Bir Kelimenin Bin yıllık etkisi

Kemal Koçak
 

Aşağıdaki sorular genelde ilk kez tanışan insanların birbirlerine yönelttikleri soruların başında gelir. Her medeni insan gibi şahsımızda ilk kez tanıştığımız insanlarla bu tip sorularla karşılaşmaktayız. Bu sorular:

Ne işle ilgilisiniz?

Hangi işle meşgulsünüz?

Mesleğiniz nedir?

Ancak verdiğimiz cevabın hemen anlaşılmadığında veya karşımızdaki kişilerden bazıları verdiğim cevap karşısında “Nasıl yani?” Gibi şaşkınlık ifade eden tutumlarını ya gizleyemiyorlar. Ya da samimiyetle içeriği hakkında bilgi sahibi olmak istiyorlar.

Bazen insanlardan medeni cesaret sahibi olanlar meraklarını hemen gidermek maksadıyla direk olarak soruyorlar. Verdiğimiz cevabın hemen arkasına “Beyin Antrenörü ne demektir? “

Her şeyden evvel “Beyin Antrenörü”nün ne anlama geldiğini devlet kuruluşlarına tescilini yaptıran bir kişi olarak izah etme mecburiyetimizin farkındayız. Ancak okurtaçlarımızın gönüllerine tescil ettirebilmekse sizlerle olacak. İzah edeceğimiz tarz ve yöntem de Antrenman içermeli ki ne dediğimiz hem anlaşılsın hem de açılımının hayata etkisi olumlu ve faydalı olabilsin.

O kadar çok değişik cevaplar vermeye gerek yok aslında. Beyin Antrenmanlarla gelişen bir organıdır insanın. İnsanoğlu her organını doğru antrenmanlarla geliştirir. Örneğin yeni doğan bir bebeğin veya köpeğin gözlerini sadece iki ay bağlı tutun tüm hayatı boyunca o canlının göremememsini garantileyecek bir antrenman yapmış olursunuz. Bu örneğimizi bilim adamları ispatlamışlardır. Merak edenleri bu konuda incelemeye davet ederiz.

Gözümüzün ana kaynağı ışıktır. Kulağımızın ses. Burnumuzun koku. Duyu organlarımızın dış dünyadan almış olduğu tüm verileri algılayabildiği eşik aralığına uygun olarak mana ve anlamlandırarak her insan kendi yaşamsal süresini ya aşağılara ya da yukarılara doğru basamaklandırmaktadır. Bu konuda da uzun izahlara bu yazımızda gerek yok, anlatmak istediğimiz bir kelimenin bin yıllık etkisinin nasıl olup olmadığı konusunda olacak.

“Bir Kelimenin bin yıllık etkisi” nasıl olur bunu izah edebilmemiz için hem beyinsel antrenmanlar yapalım hem de mesleksel sıfat olarak kullanmaktan onur duyduğum ”Beyin Antrenörü” sıfatı nasıl gerçekleştiriliyor, bunu anlatabilmiş olalım.

İzah edeceğimiz bir tek konu ve hikâye olacak içerik açısından. Öncelikle toplumdaki anlayışın tam tersinde bir anlatım gerçekleştireceğim. İkinci anlatımım ise birinci hikâye ile bağlantılı olarak devam edecek. Sonunda ise toplumda bu tür anlatımlardan dolayı “bir kelimeni bin yıllık etkisinin nasıl olduğu konusunda, anlatımımızın sonunda her iki anlatımın sizi ne yönde ve nasıl hangi anlam ve manalara yönlendirdiği konusunda eğer 5 dakika düşündürebilmişsem sizleri beyinlerinize Antrenman yaptırmış olduğumu da sanırım kolayca anlayabileceksiniz.

Merakınızın fazlalığı beyninizdeki etkinin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Bir hadiseyi ne kadar merak ederseniz (olumlu veya olumsuz yönde hiç fark etmez) beyninizdeki Anlamın derinliği ile birlikte iç ve dış davranışlarınıza etkisi o oranda artacaktır..

O yüzden “Merak Ediver(me-y)iniz”. “Antrenman” kelimesi size herhangi bir yorgunluk hissi vermesin. Çünkü çalıştıkça yorulmayan tek organımız beynimizdir. O yüzden her antrenman yorucu olsa da Beyin Antrenmanları oldukça dinlendiricidir.

Anlatacağım konunun esasından önce niçin bu tip bir açıklama ihtiyacında olduğumda yazımızın sonunda netlik bulacaktır.

Düşünen beynimizin yazan parmaklarımızın önce harflere devamında klavyeye ve bilgisayara kaydederek yazdığımız. Oradan da e postaya ve yayınlayan ekip arkadaşlarımızın denetiminden ve kontrolünden sonra. Yayınlanan materyal ile sizinle karşılaştığı ortamda ilgi ve alaka duyduğunuz yönde okuyan gözleriniz, duyan kulaklarınızın beyninize gönderdiği verilerin sonucunda beyninizde yeteri kadar merak kalbinizde muhabbet oluşmuş ise lütfen bu yazının devamına takipçi olunuz, değilse size zorla ve estetiklikten uzak bir an ve fasıla yaşatmak istemem doğrusu; sevgili okurtaçlarım. Zira gereksiz yere Elektriksel sinyalizasyon sitemi olan beyinsel frekanslarınızdan vebal ve Ah! almak istemem.

Çünkü evrensel “Sistemullah” işleyişi “Kim zere kadar iyilik veya kötülük yaparsa yapsın mutlaka karşılığı vardır” gerçeğinin olduğunu söylemektedir.

Bu konuda www.sufizimveinsan .com isimli internet Dergisinde Güzel anlatımlı üslubuyla Saygıdeğer Fizik mühendisi Sn. Kenan Keskin kardeşimizin Dalgalar ve Özellikleri isimli 7 bölümdür devam eden makale ve yazılarında geniş izahları bulmanız mümkündür.

Bu makalenin sonunda Dalgalar ve özellikleri hakkında da Fizik’den anlamasanız bile Kenan Kardeşimizin ortaya koymaya çalıştığı bilimsel keşiflerin ışığında Dar dincilerden de Darwin cilerden de Uzak durabilmenin beklide manada derinliğini hissedeceksiniz.

Aydınlatma çabamızı sanırım yazımızın sonunda takdir edeceksiniz. Fiziğin öncesi de Fizik ötesi de hep aynı sistemden bahsetmekte her an her saniye beyinlerimize gelen “Mevla Online” ve “İblis Online” kablosuz yayınlarının etkisi altındadır.

Kelimelerin etkisini her beyin hisseder.

“Kelimeleri Heceleyene insan

Fısıldayana şeytan denir

Adem’e öğretip bildiren ise Rahman’dır

Yaratıcı da, İblis de, İnsanda

Hep aynı kelimeleri kullanır

Kelimeler farklı sıralarla, sırlanır

Tek bir kalıp olsaydı eğer

Anlatılmazdı Mana’lar

 Mesala…

Taşır mıydı hiç deniz

Çeri çöpü tepesinde

Dalgalanmasaydı hiç köpüklenen sular

Beyin Antrenörü’nden İdmanlar

 

Artık sadede geçebiliriz uzatmadan. Önce birinci anlatıma geçelim..

(anlatım tamamen kurgu ve tasarımdır gerçekle alakası yoktur.)

Anadolu da Osmanlı Devletinin İktidar ve muktedir olduğu günlerde (Örnek olarak Kayseri olsun) bir Tüccarın yanında bir Yahudi çalışırmış. Yahudilerin o zamanlar dünya üzerinde itibar ve şahsiyet tanıyan yokmuş. O yüzden çalıştığı tüccar yaşamın yorucu ve hoş olmayan her türlü işini Bu genç Yahudi’ye yaptırmaya devam ederken… Yahudi yanında çalıştığı Kayseri’ linin dürüstlüğüne ve Sosyal yönde toplumuna yaptığı fayda ve hayırlara o kadar hevesle bakarmış ki o da Osmanlı olmak bir Türk gibi yaşamak istermiş. Bir gün yanında çalıştığı tüccara “Sizler ne güzel birbirinizi seven ve değer veren insanlarsınız… Hepiniz birbirinizin zor gününde hep yardımlar yaparsınız hiç büyüklenmez ve birbirinizin kuyusunu kazmasınız bunlar ne kadar güzel şeyler usta bende sizin gibi Türk olayım mı? Müsaade eder misiniz? Demiş. Bu sözün üstüne Kayserili Tüccar yaşadığı içsel tatmin ve mutlulukla Yahudi’nin bu sözlerini fırsat bilerek ve belki Müslüman olabilir düşüncesiyle neden olmasın Ancak bizler senin bu dediğin özellik ve davranışlarımızın hepsini Dinimizden öğrenip yapar dururuz. Bilirim sizler dininizden dönmesiniz. Ancak Türk olabilmen için diğer Osmanlılar kadar dinimiz hakkında bilgi sahibi olmalısın ki Toplumda seni kabul edip kendileriyle denk tutabilsinler. Talip olan sensin eğer çok çalışır ve bilgilenirsen Seni Heyeti meclisimizde imtihan eder ve sana aynı haklarımızdan veririz.

Çok sevinen Yahudi; Tamam demiş. Konuşmuşlar ve imtihan gününü kararlaştırmışlar. Başlamış Yahudi dersini ezbere…(öğrenmeye değil dikkat ediniz) Önce düşünmüş bunlar bana ne sorarlar ne sorarlar acaba diye. İnsanlar malum çocuklarına en doğru şeyleri öğretmezler mi hiç.? Demiş ki bunlar dinine çok düşkün ben gideyim çocuklarına ne öğretiyorlar onlardan öğreneyim. ( veya doğru bildikleri ve zannettiklerini) Sıkı takip ve çok yoğun çaba ve gayretten sonra imtihan günü gelmiş çatmış. Herkes hazır. Mahallenin ileri gelenleri tüm hazurun oradalar. Üstelik çocuklarını da bu güzel manzaradan istifade etsinler diye Kadınlar bir tarafta çocuklarla birlikte seyretmekteler.

Başlamışlar açıklamaya sana fazla soru soracak değiliz. Sadece üç soru soracağız. Eğer bunları bilirsen Sende bizim gibi Osmanlı olarak aramızda aynı haklara sahip olacak ve tam serbest ticaret yapabileceksin. Dediklerinde Yahudi sevinmiş sorunun sadece otuz üç tane olduğuna. Demiş ki kendince içinden “Ben en az doksan dokuz bekliyordum… hani çocuklarına 99 un sırrını öğrettikleri gibi ben sanırım bu işten ucuz kurtulacağım” demiş.

İmtihan başlamış her bir görevli kendine verilmiş olan yön ve yöntemle imtihan ederler ve sonuçta dinimizin hep Ahiret yönünü ilgilendiren durumlarına ait sorular sormuşlar…

—Cennete kimler gidecek kimler gitmeyecek…

—Ahiret de sıratın kıldan inceliği kılıçtan keskinliği konusunda…

—Allahın korumaya aldığı torpilli bir millet var mıdır yok mudur?

—Kuran-ı koruyan Allah(CC) ise Bizimde sizin gibi korunmuş bir Ümmet olduğumuza ne dersin…

—Gusül alırken iğne deliği dahi kuru yer kalmalımı kalmamalı mı?

 Daha Misvak kullanmanın esası, gibi ne kadar diş arasına ve apış arasına sıkıştırılmış temizlik esaslarından sonra… Herkesin kendi felsefe ve anlayışına uygun Ama adına din dedikleri bir mantıkla güya Yahudi’yi kendi Dinlerine ısındırmak amaçlı sorularını sormuşlar… Yahudi’nin gayretine inanmışlar ve akıllıca yorumlarından da hoşlanmışlar olacaklar ki Yahudi’ye gerekli müsaadeyi vermişler…

Yahudi o günden sonra o günün Anısına her gün not almaya başlamış yazdığı ilk şey şu olmuş…

Eğer hayattan bir şey istiyorsanız onu almak için tek başına gösterdiğin gayret ve çaba eğer diğer insanlar tarafından anlaşılmıyor ve bilinmiyor ise Çalışmanın ve gayretinin tam karşılığını elde edebilmenin hiçbir zaman mümkün olamayacağını Anlatan sadece şu cümle ile not almış.

“Başkalarının senden duymak istediklerini kendine duyduğun özgüvenle onlara söylediğinde… Onlardan alamayacağın hiçbir şey yoktur

Elde ettiği haklarla birlikte ticarete başlamış ilerleyen yıllarda. Durumu iyide olsa kötüde hep devam etmiş yazmaya çünkü gelecek nesline edindiği tecrübeleri aktarabilmek için elinden gelen başka sermayesi yokmuş. Deneyerek elde ettiği tecrübeleri kendi neslinin Geleceği için sürekli not alır ve neyi neden ve niçin yapacağını belirler ve hedefsiz su bile içmezmiş… Şimdi ben üç bardak su içersem iş zamanımda idrara fazla giderim müşterilerim kaçar ve para kazanamam dermiş.

Gel zaman git zaman Aradan üç yüz otuz üç yıl geçmiş... 

Bu Hikâye bitti.

Şimdi ikinci bölüme geçelim.

Sekiz kardeşin en küçüğü olarak diğer büyük kardeşlerinin babalarının kazandığı malı mülkü yiyip bitirdikleri için kendi kendine arayışa girer ve en nihayet… Bir emaneti sahibine teslim etmek üzere Köyün ağasının emriyle Kayseri’linin yolu İstanbul’a düşer.

 Gel zaman git zaman İstanbul’ çok seven Kayserili oradan ayrılmak istemez ve İstanbul’a yerleşmeye karar verir. Onu memleketine bağlayan bir şey kalmamıştır. Çünkü amca uşakları onu ezmeye hor görmeye başlamışlardır. Ellerindeki cep telefonu ile birbirlerine hava atmak ve daha iyisini almak için tarlaları satarak artan parayla olmadık işler yapmaya başlamışlar… Tüm bu nedenlerdendir İstanbul’u pek mi pek sevmiş…

Denizin Dalgalarını seyrederken Başlamış dalgaları saymaya bir, ik,i üç,.., üç yüz otuz üç derken “Dalgaların Özelliği”’ndendir ki  her seyreden gibi uyuya kalmış.

Ne kadar uyuduysa artık Tarihin derinliklerinden gelen çok büyük bir dalga İstanbul kıyılarındaki dalga kıranları da aşarak yüzüne su sıçrayınca uyanmış… Uyanmış uyanmasına Amma sanki 999 yıl uyumuş gibi yorgun mu yorgun hissediyor kendini üç saat değil sanki bin yıl uyumuş gibiymiş. Çünkü bi başındaki ilk üç dalgayı hatırlıyor birde son saydığı 333 üncü dalgayı…

Uzatmayalım

Bir Yahudi’nin yanında işe başlamış bir iki üç beş yıl sonra Akıllı olan Kayserili Dürüstlüğü ve diriliği ile Yahudi’nin takdirini ve sevgisini kazanmış. Kayserili Hevesli bir gün usta demiş… Bende sizin aranıza katılsam hani sizleri görürüm hepiniz birbirinize sıkı sıkıya sahip çıkrasınız. Hep destek olur herkesi kalkındırırsınız. Bende garibim hani bana da bi el atın bak sen de yaşlandın senden sonra beni oğulların ya çalıştırırlar ya çalıştırmazlar Sen bilirsin deyince Yahudi samimiyetini gördüğü Kayserliye Bak sana dürüst olacağım bizim millete tabi olamasın senide aralarına almazlar. Ama ben babamdan duydum oda dedelerinden anlatılan bir imtihan hikâyesi var… taa bana kadar geldi bu hikâye sana onu anlatacağım ama önce seni imtihan edeyim eğer bilirsen hem sana onu anlatırım hem de dedelerimizin bize tavsiye ettiklerini sana öğretirim sende kendi dükkânını açarsın der.

Sevinir Kayserili… sor usta der. Yahudi  “söyle bakalım baca nasıl temizlenir?” diye sorar. Kayserili düşünmeden cevap verir. Efendim bacaya çıkar(ım)  üstten fırçayla aşağıya doğru indirir(im) her ne varsa içinde sonrada temizler(im) der.. Yahudi olmadı der git çalış gel…Üç gün sonra aynı soruyu sana soracağım iyi düşün der.

Kayserili düşünür taşınır. Derki madem bunlar her hikâyeyi nesilden nesile anlatıyorlar. bende gider 11 yaşındaki en küçük oğluna sorarım.  Ancak baban bana soru sordu demez. Sanki ona kendisi soruyormuş gibi sorar… Söyle bakalım delikanlı der sana bir soru sorayım bakalım bilebilecek misin? Yahudi küçüğü de derki… Soracağın soruya bağlı.. Eğer sorduğun zamanımı alacaksa hiç sorma yok kısa zamanda cevap vereceksem hemen söylerim. Çünkü kusura bakma zaman geri dönmeyen tek sermayemiz o yüzden laga lugayla geçiştiremem derse de Kayserili ısrarla yok der kısacık bir şey..

Sor der, Kayserili sorar… Sen olsan Söyle bakalım bacayı nasıl temizlersin?

Küçük Yahudi yönünü gidecek olduğu yöne döner… der ki..

Deli miyim ben baca temizleyecek… Adam tutarım bacayı o temizler bende kendi geleceğimle alakalı bin yıllık planlar yapar dünyayı nasıl yöneteceğimin planlarını yaparım der.

Devamında yok senin gibi yeni iş kurmayı da düşünecek olsaydım. Yine aynısını yapardım… Adam tutar çalıştırırım.. Kazandığımın çoğuyla ne kadar güzel Reklâm yapacağımın hesabıyla meşgul olurdum der küçük Yahudi.

Bir kelimenin Bin yıllık etkisini üzerinden atmaya çabalayan son bin yıllık Milletin bir evladı olarak Baca temizliği yerine kendi kafatasının içindekileri temizleme gayreti içinde olan  bu kardeşinizin diğer bölümde de anlatacağı önemli noktaları inşallah devam edecek….

Bu hikâye asıl anlatmak istediğim hikâye idi maalesef bu hikâyeyi çoğu siyasi dillerine pelesenk yapmışlar her yerde anlatmaya devam etmekteler. Bu yazıyı da o yüzden yazmaya karar verdim. Kullandıkları dilde bilinç altında Yhudiliği övecek tarzda anlatıyor olmalarıdır. Oysa herkes farklı bir dil kullansa da anlatmak istediğini yinede anlatacak yüzlerce kelimeden Anlatımına en uygun kelime ve kelimeleri bulabilir….

Sn.Mehmet Şevket Eygi’ nin Anlatmaya çabaladığı “İslamcılık iflas etmiştir” isimli bir konunun paragraf aralarında değindiği aşağıdaki konu gibi

………

Amerikalı Turist Kadın

BİR hafta kadar evvel ikindi sıralarında bizim apartmanın önünde orta yaşlı turist bir hanımın sokak kedilerine mama verdiğini gördüm. Nereli olduğunu sordum. Biraz sıkılarak “Amerikalıyım, California’da yaşıyorum...” dedi ve hemen ilave etti. “Bush’u desteklemiyorum, ondan nefret ediyorum...” Bizim sokaktaki küçük otellerden birinde kalıyormuş. Kadıncağızın kedileri, hayvanları çok sevdiği belli idi. Ona “Siz çok iyi kalplisiniz... Allah size yardım edecektir...” dedim. Sevindi, teşekkür etti. Bir turistin sokak kedilerimize yiyecek vermesi beni duygulandırdı... Allah’ın o hanıma hidayet vermesini niyaz ederim.

Kadıncağızın Amerikalı olmaktan utanması adeta ayrı bir ibret konusudur. Birkaç sene önce yazmıştım. Kapalıçarşı’da Afgan Türkmenlerinden birinin dükkanında gördüğüm diğer bir Amerikalı hanım, “ABD’li olduğumuzu söylemeye utanıyoruz da, Kanadalıyız diye yalan söylüyoruz...” demişti.

ABD elbette hatalı ve günahkâr bir ülkedir ama bu hallere düşeceğini rüyamda görsem inanmazdım. Adalet de, demokrasi de, insan hakları de ve sonra Irak’ta, Afganistan’da en barbarca ve zalimce işkenceler yap, sivil halkı katlet, toplu ölümlere sebebiyet ver. Bu ne korkunç tezattır. ABD’yi bugünkü hale kimler düşürdü? Siyonistler ve onların peşine takılanlar. Küçük ve gelip geçici İsrail devletini ayakta tutmak için bütün insanlığın sonunu getirecek 3’üncü Dünya Savaşı yangınını körüklüyorlar. ABD bu yanlış siyaseti ile kendisini yakacak ve yıkacaktır. Amerikan halkının çoğunluğu bunu biliyor ama Başkan Bush takımına anlatamıyor.

……….

“İslamcılık iflas etmiş midir? Yoksa İsyancılık iflas mı edecektir. 

Heyhat bir zamanlar Osmanlı ve Türk olmaktan utananların ülkesinde 30 Ağustos 2007 Zafer bayramı öncesinde  “Bin dörtyüz yıllık bir Gül”’ün kokusunu Çankaya tepelerinden koklamaya başlayacak olan bu Milletin Burun deliklerini bilemem Ama “gönül derinlikleri” çoook özledi çook O güzelim İnsanlık kokan adalet dolu günleri çooook.

İşte… Ne söylediğini ve niçin söylediğini çok iyi bilen bir Beyin Antrenörü olarak yeni bir kelime lazım bizlere…Diyerek

“Dile gelen ele gelir…

Kayserili bir tornacının oğlu

ya dize gelir

ya göze gelir

ya da öze gelir”

 Yeni bin yılın başlarında kaleme aldığım bu konuyu “Milletçe Baca temizliğine son vereceğimizi ümit ettiğim”  bu günlerde…

Bir kelimenin bin yıllık etkisi veya “Bin dörtyüz yıllık bir Gül”’ün kokusu nerelerden koklanır hep birlikte göreceğiz...

 
 
Ankara -15.08.2007
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr