Günümüz fizikçileri, kuantum düzeylerine indikleri zaman
boşluğun boş olmadığını ve evrenimizin sandığımızdan da
fazla mucizelerle dolu olduğunu gördüklerinde, bir an
şüpheye kapılıp reddetme noktasına gelebilmelerine
karşın, bundan yüzyıllar önce yaşamış Aziz Augustine
“mucizeler, doğaya değil, bizim doğa hakkında
bildiklerimize zıttır”diyerek, evrenin kendisinin
başlı başına bir mucize olduğunu belirtmiştir. Şimdi bu
mucizelerden birine kaynaklık eden nedenleri ve
sonuçları görmeye çalışalım:
Yapılan hesaplamalar, yüklü bir parçacığın bulunmadığı
bir uzayda da elektromanyetik alanların bulunabileceğini
ortaya koymuştur. Bhom-Aharov da kendi isimleri ile
anılan bir yasa ile uygun koşullar altında bir
elektronun, herhangi bir elektronu bulma olasılığının
sıfır olduğu bir bölge için manyetik alan bulunduğunu
hissedebilme yetisine sahip olduğunu bulmuşlardır. Bu da
sıfır nokta enerjisi denilen kavramla paralellik
gösterir. Yani; uzayı mutlak sıfır sıcaklık sınırına dek
soğutarak (bilinen her türlü elektromanyetiksel
alanların ısı, ışık …vb. sıfırlanması sağlanarak),
mutlak boşluğa ulaştığımızda Astrofiziğin kabul ettiği
gibi (1), bir boşlukla karşılaşmayıp vakumun
(boşluğun) kendi içinde çok kısa süreler içerisinde var
olup sonra yok olan parçacık – antiparçacık ile foton,
gulon, mezon (2) gibi boson çiftleri daha
doğrusu, aynı şeyin bir diğer yönü olan enerji alanları
(dalgaları) ile dopdolu olduğunu görürdük. Mesela
fotonlar, bir elektromanyetik enerji alanının ,
nötronlar ise, bir nötron enerji alanının enerji
bloklarıdır ya da o enerji alanı üzerindeki çok küçük
alan yoğunlaşmalarıdır. Aynı alanın diğer bir görünümü
olan parçacıklar, gerçekte “Alanlar Alanı”
diyebileceğimiz Tek Bir Alanda ortaya çıkan ya da bu
Alanı dalgalandıran ve sonra da bu alandaki
eğriliklerine son vererek ortadan kaybolan farklı
frekanslarda titreşen dalgalardır. Bu Tek Alan sadece,
kısa süreler içerisinde yaşayan parçacıkların,
(alanların değil) madde evrenin meydana geldiği kararlı
parçacıkların yani, alanların da kaynağıdır. Bununla
birlikte Hiper Uzayda, evrendeki tüm parçacık ve bunlar
arasındaki etkileşim kuvveti olan dört temel kuvvetin
birleşik, tek bir halde bulunduğu ve her biri bir evreni
meydana getirebilecek planck kütleli ve enerjili,
potansiyel big-bang parçacık çiftleri ile bu parçacıklar
arası etkileşimi sağlayan bu birleşik kuantum kütle
çekim alanı da, yine bu Tek Alanda var olup yok
olmaktadır.
Bu duruma Jhon Wheleer, “hiçbir düşünce bana şundan
daha temel görünmüyor. Boşluk boş değildir; en şiddetli
fizik olaylarının oluştuğu yerdir” diyerek, Richard
Feyman’ la birlikte; bir elektrik ampulünün içindeki
boşluğu incelediklerinde, boşluğun enerjisinin
gezegenimizin tüm okyanuslarını kaynatmak için yeterli
olduğunu buldular. Ve daha kapsamlı hesaplamalar, olayın
bundan da korkunç olduğunu, yani uzay boşluğunun her bir
santimetreküpünün bilinen evrendeki tüm maddelerin
toplam enerjisinden daha fazla enerjiye sahip olduğunu
gösterdi. Boşluğun bu tuhaf etkinliğini daha iyi anlamak
için, kuantum elektrodinamiğin kuramsal temellerine
inmek gerekir. Bu kuram Haysenberg’in belirsizlik
ilkesidir. Bu eşitsizliğe göre, örneğin; bir elektronun
enerjisi ölçülürse ve bu ölçüm çok kısa fakat belirli
bir zaman alırsa, enerji ölçümündeki belirsizlik ölçümün
süresi ile ters orantılı olur. Bu mantıksal bakımdan çok
kısa süreler için, enerji ölçümündeki belirsizliğin çok
önemli olabileceği anlamına gelir. Ve bu sonsuz küçük
süre içinde, bu enerjinin son derece büyük olabileceğini
düşünmek için bir engel yoktur. Sonuç olarak boşluktan,
kısa yaşamlı parçacıklar yaratılabilir. Ve yaratılan
parçacıkların var oluş ve yok oluş süreleri ne kadar
kısa ise, enerjileri de çok yüksek olacaktır. Bunun
sonucu olarak da; boşlukta yer değiştiren bir elektronu
her tarafından kararsız parçacığın oluşturduğu bir çorba
içinde yüzüyor ve onların sürekli saldırısına uğruyor
olarak düşünebiliriz.
Bazı parçacık çiftleri de bir üstte anlattığımızdan
biraz farklı olarak atom çekirdeği ile elektronları
arası devasa boşlukta mevcut olan ve elektronu çekirdeğe
bağlayan elektromanyetik alan (foton) aktarımlarındaki
etkileşimlerden, gerilimlerden meydana gelmektedir.
Bunun oluşum şekli ise, bu alanların vakumdan parçacık
çiftlerini çekmesi şeklindedir. Yani fotonlar, vakumdaki
parçacıklara enerji vererek onları gerçek parçacıklara
dönüştürürler. Böylece, kararlı evrenin toplam
enerjisinden bir şey eksilip artmaz. Tıpkı iki fotonun,
farklı bir ifadeyle, yüksek enerjili gamma ışınlarının
birbirleriyle çarpıştırılması sonucu parçacık çifti
oluşması gibi. Bu sırada fotonlar tamamen kaybolur,
fermion parçacıklarına dönüşür.Foton çiftlerinin toplam
enerjisinin bir kısmı da enerji-kütle eşdeğerince
diyelim ki proton-elektron çiftine, bir kısmı da bu
parçacıkların hareket enerjisine harcanır. Belli bir
süre sonra birleştiklerinde ise, tekrardan foton
çiftlerine dönüşürler. Bugün nükleer fizik
laboratuarlarında kısa süreli madde-antimadde parçacık
türlerinin bir kısmı bu şekilde oluşturulmaktadır.
Böylece atom boşluğunda
bir elektron-pozitron parçacık çifti yaratıldığında, bu
parçacıkların yaratılıp yok edilmesi sonucu boşluğun
elektrik yüküyle kutuplanmasına (elektriksel,
elektromanyetiksel alanlar oluşmasına)
(3) neden olarak elektronun çekirdek
çevresindeki yörüngesinin hafifçe değişmesine yol
açarlar. Willis Lamb, Lamb kayması adını verdiği bu
küçük yer değiştirmeyi olağanüstü bir duyarlılıkla
ölçmeyi başarmıştır. Bu durumu ilk gösteren deney
1940’lı yılların sonuna doğru Handrik Casimir tarafından
gerçekleştirilmiştir. Deney kısaca şöyle; (kararsız bir
parçacık çifti gözlenmese bile, onların yığınsal
etkisini gözlenebilmesinin yardımıyla), içi boş bir
kapalı kaba, iki metal yaprak yerleştirilerek, sistem
soğutulur. Sıfır nokta enerjisi (mutlak sıfır derecesi)
(4) değerine gelindiğinde, madde –antimadde
parçacıkların neden olduğu aynı elektromanyetiksel etki
bu iki yaprağı birbirlerine doğru iter. Ve bu en küçük
fazlalık basınç 1958 yılında M. Spernaay tarafından
ölçülmüştür.
Hysenberg’in belirsizlik ilkesinin bir başka yorumuna
göre de; bir taneciğin konumu belirlendiğinde, enerjisi
yoktur. Enerjisi belirlendiğinde de taneciğin kendisi
yoktur. Bu da taneciğin bir halde iken, diğer halde
olmadığını, farklı iki görünüm biçiminde açığa çıktığını
gösterir. Tıpkı madde olarak isimlenenin, enerjinin
yoğunlaşmış formu olması gibi. Belirsizlik ilkesinin
konum ve momentum eşitliği dışındaki ikinci eşitliği
olan enerji-zaman eşitliği, daha doğrusu eşitsizliği de (5) bize, çok küçük zaman aralıkları için,
bir taneciğin yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, evrenin
tüm enerjisine sahip olabileceğini, Hologram teorisince
de zerrenin tümün kendisi olması dolayısıyla bu
taneciğin enerjiye dönüşümünün evrene kaynaklık eden
enerjinin kendisi olarak açığa çıkacağını söyler. Başka
bir deyişle, sonsuz enerji evrenin her noktasında
bilfiil mevcuttur. Zaten Rölativite teoremi de,
Mikroskobik boyutlara inildikçe gerçekte Makroskobik
boyutlara ulaşıldığını ve bu iki boyutun aynı yerde ve
hatta aynı olduğunu ifade etmekte idi.
Tek Bir Alandan (Enerji Dalgalanmalarından) ibaret, sonu
ve sınırı olmayan temel seviyedeki Vakum boyutunu ünlü
fizikçi Heinz Pagels de “ tüm fizik Vakumdur. Olmuş
ya da olabilecek her şey orada uzayın hiçliğinde
mevcuttur. Bu hiçlik, tüm varlığı içerir” şeklinde
tanımlamaktadır.
Vakum (Boşluk) enerjisi kavramından yola çıkarak en
temel düzeydeki kuantum altı bu boyutu, daha kapsamlı ve
detaylı tanımlamaya çalışan David Bhom da, evrendeki
bilebildiğimiz ya da bilemediğimiz kararlı veya kararsız
(6) her boyut ve türdeki madde, parçacık ve
enerjilerin, aslında sonsuz – sınırsız,
bölünmez-parçalanmaz (en ufak bir zerrede, alanda tüme
ait olanı barındırma özelliği olan) holografik özellikli
girişim halindeki bilinçli-enerji dalgalarına karşılık
gelen ya da başka bir açıdan, tüm bunların bu holografik
girişim dalgalarının bir görüntüsü şeklinde var olan bir
yapı olduğunu belirterek,
“Uzayda boşluk yoktur. O doludur. Bir vakum değil,
maddeyle ( düzeyine göre her tür parçacık ve enerji ile)
dolu (aslında) bir
alandır. Ve (aynı zamanda) biz dahil, her şeyin var
olduğu temeldir (Tek Bir Alandır, Enerjidir). Evren bu
kozmik enerji denizinden ayrı olmayıp bunun yüzeyindeki
bir dalgacıktır. Düşünülemeyecek kadar bir engin bir
okyanusun ortasında, ona kıyasla ufak, uyarıcı bir
desendir. Ve bu, maddenin, enerjinin, yaşamın her
konfigürasyonunu, kuasarlardan, Shekespeare’nin beynine,
çift sarmaldan galaksilerin büyüklük ve biçimini kontrol
eden güçlere kadar mümkün olan her şuurlu hareketi
kapsayarak bu denizin ötesinde de akla sığmayacak
başka düzenlerin, daha ileri aşamaların sonsuz
basamaklarına uzanmakta” olduğunu ifade
etmektedir.
Günümüz
biliminin eriştiği bu gerçeğe asırlar öncesinde Resuller
ve Nebiler vahye, geçmişten günümüze kadar onların
yolundan giden Evliya da ilhama dayalı olarak,
yaratılmışa ait ne varsa tüm her şeyin kaynağı olan en
temel düzeydeki sonsuz-sınırsız Salt Enerji-Bilinç
Okyanusunun (Ruh Adlı Meleğin) indindeki sonsuz
“an”larından sadece bir “an” lık düşüncesinin
enerji dalgalanmasıyla meydana gelmiş evrenin,
evrenlerin, evren içere evrenlerin yani tüm boyut ve
katmanlarının, bir anda var olup yok olan madde-anti
madde parçacıkları, foton çiftlerinin... vs.
haricinde, belli bir sistem ve düzenle var olan
sayısız melekler- kuvveler- güçler- enerjiler- bilinç
titreşimleri ile tıka basa dopdolu olduğunu ve bunun
yanı sıra bunların neden, niçin, nasıl sayısız işlevler
ve çeşitli türden boyut ve varlıkları oluşturduklarını
kapasitelerince müşahede etmiş, sonra da tüm bu
algılayıp değerlendirebildikleri gerçekleri, insanların
anlaması için çeşitli sembollerle, benzetmelerle,
misallerle anlatmışlardır. Şüphesiz diğer “an” lara ait
düşünce dalgalanmalarıyla da daha nice sayısız boyut ve
varlıklar meydana gelmekte, bunlar da müşahede alanı
içinde yerini almaktadır, yine ehlinde.
Semada (gök ve gök katlarında) yani, tüm Kainat ve
boyutsal katmanlarında boşluk diye bir şeyin var
olmadığını söyleyen Hz. Muhammed (s.a.v) de bu konuya,
“ Sema gıcırdamaktadır. Ve gıcırdamakta da haklıdır.
Onda bir ayak basacak kadar yer yoktur ki, bunda secde
yada rüku halinde bir melek bulunmasın...” şekliyle
değinmiştir.
Ünlü İslam sufisti Muhyiddini İbnül Arabi de, “ bir
secde mahalli kadar fezada, semada, boşlukta yer yok.
Meleklerden hali yer yok...” diyerek aynı duruma
işaret etmiştir.
(1)
Klasik Astrofizik, boşluğun
varlığını kabul ederek yıldızlar arası uzayın boş
olduğunu ve maddenin bu boşluktan meydana geldiğini
söyler.
(2)
Buradaki mezonlar, nükleonları yani
protonları, nötronları ya da protonlarla nötronları bir
arada tutan kuvvet parçacıklarıdır ki, bunlar virtüel
(sanal) parçacık olduklarından gerçek olanlarından
farklıdır. Ama gerekli enerjiler verildiği taktirde,
gerçek parçacıklara dönüşebilirler.
(3)
Yüklü parçacıklar arasındaki
elektromanyetiksel kuvvet hem dalgasal hem de parçacık
özelliğine sahip kuanton denen sezgisel fotonların alış
verişi sonucudur. Fotonlar ya da elektromanyetik
alanlar, bir taraftan parçacıklar arasında iletişimi
sağlayan araçlar iken diğer taraftan bu elektromanyetik
alanlar serbest hareket ettiklerinde ise, TV, radyo,
ışık, ısı dediğimiz dalgaları oluşturmaktadırlar.
Ayrıca, boşlukta yaratılan elektron ile pozitron... gibi
yüklü tanecikler arasındaki çekimi oluşturan etkileşim
fotonları yani, elektromanyetik dalgaları, yine aynı
boşlukta yaratılan bozonlardan, foton (elektromanyetik
dalga) çiftlerinden ayrıdır. Yapı olarak aynı olsalar da
boşluktaki işlevleri farklıdır.
(4)
Mutlak sıfır sıcaklık; (0) Kelvin yani,
(-273,36) santigrad derecesindedir.
(5)
Gerek momentum ile konum, gerekse de
zaman ile enerjideki hata paylarının çarpımı, plank
sabitesine eşit ve ondan büyüktür. Yani, en azıyla
eşittir. Ya da bu değerden yüksektir ki, bu da
matematikte eşitsizlik olarak ifade edilmektedir.
(6)
Kararsız Parçacıklar; Vakumun
çeşitli enerji düzeylerinde her an, bir anda çiftler
halinde var olup tekrardan yok olan tanecik (fermion) ve
foton (boson) lardır. Kararlı Parçacıklar ise; bir
açıdan bakıldığında, Vakumun bu karasız yapısından açığa
çıkarak madde dünyamızın bir katmandaki temeli olan
molekülleri, atomları meydana getiren tanecik (fermion)
ve foton (boson) lardır.
Kenan Keskin
Kaynakça;
Evrensel Sırlar / Tekin Seyri- Ahmed
Hulusi
Tubitak Bilim Teknik- Boşluk Enerjisi
Sayı; 231.
|