Yerler (Arz), Gökler (Sema) Ve Uzaylı Aldatmacası – 9 –

Fiz.Müh. Kenan Keskin
 

“Kar

Son üç makâlemizde de ufocuların çok önemli gördükleri iddialarını İslam ve Bilim ışığında cevaplamaya devam edelim. Onlar, “ bu sonsuz evrende insan dışında ona benzer biyolojik varlıklar yoksa ve sadece insanlar için evren varsa, yaratış anlamında bu durum Allah’a bir noksanlık, sınırlılık, eksiklik getirmez mi? Bu uçsuz bucaksız evren boşuna yaratılmış olmaz mı?” sorularını, mantık açısından ufoların varlığına delil olacak şekilde cevaplamaktadırlar. Üstelik, galaksimizde bizler gibi anlamlı bir canlı yaşamın olma olasılığının 1- 2400 arasında olabileceğini (olasılığını) söyleyen Drake formülünün de bilimsel olarak söylemlerini desteklemişken. Bunu ayrıca, maddeyi esas ve temel alan ateist bilim adamları da dile getirmektedir. Bir defa bu bakış açısı, onların hem Allah hem de O’nun İlminde meydana getirdiği sistem hakkında en ufak bir bilgilerinin olmadığını göstermektedir. Çünkü bu sistem, gördüğümüz madde ve onun katmanlarından ya da Nari boyut ve sayısız katmanlarından ibaret değildir. Sistem, Nur boyutunu da içine alacak şekilde bir bütün olarak var ve işlemektedir. Dolayısıyla sadece madde veya Nar boyutuna göre olaya bakmak, gerçeği açıklamamakla birlikte, bizleri yanlış noktalara, varsayımlara da saptırmaktadır. Ufocular, maddi ve manevi âlem diye iki ayrı âlemin varlığını kabul etmelerinden ve maddi âlemde canlılık açısından boşluk gördüklerinden madde âleminde insandan başka, maddi biyolojik varlıkların mevcut olması gibi bir mecburiyette (zorunluluğa) saplanmaktadırlar.

Oysa evren, ne bizim düşündüğümüz gibi cansızlık anlamında bir boşluk içermekte ne de gördüğümüz canlılarla kayıtlıdır. Bir defa evren, Kainat denilen şey en temelde tüm boyutlarıyla tamamen meleklerden, sayısız türdeki meleki yapılardan meydana gelmiş “Bütünsel Tekil Bir Yapıdır”. İçindeki varlıklar, bulunduğu boyut itibariyle insan, cin ve melek ismini alırlar (melekler aynı zamanda ayrı birer varlıktır da). Evrende madde de dahil, bu üç grup dışında varlık yoktur (bkz. Enerji - Melek). Dolayısıyla evrende tek bir zerre bile cansız ve şuursuz değildir. Yani, hem maddi yapısı yönüyle hem de Nar ve Nur boyutları itibariyle makrodan mikroya her yer, her bir alan, çeşitli boyut, suret ve şekillerde sonsuz türlü canlı varlıklarla (gruplarla) tıka basa, iç içe doludur. Evrende canlılardan oluşmuş doluluktan başka bir şey yoktur. Ve bu sayısız suretli varlıkları ise bizim hayal etmemiz bile mümkün değildir (1). Allah’ın Salt Özellikleri ve bu özelliklerinin, Onun ilminde oluşturduğu sonsuz mana suretlerinde eksiklik, sınırlılık, boşluk, kesiklilik, boşuna, gereksiz, işe yaramaz yaratılma, …vs. söz konusu değil ki, bunun yansıması olan çokluk boyutunda böyle bir şey olabilsin. Anti parantez, “maddesel boyuttaki insanın aksine, neden Nari boyuttaki cinler, o boyutun her yerinde vardır?” sorusunun cevabını da, başka yazımda açıklamıştım.

Onların dillendirdiklerinin de çok üstünde, yüz binlerce, milyonlarca bizim gibi anlamlı yaşamın olduğunu düşünsek bile (denklemi savunan Carl Sagan dahi modern canlılara ait olabilecek yaşamın oranının on ve biraz üzeri olduğunu belirtmektedir), bizim orta boy galaksimiz içindeki trilyonlarca gezegen ve uydu ile yüz milyarlarca galaksiyi göz önüne aldığımızda canlı yaşamın varlığının, cansız olarak gördüğümüz yaşamın varlığı yanında yine bir hiç hükmünde kaldığını, haliyle evrenin yine boşuna yaratılmış olmaktan kurtulamadığını görmekteyiz. Yani, Drake denkleminin yorumu ve ufocuların iddialarını ön plana aldığımızda da, aslında yine değişen bir şey olmamaktadır. Ayrıca Drake formülünün kesin olmayıp güçlü olasılıkları içinde barındıran ve belirsizliği oldukça çok fazla olan sadece bir kabulden, varsayımdan ibaret olduğunu söylemekte fayda var. İsteyen, istediği ihtimalli değeri vererek kendince mantıklı bir sonuç elde edebilmektedir. Dolayısıyla bu formülün ihtimal içeriği o kadar büyük ve oynaktır ki parametrelerdeki küçük değişiklikler, sonucu çok büyük oranda etkileyip olayı tamamen anlamsız kılmaktadır. Mesela Frank Drake için bu sayı 10 bin iken, I. Asimov için bu 580 bin kadardır. Kaldı ki bunu da, tesadüfler zincirine bağlı olarak düşündükleri, evrimsel süreçlere göre temellendirmektedirler. Oysa yeryüzündeki yaşamın tesadüfi olma olasılığı bile matematiksel anlamda imkansızlıkla eşdeğer rakamların kat be kat çok çok üstündedir (bunu kuantum fiziği açısından başka makalelerimizde detaylarıyla göreceğiz). Bu da, rastgele bir yaşamın kesinlikle meydana gelemeyeceğini, dolayısıyla diğer planetlerde böylesi bir yaşamın oluşamayacağını ve ufoların buna dayanarak iddia ettikleri uzaylıların var olamayacağını bize göstermektedir. Özetle, Drake’ın ifadesi, Newton ya da Einstein yasalarını gösteren denklemler gibi evrensel bir yasa değildir. Tıpkı yeryüzündeki yaşamın tesadüf yaratıldığı türünden söylemlerin bilimsel ya da evrensel yasalar olmayıp o bilim adamlarının kendi inanç ve yorumları olması gibi.

Ayrıca, bu maddesel boyutun da gerçekte bir meleki yapı olması sebebiyle, eğer insan var olmamış olsa idi, bu maddesel boyut ve içindekileri algılayacak (özlerinden gelen bir biçimde projecte edecek) melekler yine mevcut olacağından, evren, kâinat yine de mevcut olurdu. Ancak, bunu kesinlikle klasik fiziğin söylediği gibi: “algılananların algılayıcıdan bağımsız olarak var olması” şeklinde düşünmemek gerekir. Bu duruma kuantum fiziği açısından, “Gördüğün Yarattığın mıdır?” makâlemizde açıkça değinmiştim. Bir başka açıdan, insan olmasa da, “İNSAN” olarak âlemler seyredilmektedir. İnsan için bu âlemlerin var olduğunun söylenmesi olayını ise, “ Din- Bilim –16” makâlemizde detaylıca açıklamıştım. Tanrının sisteminde madde, öte âlem ve varlıkları ya da üç boyutlu canlı- cansız ikilemi geçerli olduğundan insan dışında biyolojik akıllı varlıkların var olmasının beklentisi (inancı) otomatikman oluşmaktadır. Farklı deyişle ufocular, Allah’ı, dolayısıyla Rabbi de Tanrı olarak kabul ettikleri için Tanrının, kendinden ayrı olarak yoktan yarattığı engin evreninde, insan dışında, tanrı ile insan arasında canlılık açısından boşluk görüp maddi türden varlıkların yaratılması gerektiği gibi yanlış düşünceye saplanmaktadırlar. Bu arada, sadece bizlerin var oluşuna bağlı bir evrenin boşuna mevcut olacağının, bunca oluşuma yazık olacağının, evrenin ve yaşamın tesadüfler sonucu geldiğine inanan bilim adamlarınca dillendirmesi ise ne garip, ucube bir çelişkidir. Bunun için daha başka bir tanımlama bulamıyorum.   

Uzaylılar, kimi söylemlerinde de kendilerinin insan nüfusunun kat be kat üstünde bir sayıda olduklarını (sayısal anlamda da bizi ezmeye çalışıyorlar) ve bunun % 95’ inin olumlu, geri kalanının ise, olumsuz varlıklar olduklarını (anlaşılan onlara sözlerini geçiremediklerinden) ve onlarla devamlı savaş halinde bulunduklarını hatta insanlara acı veren kaçırılmaların, tecavüzlerin, zorla alıkoymaların, tıbbi incelemelerin, çip yerleştirmelerin, …vs. de güya yine bunlar tarafından yapıldıklarını belirtmektedirler. Kimilerin övünerek, yararlı, bilimsel olarak yaptığı ve burada olmalarını dayandırdıkları aynı işi, kimileri de kötü olarak nitelendirerek tam bir çelişki ve kafa karışıklığı yaratmaktadırlar. Ve güya bu galaktik çapta olan savaşlarını da güneş sistemimize, dünyamıza kadar taşıdıklarını, her an çarpışma halinde olduklarını dillendirmekteler. Bu dev uzay gemileri birbirlerine giriyor, savaşıyor ama ne hikmetse bunları sadece onlarla irtibatta olan üstün insanlar görüp şahit oluyor, buna karşın milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksileri, süper novaları gözlemleyen Hublle teleskopu ya da her an uzayı gözlemleyen amatörlerin de içinde bulunduğu astronomlar göremiyorlar. Üstelik, olayın yakınlığı nedeniyle bunların dünyamıza olan somut etkileri de hiç hissedilmiyor. Bu da bu olayların tamamen o kişilerin algılamalarında gerçekleştiğini, gerçek dünyayla bir ilgisinin olmadığını kesinlikle göstermektedir. Maalesef bazı ufocular, kendi inandıkları çelişkili tebliğler yanında birazcık saçmalığa kaçan bu türden tebliğ ya da açıklamaları da sahiplenerek ne kadar komik duruma düştüklerinin farkında olamamaktalar. Bununla birlikte uzaylılar ağdalı sözler eşliğinde, bizlerin evrensel sevgiyi, barışı ve huzuru sağlamadığımız müddetçe kesinlikle ortaya çıkmayacaklarını belirtmektedirler, sanki onlara ihtiyacımız varmışçasına. Çünkü bizim birbirimizi öldürmemiz, kitle imha silahlarını kullanmamız, çevreyi kirletip yok edişimiz, …vs. diğer sistemlerdeki, galaksilerdeki, hatta kantarın topuzunu iyiden iyiye kaçırarak diğer evrenlerdeki uzaylı varlıklar için birer tehdit oluşturup bu zararların onlara kadar ulaştığını belirtmekteler. İyi de onlar tüm sistem ya da evrende (kendi içlerinde) barışı, huzuru, sevgiyi tesis etmişler mi ki, evrende bir hiç hükmünde olan, adımızın bile geçmediği bizlerden böyle bir şeyi istiyorlar. Bunun hiç mantığı var mı? Hani onlar, bu özellikleri bizde oluşturmak için dur durak bilmeden çalışıyorlardı. Neden hala somut oluşlar ortada yok? Anlaşılan, bu işi de beceremediler. Savaş ve katliamların eksik olmadığı ve her geçen gün toplu yok oluşlara doğru giden dünyamızı göz önüne alınca, kendileri gibi söylemlerinin de hayal, gerçek dışı olduğu açıkça görülmektedir.      

Üstelik uzaylılar, devamlı kuantum fiziğinden ve olumlu düşüncelerin bizlere, çevremize, yakın uzaya ve mesafe kavramı olmaksızın oradaki varlıklara olan çok güçlü etkilerinden bahsediyorlar, ama aynı şekilde onlar da bu yöntemi kullanmak suretiyle, bizim bütün olumsuz eylemlerimizin tüm uzayda ve uzaylılarda yaptığı negatif etkilerini hem bloke edip hem de bizatihi bizleri de değiştirebilme imkânları varken ve bu daha da etkiliyken bunu yapmayıp onca fiziki uğraş vermeleri ne kadar akılcı ve mantıklı? Biz bunu dua ile yapıyoruz, gücümüz nispetinde. Bildiğimiz üzere, klasik fizik boyutundan bizlerin onları etkilememiz tamamıyla imkânsızdır, böyle bir şey olamaz, hem dalgaların şiddetinin azalması hem de yerel nedensellik ilkesi (ışık hızının sınırlı olması ve mesafelerin korkunç uzunlukta bulunması) nedeniyle. Ama Kuantum fiziği (kuantum altı boyutu) açısından ele aldığımızda, oluşumların kendisi değil de, zaman ve mekâna bağlı olmayan kuantum etkileşmelerinin etkileri meydana getirmesi söz konusudur. Böylece bizden çok üstün olan bu varlıklar daha kolay ve güçlü biçimde bunu ortaya koyabilirler. Böylece onların sayıları ve güçleri göz önüne alındığında hep dillendirdikleri gibi, sahip oldukları olumlu düşünceleri daha da güçlendirerek hem yerel nedensellik ilkesi içindeki kuantum etkileşimleri sonucu yakın uzaya yayılan dalgalar vasıtasıyla kötü olan uzaylılardan hem de aynı anda meydana gelen zaman ve mekân üstü kuantum etkileşimleriyle tamamıyla bizden kaynaklanan olumsuzluktan kurtulabilirler. Üstelik bizim hiç mi iyi tarafımız yok? Nedense, iyi olan dalgalarımızın onlardaki etkilerinden hiç bahsedilmemektedir. Mesajlarında, mesafeler ne olursa olsun, bizleri gözetleyip bizlerle iletişim kurabildiklerini, mesajlarını rüyalarımıza müdahale etmek suretiyle bile iletebildiklerini, her şekilde, bu şekillerde bile yardım ettiklerini söylüyorlar, ama anlattığımız bu tür şeylerin hiçbirini oluşturamıyorlar. Gerçek dünyada bunlar gözlemlenemiyor. Ya yasalar yanlış ki olması düşünülemez ya da onlar yalan söylüyor.  Bu da onların söyledikleriyle, uygulamalarının hiç bağdaşmadığını bir kez daha göstermektedir (2).

Bütün söylemleri ve davranışlarını göz önüne alarak tekrar bunlara baktığımızda yine peş peşe çelişkiler açığa çıkmaktadır. Şöyle ki, uzaylıların % 5’lik kısmını oluşturan yine epeyce sayıda varlığa her türden savaşarak her an müdahale ediyorlar, ama kendilerine ve evrenin tümüne karşı çok büyük tehdit gördükleri insanlara, özgür iradeye saygı nedeniyle müdahalede bulunmuyorlar. Bir defa, siz bir tehditle karşılaştığınızda hem de her şeyi yapacak güce ve yeteneğe sahipken ona saygı duyup seyreder misiniz? Yoksa oradan hemen uzaklaşır veya o şeyi ortadan kaldırmak için tüm gücünüzle çaba mı gösterirsiniz? Tıpkı küçük bir çocuğun bile yapabileceği şekilde. Madden ve manen her şeyinden üstün olduğu insanın, güya genetiğiyle bile oynayıp tüm insanlık ırkına yön verebilecek bir ilim ve kudrete sahipken neden bunları engellemeye dönük eylemler ortaya koymuyorlar,bizleri durdurup engellemiyorlar? Üstelik, bunu açık değil, bizlere belli etmeden gizli bir biçimde bile gerçekleştirmiyorlar? Savaşlara, nükleer felaketlere, nükleer denemelere, insanların açıklıktan ölmelerine, …vs. dur demiyorlar? İnsanların canlıların genetiğiyle oynayacak düzeye geldiğini ve bunu kötü amaçlı olarak kullanmaları ve bunun da uzaylıların bizler üzerindeki evrimini tehlikeye atması kaçınılmazken neden onları, bu tür çalışmaları durduracak bir şey yapmıyorlar?

Bir taraftan müdahale etmeyiz, derken diğer taraftan bu durumu delerek bizlerin başına kakarcasına devamlı bizleri depremlerden, çok büyük felaketlerden koruduklarını iddia ediyorlar, ama mesela, 28 Temmuz 1976’da 700 bin insanın ölümüne, milyonlarca insanın yaralanmasına neden olan Çin’in Tangsham depremine, bırakın engel olmayı, geleceğimiz için endişe duyup devamlı uyarı amaçlı olarak gelecekten haber vermelerine karşın, önceden bizleri bu konuda uyarıp kurtarmadılar (şu ana kadar böyle bir olay da hiçbir zaman olmadı) ya da milyonlarca insanın ölüp yaralanmasıyla sonuçlanan ve muhtemel birçok olayı da tetikleyip daha da büyük kayıpların oluşmasına yol açacak olan 11 Eylül saldırılarını engellemediler. 1999 Gölcük depreminin birkaç gün öncesinden görünen ufolar da, faylara aval aval bakacaklarına çok düşündükleri bizlere olayın arefesinden haber verip kırk bin insanın ölmesine, yüz binlerce insanın da acı çekmesine dur diyebilirlerdi. Aralık 1974’te yine Çin’deki yıkıcı bir deprem ise, uzaylıların yardımıyla değil, hayvanların yardımıyla önceden haber alınarak yüz binlerce insanın hayatı kurtulmuştu. Gerek atom bombalarının Japon kentlerinde patlatılması ya da yapılan sayısız nükleer denemeleri ve çevreye verdikleri zararlar konusunda, gerekse de Çernobil faciasında ne bir engelleme, ne önceden bir haber verme, ne de bu radyasyonun etkilerini yok etmede bir eylem ortaya koydular. Bilhassa doğanın kirletilmesi ile günümüz savaşlarının ve insan topluluklarının toplu yok oluşlarının nedeni olan petrol, doğal gaz, nükleer enerjiye dayalı yaşam ve teknolojilerimizi, bize verebilecekleri sadece bilgi veya gerekiyorsa teknik araçlarla daha ucuz, kolay ve paylaşılabilir enerjiyle değiştirme imkânları varken maalesef (onların buralara kadar gelmelerini sağlayan böyle bir enerji kaynağı mutlaka vardır) böyle bir şeyi teklif bile etmemekteler. Böyle basit bir şeyi yapmış olsalardı çevre kirliliği başta olmak üzere tüm canlılara zarar veren bu tür enerjinin zararlarından bizleri ve kendilerini kurtarmış olmazlar mıydı? Toplu yok oluşumuza neden olacak bırakın kitle imha silahlarını, bundan çok daha da tehlikelisi olan laboratuar ortamında geliştirilen Virüslerin yok edilmesi için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Sadece hükümet ya da ilgili yetkililerine bile görünselerdi bu tür şeylere son verdirtirlerdi. Hatta bunlara bile gerek kalmaksızın, bizden istedikleri tüm şeyleri sadece telepatik yönlendirme ile uzaktan ve fark ettirmeksizin yapabilirlerdi. Ama maalesef hiçbiri gerçekleşmemektedir. Diğer olayları sıralamıyorum bile.  

“Bizler sizin için, sizlere yardım ve yol göstermek için buradayız”, “en büyük yardımcılarınız, tanrıya en yakın ve güçlü olan bizleriz”, “bizler, onun emriyle sizin koruyucu melekleriniz” …vs. yaftalarıyla iyi olmuş her şeye sahip çıkıp iyi gün dostu olarak bizlerin yanındayken, kötü olayların hiçbirinde yoklar, üstelik bizleri yüz üstü bırakıp “ evriminiz, tekamülünüz için, olgunlaşmanınız, hayattan ders almanız, kendinizi geliştirmeniz için bizler sizlere müdahale etmiyoruz”, “ olanlar sizin kendi ellerinizle yaptıklarınızın sonucudur”, “ sizler kendi kendinizi yok ediyorsunuz”, …vs. sözleriyle de olanlardan yine bizleri suçlamaya kalkışmaktalar, söylemlerinin tam aksi olarak. Bizlere yol göstermek, yardımcı olmak, bizleri her şeye karşı gözetip korumak, bizler için seferber olmak, bir de tanrının izniyle bunları gerçekleştirmek bu mudur? Açık temasta bulundukları, mesajlarını ilettirdikleri insanların anne ve babalarını, çocuklarını, dostlarını bile basit kazalardan, hastalıklardan ölümlerine engel olamayanların, toplumları koruyup gözetmesi elbette mümkün değildir. Çünkü bunların hiçbir gerçekliği yok; olay kandırmadan, aldatmacadan başka bir şey değildir.

 

(Kaynakça: Ruh- İnsan- Cin,  Tek’in Seyri, Kendini Tanı, Gavsiye Açıklaması, İnsan Ve Sırları I, II : Ahmed Hulûsi/ Kozmos: Carl Sagan)     

(1) Sıfır nokta enerjisi,  Birleşik Alanlar Teorisi – 7,  Evrenin Geometrisi, Karanlık Madde ve Boşluk Enerjisi / Din – Bilim Soru Ve Cevapları 2. ve 6. bölümler/

(2) Düzensizliğin Düzeni ve Kuantum Bilinç III, Rölativite Teorisi I, Din- Bilim Soru Ve Cevapları – 5. ve 8. bölümler.

 

 
 
Kenan Keskin
İstanbul - 29.09.2009
hologramk@yahoo.com
http://sufizmveinsan.com