Yerler (Arz), Gökler (Sema) Ve Uzaylı Aldatmacası – 5 –

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

Ufocular’ın delil olarak gösterdikleri iki ayette ise şöyle denmektedir: “Eğer Gökten (Semadan) bir parça düşer görseler, birbiri üstüne yığılmış bir buluttur, derler” (52 / 44) / “O gün Gök (Sema) beyaz bulutlarla yarılır ve Melekler bölük bölük indirilir. O günde mülk ve tasarruf Hak olan Allah’a mahsustur. Kâfirler içinse çok zor bir gündür” (25/ 25 -26)

İkinci ayetin yorumuna Kuantum fiziğiyle ilgili yazacağımız ayrı bir makalede değineceğim. Ayrıca burada da yine mahşer ortamındaki durumdan bahsedilmekte olup bunun açıklamasını bir önceki bölümde yapmıştık. Birinci ayeti ise ufocular, güya görülen ufoların değerlendirilemeyip bunlar bulut olarak anlaşıldığı, kabul edildiği için Tanrının insanlara kızdığı ve uyardığını belirtmektedirler. Böyle bir açıklama; konuya yaklaşmak bir yana, gülünç olmaktan öteye gitmemektedir. Öncelikle burada anlatılan olay tamamıyla mecazi bir ifadedir, fiziki anlamda değildir. Bunun anlamı ise, Enfüsi olarak Bilinç Boyutlarından şuurumuza gelen gerçekleri fark edemeyip bu gerçekleri, veri tabanımıza göre hep şartlanmalı olarak değerlendirmemizdir. Bir başka açıdan baktığımızda ise, Allah’ın Esmasıyla yüklü olan ve her an hem bizi, hem de tüm dünya üzerindeki her şeyi etkileyen Kozmik Işınların (Astrolojik tesirlerin), bizde ve diğer terkibi yapılı varlıklarda, nesnelerde neler meydana getirmekte olduğunu fark edemeyip bunun yerine sınırlı veri tabanımız nedeniyle, bu ışınların meydana getirdiği oluşumlardan, sadece algı sınırlarımız içindeki sonuçlarını görüp değerlendirdiğimizi ve hep bu sınırlı değerlere göre hüküm verdiğimizi anlatmaktadır. Başta kendimiz olmak üzere diğer varlıklardaki dönüşümleri, değişimleri, oluşumları fark edip seyredebilmemiz içinse, gelen bu tesirleri, terkibi kayıtlarımızdan sıyrılarak yani taban değerde de olsa yeterli bir veri tabanıyla değerlendirme yapmamız gerektiğini bildirmektedir (bkz. Din- Bilim de Astroloji Gerçeği – (1), Dalgalar Ve Özellikleri 5/6 )  

Dolayısıyla bu bakış açısı, ayetin onların anladığı anlamda uzaylılarla bir ilgisinin olmadığını bunun yanında aslında aleyhinde bir açıklama olduğunu da bize göstermektedir. Çünkü ayet, Cinlerin bırakın bize saptırarak verdikleri bilgileri, Arz boyutları içinde Çokluk boyutuna dönük yaşamalarından ötürü, otomatik olarak kendilerinin de “Tüme, Bütüne ait” yanlış, tam isabetli olmayan değerlendirmelerde bulunduklarını, bu yüzden de isteseler de, gerçekten de doğru, iyi, dürüst bir biçimde bize yaklaşmış, kendilerini öylece açmış olsalar da yine de, başta Allah Kavramı olmak üzere İslami verileri, tabanda bile bize anlatamayacaklarını, Sistem ve Düzeni temelde de olsa gösteremeyeceklerini açıkça vurgulamaktadır. Melek olmadıklarının en büyük delilerinden biri de, bugüne kadar hiçbir meleğin, direkt insan topluluklarıyla muhatap olmayıp onlara görünmeyip bilgiler vermedikleri bunun yerine, Bütüne ait mesajları yani, İlahi Hükümleri yine insanlar arasından sıyrılan istidatlı ve kabiliyetli insanlar aracılığıyla toplumlara iletilmesini sağlamalarıdır. Uzaylıların aksine bunun, açıkladığımız şekilde olduğuna dair birçok ayet vardır, mesela: “Dediler ki: "Bu nasıl Rasûldür ki, yemek yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor... O'na, bir melek inzâl edilmesi, beraberinde bir uyarıcı olması gerekmez miydi?" (25/7) / "Eğer doğru sözlü isen, bize meleklerle gelmeliydin? Biz melekleri bil-Hak (Hak olarak) inzâl ederiz... O vakitte onlara zaten göz açtırılmaz!” (15 /7- 8). (1)

Bu arada “ Boyutlar Ve Maddeleşmeler – 8” başlıklı makalemizde, diğer Kutsal Kitaplardaki ifadeleri de içerecek şekilde gerek Kuran gerekse de Hadislerde geçen “Bulut” kelimesinin, kendileri açısından ispat niteliğinde olduğunu ve ufolara işaret ettiklerini söylemiyorlar mıydı? Görüldüğü gibi gerçeği saptırarak güdük, basit ve gülünç yorumlarla devamlı insanları aldatmaya çalışmaktadırlar.  

“ Nefsimi elinde tutan Allah hakkı için, gece ve gündüz oluşumu bitmeden bu Din mutlaka şu yıldızın varacağı yere kadar ulaşacaktır” / “ Yaklaşın ey Ferruh oğulları eğer İlim Süreyya yıldızında da olsa, içinizden ona ulaşıp bu İlmi alacak kimseller olacaktır” (Hadis)

 

Ufocular uzayda etli kemikli canlıların varlığına ilişkin bu iki hadisi de örnek göstererek yeryüzünden, o yıldız sisteminde yaşayan tıpkı bizim gibi maddi türdeki canlıların yanına, gelişen uzay teknolojilerimizle tabakadan tabakaya yani, ışık hızına ve ötesi hızlara geçerek o uzak mesafelere gideceğimizi, oralara yerleşeceğimizi, onları irşat edeceğimizi ve onları da Müslüman yapacağımızı, kıyametin ise ancak bundan sonra kopacağını söylemektedirler. Hatta bazıları da, ışık hızına yakın ve ötesindeki hızlar için bu araçlarımızın da tabak (Ufo) şeklinde olacağını dolayısıyla bugün bizleri ziyaret eden ufoların da gerçekte bizi ziyaret eden torunlarımız olduğunu belirterek hiçbir temeli olmayan boş söylemlerde bulunmaktadırlar (zamanda yolculuk etmeleri olayına sonradan değineceğiz). Eğer Kıyamet olayını Ayet ve Hadislerin tam tersine, tüm Kâinatın yok olması gibi bilimsel anlamda da yanlış bir düşünceye göre değerlendirirsek bu temel kabulü, yine bununla bağlantılı tüm ayet ve hadislere yapıştırarak onları yorumlamaya kalkar, kendimizi zanlara dayanan boş hayaller içinde Sistem dışı dünyalar içinde bulur ve bunların bizi götüreceği noktadaki sonuçlarını da maalesef acı bir şekilde yaşarız.    

 

Ufocular hep yaptıkları gibi, bir ayeti, bir hadisi cevaplamaya çalıştıklarında bununla birlikte ortaya çıkan birçok soruyu bir kısmıyla ya da tamamen cevapsız bırakmaktadırlar. Mesela, madem sayısız sistemlerde maddi yaşamlar var ise, o zaman neden sadece bir yıldız sistemindeki canlılara odaklanılmış, onlar düşünülmüş, önemsenmiş olsun. Bunun neresi mantıklı ve anlamlıdır. Üstelik diğer uzaylılar buralara kadar gelip bilgiler alabiliyorsa, onlar neden buraya gelip bilgi alamıyorlar da bizler oraya bilgilendirmek için gitmek zorunda kalıyoruz? Sadece onlar için neden böylesi mecburiyetler içinde oluyoruz? Ayrıca, o sistemdeki varlıkların bir an için teknolojik olarak çok güçlenmediklerini düşünürsek, bizi ziyaret eden diğer sistemlerdeki (hep dillendiredurdukları) iyiliksever, insancıl özelliklere sahip uzaylıların bize verdiklerini iddia ettikleri dini, o üstün teknikleriyle neden onlara vermiyorlar ya da veremiyorlar? Dinin kaynağı onlarsa (bizi ziyaret etmekte olan uzaylılarsa), bizim onlara ilim götürmemiz ve bu yüzden onların yıllarca bizi beklemeleri ne kadar mantıklı? Bunun yanında, kendisi Miraçla, değil bir yıldızı, yüz milyarlarca yıldız sistemlerini barındıran yine sonsuz sayıdaki galaksileri, evrenleri, evren içre evrenleri zamansız boyutta bir “an” içinde müşahede etmiş olan ve bunun sonucunda da bunun bizler için de yaşanılması gereken bir olay olduğunu ve bu yüzden de “Namaz Müminin Miracıdır” diyen Resulullah, Bütünden, tüm verilerden kopuk olarak, Dini bir yıldız sistemiyle kayıtlayacak (sınırlayacak) şekilde hiç böylesine bir şeyden bahseder mi? ...vs. Görüldüğü üzere Kuran ve Resulullah’tan bihaber olanların, bu verileri günün bilimsel anlayışıyla değerlendiremeyenlerin, hiçbir konuda yaklaşım sağlamaları asla mümkün görünmemektedir.

 

Oysa bu hadisi, “Kıyamette güneşin batıdan doğacağı” hadisiyle açıklamaya çalışırsak yani, Nesil Kıyameti yaklaştığında Kuran ve Hadislerin sırlarını açıklayacak olan İlimin Batıdan bizlere ulaşacağını düşünürsek, bu çok değerli sözlerin de ne anlama geldiğini rahatlıkla çözebiliriz. Öncelikle bu hadisler ufocuların anladığı gibi gerçek anlamda değil, mecazi ifadelerdir. Dolayısıyla bunu “mekansal anlamda bir yere ulaşılması” yerine (ki, bunun mantıklı olmadığına önceki yazıda değinmiştik) “ boyutsal anlamda açığa çıkma, zahire ulaşma” şeklinde düşünürsek, Soyut olarak algılanan Dinin, Zahiri boyutlardaki yansıması olan Çağdaş Zahiri İlimlerle, başka bir deyişle, günümüz Çağdaş Bilimin Verileriyle baştan aşağı değerlendirileceğini, böylece Din denilen şeyin, tüm boyutlardaki kapsamının, görünür boyut ve katmanlarını da içerdiğinin anlaşılacağı, anlatılmış olmaz mı?

 

Başka bir açıdan baktığımızda ise, Resulullah bir taraftan “bu İlmin bir gün gelecek tüm yeryüzüne yayılacağını” anlatırken diğer taraftan da, evrenselliğe işaret eden Zahiri örnekleme (misal) ile Dinin evrensel bir şey olduğuna dikkâti çekerek, “ Dinin o yıldız sistemine ulaşmasıyla” bizlere, yıldız ve yıldızların ne anlama geldiklerinin, bunların neler olduklarının, sistemde ne tür işlevlerde bulunduklarının, temel mekanizmayla bizlerle, diğer tüm nesne ve varlıklarla ve hatta bunların birbirleriyle ne şekilde bağlantılı olup bir Bütünsellik oluşturduklarının, Astrolojik sistemler olarak bizleri ve diğer tüm varlığı nasıl ve ne şekillerde etkilediklerinin gelişen Çağdaş Bilimlerce anlaşılacağını, çünkü, bizim Din diye düşündüğümüz şeyin emir ve yasaklardan kurulu tapınma amacına dönük hayali, soyut bir şey olmayıp Evrensel Sistem ve Düzen olduğunu, dolayısıyla Dinin, yani Sistemin yeryüzüyle sınırlı olmadığını, sonsuz evrene doğru uzandığını bu yüzden bizim ibadet adı altındaki çalışmalarımızın bu Sistem içinde yeri olan çalışmalar olduğunu yanı sıra da yine çağdaş bilimlerin tespit edeceği üzere Varlığın, Sistemin, daha da Özünde yer alan Ana Tekil bir yapıya ve O Tek’in özelliklerine dayandığını (varlığını bu Tek’in özelliklerinden aldığını) haliyle Onun İlim ve Kudreti ile yine O’nun İlminde var olduğunun keşfedileceğini, bunun sonucunda ise, varlığın, dolayısıyla Tanrının bu Tek’in indinde sınırlı ve bir hayalden ibaret olduğunun anlaşılacağını böylece de insanların Tanrı inancına dayalı olan Şirk anlayışından bilgi yönlü de olsa kurtulacağını ve gereken yönde harekete geçeceğini bin dört yüz yıl öncesinden bizlere bildirmektedir.

 

Bu nedenle Ahir zamanda açığa çıkacak olan bu gerçeklerle insanların akın akın bu Dini kabul etmek durumunda kalacağını, belirtmektedir. Keza buna benzer bir başka bir hadis de “İslam artmaya, şirk ve ehli de azalmaya devam eder; sonunda iki kadın zulümden başka bir şeyden korkmadan yolculuk eder. Nefsim elinde olan (Allah)’a yemin olsun ki, günler ve geceler geçecek, sonunda bu din bu yıldızın ulaştığı yere ulaşacaktır” / “ Bu din, gecenin ve gündüzün ulaştığı yere (tüm yeryüzüne) ulaşacaktır” şekliyle değinilerek bizim söylediklerimizi onaylamaktadır.

 

Bu hadisteki ifadelerin, insanların oralara kadar gitmesiyle bir ilgisinin olmadığına ilişkin çok önemli bir nokta da, “Hayır! O şerefli bir Kur’an’dır. Levhi Mahfuzdadır” (85/22) / “Allah dilediğini imha eder, dilediğini de yerinde bırakır. Ana kitap (Ümmül Kitap) O'nun katındadır” (13/39) ayetlerinin işaret ettiği üzere

Kuranın aslının, “Ümmül Kitap” yani, “Levhi Mahfuz” Boyutunda kayıtlı olan, “Evrenin tüm Bilgi Kodları” olması, (2), (3) Kuran’ın ise, sadece bizim güneş sistemimizdeki İnsan ve tüm Cin türlerine gelmiş olmasıdır. Bu yüzden “ İnsan yokken Kur’ an vardı” ifadesindeki “Kur’an”, Kur’an’ın boyutsal derinliğindeki “Ümmül Kitap” yönüne işaret etmektedir ki, o her boyut ve zamanda aynıyla mevcuttur. Yani, okuduğumuz Kur’an bizim sistemimiz içindeki İnsan ve Cinlerin anlayacakları şekilde düzenlenmiştir ki, buna daha önceki yazılarımızda daha detayıyla değinmiştik. Diğer sistemdeki bize nispetle maddi olmayan tüm canlılara da, yine çeşitli birimler tarafından (açılımları oranında) “Levhi Mahfuzdan” Okunan ve kendi boyutlarına uygun bir biçimde dönüştürülen bilgiler istikametinde, gerekli bilgilendirmeler, yönlendirilmeler yapılmaktadır. Bu nedenle uyum, rezonans kurulamayacağı için, sayısız sistemlerdeki varlıkların ne bizim Kuran’a ne de birinin, diğerinde açığa çıkan verilere ihtiyacı vardır. Olsa bile bu onlara bir şey ifade etmez. Başka bir sisteme ait olan verilerle bir yerlere varamazlar.  

 

Üstelik bu söylediğimiz şeyin aksi, “Allah’ın her an yeni bir yaratışta oluşuna da terstir”. Çünkü Allah, “Sistemde asla değişiklik yoktur” ayeti hükmünce “Levhi Mahfuzdaki” aynı bilgileri, “Her an yeni bir yaratışta (tecellide) olarak” farklı, farklı çıktılar, uyarlamalarla açığa çıkartmaktadır. Tıpkı yeryüzündeki Resul ve Nebilerin aynı “Levhi Mahfuzdaki bilgileri” farklı farklı diller ve şekillerde içinde bulundukları toplumlara aktarmaları gibi. Bu nedenle Kur’an’ın, birimi “Ümmül Kitab” a ulaştırması, her şeyin Kur’an’da olması ayrı bir şeydir, sadece bizim sisteme göre dizayn edilmesi apayrı bir şeydir. Çünkü bizler kendi anlayış çerçevesinden, bizlere göre işaret içeren ifadelerden yola çıkarak “Ümmül Kitab”a ulaşırken, bir başka sistemdeki varlıklar da kendi boyutlarınca işaretler içerenden yola çıkarak yine aynı “Ümmül Kitab” a ulaşıp açılımları oranında onu değerlendirirler. Şunu da kesin olarak belirtmek gerekir ki, “İnsanın” Halife seçilmesi dolayısıyla, İkiz Kardeşi olduğu “İnsana”, kendisini anlatan Kur’an’ın, “Ümmül Kitab” ı en derin ve en geniş kapsamıyla anlatması, onu diğer sistemlerde açığa çıkanların en üstünü kılmaktadır.

 

Birinci hadisle bağlantılı olan ikinci hadise baktığımızda ise, öncelikle Süreyya yıldızı, bugün Boğa Burcu içindeki “Ülker takım yıldızı” olarak bilinen ve bizden yaklaşık 440 ışık yılı uzaklığında çok parlak görünen yıldız grubudur. Yedi parlak yıldız hemen gözümüze çarptığından buna “Yedi Kız kardeş” ismi de verilmektedir. Ayrıca bu hadiste de, orada yaşayan birtakım maddi yapılı canlılar var da, ileride teknolojinin gelişmesiyle buradan oralara kadar gidip oradan ilim tahsil edecek, onlardan ilim alacak birtakım insanların olacağı anlatılmamaktadır. Tıpkı, “İlim Çin’de de olsa gidip alın” ya da “ İlim Müminin yitiğidir, nerede bulursa alır” hadislerindeki İlmin elde edilmesi (alınması) için Çin’e ya da başka bir yere gidilmeyip oradan gelen İlmin değerlendirilmesinde olduğu gibi. Aynı şekilde tüm evreni anlamak için evrenin her yerine gitmek yerine (böyle bir şey imkânsızdı) uydular aracılığıyla uzaydan gelen, görünen ya da görünür olmayan dalga boylarını incelemek veya yeryüzünde maddenin özüne doğru onu parçalamak yeterlidir. Ferruhoğulları ile de, Arap olmayan Müslümanlar kast edilerek bu Müslümanların, “Ya Ali, herkes Allah’a bir yoldan yakin elde etmeye çalışır. Sen Allah’a Aklıyla Yakin elde edenlerden ol” hadisi uyarınca, Batıdan açığa çıkacak olan Çağdaş Bilimlerdeki verilerin, aynı şeyin farklı bir anlatımı olan Dinsel Verilerde nasıl karşılık bulduğunu göstereceklerini, bu anlamda bir birleştirme yapacaklarını anlatmaktadır.

 

Halbuki, kendilerini, güneşimize en yakın yıldız olan 4 ışık yılı mesafedeki Alfa Century den, diğer bazı takım yıldızlardaki sistemlere kadar ve hatta galaksimiz dışı galaksilerden, insanlığa, yaşam başta olmak üzere çeşitli konularda yol ve çözümler önermek, evrensel sistem ve yaratıcısı konusunda, …vs. bilgilendirmek için dünyamıza ziyaret edenlerin bir kısmının da kendilerinin Pleiades yani Ülker takım yıldızındaki sistemlerden geldiklerini belirtmektedirler. Demek ki, Ülker takım yıldızından buralara kadar gelebiliyorlarmış. Güneş sistemimiz dışına çıkamayan sistemimizdeki Cinlerin, başka sistemlerden geldikleri yalanını ortaya koyarak sahip oldukları ilim ve güçler dolayısıyla, hiçbir şeyden kayıtlanmadıkları, haliyle hiçbir engelin kendilerini durduramadıkları ve durduramayacağı, dolayısıyla evrenin herhangi bir yerine rahatlıkla gidebilen, evrenin her yerine uzanabilen canlılar olduklarını lanse etmelerinin bir sebebi ise dünya yüzeyiyle sınırlı yaşayan insanlara nispet edip onlardan üstün olduklarını dile getirerek kendi egolarını tatmin etmeleridir.      

 

Zaten yukarıdaki hadislere tekrardan baktığımızda ufocuların söylediklerinin aksine, oradaki bizim gibi maddesel varlıkların olmayacağı ve oraya mekansal yolculukların yapılamayacağı bir yönüyle yine açıkça görülmektedir. Çünkü onlar gibi düz bir mantıkla baksak dahi birinci hadiste, bütün İlimleri bünyesinde barındıran Din denilen şeyin oradaki insanlara ulaştırılmasından, onların bizlere muhtaç olmalarından bahsedilirken ikinci hadiste ise bunun tam tersi olarak bizim onlara ihtiyacımız olduğundan, bizim bilgilerimizin üstündeki ilimin orada bulunduğundan ve o İlmi elde etmek için gidilmesi gerekliliğinden bahsedilmektedir. Görüldüğü üzere, eğer düşünmeden, tefekkür etmeden bu hadisleri de yüzeysel olarak okuduğumuz takdirde, çelişkileri ve gerçekte anlatılmak istenen şeyleri görmeksizin “uzayda bizim gibi, bize benzer varlıklar var ve bizleri ziyaret edenler de onlar, dolayısıyla uzaylılar fenomeni ve felsefeleri doğrudur”, …vb gibisinden kabullere girer en sonunda da uzaylılar suretinde kendilerini gösteren “Şeytaniyet Vasıflı Cinlerin” istedikleri, amaçladıkları gibi “insanı dinden eden, imandan çıkaran” noktalara saplanmış oluruz.

 

Kenan Keskin

 

(Kaynakça: Ruh, İnsan, Cin / Yenilen / İnsan Ve Din / Akıl Ve İman / Kendini Tanı / Tek’in Seyri / Ney’i Okudu / İnsan Ve Sırları I, II – Ahmed Hulûsi )            

 

(1) Ayrıca bkz. (6/ 9), ( 17/ 94- 95 )

 

(2) “Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır (Ümmül Kitap’tadır)” (10/61) / “Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Ümmül Kitap’ta) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır “(57/22)

 

(3) Yerler, Gökler Ve Kıyamet – 7

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 19.05.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com