"El alem ne der" Cehennemi

3. Bölüm

Kemal Koçak
 

Doğayı, kuşları, suları, nehirleri biz yaratmadık. O güzel gökyüzünü, ağaçları, atı eşeği katırı koyunu ve keçiyi  biz yaratmadık. Bunların nasıl oluştuğunu bir an bile düşünmüyoruz. Ormanları yok edi­yoruz, hayvanları yok ediyoruz, her yıl milyonlarca hayvanı öl­dürüyor, bazı türlerin yok olmasına neden oluyoruz. Doğayı biz yaratmadık, geyiği, kurdu da. Ve bizim hizmetimize de veren ve bizi de en başta eşrefi mahluk olarak yaratan elbette eşsiz ve tek olan Hz.Allah yarattı.

Kimi at vardır yularla tanıştığı gün;

Ya taşıyacaktır, yada koçacaktır.

Kimi insan vardır kendisiyle barıştığı gün;

Ya coşacaktır, yada taşacaktır.

Sevgipolog Damlaları

Düşünebilmeyi de o en büyük nimet olarak verdi. Ve bizler dünyada her şeyi düşüncemizle ürettik ve bu günkü duruma bizi düşüncelerimizin ürettikleri getirdi. Yaşamımızda böylesine önemli hale gelen bilincimiz düşün­ce tarafından oluşturulmadı mı? Niçin zeka, yazmak, düşünmek, icatlar ve keşifler yapmak bu kadar önem kazandı? .Neden şef­kat, ilgi, sevgi, yakınlık düşünceden daha önemsiz?

Önce birlikte düşüncenin ne olduğunu araştıralım:

Duygularımızın yapısı düşünce ile oluşur.

Düşünce nedir? Bunu sözcüklerle ifade edebilirim ama siz ken­diniz kavramalısınız, benim anlatmamla değil, birlikte inceleye­rek kendiniz kavramalısınız. Düşünmeyi iyice anlamadan, biz olan bilincimizin içeriğini gözlemlemeye ve anlamaya muktedir olamayız. Düşünce sürekli akan evrensel bir kaynak. Nefes aldığımız Oksijen gibi. Kendimi yani bilincimi anlamazsam niçin böyle dü­şündüğümü, niçin böyle davrandığımı, korkularımı, acılarımı, endişelerimi, çeşitli davranış ve inançlarımı anlamazsam, ne ya­parsam yapayım kendimi daha fazla karmaşa içinde bulurum.

Düşünmek size göre nedir? Birisi size bu soruyu yönelttiğin­de yanıtınız ne olur? "Düşünmek nedir ve niçin düşünürsünüz?" Çoğumuz ikinci el insanlar haline geldik. Okuyoruz, üniversite­ye gidiyoruz, büyük oranda bilgi biriktiriyoruz. Bu bilgiler baş­ka insanların düşündüklerinden ve söylediklerinden oluşuyor. Topladığımız bilgileri başkalarının söyledikleriyle kıyaslıyoruz. Orijinal hiçbir şey yok. Yalnızca tekrar, tekrar ediyo­ruz. Ve biri bize, "düşünce nedir, düşünmek nedir?" diye sorduğunda yanıt veremiyoruz.

Düşüncemize göre yaşıyor ve davranıyoruz. Düşüncelerimiz yüzünden mevcut bir hükümete sahibiz, düşüncelerimiz yüzünden savaşlar oluyor. Tüm silahlar, uçaklar, bombalar düşüncelerimi­zin ürünü. Düşünce, büyük teknisyenleri, cerrahi gelişmeyi ve uzmanları yarattı. Ama düşüncenin ne olduğunu araştırmadık.

Düşünce deneyim ve bilgiden doğan bir süreçtir. Sessizce kendini dinle ve bunun doğru olup olmadığını gör! O zaman çarpıtma olmadan, kendinin olduğu gibi göreceğin bir şeye benim ayna­lık ettiğimi keşfedeceksin. İşte o zaman aynayı fırlat ya da kır at! Düşünmek deneyim ile başlar, bilgiye dönüşür ve beynin hücre­lerinde bellek olarak depolanır. Ve bu bellekten düşünce ve ha­reket doğar. Lütfen bunu kendiniz görün, benim söylediğimi tekrar etmeyin! Bu sıralama kesin bir gerçektir: deneyim, bilgi, bellek, düşünce, hareket.. Ve bu hareket yeniden öğrenmeyi sağ­lar; bu bir döngüdür ve bizim yaşam zincirimizdir. Tıpkı tohum eken ve onu hasat ederek ekmek yapıp yaşayan bir çiftçi döngüsü gibi

Biz böyle yaşarız. Ve bu alandan hiç dışarı çıkamadık. Siz buna etki tepki diyebilirsiniz. Ama bu alandan bilinenin alanın­dan asla uzaklaşmıyoruz. Bu bir gerçek. Bilincimizin içeriği düşüncenin ürettiği şeylerden oluşuyor. Çok çirkin şeyler düşünebilirim, içimde Şeytan veya Tanrı olduğunu düşünebilirim ama hepsi de düşüncenin ürünüdür.

Bilincimizin içindekilere yakından bakmalıyız. Çoğumuz çocukluğumuzda yaralandık, incindik. Sadece evde değil, okul­da, üniversitede ve daha sonra da hayatta da incindik. Gelin olurken damat olurken her zaman darbeler aldık. İncindiğiniz­de etrafınıza bir duvar örersiniz. Duvarın arkasında gittikçe da­ha yalnızlaşır, daha fazla incinmemek için yollar arayan korku dolu, huzursuz insanlar haline gelirsiniz. Bu incinmelerden do­layı davranışlarınız nörotikleşir. Yani beyinsel davranış kalıpları haline gelir.  Veya suyun açtığı yeryüzü şekilleri gibi beynimiz dede düşünce kanalları oluşurlar. Bu da bilincinizin içeriğinin bir parçası olur. Şimdi, bu incinme denilen şey nedir? "İncindim" dediğinizde fiziksel değil, içsel, ve psikolojik olarak ne kastedi­yorsunuz? Bu, kendiniz hakkında bir imaj, bir resim değil mi? Hepimizin kendimiz hakkında imajları var. Büyük insan olmak, alçakgönüllü olmak, tüm gururu, kendini beğenmişliği, gücü ve konumu ile önemli bir politikacı olmak, diplomalı olmak ya da ev kadını olmak, veya porton üniversiteyi kazanan öğrenci tüm bunlar kendi hakkınızda sahip olduğunuz imajlardır. Herkesin kendi hakkında imajları vardır, bu tartışıl­maz bir gerçektir. Düşünce imajı üretir ve imaj incinir.

Kendiniz hakkında bir imaja sahip olduğunuzda, kendinizle başkaları arasında bir ayrılık üretirsiniz. İlişkilerin ne olduğu­nu derinlemesine anlamak önemlidir. Hiç kimse ben kimseyle ilişki içinde değilim diyemez. Yalan söylemeyen dile sahip olan bedenimiz bilincimiz gereği her şeyle ilişki kurmaya ayarlanmıştır. Sadece eşinizle, çocukla­rınızla, komşunuzla değil tüm insan türüyle ilişki içindesiniz. Eşinizle ilişkiniz sadece fiziksel ve cinsel mi, yoksa romantik ya da yalnızlığınızı gidermeye mi yönelik? Karınız yemek pişiriyor siz işe gidiyorsunuz. Karınız çocuk doğuruyor, siz sabahtan ak­şama yıllarca emekli olana kadar çalışıyorsunuz. Ve buna yaşa­mak diyorsunuz. Çok açık ve özenle ilişkinin ne olduğunu bilmelisiniz. Eğer ilişkiniz incinmeye dayanıyorsa o zaman karşınızdakini bu incinmeden kaçmak için kullanıyorsunuz. İlişkiniz karşılıklı imaja mı dayanıyor? Eşiniz hakkında bir imaj üretiyorsunuz, eşiniz sizin hakkınızda bir imaj üretiyor; o zaman ilişki düşüncenin ürettiği iki imaj arasında kuruluyor. Biri size sorabilir: "Düşünce sevgi midir? Arzu sevgi midir? Zevk duy­mak sevgi midir?" "Hayır" diyerek başınızı sallayabilirsiniz. Ama asla sorunun derinine inmez, yanıtını araştırmazsınız.

Bir ilişkide asla çelişki olmaması mümkün mü? Sabahtan ak­şama kadar çelişkiler içinde yaşıyoruz. Niçin? Bu bizim doğa­mızın, geleneklerimizin ya da yanlış öğretilen dinimizin bir parçası mı? Herke­sin kendisi hakkında bir imajı var; siz kendi hakkınızda bir ima­ja sahipsiniz, eşiniz kendisi hakkında bir imaja sahip. Başka imajlar da var. Eşinizin hırsı, şu ya da bu olma arzusu var. Ayrı­ca, sizin de hırsınız, sizin de rekabet duygunuz var. Asla kesiş­meyen, paralel giden tren rayları gibisiniz.

Bu yüzden ilişkilerimize yakından bakmak çok önemli, yal­nızca yakın ilişkilerimize değil, dünya ile olan ilişkilerimize de. İstesek de istemesek de kendi dünyamızın dışında kalan dünya ile ilişki içindeyiz. Siz de dışınızdaki dünyadan ayrı değilsiniz. Siz de başkaları için dışarıdaki dünyasınız.

İnsanlar acı çekiyor, büyük endişe ve korkularla yaşıyorlar ve savaştan korkuyorlar, tıpkı sizin savaştan korktuğunuz gibi. Dün­yanın dört bir yanında" yok etmek üzere silahlanma yarışı sürer­ken bunun bizim yaşamımızı nasıl etkilediğinin farkında bile de­ğiliz.

 
 
Ankara - 14.11.2006
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr