Yerler (Arz), Gökler (Sema)
Ve Cehennem – 7

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

“Neden cezalandırma ateşle yapılmaktadır?” diye bir soru sorulacak olursa,  bunun cevabına geçmeden önce şu bilgileri hatırlamakta yarar var: Cehennem Tanrısal sistemde olduğu gibi,  insanların ya da cinlerin, sırf acı çekmeye dayalı olarak cezalandırılsınlar diye yaratılmış bir ortam olmayıp birimlerin, gelen uyarıları gereğince ya da hiç dikkate almamaları, “terkipselliği” istikametinde yapmış oldukları fiil ve düşüncelerle her an kendilerini Hakikatlarine kapatmaları, bilinçlerini kilitlemeleri ya da başka bir deyişle, Tanrıyı muhatap almaları nedeniyle kendilerinde var olan Hakikatin İlim ve kudretini açığa çıkartmamaları sonucu, Nefislerine (haliyle Nefislere) zulmetmeleri ve yine bu sebepten ötürü suretten, varlıktan geçememeleri (konuşan cehennemi hatırlayın) dolayısıyla, tüm bunlardan arınmaları, paklanmaları için var edilmiş olup, bu arınma işleminin sonucu olarak azap, acı dediğimiz şey meydana gelmektedir. Bu yüzden bu ayrımı çok iyi yapmamız gerekir. Yani, cehennem azap merkezi, yeri değildir. Arınma yeridir ki, en sonunda azaplar bitince cennetlikler, cehennemliklere mecazen, “aramıza gelin” dediklerinde onlar, “biz yerimizden memnunuz” diyeceklerdir. Çünkü gerek cehennem ortamının gerekse de zebanilerin birim üzerine yüklenme olayının nedeni, cehennemin ve tüm içinde bulunanların Allah Esmasının terkipsel bileşimleri olması nedeniyle güçlü olan terkiplerin daha zayıf terkipleri etkileyip dönüşüme uğratmasıdır. Başka bir deyişle, cehennemin bir Batını bir de Zahiri yönü vardır. Batını yönü ile cehennem Hak olmasına karşın, Zahiri yönüyle de terkipsel bir yapıya sahiptir. Bu yüzden, gerek cehennemin gerekse de içine giren birimlerin Batını Hak olmasına karşın, Zahiri yönleri itibariyle terkipsel yapı olmaları nedeniyle, birimler o ortamda çok güçlü terkipsel değişikliklere uğrarlar. İkinci olarak, arınma işleminde   ateşin kullanılmasının nedeni ise, ateşin yani, radyasyonun (enerji alanlarının), maddesel boyutta bile, varlıkların en ince ayrıntısına, noktasına kadar sirayet ederek maddi ve manevi birtakım etkiler oluşturması gibi, ruh boyutunun ışınsal bir yapıda olması ve ateşin doğal olarak o boyutta da her birimin en ince ayrıntısına kadar nüfuz etmesi sonucu, onlarda şuursal ve fiziki anlamda dönüşümler oluşturması dolayısıyladır. Görüldüğü üzere nerede, bir Tanrının sadizmi çağrıştıran cehennem kavramı, nerede, Hz. Muhammed’in (sav) açıkladığı Allah kavramı ve Sisteminde Cehennem kavramı.

“ Resulullah ashabıyla otururken birden bir gümbürtü işitilir. Bunun üzerine Resulullah: – Bu nedir bilir misiniz? – der ve bu soruya – bu cehennem ateşine atılan bir taştır, yetmiş yıldır aşağıya inmekte olduğu halde, ancak şimdi dibe vardı- şeklinde cevap verir” / “ insanların cehenneme bağlı olan zincirleri hakkında da – eğer bu taş parçası gökten yere bırakılsa akşam olmadan yere ulaşır. Eğer bu cehennem zincirinin başından gönderilmiş olsaydı ancak kırk yılda dibe inerdi- demiştir” / “ Cehennem kıyısından büyükçe bir taş bırakıldı. Bu taş yetmiş yıl boyunca aşağıya doğru düştü de henüz dibe varmadı” / “ Cehennemdeki meclis, Mekke ile Medine arasındaki mesafe genişliğindedir” (Hadis)

Burada da hem güneşin hem de ikiz boyutu olan yapılarının çok büyük olduğunu, “Yer Semalarını” göz önüne aldığımızda da, boyutsal derinlik arttıkça yapıların daha da büyüdüğünü bize anlatmaktadır. Zaten bir üst boyut, bir alt boyuta oranla yapısal olarak çok büyük, içindeki varlıklar dolayısıyla da daha fazla sayıda canlıya sahiptir, sistemin gereği olarak. Buna kendi bulunduğumuz boyutun katmanları arasındaki ilişki yönünden, “ Boyutlar Ve Maddeleşmeler – 1”, “Yerler, Gökler Ve Kıyamet – 2” başlıklı makalemizde değinmiştik. Bunun yanında, “ Arz –Arş /6” adlı makalemizde de değindiğimiz üzere, “Biz Arz’a geliyor Onun etrafını daraltıyoruz” ayeti de, yine bir alt boyutun bir üst boyuta göre, mekansal değil, boyutsal anlamda sınırlı olması, üst boyutta (Kuantsal boyutlarda) oluşan bir hükmün boyutlar arası geçişi ve en sonunda da “Arz (Yer Semaları) Boyutlarında” açığa çıkışı anlatılmaktadır.

Bu konuyla ilgili bir başka hadiste de Resulullah,“ Melekler, yeryüzündeki bütün canlıların etrafında bir halka oluşturup yeryüzünde bulunanların on katından daha fazladır. Bundan sonra Allah, ikinci Gök katındaki Meleklerine emreder ki, Birinci Kat Sema meleklerini ve varlıklarını çevirirler. Bu Semadaki Melekler de hepsinin yirmi katından daha fazladır… (Böylece Yedinci kata kadar böyle devam eder gider ve yine) Yedinci kat Sema Melekleri hazır olup hepsinin etrafını bir halka olarak sararlar ki bunların sayısı da diğer tüm kattaki olanların yetmiş mislinden daha fazla sayıdadır” diyerek (varlığını melekler oluşturması nedeniyle) hem “Yeryüzü Semalarının”, hem de “Gökyüzü Semalarının” yapısını bize mükemmel bir biçimde tanımlamaktadır. Özetle, ölüm ötesinde gezegenlerden, yıldızlardan galaksilere nesnelerin ikiz yapıları öyle büyüktür ki, mesela bu boyutta planetlerin güneşimize kıyasla oranı ne ise, yaşadığımız dünya ve güneş de, içinde yer alacağımız dünyanın ya da güneşin ikiz yapıları (boyutları) yanında böyle kalmaktadır. Taşın, “Cehenneme bağlı olan zincirin” yanından atılması ise, çekimin etkinliğinin çok, çok uzun mesafelere kadar uzandığını anlatmaktadır ki, gerek gravitasyonel gerekse de Manyetik, Elektrik ve Elektromanyetik çekimin etkin değerinin, ne kadar uzaklığa kadar ulaştığını sanırım söylememe gerek yok.

Ayrıca, yine Cehenneme giren kişilerin (haliyle, herkesin içinden geçecek olması nedeniyle tüm ruhların) büyüklüğü konusunda da hadislerde, “cehennemde kâfirin derisinin kalınlığı kırk iki arşındır” / “Cehennemliklerin cildinin kalınlığı, hızlı giden bir atın üç günde aldığı yol kadardır”/ “ Kâfirin baldırı meşhur Beyda dağı kadardır” / "Kâfir, bir iki fersah uzunluğundaki dilini Kıyamet günü yerde sürür…”

şekliyle değinilmektedir ki, o ortamdaki ruh bedenlerin büyük olmasının sebebi ise, maddi ortama adapte olan ve bu şartlanmayı ruh bedenlerinde barındıran birimlerin cehennem ortamında bedenlerinin büyük olması nedeniyle daha fazla radyasyona, dolayısıyla daha yoğun (şiddetli) enerji alanlarına maruz kalmaları, sonuçta çok büyük azap duymalarıdır içindir.

Buna karşın, “ kıyamette kibirliler zerre kadar küçük haşredilecekler. Ayakları onları çiğneyecek ve doğruca cehennemdeki zindanlara sürüklenecekler. Nar ehlinin irinlerinden içecekler” şeklindeki hadiste, “ kibirlenenlerin bedenlerinin tam tersine çok küçük olmaları” ise, büyüklüğü konusunda gerçek olmayıp mecazi bir ifadedir. Çünkü dikkat edilecek olunursa burada, “kibirlenenlerden”, “kendini büyük görenlerden”, “dağ gibi Benlik sahibi olanlardan” bahsedilmektedir. Dolayısıyla bu olay tamamıyla şuursaldır. Böylece bu özelliklere sahip olan birimler (şuursal anlamda) “Benlik yönüyle” diğerlerine nispetle çok daha büyük arınmaya girecekleri anlatılmaktadır. Ölüm tadan her birim “keşfi şak” ile Hakikatinin “Esma Mertebesi” olduğunu, büyük olarak gördüğü benliğinin ise, bir “Esma terkibi” olarak Hakikatine nispetle bir hiç olduğunu ve bu benliği yüzünden gerçek “Benliğinin İlim ve Kudretiyle” hallenmediğini anlayacak, bu da tarifi mümkün olmayan ve cehennemdeki en büyük azabı oluşturacaktır. Ayrıca kendini her şeyden büyük görüp herkesi küçümseyen bir birimin, (ikincil anlamda) fiziksel olarak da büyük bedeniyle daha fazla azabı tadacaklarını da anlatmaktadır.

Bu arada başta İmam Gazali olmak üzere onu takip eden İslam âlimlerine göre, ölen insanın eğer şaki ise, ruhunun çekirge kadar, sait ise bu sefer de arı kadar küçük olacağını belirtmesi ise, anlatılanlarla bir çelişki oluşturmamaktadır. Bir defa burada anlatılmak istenen şey ruhun kendi büyüklüğü değildir. Bunun yerine, ilgili hadisleri, arı ile çekirgeyi, bunlar arasındaki ilişkileri düşündüğümüzde bu ifadeler, sait olanların da bedenlerinin büyük olup daha fazla ateşe maruz kalmalarına karşın, “İman Nuruna” sahip olmaları dolayısıyla onlar kadar azap göremeyecekleri kast edilmektedir. Kaldı ki, burada ölüm anından bahsediliyor, zamanı gelmediği için o an mevcut olmayan kıyamet ve sonrasında girecekleri cehennem aşamasından bahsedilmiyor.    

“Cehennemde yılanın soktuğu kimse, yetmiş yıl acısını çeker” / “Cehennem yılanının soktuğu kâfirin bütün etleri dökülür. Cehennem akrepleri kâfiri soktuğunda, zehrinin acısı, Cehennem ateşini unutturur” (Hadis)

Cehennemde dev yılanların ve akreplerin, …vs dev boyutlarda çeşitli suretlerde

birçok varlığın olması ve bunları insanlara musallat olup onları sokmaları, ısırmaları zehirlerini akıtmaları ve bunların oluşturacağı azabın, diğer cehennem azaplarını bile hissettirmeyecek düzeyde olmasına gelince, öncelikle birimleri maddi ve manevi anlamda korkutma, etkileme açısından en uç noktada bulunan bu vahşi hayvanlar, birimlerin negatif özelliklerinin sonucu olarak yine o birimin kendi ürettiği varlıklar olup birimlerin veri tabanlarının da sonsuza dek onlarla beraber olacağından (silinmesi asla söz konusu değildir) otomatikman bu varlıklar da onlarla birlikte sonsuza dek var olacak ve böylece birimler, onlardan çok büyük azaplar duyacaklardır, o olumsuz özelliklerden dünyada arınmadıkları için. İnsanın veri tabanına göre suretlenen ve insanın manyetik alanından çıkmayan ve hep doğal olarak kaynağına doğru yönlenen (hareket eden) manyetik bedenli bu dalga yapıların verdiği azabın diğer azapları bloke etmesi, kesintiye uğratması ise mümkün değildir. Çünkü bir azabın, diğer bir azabı unutturmasının, hissiz kılmasının, yaşatmamasının ruh boyutunda geçerliliği yoktur. Uygulanan etkilerin sonuçları aynı anda yaşanır. Bu nedenle, “Cehennem azabını unutturacak” ifadesi, bu yönlü azap ve arındırmanın da, diğer azap ve arındırmalar kadar şiddetli ve etkili olduğunu vurgulamaktadır.

Kuran ve hadsilerde bir de Cehennemin kapılarından bahsedilmektedir. Bu kapıların nasıl ve ne şekilde olduğu ise, Resulullah’ın, Cebrail (as)’a sorduğu şu soru üzerine verdiği cevapta gizlidir: “ Cehennem kapıları nasıldır, bizim bildiğimiz kapılar gibi midir? dediklerinde, hayır böyle değil, onlar birbiri üstündedirler” diyerek, kapıların (aslında olayın) bildiğimiz şekilde olmadığını (kapılar burada mecazdır), (diğer ayet ve hadisleri de göz önüne alarak) bunun yerine kapıların üst üste olmasıyla, iki kapı arası bölgelerin katmanlar şeklinde mevcut olduğunu bize söylemektedir. Dolayısıyla “Kapılar”, katmanlar arası sınır olup, katmanlar arasındaki farklılıkların varlığını bize anlatmaktadır. Keza bir başka hadiste de, “ Cehennemi kuşatan Sur’un dört ayrı duvarı vardır, her duvarın kalınlığı kırk yıllık yürüme mesafesidir” denmektedir ki, bildiğimiz gibi Sur, taştan oluşturulmuş çok yüksekçe duvarın kendi üzerine kapanmasıyla oluşan bir yapıdır. “Dört Sur’un” oluşu ve aralarında mesafelerin bulunması ise, (yine bütün ifadeleri göz önüne aldığımızda) genel anlamda ya da katmanlar içinde ilk dört katmana ve var olan bu katmanlar arası devasa genişliğe işaret edilmektedir.

Gerçekten de güneşin katmanlarına baktığımızda yedi katmandan oluştuğunu ve bu katmanlar arası mesafelerin de çok büyük olduklarını görmekteyiz. Güneşin bu katmanları ise sırasıyla, merkezindeki iç bölge (Core), Radyasyon bölgesi, Akıntı (convection) bölgesi, Fotosfer (Işık küre), Cromosphere tabakası, Corona (Taç) tabakası ve tıpkı dünyayı saran manyetik kuşak gibi var olan (resimde mevcut değil) Manyotosfer katmanıdır. Bu Kamanlara dikkatlice bakacak olursak, Ateşin en etkin, güçlü olduğu bölgenin etrafını dıştaki dört tabakanın sardığını görmekteyiz. Bunlar Manyotosfer, Corona, Cromosphere ve Fotosferdir. Görüntüde manyotosfer dışında diğer üç katmanın ince gibi görünmesine karşın, güneşin gerçek büyüklüğünü göz önüne aldığımızda bunlarında oldukça geniş bir bölge oldukları anlaşılmaktadır. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Resim:Solar_internal_structure.svg / http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCne%C5%9F ).

Ancak şunu belirtmek gerekir ki, tüm boyutlarıyla bir bütün halde göz önüne aldığımızda Cehennemin katmanları gerçekte mekansal değil, tamamıyla Boyutsaldır. Ancak her bir boyutun kendi içinde mekansallığı da mevcuttur. Cehennemin görünen yapısı olan güneşin mekansallığından bahsedilmesinin sebebi de budur. Ayrıca, güneşin maddesel yönünün cehennemin bir bölümü olması nedeniyle, tüm boyutlarına ait özellikler bu gaz yapısına da aynen yansımış bulunmaktadır ki, güneşin katmanlarından, ruh bedenlerin, bu yapının enerji yapısından azap duymasının nedeni budur. Yani, holografik sistemin gereği olarak güneşin gaz yapısı, Cehennemin yedi boyutlu yapısının bir izdüşümüdür. Dolayısıyla biz Cehennem güneştir derken sadece gaz yapısını değil, tüm katmanlarıyla bir bütün olarak Cehennemdir, demekteyiz. Güneş büyüyüp dünyayı içine aldıktan sonra dış katmanları yok olacak ve cehennemlikle hükmolunmuş ruhlar, sahip olduğu güçlü manyetik çekim alanı yüzünden güneşe doğru çekilerek farklı idrak grupları halinde sıralanacaklardır. Burada ifade edilen “Kapılar” bir başka anlamda da, “Boyutlar arası fark” anlamındadır. Bu yüzden, “bildiğiniz şekilde değildir” denerek, “bu, boyutsal bir anlamdadır da” denmek istenmektedir.

Bu çok önemli noktaya değindikten sonra, Cehennemin katmanları ve bu katmanlarda yer alan insanlar ise, ayet ve hadislerde şöyle geçmektedir: “ Cehennemin Yedi Kapısı vardır. Onlardan her bir Kapı için bir grup ayrılmıştır” (15/44) / “ İçinde ebedi kalıcılar olarak Cehennemin kapılarından girin” (40/76) / “ Cehennemin Yedi Kapısı vardır. O Kapıların birisi, Müslümanlara kılıç çekenlere aittir” (Hadis). Güneşin (mekansal ve boyutsal anlamda) katmanlardan oluşması ve bir merkezinin olması, merkezine yaklaştıkça sıcaklığın artması, hem maddi hem de Şuursal anlamda (aynı zamanda bu katmanların bilinç boyutlarına da karşılık geldiğini daha önce değinmiştik) azabın ve birimler üzerine olan baskının da giderek arttığını göstermektedir ki, bu konuda da yine Hadislerde Cebrail (as) ın Resulullah’a söylediği üzere, “ancak onlar (yani, kapılar) birbiri altına ve içten içe açılmıştır. Bir kapı ile diğer kapı arasında yetmiş yıllık yol vardır. Kat kat indikçe her katın sıcaklığı üstündekine göre yetmiş kat fazladır”. Bunun yanında yine Cebrail’in (as) bildirdiği üzere Cehennemin en üst katmanında, günahkar olan Müslümanlar, diğer katlarda da sırasıyla, Hıristiyanlar, Yahudiler, Yıldıza tapanlar, Putperest ve Mecusiler (ateşe tapanlar), Müşrikler, Münafıklar yer almaktadırlar. Cehennemin en üst tabakasında Müslümanların olmasının sebebi ise, belli bir süreliğine kalıp Cennete gidecek yani, Cehennemden kaçarak boyutsal dönüşüme uğrama sonucu Bilinç boyutlarında yer alacak olmaları nedeniyle, çekimin kaçacak imkanı, diğer katmanlara nispetle daha fazla vermesi ve azabın şiddetinin de daha az olmasından kaynaklanmaktadır.

Bizler için “Büyük kıyamet” denilen olay, güneşin diğer büyük güneşlerin süper Nova adı verilen ani ve güçlü bir biçimde patlayarak yok olmalarından biraz farklı olarak sessizce ve uzun süreçler boyunca yavaş yavaş büyüyüp planetleri (kendi sistemini) yok etmesi olayıdır ki, bedenimizden düşen bir kılın bizler açısından nasıl hiçbir değeri yoksa aynı şekilde, dört yüz milyar yıldız içeren galaksi boyutlarında da bu olayın hiçbir önemi ve etkisi yoktur. Yani, bizler için çok çok önemli olan bu olay, galaktik boyutta hissedilmeyecek kadar küçük bir olaydır. Keza galaktik boyuttaki bir yok oluşun da, iki yüz milyar galaksi içeren görebildiğimiz evren indinde dikkate değer hiç bir ehemiyeti yoktur. Bu konuda bir Kudsi Hadiste de Allah, “ Bu kadar insan Cennetlik olmuş umurumda değil, bu kadar da insan cehennemlik olmuş yine umurumda değil…”  diyerek hem yaratmış olduğu Sistem Ve Düzende hem de kendi indinde, Cennetin, Cehennemin ve insanların hiçbir önemi ve değeri olmadığını buna karşın başka birtakım açıklamalarda da Allah’ın insanı yüceltmesi, ona çok büyük değer vermesi, diğer varlık ve yaratılmışların üstünde görmesi ise, bu duruma ters bir durum oluşturmayıp her varlıkta olduğu gibi İnsanın Hakikatinde tüm boyutlarıyla bizatihi Kendisinin olmasının ötesinde, yeryüzünde O’nun Halifeliğini yüklenecek yani İnsanın, Kainatta en üstün ve geniş bir biçimde Onun İsim ve Sıfatlarını açığa çıkartabilecek özelliğe sahip olması ve bunu çok nadir İnsanın gerçekleştirmesi yönüyledir (bkz. Din – Bilim Soru Ve Cevapları – 15). Yoksa terkibi yönüyle yaşayan çok büyük bir çoğunluğu oluşturan insanlığın, diğer sayısız terkibiyetiyle yaşayan varlıklardan, hele, hele terkipsiz birtakım yapılardan üstün olması, onlardan ayrıcalıklı olması anlamında değildir. Bu yüzden kendisini evrenin ve varlıkların merkezinde görüp her şeyin bizler için yaratıldığını düşünme fikri bizi, yok oluşumuzla tüm Evrenin, sonsuz ve sınırsız Kainatın dolayısıyla “Allah Esmasının” yok olacağı gibi tamamıyla yanlış, inancı yok sayan içi boş var sayımlara, asılsız hayallere götürmekle kalmaz, Allah’ın sonsuz Esmasını (Özelliklerini) sadece bizimle endekslemekle O’na her şekilde bir sınırlama da getirir. Bu tür görüşler olsa olsa Akıldan yoksun Egonun başka bir biçimde açığa çıkışından farklı bir şey değildir. Ayrıca, bu tarzdaki temelsiz düşünceler, farkında olmadan Allah’ın İlim ve Kudretine sınır koymakla birlikte, onu da kapsayan bir ilim ve kudretin varlığını da ortaya çıkartır ki, bu da açıkça Şirk ve Küfürdür.

Artık son bölüme geçebiliriz…

Kenan Keskin

(Kaynakça: Ruh, İnsan, Cin / İnsan Ve Sırları – I / Kendini Tanı / Tek’in Seyri / Allah / Sistemin Seslenişi II – Ahmet Hulusi / Atmosfer – Ahmet Fevzi Yüksel)

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 11.02.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com