Yerler (Arz), Gökler (Sema) Ve Uzaylı Aldatmacası – 2

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

Ufocular, bir başka ayetteki, “Yeryüzünde yaşayan bir hayvan ve gökyüzünde iki kanadı ile uçan bir kuş yok ki onlar da sizin gibi ümmetler olmasın. Biz Kitap'ta (Evrensel Kitapta) hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır” (6/38) sözünün de hep uzaylılara yani, kendilerini Ufo araçları içerisinde uzaydan geldiklerini iddia eden varlıklara işaret ettiğini söylemektedirler. Oysa görüldüğü gibi bu ayette uzaylılara ait ne açık ne de dolaylı bir açıklama, onaylama mevcuttur. Burada ifade edilen, gerek karada gerekse havada uçan hayvanların da zahiren görüldüğü gibi basit, sıradan varlıklar olmayıp belli bir bilinç sahibi olarak sistemde bulunduğu, sistemin hem işleyişi hem de devamı içinde çok önemli ve belli bir amaca dönük olarak var olduklarıdır. Bugün son teknoloji yardımıyla onların bizim beş duyu ötesi algılama araçlarına sahip olduklarını, yapımızın gereği olarak yapamadığımız birçok hareketi karada, denizde, havada gerçekleştirebildiklerini,(1) bizim için olumsuz sonuçları olan mikrop ve bakterilere ya da çok zor şartlara karşı nasıl ve ne şekilde dayandıklarını, uyum sağladıklarını ve bu mikropların neden olduğu veya olmadığı birçok hastalığa karşı ne tür kimyasallara sahip olduklarını büyük bir şaşkınlıkla öğrenmekte, sağlık açısından ilgili bu özellikleri kendimize nasıl uygulayabileceğimizi araştırmaktayız. Aynı şekilde, bugün bilinen birçok teknolojik cihaz da onlara bakılarak yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir.

İşte Resulullah hayvanlardaki, bizim bilemediğimiz veya ancak bugün bilebildiğimiz birçok özelliği tespit ettiği için, onlar hakkında olumlu ya da olumsuz yönde birçok açıklamalar yapmıştır. Mesela olumlu yönleri ile ilgili olarak, “Horozu çok övmesi” ya da olumsuz yönleriyle ilgili olarak da “merkep, şeytan görmedikçe anırmaz. Merkep anırınca siz Allah’ı zikredin, bana da Salavat getiriniz” (2) demesi gibi. Oysa bunun yanında, bizler (bunlar din adamları bile olabilmektedir) onca bilimsel açıklamalara rağmen cahilliğimiz veya şartlanmışlığımız yüzünden, “ bir peygamber böyle bir şey der mi? böyle basit şeyler söyleyebilir mi? bunlar falanca uydurması, filanca açıklaması, …vs” diyerek bu Resulullah açıklamalarını küçük görüp Resulullah’a rağmen ahkâm kesmeye kalkışabilecek cesareti gösterebilmekteyiz.

Halbuki Allah, bu tür düşünceleri kesmek için Kur’ an’da, “Allah kesinlikle bir sivrisinek kanadı veya ondan da ufak bir şeyi misal vermekten kaçınmaz. İmanın gereğini yaşayanlar bunun Rablerinden kaynaklanan bir Hak olduğunu bilirler. Bu gerçeği inkâr edenler ise, (misalî anlatımları değerlendirmeyip) "Allah, acaba bununla ne demek istedi" derler. Bu anlatım çoğunun (fıtratlarının elvermemesinden dolayı) sapmasına yol açar; birçoğunu da gerçeğe hidayet eder. Allah, onunla (bu tür anlatımla) sâfiyetini yitirmişlerden başkasını saptırmaz!” (2/26) / “ Sizin taptıklarınız bir araya gelseler, bir sinek dahi yaratamazlar (22/73) şeklinde hitap ederek, dikkâte alınmayan böyle bir varlığın Hakikâtinin de “Esma’ya ”  dayanması nedeniyle Makronun Mikroda aynen mevcut olduğunu (bulunulan her bir Arz boyutunun kendi içinde de böyledir) ve haliyle Mikro ile Makro arasında bir ayrımın olmadığını, bu yüzden bize önemsiz, değersiz gibi görünen bir yerde bile, işleyen kompleks, mükemmel bir sistemin ve düzenin bulunduğunu, hangi dönemde olunursa olunsun böylesine varlıkları, görünmeyen boyutları dikkâte alan, inceleyen bir insanın hep şaşkınlık ve hayretler içinde kalacağını, insanlar ne kadar yüksek teknolojiye sahip olursa olsunlar, hayvanların çeşitli yönlerini taklit edebileceğini, ama asla bir benzerini yapamayacaklarını, bunda aciz kalacaklarını bunun yanında, boşluk kalmaksızın en ufak bir noktada (zerrede) bile, “Allah’ın Tecellisinin” açığa çıktığını, bu sebeple basit değersiz, ihmal edilecek, …vs bir şeyin olamayacağını, tüm bu hali algılayamayan, düşünemeyen, anlayamayan bir insanın ise, aynı “Esma” boyutuna dayanması sebebiyle aslında kendindekini küçültüp kapattığını (ki, bu sebeple öyle düşünmekte), bu duruma iman edenlerin ise, en azıyla öze giden kapıyı araladığını bize anlatmaktadır.      

Bunun yanında “hayvanların insanların hizmetine verilmesinden” mana da, en basit anlamda onların derisinden, sütünden, etinden, …vs yararlanma olsa da gerçek anlamda, onların sahip oldukları özellikleri keşfederek bu normal üstü özelliklerin hayatımıza sokulmasını istemesidir. Bugün başta U.S.A olmak üzere gelişmiş ülkelerin bu konu üzerinde yüz milyonlarca dolar harcamalarındaki ana sebep de onlardan öğrendiklerini, teknolojide, maalesef silah yapımında ve sağlık alanında kullanmak içindir. Bunda da oldukça başarılı olunmuştur. Mesela, bugün en dayanıksız gibi görünen örümcek ağından yapılan zırhların, kurşun ve şarapnele karşı kendi sınıfının en güçlüsü olduğu tüm bilimsel kanallarda anlatılmaktadır. Daha geniş yazacağımız ayrı bir makalenin konusunu teşkil etmek üzere bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Dolayısıyla nasıl ki, insan tek bir bilinç ve ümmetse ve insanlar bu şuurun belli orandaki çıktıları ise, hayvanlar da kendi boyutlarınca tek bir bilinç ve ümmettir. Tıpkı bitkilerin ya da maden dediğimiz maddenin de kendi düzeylerinde tek bir şuur oldukları gibi. Yani, çokluk boyutlarında ayrı ayrı gruplar içinde yer alan nesneler, varlıklar, kendi türünden tek bir bilinç iken, bu tek bilinç de bir üst boyutun farklı bir yönü, yüzü olarak kendini göstermektedir ki, bu hal tüm çokluk boyutu içinde en tepeye kadar böyle gitmektedir. Bu bölünmez parçalanmaz Teklik, her bir boyut ve aşamada yine “Tek Bir Bütün” halinde ileriye dönük olarak açığa çıkması nedeniyledir ki, “Bitkisel Bilinç” ile “İnsanlık Bilinç” arasında aracı olan Bilinç, “Hayvansal Bilinç” olmuştur. Zaten, “evrim” dediğimiz şeyin tam anlaşılamamasının nedeni de, şartlanmalı bir değerlendirmeyle suretlere bakılarak olaya yaklaşım yapılmasından kaynaklanmaktadır. Oysa gerçek yapısıyla evrende var olan tek şey, çeşitli düzeylerde ki “Tekil Bilinç” yani, “Tekil Bilinçsel yapılar” (Ümmetler) ve bunların ileriye doğru olan dönüşümleridir ki, değişimleri hep bu Bilinç boyutları itibariyle ele alıp değerlendirmemiz gerekir. İşte o zaman göreceğiz ki, değişen ve dönüşüme uğrayanlar, her birini somut olarak algıladığımız ne taş, toprak, ne bitki, ne de hayvandır (bkz. Din –Bilim Soru Ve Cevapları – 6/12).

Fazla dağıtmadan konumuza geri dönersek, “ Köpekler tek bir ümmet olmasaydı onları katlederdim” hadisinde olduğu üzere Resulullah, o hayvanların (elbette diğer hayvanların da) yok edilmesinden değil, edilmemesinden, yaşamaları için elden geleni yapılmasından, çünkü bu hayvanların sistemde yeri olduğundan bu sistemdeki yeri ortadan kalkarsa bunun insana geri yansıması nedeniyle insanlığın maddi ve manevi anlamda zarar göreceğini belirtmektedir. Bunun yanında hayvanlara karşı yapılacak her türlü işkencenin de misliyle insana geri döneceğini, haliyle de böyle bir birimi, bu dünyada, kabir âlemi ve cehennemde çok güçlü azapların beklediğini belirtmektedir. Bu yüzden Resulullah’ın (s.a.v) Miraç sırasında cehennemde gördüğü bir kadının, bilinçli olarak ölümüne neden olduğu bir kedi yüzünden, içine düştüğü çok kötü durumunu ya da Hz Ali’nin (r.a), “ bir karıncanın üstündeki bir yükü almakla bile ona zulmetmek istemem” demesini çok iyi anlamak gerekir. Ayrıca, Resulullah’ın hayvanlara yüklenen yüklerin azaltılmasından, ağaç dallarına zarar verilmemesine kadar bu konuda birçok açıklamalarda bulunmuş öyle ki, Resulullah’ın bu hareketi bile, din düşmanlarınca çılgınlık olarak nitelendirilmiştir. Bununla ilgili de epeyce hadis mevcuttur. Hayvanların, bitki türlerinin, insanlarla ve birbirlerine hayati önemde bağlı olduklarını, bu zincirin önemli halkalarından birinin kopmasının tüm canlı hayatını tehlikeye sokup yok olmalarını sağlayacağını, yine bugünkü bilim bize söylemektedir. Ünlü fizikçi Albert Einstein’a mal edilen bir hesaplamaya göre, eğer Arılar yeryüzünden kalkacak olursa, insanlık ömrünün, dört yılda sona ereceği belirtilmiştir.

Sonuç olarak gerek Kur’an gerekse de Resulullah, canlıların ümmetler biçiminde var olduğundan bahsederek evrendeki tüm varlığın, canlı- şuurlu olduğunu, bunun da ötesinde bu bilincin çeşitli boyutsal düzeyleri bulunduğunu ve bunların “Allah’ın her an yeni bir oluşumda olmasının” gereği olarak devamlı daha gelişken, karmaşık bir şekilde değişime (dönüşüme) uğradıklarını, Allah’ın hiç ummadığımız noktalarda bile var olduğunu, parçalanmanın hiçbir boyutta söz konusu olmadığını ama Allah’ın bunlarla da kayıtlanmadığını, dolayısıyla bu bilinç boyutlarından sadece maddesel bilince (ümmete), hem de sınırlı olarak bakma sonucu meydana gelen materyalist anlayışın ve bunun ürünü olan tesadüflüğün asla söz konusu bile olamayacağını anlatmaktadır.

“ Allah her canlı şeyi (dabbeyi) sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üstünde, kimi iki ayak üzerinde, kimi de dört ayak üzerinde yürür” (24- 45)/ “Sema ve Arzda bulunan tüm canlılar (dabbeler) ve melekler (ruhanî ve cismanî âlemlere ait varlıklar ve kuvveler) hiç kibirlenmeksizin (benlik göstermeksizin) Allah’a secde ederler” (16-49)

Dabbe’nin anlamı, “hareket eden, kımıldayan canlı” demektir. Bu yeryüzündeki maddi biyolojik canlıları kast ettiği gibi, diğer Arz katmanlarındaki tüm canlılar için de geçerlidir. Ancak burada üzerinde durulması gereken bir nokta var o da, diğer Arz katmanlarındaki canlıların bizler gibi maddesel etli- kanlı yapılı olmayıp ışınsal yapıda olsalar da, daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere kendi boyutlarınca hem bulundukları boyutu, hem de kendilerini, tıpkı kendimizi algıladığımız gibi maddi bir biçimde algılar, madde gezegeninde ya da yıldızında yaşadığını görür. Dolayısıyla bize göre soyut olan ikiz yapılarda yani, Arz’ları üzerinde “somut bir biçimde” bulunurlar. Yine o boyutun kurallarınca o planetin ya da yıldızın manyetik çekimi ve o çekime adapte sağladığı duruma nispetle o yapı üzerinde hareket eder ya da uçar, o manyetik alandan çıkar gider. Bu nedenle bizler, “Arz katmanlarındaki yaşamların maddesel oluşunu” bu anlamda dillendirebiliriz, uzaylıların söylediği ve içinde çelişkiler olan şekillerde değil.

“Hareket eden her canlıyı (dabbeyi) sudan yarattık” demesi de, yeryüzündeki tüm canlıların bir anlamda, bizim bulunduğumuz boyut itibariyle bildiğimiz sudan yaratıldığını anlatırken, hayatı var eden ve devamını sağlayan suyun, bulunduğumuz boyutta enerjinin bir türü olması nedeniyle burada “Su” Enerji anlamında olup, diğer Arz katmanlarında yaşayan varlıkların da “Can” denilen, en temel seviyedeki enerjinin bir türünden (fazından) yaratıldıklarını anlatır. Ayete daha kapsamlı olarak baktığımızda ise, tüm boyut ve canlıların tüm enerjilerin ana kaynağı olan en temel düzeydeki “Kuantsal Enerjiden” meydana geldiğini bize bildirmektedir. Keza, “O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) Göklerle (Sema) İle Yer (Arz), birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (21- 30) ayeti de bunu anlatmaktadır, yine çeşitli bakış (boyut) açılarını içerecek şekilde.

Ayrıca bu ayetle birlikte, “ Semaları, Arzı ve ikisi arasında canlıdan (dabbeden) çoğaltıp yaydıklarını yaratması O’nun işaretlerindendir. O (Hu) dilediğinde onları birleştirmeye kadirdir” (42- 29) ayetinde geçen “Semalar” ile Sonsuz- Sınırsız Kuantsal Boyutları, “Arz” ile bulunduğumuz maddi evreni, “Arasındakiler” ile de içinde bizimde yer aldığımız tüm (kendi boyutlarınca maddesel) canlıları kast ederek, tüm Arz katmanlarındaki bu canlılardan doğan (üreyen, meydana gelen) yeni yeni canlıların oluşumunu anlatmaktadır. Bu da, “Allah her an yeni bir yaratıştadır” ayetince neden-sonuç ilişkisine dayalı bir biçimde meydana gelerek, Allah’ın her an yeni tecelliler içinde olduğunu bize göstermektedir.

 “O (Hu) dilediğinde onları birleştirmeye kadirdir” kısmını da uzaylılar, uzayda maddesel olarak birçok hayat var da, Allah onları bir araya getirmeye kadir olduğundan, onlar da (Ufolarla görünenler) Allah’ın izniyle yeryüzüne gelerek bunu gerçekleştirmeye çalışıyor demektedirler. Oysa dikkatli düşünürsek iddia ettikleri gibi ayetin böyle bir şey söylemediğini rahatlıkla görebiliriz. Şöyle ki eğer uzaylı varlıklar varsa, bu ayette sadece uzaylılar değil, bunlarla birlikte evrende aynı anda Cin kökenli varlıklarla, Kuantsal yapılı varlıklar da mevcut olması sebebiyle (ki, uzaylılar da kendileri dışında çeşitli ışınsal varlıkların varlığını kabul etmekte, kendilerini de bunlardan üstün olarak ayrı görmektedirler) her türden tüm varlığın bir araya getirilmesinden de bahsedilmektedir. Dolayısıyla onlarla olan bir birleşme de yani, maddesel bedenli varlıklarla, çeşitli sayısız türden Işınsal ve Kuantsal yapılı varlıklar ya da başka bir deyişle, her biri farklı tür ve boyutta olan varlıklar nasıl, nerede ve ne şekilde bir araya geleceklerdir? Böyle bir şey olabilir mi? Üstelik onların dillendirdiği şekilde de olsa sonsuz sayıda varlıklar böyle bir biçimde bir araya gelebilir mi? Yoksa onlarla da, uzaylılarla, insanlar arasında olduğu gibi fiziksel bir araya gelinmesi şeklinde mi olacaktır? Görüldüğü üzere, bilimsel açıdan da mantıksal açıdan da, dinsel açıdan da böyle bir şey mümkün değildir. Özetle ayette, ufocuların anladığı şekilde mekânsal bir birleşmeden bahsedilmemektedir.

Ancak, gerek bu ayetin gerekse de diğer benzer ayetlerin söylediği üzere, tüm bu sonsuz sayıda boyut ve varlıkların bir araya getirilmesi hem dinsel, hem de bilimsel açıdan mümkündür. Çünkü olay mekânsal değil, birimin Bilincinde meydana gelebilecek Boyutsal bir oluşumdur. Daha açık söylemek gerekirse ayet, Holografik Sistemi, “Zerre Küllün Aynasıdır” diyen Resulullah’tan sonra en iyi bir biçimde dillendiren Hz Ali’nin, “ Sen kendini çok küçük sanırsın, oysa sende tüm âlem saklıdır” sözü hükmünce, Onun ilmiyle âlemleri seyreden bir birimin gözünde (Basiretinde, Şuurunda) tüm boyut ve varlıkların, Tek Bir yapıda olduğu ve yine bu âlemlerin ve içindeki varlıkların, Tek’in farklı yönleri olarak yine kendi içinde açığa çıktığını söylemektedir. Yani ayet, çokluk boyutu itibariyle bir birleşmeyi değil, birimin Halife olması nedeniyle Hakikâtindeki Mutlak Bilincinin İlmi Suretleri itibariyle bir birleşmeden söz etmektedir. İnsandaki bu Halifelik Özelliğini algılayamayan Şeytani vasıflı Cinlerin yani, uzaylıların ve ona tabi olan insanların, “Bu Şuursal Birleşmeyi” anlamaları asla mümkün değildir. Keza mahşerde, “ Kıyamette Rabbinizi açık seçik göreceksiniz” hadisi hükmünce mahşerde Allah’ın, istisnasız tüm birimlerin özünden gelen bir biçimde onlara görünmesi durumunda da birimler, gerek içinde yer aldıkları güneş sistemindeki, gerekse de diğer sistemdeki tüm boyut ve varlıklarıyla, “Şuurlarında” bir araya gelecektir. Tüm bunların gerçekleşmesi de Allah için elbette kolaydır.

Mekânsal bir birleşme, olamayan bir Tanrının, olmayan her türden uyduruk sisteminde gerçekleşebilir, bugün uzaylıyız diyenlerin yaptığı gibi, ama “Allah Sisteminde değişiklik yoktur” ayeti hükmünce Allah’ın İlminde yaratıp Hükme Bağladığı Sistem ve Düzeninde, böylesi Sistem veya Sistemlere asla yer yoktur (Bkz. Yerler, Gökler Ve Kıyamet- 1).

Kenan Keskin

(Kaynakça: Ruh, İnsan, Cin / İnsan Ve Sırları I, II / Tek’in Seyri / Akıl Ve İman / Kendini Tanı – Ahmed Hulûsi)

(1) Bkz. Dalgalar Ve Özellikleri - 1

(2)  Edep Ya Hu - Ahmed Fevzi Yüksel / Tasavvuf

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 01.04.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com