Yerler (Arz), Gökler (Sema)
Ve Cehennem – 6

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

“ Artık sizi, alevleri kabardıkça kabaran bir ateşle uyardım” (92/ 14)/ “Fasık olanlar içinse, artık onlarında barınma yeri ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve onlara – kendisini yalanladığınız ateş azabını tadın - denir” (32/20) / Ve onlar için demirden kamçılar vardır. Ne zaman oradan, gamdan, kederden çıkmak istediklerinde demir kamçılar ile oraya geri çevrilirler. Ve onlara –yakıcı azabı tadın- denir. (22 /21,22) / “Onların üzerinde, kapatılıp kilitlenmiş olan, hapishane olmuş bir Nar (ateş) vardır” (90 /20).

Ayet ve hadislere baktığımızda, cehennem alevinin çok güçlü olduğu, cehennem ehlinin, içinde bulundukları alevler tarafından cehennem dışına doğru fırlayacağı, alevlerle birlikte kuş gibi uçacakları ve akabinde içe doğru çekilecekleri yani alev dilimleri içinde batıp çıkacakları (ve diğer her şeyde olduğu gibi bu güçlere de karşı koyamayacakları), çıkmaya doğru hareket ederlerken cehenneme bağlı oldukları zincirler nedeniyle (ve ellerinde topuz bulunan meleklerce de dövülerek) geri çevrilecekleri, bu yüzden cehennemin ateşten bir hapishane olacağı anlatılmaktadır. Burada, (topuzlu melekleri biraz sonraya bırakarak) diğer ucu cehenneme bağlı olan “zincirler, çengeller, demirden kamçılar” kelimesiyle, cehennemin maddesel yönü itibariyle, gravitasyonel (Kütle çekimine) alanı ile manyetik çekim alanına, dolayısıyla yine cehennemin ikiz yapısındaki çok güçlü manyetik çekimine işaret edilmektedir. Bu arada güneşin gaz yığınlarının oluşturduğu kütle-çekim gücüne karşı, termonükleer reaksiyonu sonucu açığa çıkan değişik frekanstaki foton ve parçacık basıncının da büyük gaz yığınlarını (plazmayı) güneşin yüzeyine, dışına doğru ittiğini, plazmayı çalkalandırıp dalgalandırdığını, dev boyutlarda ve lokal olarak siklonlar, girdaplar oluşturduğunu ve bu plazmanın, bütününe kıyasla ihmal edilecek olan (bize göreyse oldukça büyüktür) kısmının tamamen dışa atıldığını daha önceden belirtmiştik. Güneşin yok olma safhasında genişleyerek dünyayı vurması ve yoluna devam etmesi sırasında Ruh bedenler, güçlü manyetik çekim altına girerken diğer bir taraftan da, “kabardıkça kabaran, siklonlar çizen plazma (ve bu plazmanın sahip olduğu manyetik alanlar) ve fotonlar” tarafından dışarı doğru itileceklerdir (1). Böylece çekim ile itim arasında çalkalanacaklardır. Bu arada, cinlerin ve o boyutta yer alan insan ruhlarının, o boyutun kuralları gereği ışık hızına çok yakın hızlarda hareket etme yeteneklerine sahip olmalarına karşın, o ortamdaki yüksek çekim altında bu yeteneklerinin bloke olması, o birimler tarafından ayrıca bir azap olarak algılanacaktır.

Şuursal anlamda ise bu “çengeller, zincirler”, birimin terkipsel yapısının bir sonucu olarak kendisini cehennem boyutuna bağlayan o terkibin özelliklerdir. “Allah Ahlakıyla Ahlaklanmamanın” getirdiği maddi ve manevi bağlardır ki, sonu azaptır, sıkıntıdır, üzüntüdür, korkudur, endişedir, …vs. Böylece birimler cehennemde maddi ve manevi anlamda tamamıyla hapis durumdadırlar.

“Zebanilere - onu tutun ve sürükleyerek cehennemin ortasına götürün. Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün- emri verilir. Zebaniler onlara – azabı tat çünkü sen iddianca kavmin azizi ve şereflisi idin. Bu azap sizin şüphe edip durduğunuz şeydir – derler” (44 -47-50) / “ O cehennem üzerinde çok şiddetli ve sert melekler vardır. Onlar, Allah’ın kendilerine emrettiği şeylere karşı isyan etmezler. Kendilerine emrolunan şeyi yaparlar” (66- 6) / “Cehennem nedir sen bilir misin? Hep yakar, hiçbir şey bırakmaz. O derileri kavurup mahveder. Onun üzerinde 19 vardır. Biz cehennem bekçilerini meleklerden kıldık ” (74/31-32) / “Kafirler bölük-bölük cehenneme sevk olunurlar. Oraya geldiklerinde cehennemin kapıları açılır. Cehennem bekçileri onlara - size içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve sizi bugününüze karşılamakla kokutan Resuller gelmedi mi? - Onlara –cehennem kapılarından girin. Orada ebedi kalacaksınız… Kibirlenenlerin mekânı ne kötüdür – denir” (39/71) / … Oraya her güruh atıldığında cehennem bekçileri (Zebaniler) onlara, “size azapla korkutan bir uyarıcı gelmedi mi? – diye sorarlar” (67/8).

Ayet, hadis ve buna dayalı İslam’ın önde gelenlerin görüşlerine göre (ki, İbni Abbas bunlardan biridir), Zebanilerin Meleklerden olduğu, haşin, sert, acıma duygusu ve merhameti olmayan, dolayısıyla dilediğini zorla yaptıran, dilediği yaptırımı uygulayan bir güce sahip varlıklar olduğu, o kadar güçlüdürler ki, on binlerce insanı bir topuz vuruşuyla cehennemin dibine bir anda indirip yeryüzündeki dağları da parçalayacak kuvvete sahip oldukları, yine büyüklüğü konusunda onların kulak yumuşaklığı ile omuzları arasında yetmiş yıllık yürüme mesafesi bulunduğu (ya da sadece, omuzları arasındaki uzaklığın üç günlük at mesafesinde olduğu) ve onun (bu genişlik) içinde de “kan ve irin” vadilerinin bulunduğu anlatılmaktadır. “Zebanilerin, birimleri cehennemin ortasına götürmeleri ve üzerlerine su dökmeleri, onları sözel olarak aşağılamaları…” bu varlıkların, kontrolün tamamıyla ellerinde olarak istedikleri gibi her türlü fiziksel etkilerde bulunmaları, gerek, direkt kendilerinin gönderdikleri dalgalarla gerekse de, ateşe hükmederek birimler üzerinde radyasyonun, enerji alanlarının yoğunlaşmasını sağlayabildiklerini böylece azabı da yönlendirebildiklerini, bunun yanında “Zebanilerin insan yığınlarını cehennem dibine kadar göndermeleri” (ki, mecazidir) bu varlıkların insan hafsalasının ötesinde var olan güçlerle birimlere fiziksel azap etmeleri yanında, “şuursal anlamda da” birtakım gerçekleri çeşitli sözlerle yüzlerine vurarak, onları taciz edip küçük düşürerek, ezerek “yerin dibine geçmiş bir duruma” getireceklerini, böylece birimlerin veri tabanlarına türlü- türlü senaryolarla çok güçlü bir biçimde yönlenerek daha fazla azap çekmelerini yani, “Nefislerini” arındırarak terbiye olmalarını, arınmalarını sağlayacaklarını açıklamaktadır.

Yine, “ Zebanilerin ısırarak ya da elindeki topuzla dağları parçalayacak, un ufak edecekleri güçte olması ” gibi ifadeler de mecazi olup on, yüz binlerce, milyonlarca  derecelik sıcak ortama adapte olan bu varlıkların, eğer dünya şartlarında açığa çıkmış olsalardı maddeyi parçalayıp onu “enerji yığını” haline dönüştüreceğini, dolayısıyla sistemimizi alt üst edip, yok edeceğini anlatmaktadır. Keza,  “Cehennemden birisi dünyaya gelse, onun korkunç görünüşü ve saçtığı pis kokudan herkes ölür” denerek eğer, o boyuttaki bir birim, o haliyle boyutumuzda belirse ya da bizler, onun o boyuttaki yaşamını görmüş olsaydık, o ortamın tüm dehşetinin şuurumuzun her bir noktasına sirayet edip vehmimiz dolayısıyla yaşamlarımızın tamamen bozulup yok olacağını, sistem diye bir şeyin kalmayacağını belirtmektedir.  

Hatta çok ilginç olarak başka bir hadiste de, ““Cehennemden bir damla su gelse, dünyayı zehir eder” denerek çok az miktardaki cehennem maddesinin, çok büyük hacimsel ortama etki edeceği söylenmektedir. Bunu ise bizler ancak günümüz bilimi ile daha yeni anlayabiliyoruz. Çünkü suyun, “plazma” ya da “Radyasyon” olduğunu ve gram düzeyindeki maddenin enerjiye çevrilmesiyle (atom ve hidrojen bombalarını hatırlayın) ne kadar güçlü Radyasyon yaydığını ve çok çok büyük ortamlara sirayet ederek varlığını çok uzun sürelerde, nesillerde devam ettirdiğini ve oradaki tüm hava, kara ve denizin tamamını zehirlediğini (Çernobil faciasını hatırlayın) artık somut olarak biliyoruz ki, bunu daha önceki yazılarımızda detaylarıyla anlatmıştık (2).  

Zebanilerin “çok çok büyük olmalarının”, fiziksel olarak devasa boyutlarda olmaları yanında diğer bir anlamı da, insanların onlardan kaçacak yerlerinin olamayacağını (zaten hareket etmeleri söz konusu değildir), nereye kaçılırsa kaçılsın çok yüksek hızlarla orada yine mevcut olacaklarını bununla birlikte, şuursal anlamda da kapsamı altında tuttukları birimin düşsel olarak da kaçacak yerlerinin olamayacağını, olduğu düşünülse bile, yine onların varlığını şuurlarındaki o noktada görecekleri anlatılmaktadır. “Büyük bedenleri içinde kan ve irin vadilerinin bulunması” ise suretlerle, varlıklarla kayıtlı olan insanların, hoşuna gitmeyen, onların vehmini tetikleyecek maddi ve manevi özelliklere sahip olduğunu ve böylece, ateş dilimlerinden oluşan suretlerinin (öyle ki plazma yapısına da şekil ve suretler vererek) korkunç, iğrenç, tiksindirici, ürkütücü, …vs. olduklarını bildirmektedir. Bir anda açığa çıktıkları gibi, gerekli işlevleri yerine getirir getirmez yine bir anda gözden kaybolacak, farklı bir senaryoyu uygulamak için belli bir süre sonra (birimleri ürkütecek şekillerde) yine aniden belirerek birimlere çullanacaklardır.   

Başka bir ayette, “onların üzerinde 19 vardır” ya da bir Yahudi’nin Resulullah’a gelerek – cehennem bekçilerinin sayısı ne kadardır- dediğinde Resulullah’ın, önce 10, sonra da dokuz sayısını göstererek toplamda 19 olduğunu belirtmesinde olduğu gibi, Zebanilerin önde gelenlerinin sayısının ya da onların varlığında, Bilincinde 19 olması, Besmelenin 19 harfli olduğuna işaretle (bildiğimiz şifrelerle ilgisi yoktur) onların “B sırrına” vakıf olduklarını yani, kendilerini, Hakikâtlerini bilen ve “B sırrıyla” sistemin gereği olarak birimler üzerinde, (her ne kadar birimler bunu azap olarak algılasalar da) sonucu olumlu olan işlevler gerçekleştireceklerini belirtmektedir. Yapı itibariyle Nar boyutunda olsalar da Bilinçleri itibariyle Kuantsal Boyutta olduklarından güneşin tüm katmanlarında yer alarak hem bilinç hem de yapı itibariyle Nar boyutta bulunan tüm varlıkları maddi, manevi hükümleri altında tutmaktadırlar. Cehennem bekçilerinin kendini bilen Meleklerden olmasının nedeni budur (3).

“ Kıyamet günü, (cehennemden) ateşten bir parça, gören iki gözü, duyan iki kulağı, konuşan bir dili bulunan bir boyun çıkar ve - Ben üç takım (insanı cezalandırmak) için vazifelendirildim. Allah'la birlikte bir başka ilaha dua eden kimse, bile bile zulmeden cebbâr, tasvirciler - der" / “Kıyamet gününde Allah cehennem sahibi olan Malik isimli Meleğe - Ey Malik! Ateşe söyle de onları amellerine göre yakalasın – şekliyle seslenir. Ateş onları, annenin çocuğunu tanıdığından daha iyi tanır, ne kadar azap hak ettiklerini de iyi bilir” Hadis.

“Orada temelli kalırlar, azapları hafifletilmez ve geciktirilmez” (Al-i İmran 88) / “Onların azapları hiç hafifletilmez” (Bakara 86) / “Onların azapları hafifletilmez ve tehir de edilmez” (Nahl 85) / “Ateşte olanlar, Cehennemin bekçilerine -Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azabımızı hafifletsin- derler. Halbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır” (Mümin 49,50) / Ey Malik, Rabbin bizi öldürsün (azabı hissetmez kılsın) dediler. Malik dedi ki – muhakkak sizler burada böyle kalıcılarsınız” (43/77)

Cehennemden insan uzuvlarına benzer bir şey çıkması elbette mecazdır. Eğer, farklı ve fazla sayıda duyulara sahip olsaydık o zaman bu tasvirler, o duyularca şekle bürünüp bize anlatılacaktı. Burada bize anlatılmak istenen şey ise, cehennemin en temelde Allah’ın Esmasına dayandığı, bu yüzden canlı, şuurlu ve kendi boyutunca Tekil bir yapı olduğu, temelde ise varlığını yine bu Esmalardan alan Meleklerden oluştuğu daha ayrıntısıyla, bu meleklerin de kaynağı olan, Hakikâtini, dolayısıyla Allah’ı çok iyi bilen, tanıyan “Malik” isimli Tekil Enerji-Şuur yapı tarafından oluşturulduğu, bu yüzden birimlerle ilgili olan tüm bilgilerin (dataların) enerji titreşimlerinden oluşan cehennemin her bir noktasında mevcut olduğu, kıyamet gününde ateşin birimlere nüfuz edeceği, birimlerin kıyamet ve sonrasındaki süreçlerde kendilerindeki bilgiler istikametinde azap görecekleri ve bu yüzden her birimin farklı derecelerde azap duyacağı (azaplar bitince ateşin yakmaması demek, onun yok olması değil, birimin arınma sonrası ondan etkilenmemesi demektir), bir yukarıda değindiğimiz Zebanileri göz önüne aldığımızda ise o boyut varlıklarının da ilgili “data’lara” sahip olarak bu bilgiler istikametinde birimler üzerinde fiziksel ve şuursal işlevler gerçekleştirecekleri, dolayısıyla her şeyin bir sistem ve düzen içinde otomatik olarak gerçekleşeceği için de, zerre kadar eksik ya da fazla muamelede bulunulmayacağı, ne şekilde, nereden, kimden darbe alırsa alsınlar asla ölmeyecekleri, ölüm diye bir şeyin olmadığı anlatılmaktadır. Zebani isimli varlıklar, her birimin bellek dalgalarını yani, “data’larına” göre hangi yönlerinin yontulması ya da rötuşlanması gerekiyorsa o doğrultuda etki edeceklerinden (baskı uygulayacaklarından) o ortamda ortak çekilen azaplar yanında, doğal olarak birimden birime değişen farklı azaplar da oluşacaktır. O varlıklar her ne kadar Afaktan, birimlerin bellek dalgalarını “Okusalar” da gerçekte Enfüslerinden Levhi Mahvuzu okuyarak, o birimler üzerinde eksiksiz, gecikmesiz, tam bir zamanlama (eşzamanlılıkla) ile gerekeni uygulayacaklardır.     

Bu arada, cehennemde yaşanılacak büyük azaplardan biri de, o boyutta zamanın neredeyse algılanmayacak derecede çok çok yavaş akacak olmasıdır. Böylece,  birbirinden tamamen farklı belli bir zaman akışına adapte olan ve bunun bilgisi ölüm ötesi bedenlerinde de kayıtlı bulunan insan ve cinler açısından zaman, adeta geçip bitmek bilmeyecek, ortam şartları yanında, orada sonsuz süre kalacak olmalarını algılamaları sonucu da kurtulma ümitlerinin olamayacağını anlayacaklardır ki, ayette buna işaretle, “Orada devamlı kalırlar, azapları hafifletilmez, kurtuluş ümitleri de yoktur” (43/ 75) denmektedir. “Cehennemliklerin Malik isimli Meleğe yalvarmaları ile Malikin onlara verdiği cevap arasında bin yıllık zaman geçecektir” ifadesi de, zaman akış hızı oldukça düşük olan cehennemdeki bu duruma işaret edilmektedir.    

Kenan Keskin  

(1). Bkz. Din – Bilim Soru Ve Cevapları – 14 / (2). Bkz. Dalgalar Ve Özellikleri – 8. , 9. / (3). Bkz. Enerji – Melek 1, 2, 3, 4.

(Kaynakça: Evrensel Sırlar, Hz Muhammed (S.A.V) Neyi Okudu, Tecelliyat, Ruh, İnsan, Cin – Ahmed Hulusi / Kim Bir Cüce Tekmelemek İster– Ahmed Fevzi Yüksel- http://www.sufizmveinsan.com/konuk/cuce.html )

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 21.01.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com