Bilinçaltı-Bilinçüstü
3. Bölüm


 “Psikoloji” yle sorunların arkası kesilmez,

bitmez, tükenmez, azalmaz

“Sevgipoloji” yle üst üste konur anlamlar,

manalar, sorun yaşanmaz

 

Kavramsal beyin haritaları üzerine her insanın söyleyebileceği elbette yine kendi birikimlerinden kaynaklanacaktır.

Oysa insanlık kavramları insanlığın ortak malı olarak kullanmak zorundadır. Eğer diğer türlü olursa Kavramlar insanları birbirine yaklaştırmak yerine birbirlerinden uzaklaştırır. Bilinç-Bilinçüstü2 yazımızın Bilinçaltı kavramını ortaya çıkışı konusunda kısa bilgilerimizi yeterli olduğu kanısındayım.

O zaman bilinçaltı dediğimiz tamamen soyut bir kavramın işleyişi hakkında neler söyleyebiliriz artık bu konuya ağırlık verme dikkatimizi toparlayalım.

 

Her insan da aynı olan bilinçaltı işleyişini bilebilmemiz yaşamımızda kiminle muhatap olduğumuz hakkında bizlere pek çok fayda ve paydayı berber şekillendirir.

İster ilan edilsin isterse ilan edilmesin, gerek bilimsel otoritelerin ve gerekse bilimdışında birçok ruhsal ticaret piyasasında varsayımlarının anlatımını aşağıdaki maddeler gibi aktarılsa da kesinlik kazanmış tanımı yoktur. Bizde mevcut araştırmalarımızdan en aklı başında olanları sizlerle paylaşabilmek adına sıralamaya çalıştık… umarız ki okurtaçlarımız tarafından herkese kodlanmış olan bu varsayımları kendi iç alemleriyle ilişkiye geçerek anlayabilirler, ve bilinç altlarıyla barışık ve uyum içinde yaşayabilirler..

 

Günümüzde bir çok tıp ve bilim sektörünün ticari kaygılı insanları bu varsayımları halktan saklamaya devam etseler de değişmeyecek olan esas şudur ki Bilinç altı işleyişin adına ne derseniz deyiniz.. Ortada bir işletim sistemi mevcuttur. Ve bu sitemi insanlar daha çok öğrenmeye ve yaşamlarına aktarmaya başlar ve süreklilik kazanırlarsa şayet …. Bir çok Yeni kavramın ve sektörün doğuşu anlamına geleceğinden bu uyanışın önünde engel olmaya çalışacak olanlar eksilmemiştir tarihte. Gelecekte de eksilmeyecektir. Bu yönüyle eksilmeyen sadece batılın pis ense kökü değil bazen nurdan alınlar da olacaktır.

İşte bilinç- bilinçaltı ve bilinç üstü diye nitelendirdiğimiz kavramların işleyişlerinin verilmiş olan yetkilerine bakacak olursak…

Bilinçaltına verilmiş yetkileri şu ana kadar olan bilinenlerin varsayımı ile şu  şekillerde açıklayabiliriz….

 

Anıları depolar geçici olanı ve geçici olmayanı her şeyi kaydeder.

Kaydettiği tüm veriler onun sorumluluğundadır. Eğer kayıtlarını bir düzen içerisinde yapılandıramasaydı ona ait bir işleyiş ve düzenden söz edilemezdi. Bu bilgiyi bilme bize ne kazandırır dersek şayet bizim kendimizden bile gizlemeye çalıştığımız hiçbir durumun gizli kalamayacağının idraki hayatımızı düzenlememizin de ilk basamağı olacaktı.

 

Duyguların alanıdır semptomlar vasıtasıyla haberleşir.

Semptom bilindiği üzere iz belirti işaret alamına gelen bir kavram dır. Semptomu biz onun haberleşme ve sinyalizasyonu olarak kabul edersek onun la iletişimimiz daha da kolay hale gelecektir. En ufak bir his, sızı ve ağrı onun kendi sistemine uygun haber vermesiyle alakalıdır.

 

Vücuttaki her türlü reaksiyon bilinçaltına bağlıdır, bastırılan her şey farklı bir şekilde ortaya çıkar. Beden dili onun hâkimiyetindedir.

Bedensel sinir ağımızın kendine has işleyişinin en belirgin davranışlarında da en gizli belirsiz davranışlarında da mutlaka bir tepki vereceği esasına göre sistemin çalışır olması onu(bilinç altımızı) değişik anlamlarımızdan da kendimizin sorumlu olduğumuz gerçeğiyle yüzleştirir.

Eğer ona hakikatin dışında anlamlar yüklemeye zorlayacak olursak o kendisinin işleyişine uygun kişiyi kandırabilmekte ve başka sebepleri izaha yönlendirmektedir.

İnsanların ana dilleri benden dilleri olduğu halde konuştukları ikinci dillerini anadil kabul ederek Yalan söyleyemez beden dillerini anlamakta hep geç kalmaktadırlar.

 

Sembollerle (somutlaştırma) ile daha iyi anlar iletişimde, eğitimde anlatılan hikâyeler ve verilen örneklerle somutlaştırarak daha iyi anlar. Onun anlayabilmesi de anlatabilmesi de somutlaştırma becerimizin gelişimiyle alakalıdır. Çünkü duyu organlarının verilerinin izahını anca somut larla ifade edebilir ve ortaya koyabilir.

Yüce kitabımızın Bu konuda ki izlediği stratejiyi örnek alarak sistemler inşa edip geri bize sunan bir çok sözde bilim adamı ve madamının çözdüğü sırrı Umarım ki bizimde vakıf olacağımız günle uzakta değildir.

 

11 yaşındaki bir çocuk gibi hareket eder. Ve çocuk merakı gibi öğrenir. Hani herkes der ya içimizdeki çocuk diye… İnsan kaç yaşına gelirse gelsin Hangi sıfatta olursa olsun hangi makamın hangi hakkaniyetle işgal ederse etsin, onu sıkı sıkıya kontrol eden 11 yaşındaki bir çocuğun saf düzey işleyişidir. Bu vakıanın toplum tarafından bilinmesi neticesinde aslında herkesin, değerli olmak ve önemli kalmak için çaba göstermesinin altında da çocukça mantıklar tespit etmek mümkün. Merakını gideremez ise saldırganlaşabilir.

Şu an da zaten dünyayı sarmış olan hırsın altında tatmin edilmemiş bu çocukça gerekçeler yaşandığı gözleyen her insafın reddedemeyeceği bir netliktedir.

Mantıklı açıklamalar yapma ve duyguları serbest bırakmak için bastırılmış anıları açığa çıkarır.

Oluşturmuş olduğu mantığını hem kendisi ifade eder hem de kendisi ona inanır. İnandığı tüm araçları kendisi tespit ederken de kendi onayından başka bir onaya geçit vermez.

 

 

Vücudu korur ve işlemesini sağlar. Vücudun şimdiki halinin mükemmel sağlığının planına sahiptir. Tüm sağlık ondan sorulur. Vücudu önemsemesinin asıl gayesi ona ihtiyacı olduğundandır. Eğer onun işleyişine uygun bir rota tayin edemezse bozulan sağlık onu rahatsız eder, o yüzdendir ki yaşayacağı aracını da korur.

 

 

Emirlere uymayı sever net talimatlara ihtiyacı vardır.

Emir almak ona yüklenmiş ilk koddur. Bana göre “…Ademe secde edin” emrine muhatap olan melek yayını da duyan odur, Şeytan denen negatif reddedişin ve yürütülen kişisel fikrin isyanını da duyan odur. Emir alıyor olması ondan daha güçlü bir işleyişin var olması anlamına gelir. Bu durumu en çok kullanan şeytani dediğimiz enerjisel yaratıklar bu mekanizmanın işleyişini kullanmaya devam etmektedirler. Çok zayıf bir emir komuta olduğu halde o kendini güçlü hissedemez ise hep başkalarının emri altına girer. Mısırdaki pramitlerin yapılma hızını belirleyen unsur bu olmuştur. Yıllarca hep bu mantığı en iyi bilen yönetici krallar köleleştirilmiş nesiller sayesinde başarılı olmuşlardır.

Tüm bunlarla birlikte kişi bilinçaltının tüm ihtiyaçlarının farkında olduğu bir şuur inşa edebilir ise hem görünmeyen yaratıkların hem de görünen varlıkların olumsuz ve manasız emirlerinden kendisini uzak tutabilir.

Günümüzde birçok reklâm bu mekanizma ile varlığını sürdürmektedir. Cesaretiniz varsa bir parça içerdeki anlamları sorgulayın doğrumu değil mi bakın isterseniz….

Kişi kendine emir verebilmeyi öğrenebilir ve öğrenmelidir. Yoksa aralıksız başka emirler almaya devam edecektir.

 

Bilinçli zihin devre dışı kaldığında hipnoza yatkınlığı artar ve her şeyi hatırlar ve unutabilir.

Seçiciliğinin aralığı daraldığında zorlanmadan hemen çözülüverir. Daha önce biriktirdiklerini daha diri bir uyanıklıkla düzenleme şansı doğar hipnoz süresince, bu durumları iyi değerlendirmede ustalaşırsa yaşamının tüm planlarını kendi kendine hipnoz olmayı öğrenerek başarabilir.

 

Her şeyi kişisel düzeyde ele alır.

Bencilliğinin kanıtını konuşmaya gerek var mı? Sadece otobüs ve ya metrolar da yahut herhangi bir sıraya girdiğimiz banka kuyruğunda nasıl kişisel olduğuna bir bakın isterseniz. Hemen herkeste aynı refleksin görüldüğünü ilk önce oturmak için nasıl çaba gösterildiğine iyi bakın. Önce başkalarında sonra elbette kendi iç bütünlüğümüzde… Adı üstünde Kişisel Gelişim kelimesi de bu yönünden dolayı hep darbeler almaya devam etmektedir maalesef. Kişisel Çelişimin en büyük sebeplerinden en önde olanı budur.

Gelişime aday olacaksa eğer insan…

  “Kişisel Gelişim”i Çelişim olmamalı

Onurlu olacaksa Birey, Kişisel değil

İnsani Gelişen kalmalı

 

 

En az çaba ilkesiyle hareket eder. En az direnç yolunu izler.

Kolaycıdır, hazırcıdır hiç zora gelmez. İnanmıyorsanız bakın bakalım aldığınız sorumluluklara hangileri en kolay veya zor. Gözlemleyin hele içeri içeri, fasıla fasıla onunla geçin irtibata.

 

Sürekli daha fazlasını daha fazlasını aramaya programlıdır.

Asla doymaz, doyması gerekli olan her alanda açlık ve doyumsuzluk aslında onun ilerleyiş dengesidir. Bu dengeyi kaybetme ihtimalini hesaba katmayan bir yönü vardır. Bu arayış olmasa hiçbir insan kendini gerçekleştirme aşamasına gelemez. Diğer yönüyle ise her türlü fıtrat ayarının bozulduğu bu varsayım üzerine yıkılabilir. Fıtratın bozulması ise en uç şekilde örnekleyecek olursak eğer, kişiyi ya travesti yapar yada lezbiyen. Hiçbir zaman bir horozun tavuk olmaya çalıştığı görülemez tespit edilemez. Veya doyumsuzluğunu gidermek için başka araçları kullanmaya yeltenmez. Çünkü yüklenmiş amaç programını bozabilen tek canlı insandır.

 

Haddimizi aşmaya kalkışmadan ifade edebilirim ki insanın sabır denen nimeti idrak edebilmesi de yine bu üçlü ilişkinin (bilinç-bilinçaltı-Bilinçüstü) birbiri ile kurduğu ilişki ile gerçekleşmektedir.

Şimdilik satırlarımızın sonuna doğru gidiyorken sabırlarınızın hoşgörüsüne sığınarak merak denilen başka bir nimetimizi gelecek bölümde beraber giderebilmek duasıyla hoşça kalın….

Devam edecek…

 

İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
 
Ankara – 26- Eylül–2006
http://sufizmveinsan.com

http://kemalkocak.com

http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com

 


Üst Ana sayfa e-mail