Yerler (Arz), Gökler (Sema) Ve Uzaylı Aldatmacası – 7 –

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

Bunun yanında ufocular bir taraftan, uzaylıların bizim bile hayal edemeyeceğimiz güçlere sahip olduklarını dile getirirken diğer bir taraftan da uzaylıların kaza yaparak düştüklerini ve içindeki varlıkların ele geçirildiklerini dile getirmektedirler. Oysa melekler varlığın ana yapısı, orijini ve daima Mutlak Kulluklarını yerine getiren varlıklar olduklarından onlarda hata, kusur, eksik, yanlış, …vs. gibi kavramlar olmaz ve bu türden şeyleri de yapamazlar. Buna karşın burada ise melekler, hata, yanlış, şuur kaybı (kesintisi), güç zafiyetinde bulunan, üstelik otopsiyle de incelenen varlıklar haline dönüştürülmüş canlılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da melekler hakkındaki söylemlerinin, dolayısıyla uzaylılar konusunun doğru olmadığının ispatıdır. Ele geçirilen ya da geçen maddesel yapılı uzaylı varlıklarla ilgili detaylı açıklamayı da zamanı gelince yazacağım bir başka makalede değineceğim.    

Ufocuların en büyük kanıt olarak gösterdikleri iddialarından bir de, kaçırılan insanlara uzaylılar tarafından maddesel çip takıldığı ve bunların ameliyatlarla çıkartılarak laboratuarlarda incelendiğidir. Ve bir de bu malzemeler, dünyada bulunmayan elementler içermekteymiş. Öncelikle bu implant ya da benzeri türden şeyler kaçırılan insanların hepsinde değil, sadece %30’ unda görünmekte olup bunların da büyük çoğunluğunun neler oldukları, o vücut bölgelerine nasıl yerleştiği, “Boyutlar Ve Maddeleşmeler - 3 ” yazımızda değinmiştik. Şimdi ise olayı başka bir açıdan açıklamaya çalışalım. Evet, böylesi malzemeler bulunmuştur. Ama bunlar birkaç milimetre boyutlarında çok çok küçük parçalar olup tamamıyla çip olmaktan öte, çip havası verilmiş malzemelerdir. Bunlar çalışan malzemeler de değillerdir. Çalıştırılabilmiş de değillerdir. Öyle basit düzeneklerdir ki (düzenek oldukları bile tartışmalıdır), bizim en basit dijital devreler bile onun yanında çok karmaşık kalmakta, dolayısıyla üstün teknolojilere ulaşmış toplumlara ait olmaktan çok çok öte olmaktadırlar. Bunlar o kadar alelade şeylerdir ki, ufoların varlığına inanan ve bu malzemeleri çıkartan doktorun kendisi dahi bunların çip olduklarından tamamıyla emin olmadığını, bunun yerine kendi kanaati yorumu olduğunu da açıkça ifade etmektedir.

Bunların dünyada bulunmayan elementler içermesine gelince, öncelikle evrende bulunan tüm elementler eksiksiz olarak tüm dünyada da aynıyla mevcuttur. Ancak bunların oranları farklıdır. Kimi kullanılabilecek bollukta bulunurken kimi, (radyoaktif elementler ya da altın gibi) az miktarlarda bulunup bir de çok büyük hacim içine dağıldığından zahmetli çalışmalarla elde edilmektedir. Kimi ise, bu miktardan da az. Ama bir araya getirilse idi yine bize göre oldukça fazla miktar olurdu. Eğer gerçekten iddia ettikleri gibiyse (bunların sayısı, uzaylı olayların sayısına oranla yok denecek kadar öyle azdır ki, bu da bu işlerin onlara ait olmadığını kanıtlamaktadır) bunlar, bir üst boyutumuzda yaşayan ışınsal varlıklarca rahatlıkla tespit edilip birkaç miligram düzeyinde implatın geri kalan bölümüyle birlikte vücuda ışınlanmasıyla gerçekleştirilmektedir. Onların böylesi ve hatta daha da büyük özelliklere sahip olduklarını önceki yazılarımızda detaylarıyla çokça bahsetmiştik. Bunun yanında, Cinlere izin verildiğinde, koskoca tahtları, nesneleri ışınlayabileceklerinin ya da bir zamanlar önce saraylar, ibadethaneler, kazanlar, heykeller, havuzlar …vs. yapabildiklerinin, Kur’an’da açıkça ifade edilmekte olduğunu da hatırlamakta fayda var. Ayrıca, dünyada bulunmayan elementler içinde (ki, bunların büyük çoğunluğu da bunlar teşkil etmektedir) çok daha yüksek proton sayılarına eşit olan radyoaktif elementlerin de (kararsız atomlarda) mevcut olduğunu, bunların yarılanma ömürlerinin de birkaç saniye mertebesinde hatta daha da kesirli düzeylerinde bulunduğunu, yanı sıra bu atomların ancak yüksek enerjili laboratuvarlarda yine çok kısa süreliğine oluşturulduğunu da göz önüne aldığımızda, bunların kullanılamayacağı da açıktır  (bkz. “Dalgalar Ve Özellikleri – 8, 9”).

Bunun yanında bir iddia da bu implantların zamanla büyümeleri ve takılma amaçları. Eğer bunlar gerçekten büyüyorsa, bunu da yapmaları anlattığımız sistemle gayet kolaydır. Takılma amaçları ise o insanları takip etme, düşünce ve davranışlarını inceleme imiş. Bir defa milyarlarca insan arasından yok denecek kadar az insanı incelemelerinin mantığı yok. İkinci olarak, bunu yapabiliyorlarsa bu aynı zamanda onların, o beyni her tür şekilde yönlendirmeleri, diledikleri şekilde kullanmaları anlamına da gelir ki acı verir biçimde insanları zorla kaçırmalarını, alıkoymalarını, onlara ameliyatlar yapmalarını (bunların ne şekilde olduklarını da ilgili yazı dizimizde açıklamıştık) göz önüne aldığımızda, bu varlıkların iyi niyetli olmadıklarını da rahatlıkla görebiliriz. Zaten Cinler devamlı olarak, “Ey Cin topluluğu insanların ekseriyatını hükmünüz altına adlınız” ayeti hükmünce beyinlere gönderdikleri birtakım dalgalarla yapageldikleri şeyleri bu sefer de uzaylı kisvesi altında, “biz sizleri her an takip edip izliyor, sizleri kontrolümüz altında tutuyor, her tür şeyi yapacak durumda bulunuyor, dolayısıyla size hükmediyoruz ve sizin de buna karşı durma durumunuz, güç ve şansınız yok, …vs” imajını insanlarda oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bunların uzaylı olmadıklarını gösteren açık bir örnek de bazı insanların uzaylılarla hiçbir ilgisi olmayacak şekilde tıpkı gerçek bir hayat öyküsünden alınan “Akıl Oyunları” filminde olduğu gibi, istihbarat birimlerince kendilerinin takip edildiğini ve ameliyatlarla çipler takıldığını, …vs. söyleyen ve bunları gerçek dünyada olan şeylermişçesine bire bir yaşayan insanlarla, uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia eden insanlar arasındaki ayrımın olmamasıdır. Söylemleri o kadar benzerdir ki, aralarındaki farklılık gözlemlenememektedir. Bir nedenle o kişilerin uygun hale gelen beyinlerinde de oynama yapan, uzaylı kimliğine bürünmemiş yine bu ışınsal varlıklardır.  

Ele geçtiği söylenen ya da insan vücutlarından alınan örneklerin cinler tarafından farklı şekillere sokularak bizden üstün bir ırka ait parçalarmış havası verilmesinin sistemi ise (ki, bunlarda oldukça az ve küçük materyallerdir), tamamıyla dünyada bulunan nesnelerin (materyallerin) atomik düzenleriyle oynamak suretiyle onları farklı bir maddesel yapıymış imajı verilmesiyle oluşmaktadır. Tıpkı siyah renkli olan karbon elementinin (bizim boyutumuzun kurallarınca zahmet veren işlemlerle) yüksek ışı ve basınç altında cam gibi parlak olan Elmasa dönüştürülmesi gibi. Bunlar yeryüzünün derinliklerindeki yüksek ısı ve basınç altında doğal olarak da ortaya çıkmaktadır. Oysa ikisi de karbon atomundan oluşmaktadır. İlki, gelen ışığı soğurup dışarıya ışın vermediğinden siyah görünürken, dönüşmüşü olan elmas ise, gelen ışığın tümünü yansıtarak parlak beyaz görüntü vermektedir. Bu sırada dönüşümle materyallerin dayanıklılığı, ısı ve erime sıcaklılıkları, …vb. özellikleri de değişmektedir. Özetle, Cinlerin Nari boyutta bulunmanın avantajıyla, ışınsal boyuttan bu tür materyallerin atomlarının sıralama düzenini etkileyerek yani bir atomun, diğer atomlarla olan bağ sayısını farklılaştırılmasını, atomlar arası mesafelerin değiştirilmesini sağlayarak materyalleri başka başka şekillere sokmak suretiyle dünya dışına ait, bizlerce de yapılamayan, dünyada örneği mümkün olmayan malzemeler haline getirmektedirler. Konuya ışık tutması açısından buna benzer bir olay da aynı cins atomlardan meydana gelmiş moleküllere sahip maddelerin atom sayılarındaki farklılıkların o nesnelerde oluşturdukları büyük değişikliklerdir. Mesela, margarinle, plastik arasında olan durum gibi. Bildiğimiz üzere her ikisi de karbon, oksijen ve hidrojenden oluşmasına karşın, birinin her bir molekülü, diğerinden bir karbon ve dört hidrojen atomu daha fazla atom yani bağlantı içermektedir. Dolayısıyla uzaylıların temsilcilerine verildiği iddia edilen bu tür şeylerin de aynı şekilde o kişilerin bilgisizliği, yetersizliği nedeniyle ( ki, diğer tüm insanlar içinde bu böyledir) herhangi bir ayrımı yapamayacaklarından ya da sıradan bir nesneyi bile öyle şeylermiş gibi kabul edeceklerinden bunlar otomatikman Cinlerin aldatmacasından öteye gidememektedir. Tekrar ediyorum, bunlar dikkate alınmayacak sayıda az olup bunların çoğu da iddiaların ötesinde bilinen malzemelerken, çok cüzi bir kısmı da anlattığımız şekillere dönüştürülmüş olup mensupları tarafından görüntülerde olduğu gibi çok sayıda şeylermiş şeklinde dillendirilmektedir.

Eğer gerçekten var iseler ve kendilerini gerçekten bizlere kanıtlamak istiyorlarsa, on binlerce, yüz binlerce insana görüntü vermeleri ya da onlarla yakın temasa geçmeleri yerine, bizatihi açığa çıkıp bugüne kadar yapageldikleri uyduruk ve işe yaramaz, çok acemice şeyleri değil de bizde olmayan, karmaşık bir cihazı, aleti bize vermeleri ve bunun çalıştığını ve işe yaradığını göstermeleri daha mantıklı değil midir? Bugüne kadar sergilediklerinin, beklenilenin aksine inandırıcılıklarını kaybetmelerine neden olması sebebiyle, yöntemlerinin yanlışlığı, amaçlarına ulaşamadıkları ortaya çıkmışken bunu denemeleri dağa akıllıca değil midir? O zaman insanlık onları daha kolay kabul edeceğinden onların amaçladığı şeyler hemen oluşmaz mı? Olay bu kadar mantıklı ve basitken? Demek ki, onlardan daha düşük yetenekli biz insanlar bu çok basit bir şeyi düşünebilirken, o üstün bilgi, yetenek ve güce sahip uzaylılar düşünemiyorsa onların uzaylı olmadığı hemen görülebilmektedir. Böyle bir cihazı, zamanın hiçbir döneminde somut olarak bizlere veremedikleri gibi gelecekte bir fiil açığa çıkacakları zamanda da bunu asla veremeyeceklerdir.

Ayrıca Ufocular, önceki ayetlere ek olarak “ Görmüyor musun ki, Allah’ın yarattığı her şeyin gölgesi sağa-sola uzayarak huşu ile Allah’a secde ediyor” ayetini de,  engin uzayda bulunan gezegenlerdeki maddi bedenli hayatın varlığına bağlayarak o varlıkların, Tanrının has kulları olan bu uzaylılar olduğunu dillendirmektedirler. Bu ayetin yorumunu “ Yerler, Gökler Ve Cehennem – 4” başlıklı makalemizde açıklamıştık. Bu ayeti, o makaledeki bir başka ayet olan  “Göklerde (Semada) ve Yerde (Arzda) kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah, akşam secde eder ” (13- 15) ayeti ile birlikte düşündüğümüzde, ayette belirtilen “nesnelerin gölgesi” tabiriyle, varlığın sahip olduğu ikiz yapıları kast edilmektedir. Her bir nesnenin aslında aysbergin görünür yönü olduğunu, alt boyutlarında onunla bağlantılı İkiz bir enerji yapısının bulunduğunu daha önceleri söylemiştik. Bu nedenle, “her bir nesne gölgesinin sağa-sola huşu ile hareket ederek secde etmesiyle”, bu ikiz yapıların bulundukları boyut itibariyle atıl olmayıp yapmış oldukları hareketlerle boyutsal olarak da bir üst boyuttaki hükmün, bir alt boyutu olan maddesel boyutta açığa çıkışını sağlamakta olduğu anlatılmaktadır. Bir başka açıdan baktığımızda da, Bilinç boyutlarından gelen hükümlerin Arz boyutlarından boyut boyut inerek maddi alemdeki açığa çıkışı bildirilmektedir. Hükmün her bir Arz katmanında açığa çıkışı ve o boyuttaki oluşumları da bu şekilde düşünmek gerekir. Görüldüğü gibi bu ayette de sınırlı sayıdaki planetlerde yaşayan uzaylılarla ilgili bir şeyden bahsedilmemekte, bunu yerine sınırsız, sonsuz tüm varlığın, ikiz yapılarıyla bir bütün olarak mevcut olup aynı anda hareket etmekte olduğu anlatılmaktadır. Ancak burada insan ve ikiz yapısı bir farklılık arz etmektedir, o da insanın ikiz yapısı olan birimsel Ruhunun, bedeninden önce değil, bedeni oluştuktan sonra anne karnında 120. günde meydana gelmektedir.

Yine aynı şekilde ufocular, “Andolsun ki, Ademoğullarını (şuur boyutunda yaratılmışın oğullarını) ikramlarla şerefli kıldık! Onları karada (beden) ve denizde (bilinç boyutunda) taşıdık... Onları temiz-yararlı yaşam gıdalarıyla besledik... Onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün tuttuk!” (17- 70) ayetinin de dünya dışı maddesel yaşama ait en büyük delillerinden birini teşkil ettiğini dile getirerek insandan üstün olarak yaratılan varlıkların, bizi ziyaret etmekte olan uzaylılar olduğunu belirtmektedirler. Elbette ayet doğrudur. İnsandan birtakım üstün varlıklar var. Ama bunlar ufocuların iddia ettikleri varlıklar olmayıp, ayet ve hadislerin işaret ettiği üzere bu üstün özellikli varlıklar Meleklerdir. Daha doğrusu, “Allah’ın öylesine Muheymin Melaikesi vardır ki, onlar sayısız varlıkların, meleklerin varlığından bihaberdir” hadisinin belirttiği üzere Meleklerin en üst sınıfını oluşturan “Müheymin” ismiyle işaret edilen Meleklerdir. Bu melekler, Hz Adem’e secde emri almamış, alması da mümkün olmayan, Allah’ın Zatına dönük, her an Zati Tecellileri yaşayan Galaktik boyut ve Boyutlardaki yapılardır. Buna, “Arz- Arş - 5” ve “Dalgalar Ve Özellikleri – 5 ”adlı yazımızda daha detaylı değinmiştik. Yaratılanlar içinde en şerefli mahluk olan “İnsan” yani, “İnsanı Kamiller” (bizim gibi sıradan insanları kast etmiyorum) Yeryüzünde, Arz üzerinde “Halife” olarak seçilmişlerdir. Bu nedenle de “Yeryüzü Halifeleri” olarak adlandırılırlar. Tasarruf alanı Güneş Sistemiyle sınırlıdır. Özü itibariyle aynı yapı olmasına karşın, Zahiri olarak güç, kudret, tasarruf alanı itibariyle Müheymin yapılı Melekler, “Yeryüzü Halifelerinden” üstündür. Yeryüzü meleklerini algılayabilen ama onlara söz geçiremeyen Cinlerin, Müheymin yapılı Meleklerin bir alt boyutunda yer alan Mukarreb ismiyle işaret edilen ve Sıfat Tecellilerini yaşayan Melek türlerini (Cebrail, Azrail, Mikail, İsrafil, …vs.) bile algılayıp değerlendirmeleri asla mümkün değilken, nerede kaldı “Muheymin” yapılı varlıkları değerlendirmeleri. Eğer bu mümkün olsaydı Kuran ve Hadislerde Cinlerin de Halife olduğu söylenirdi ki, onların Halife olma özelliğinden kesinlikle bahsedilmediği gibi, Halife olamayacakları da açıkça belirtilmektedir. Halifelik kavramı, oldukça geniş bir konu. Halifelerin kendi içinde de idrak düzeyleri, Kemalat farklılıkları, görev alanları mevcuttur. Konumuz olmadığı için bunu ilgili eserlerden okuyabilirsiniz. Dolayısıyla Cinler ya da uzaylılar akıllarının eremeyeceği, bilemeyeceği gerçeklerden yoksun bir biçimde kendilerini onların yerine koyarak ya da koydurtarak (mesajlarından bunu açıkça anlıyoruz) insanlığı yanlış yönlendirmeye ve aldatmaya çalışmaktadırlar. Kısacası, Cinlerin (uzaylıların) bizden öğrenecekleri çok şeyler var, bizlerin onlardan değil.

Görüldüğü üzere, meleklerin kaç sınıftan oluştuğunu, evrende ve tüm varlıkta ne tür işlevlerde bulunduğunu, hangi boyuttaki İnsanın (Halifenin), hangi tür melekten üstün olduklarını ya da ifadelerin hangi bakış açısı (boyut) temel alınarak yapıldığını bilemeyen insanların, bu ve benzeri ayet ve hadislerin yorumlarını yapması asla mümkün değildir. Konuştukları ancak kendi hayalleri, zanlarıdır. Ama en azından meleklerin genel olarak bilinen vasıf ve özelliklerinden gitmek suretiyle bunların ufolar ya da farklı suretlerde açığa çıkan varlıklar olmadıklarını yine de anlayabilirlerdi. Maalesef bilinçleri öyle kilitlenmiş durumdadırlar ki, bunu bile yapamamaktadırlar.

Kenan Keskin

(Kaynakça: Ruh, İnsan, Cin / İnsan Ve Sırları- II / Kendini Tanı/ Tek’in Seyri / Akıl Ve İman / B Meali – Ahmed Hulusi)

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 01.07.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com