen ve diğer psişik güçlere sahip kişilerden faydalanarak onları casusluk işlerinde kullandığı ve hatta bunlardan birinde, İgno Swan adlı birçok psişik yeteneğe sahip (aslen ressam) ünlü medyumun, Amerikan ordusu içinde gayri resmi olarak kurulmuş olan bir birimde, üst düzey askeri yetkililer ve bilim adamları ile birlikte yapmış oldukları çalışmaların bir kısmı tüm ayrıntılarıyla dünyaca ünlü Discovery Channel’da yayımlanmıştır.(Bkz.Maddenin Gölgesi/www.sufizmveinsan.com/fizik)

Bundan ayrı olarak yapılan bir deneyde,şüphecilerin dahi itiraz edemediği insanlardan biri olan Uri Galler adlı bir psici, 21-22 Haziran 1974 yılında Londra Üniversitesi Birbeek College’ den Profesör John Hasfed tarafından yönetilen ve Profesör David Bohm,Dr.Ted Bastin, Arthur Koestler ve Arthur C. Clarke’ın huzurunda,zihin gücüyle madeni bir cismi bükebildiği Geiger sayaç tüpünü harekete geçirebildiği...vb fenomenleri sergileyerek yeteneklerini ispatlamıştır.Tüm bu gösteriler hakkındaki görüşleri de Hasfed ile Bohm, bir rapor haline getirerek yayımlamıştır.Daha sonra ünlü fizikçi Prof.Jack Sarfatti de aynı deneylere devam ederek paralel görüşleri ortaya koymuştur.Bilinen bu örnekler çoğaltılabilir,ancak; ya bilinmeyenler?

Buna verilebilecek en güzel cevap; kendilerine başvurulan fenomenleri kapalı kapılar ardında çalıştıklarını belirten Freiburg Üniversitesi Psikoloji ve Sınır bilimleri Enstitüsü psikologlarından Eberhard Bauer, “Biz hayalet ve diğer fenomenlerle ilgili olayları elimizden geldiğince zehirli eczalar dolabında saklar ve halka çok kontrollü olarak yansıtırız” demektedir.Gerçi parapsikolojiyle ilgili tüm fenomenlerin diğer araştırma kurullarınca aynı şekilde dışa yansıtıldığına dair görüşler de ilgililer tarafından dile getirilmektedir.(Vatikan’ın da aynı yöntemi kullandığını daha önce belirtmiştik)

Yalnız şüphecilere katıldığım birkaç nokta var, o da,para ve maddi çıkarlar uğruna insanların giriştikleri sahtekarlık ki,bunlar da belli yöntemlerle elenebilmekte ve foyaları ortaya çıkmaktadır.Bu nedenle,bir kısmının sahtekarlık ya da yanlış algılama olduğunu düşünürsek,geride kalan büyük kısmının sahtekarlık içermediği ancak “acabaları” barındırdığı için bir kenara bırakıldığı, %20~ %30’luk kısmının ise tamamen onaylandığı ve şüphecilerin bile itiraz edemediği şekildeki  olaylar olduğu görülür  ki, bizim de üzerinde durduğumuz fenomenlerin birçoğu bu kısım içinde yer alanlardır.

İkinci olarak ise, bu tür fenomenler,ötedeki bir Tanrı tarafından,görünür boyutun dışında yani algıladığımız sistemden kopuk bir ortamda tezgâhlanarak ortaya çıkan şeyler olmayıp,bu sistemin boyutsallığında var olan gerçeklerin sistemimizde görünmesi suretiyle meydana gelmiş olaylardır.

Tekrar konumuza dönersek, Rus psikiyatrist Dr. Gennady Krokhalev’ in Perm’de bulunan bir hastanedeki alkolizm ve diğer sağlık sebeplerinden dolayı çeşitli türden halüsinasyon gören hastalara yaptığı çalışmalarda,hastaların gözlerine kamera ve fotoğraf makinesinin merceklerini yerleştirerek,başlarını da bir ışığın giremeyeceği şekilde kapatır. Böylece,halüsinasyonların filme kaydedilmesi sağlanmış olur.Sonuçlar oldukça ilginçtir.Çünkü,203 hastanın 87’ sinden alınan fotoğraflardaki görüntülerin hastaların tanımladıkları halüsinasyonlarla çoğunlukla benzerlik göstermekteydi. Mesela,,filmlerin birinde görülen ay ve boynuz görüntüleri açıkça halüsinasyonla tam bir benzerlik göstermekteydi. Krokhalev’e göre tüm bu görüntüler,halüsinasyon sonrasındaki bilincin sahip olduğu bir durumun bu fenomeni daha kolay bir biçimde açığa çıkardığını ve zihnin fotoğraf filmlerine (maddeye)olan etkisinin açık delillerini göstermektedir.(Hologram ve kuantum fiziğin öngörüleri yanında aynı fenomenler takyon fiziğiyle de uyuşum halde açıklanabilmektedir. Bkz. Maddenin Gölgesi/Tepkinin Etkisi-www.sufizmveinsan.com/fizik) 

Bu kavram mistik kaynaklarda kendini daha net göstermektedir.Mesela,Bedir savaşının hemen öncesinde insan kılığına materyalize olan şeytan, Müslümanlara karşı,müşrikleri savaşa teşvik etmek için onların gururlarını okşayarak olmadık hayallerle kışkırtır.Bu,ayette “o zaman şeytan onların yaptıklarını allayıp-pullayıp şöyle demişti:Bugün insanlardan size galip gelecek hiçbir kimse yoktur...Ben de size muhakkak yardımcı olacağım!...Fakat iki ordu(Müslümanlar ve müşrikler) karşı karşıya görününce,arkasını dönerek kaçtı ve şöyle konuştu “Ben sizden kesin olarak uzağım!Ben sizin göremeyeceğiniz şeyleri görüyorum.Ben hakikatte Allah’tan korkarım!Allah’ın azabı çok şiddetlidir.”(Enfal/48)

Burada,şeytanın görüp onların göremediği şey, Müslümanlara yardıma gelen materyalize olmuş meleklerdir.Çünkü, ayette “O vakit Rabbiniz’den yardım ve zafer istiyordunuz da,O da, Ben peş peşe gelen bin melek ile yardım edeceğim diye duanıza cevap verdi!...”

Hz Muhammed (sav) de “Aman Allah’ım!..Yardım ve inayet!” diye yalvardıkça da bu sayı arttı ve savaş sırasında bu sayı beş bini aştı.Yine Hz. Muhammed (sav),Hz Ali(ra)ve Hz Ebu Bekir(ra) için de,“sizden birinizin yanında Cebrail,diğerinin yanında da Mikail ve İsrafil bulunuyor...” demiştir.

Savaş sırasında bu durum,Müslümanların daha kılıçlarını sallamadan,karşılarında bulunan müşriklerin öldürülmelerinin görünmesiyle kendini gösteriyordu.

Daha sonra,(Bedir)savaşına katılan hemen hemen tüm Müslümanlar savaştan sonra çeşitli yerlerde,Allah’ın onların yardımına gönderdiği melekleri açıkça gördüklerini bir bir anlamışlardır.

Bu olay sadece Bedir savaşıyla sınırlı olmayıp, diğer birçok savaşta da ortaya çıkmıştır.Bunlardan biri de Çanakkale savaşıdır ki,akıllara durgunluk verecek olaylar ve tanıklarla doludur.Düşmanlar,Müslüman askerlerin yanında eski İslam kıyafetleri giymiş melekleri görmüş ve bunların kimler olduklarını savaştan sonra defalarca öğrenmeye çalışmışlardır.Bir İngiliz muhabiri bu konuda şunları yazmıştır:
“O gün Çanakkale’yi koruyan Türk ordusu içinde şimdiye kadar hiç görmediğimiz kıyafet ve heybetle insanlar vardı ki, müdafaalarında bu kimselerin çok büyük yardımları oldu ve bizden bazılarını esir etti...”

Bununla birlikte; tam olmasa da bu duruma benzer bir olay da,yine Bedir savaşında müşriklerin, Müslümanları az sayıda görmeleri dolayısıyla bir an önce ortadan kaldırmak, katletmek için sabırsızlanırken, Allah da müşriklere karşı Müslümanları cesaretlendirmek için onların gözüne müşriklerin sayısını az göstermiştir ki, bu da âyette “Hani müşriklerle karşılaştığın zaman,orduları gözlerinizde az gösteriyor sizi de onların gözünde azaltıyordu...Çünkü Allah,emrini yerine getirecekti.!”(Enfal/44)

(Bkz.Muhammed Mustafa(sav)II-Ruh,İnsan,Cin-Ahmed Hulusi/Jenny Randles-Evrendeki Bilinmeyenler/Discovery Channel-Sihrin Büyüsü/İngiltere’nin hayaletli Şatoları/Science Fronteirs/Süper Zihinler-Mat.Prf.John Taylor)

(Devam edecek...)

İstanbul - 02.04.2002
http://sufizmveinsan.com

Not:Bundan önceki ;Akaşalar-Reenkarnasyon Ve Hologram-Metafiziksel Yanılgılar 5, Elektromanyetik Alanlar ve Biz yazılarımıza eklemeler yapılmıştır.


Üst Ana sayfa e-mail