Gayri Safi Milli Has_ile_Özgüven

Kemal Koçak
 

Bu ne demek? Hoca sen gene neleri karıştırmaktasın? Yazılarımızı okuyanlar bilirler ki kavramlarla ve kelimelerle bir derdimizin olmadığını. Yeni okurtaçlarımız ise olduğunu zannedecek. Aslında derdimiz var elbette. At gözlüğünün çıkarılmadığı çıkarılmak istenmeyen her alan ile derdimiz var.

Bu kavram yani GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla), anlamı milletin beyninde bayramlık elbisenin asılı olduğu gibi asılı durmakta yıllardır. Hemen her siyasetçi, sanatçı, ofsaytçı, barutçu fıçıcı herkes elinden geldiğince milletimizin beyninde asılı duran bu elbisenin tozunu senede bir iki defa almak isterler. Peki, ne demek bu kavram ulaştığımız kaynaklarda aşağıdaki gibi tarif edilmekte.

….( GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla): bir ülke vatandaşlarının veri bir yıl için ürettikleri toplam mal ve hizmetlerin, belli bir para birimi karşılığındaki değerinin toplamıdır. "Vatandaşlık" ayrımının yapılmasındaki sebep GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) dan farklı olduğunu belirtmek içindir. GSYİH, o ülkede faaliyet gösteren yabancı ülke yurttaşlarının ürettiği nihai mal ve hizmetleri de kapsar.

Başka bir deyişle gayri safi milli hasıla (GSMH), bir ülkenin yurt dışında çalışan vatandaşlarının ülkeye gönderdikleri faktör gelirlerinin GSYİH’ ya eklenip, ülkede çalışan yabancıların kendi ülkelerine gönderdikleri faktör gelirlerinin GSYİH’ dan düşülmesi ile elde edilen değerdir.

1990'ların başından itibaren, küreselleşmenin ivme kazanıp, üretim faktörlerinin ve sermayenin, ülke sınırlarının dışına taşması sonucu, makroekonomik analizlerde ilgi, bir ülkenin yurttaşlarının gelirini ifade eden GSMH yerine, bir ülkenin sınırları içerisinde yaratılan toplam geliri ifade eden GSYİH üzerine yoğunlaşmıştır. Fakat yine de ülkelerdeki kişi başına gelir ve bunların karşılaştırılması gibi konularda GSMH hala önemli bir kavram ve ölçüdür. GSHM, genellikle bir yıllık zaman birimi içinde hesaplanır.

Kişi başına Milli Hâsıla hesaplamalarında nüfus artışı göz önünde bulundurulur.)…

Bizim anlatmaya çabaladığımız asıl konu ise yukarıda da bahsettiğimiz gibi “Gayri Safi Milli Has_Özgüven” peki bu ne demek bu kavram ise zikredildiği manadan da anlaşılacağı üzerine Bir ülkenin kaynaklarının sadece parayla ölçülemeyeceğini ortaya koyan yeni bir anlam yeni bir kavram.

Peki diyebilirisiniz ki senin ortaya koyduğun bu kavramı ya toplum kabul etmezse ne olacak hoca diye düşünmenize engel olamayabilirsiniz. Ben de bu konuda cevap yazmaya engel olamayacağım. Bu soruyu soracak kişiler çıkacaktır elbette karşımıza. Biz daha erken davranalım ve cevabını da hazırlayalım. Çünkü yazdığımız konuların hepsine takdir beklemek insafla bağdaşır bir durum değildir elbette. Her yazdıklarımızı eleştirisiz herkes kabul ederse eğer kendimizi tekrar gözden geçirme ihtiyacı hissederiz doğrusu. Neden? Çünkü sizi ya ciddiye almıyorlardır. Ya da söyledikleriniz gereken yerlere mesajın gitmediği anlamına gelmektedir. O yüzden bizlere her türlü gönderilen E-posta ve mesajların başımıza taç, gönlümüze ilaç olduğunu şimdiden söylemek isteriz.

Şimdi gelelim Kişi başına düşen milli gelirimizi ilgilendiren şu meşhur söylemlere…

Bir ülkenin kaynaklarını inceleyecek olursanız Doğal kaynaklar, akarsular denizler…..  vs. insan kaynaklarında ise ve genç nüfus diye bağıra bağıra herkes söyler. Ne olur bir ülkenin bu kaynakları muhteşem olursa eee elbette o ülkenin Refahı ve yaşam standartları da yükselir.

Peki, siz bir ülkenin tüm bu kaynakların korunması gerektiğinin zorundalığına ne dersiniz? Bu konuya ülkesiyle barışık hiçbir ferdin karşı durmayacağı da açık bir düşüncedir.

Bir Ülkede her hangi birisi kalksa kendi başına petrol arasa o ülkenin yetkili kurum ve kuruluşları ve yasaları o bireye izin verirler mi? Diyeceksini ki hayır. Buna inanın tüm ülkemizin fertleri de koro halinde hayır diyeceklerdir.

Kişi başına düşen milli geliri hemen herkes hangi yollarla elden kaçıp gideceğinin hesabını yapar durumdadır. Peki, milli geliri artıran başka mevzular ve konular hatta kaynaklar yok mudur? Olmaz mı; bir ülkenin gelirini arttıran en önemli öz kaynaklarından biriside ülkenin nüfusunu oluşturan bireyler kadardır. Ya o nüfusu saydıran kalabalığın kişi başına düşen özgüveni yerinde değilse o zaman ne olur ki? Ne olacak; kişi başına düşen milli gelirimizi özgüveni olması gereken seviyesinden düşük olan milletin ferleri kendilerini daha önemli zannedecek araç ve vasıtalara yönelecekler. Bu araçlardan en önemli olarak öne çıkanlarını ise şu şekilde sıralayabiliriz.

Cep telefonuna heveslenme oranı her geçen gün kitap okuma oranını sollamaktadır. Eğer cep telefonunu “dandik” zannediyorsa beyninde kendininin de aynı kategoride düşünür halde olduğunun farkında bile değildir. Yaş sıralaması ise bu alanda 07- 70 yaş arası gözlemlenebilir.

Bir başka durum da kişi kendini değerli hissedecekler araçlardan bir diğeri ise tuttuğu futbol takımının başarısını kendi başarısı zannedecek, diğer türlü at yarışlarıyla kendine değer koşuları tertipleyerek atın ayaklarındaki nalların çivileri beyin çivilerinden daha önemli hale gelecek. Bir başka durum ise Anne ve babalar olarak kendi evlatlarının girmiş oldukları sınav sonuçlarını kendi namı hesaplarına göre değerlendirdiklerinin farkına dahi varamayacak durumdadır pek çok özgüven tüketicisi insanımız.

Bu anlamda ülke nüfusunun oranına böldüğünüz zaman nerdeyse bir sınıf mevcuduna bir dershane düşecek boyutlara gelmiştir. Bu ne demek şimdi? Bu şu demek her bir öğrencinin bireysel başarılarının peşinde koşan dershaneci sayısına bakın tablo tam anlamıyla ortaya çıkar…

Ne farkı var pop star peşinde koşanlarla herhangi bir okula başarıyla kayıt yaptıran bir öğrencinin başarısı konusunda ne fark var Allah aşkına…. Varsa lütfen beni de haberdar ediniz…

Anlamadım gitti acaba ülkede dershane ve özel okullar neden kendi aralarında kuracakları birliklerle Üniversite açmaya kalkışmazlar bu konuda ağızlarını açtılar mı biz bilincinden bahseden lerin konuşan ağız sayısı her geçen gün artmaya devam etmektedir. Yani gerçek şudur

sınava giren sayısı X beklentisel kalabalık = ciddi bir sektör

Benim çocuklarımın gittiği dershaneci arkadaşım beni geçen yıldan daha çok sevdiğinden eminim… Nnedenini soracak olursanız yavrularım ilk yıl istedikleri yeri kazanamayınca biz üzülsek de sanırım buna dershanesi olan arkadaşım aynı oranda üzülmüş olabilir mi saygıdeğer okurtaçlarım… Bende aynı sonucu bu yıl görmemek için kendi çocuklarımın Özgüven madenini bu yıl biraz daha derinden kazmaya karar verdim… kendi çocuklarım için istediğimi Milletim için istemeyen bir vatandaş olsam ne olur olmasam ne olur hiç kişisel kalitemden söz edilebilir mi saygıdeğer okurtaçlarım…

O yüzden sizlerle bu yazımızda farklı bir konu işlemek istedim…

Kısaca hemen her alanda Gayri Safi Milli Has_Özgüven’imiz çarçur edilmektedirHem de pastanın en yakınında duranlar tarafından… ( bu pasta düğünlerdeki nikah pastası veya doğum günü pastası değil)

Kısaca özetleyecek olursak her alanda kişi başına düşen tüketim bilincimiz kişi başına düşen milli gelirimizi arttıran en önemli faktörlerin başında gelmektedir.

Ülkece hep beraber Amerika’yı bile geride bırakacak bit tüketim toplumu haline getirmiş durumdayız. Neden? Hemen her gün özdenetim den uzak ancak resmi açıklamalı denetimlerin yetersiz olduğu medyatik kanal yayınlarının tesiriyle bir ülkenin özgüven madeninin üzeri her geçen gün örtülmektedir.

Özgüven bir maden midir diyecek olabilirsiniz. Elbette özgüven bir madendir. Hem de Bor’ ve petrol hatta altından da önemli bir madendir. Özgüven madeninin Çıkarılacak alanı ise ülke toprakları değil ülke içinde ve ülke dışında “Tarih ve umut sevdalısı ırksız, renksiz, ideolojisiz, semersiz” saf ve tertemiz ülke bireylerinin yüreklerinden fışkıracaktır.

Henüz bu kaynaklarımıza ilk sondajı vuran İnsani gelişim Hizmetkârı olarak hizmetinden onur duyan Anadolu yüreği ise bendeniz Beyin Antrenörü ve Sevgipolog olarak Gittiğim her şehirde verdiğim her seminerde bas bas bağırmaya devam etmekteyim vede daha da sesimi yükselteceğim inşallah. Özgüven kaynağına sondaj vuranların sayılarını artırmak içinde elimden değil tüm azalarımın her ne geliyorsa her bir yeteneğinde daha fazlasını yaparak bu mücadelemi birilerinin destekleyeceği günlerin de uzakta olmadığını yüreğimde hissediyorum vallahi…

Futbol sahalarındaki kuru kalabalıklar;

kadar olmasa bile kabalığımız…

en azından yok aramızda alık alık bakanlar

her hangi bir yaratık veya alabalığımız…

Hülasa..

Kişi başına düşen Özgüven artmadığı müddetçe Kişi başına arttırılan milli geliri çarçur eden bir toplum olduktan sonra; (istediğiniz kadar arttırın) o millet her geçen gün artan geliriyle azgınlaşır.

Peki ülke kaynaklarının korunması için alınan tüm tedbirler o ülke insanının özgüvenini arttırmak için alınmaz mı? Maalesef ne gezer. Olanların özgüvenini bile ellerinden almak için türlü mekanizmalar çalışır durumdadır.

Mesela, ilk önce anne ve baba bir ülkenin en önemli madeninin üzerini örtmeye devam etmektedir. Sanki toplumda hemen herkes birer sözüm onlara “Terbiye Memuru gönüllüsü” gibi hareket etmektedirler. Yolda, sokakta, otobüste, trende hemen her yerde karşılaşacağınız manzaralar hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Bunlardan sadece birisi, şu şekildedir. Ülkemizin muhteşem potansiyelli Özgüven madenleri olan Küçük yavrularımız, arzu ettikleri bir şeker veya başka nesnel oyuncakları elde edemedikleri zaman adına “yaramazlık” denilen etiketleri hemen yanlarındaki büyükleri tarafından kendilerine yapıştırılmaktadır. İmdat istercesine yanlarındaki insanlarda hemen bildikleri en akıllıca! yardımı isteyerek…. Amcası dayısı teyzesi … vs   Şuna bir kızzz(azarlayın anlamında) (kaş göz işareti yaparak )  veya bak amca doktor iğne yapacakmış   cııısss…. diyerek…. O yavrulara ilerleyen yaşlarında nasıl iletişim kuramayacaklarının yollarını öğreten miniklerimizin başlarındaki otoritesel kesim bu tür yardımları istediğinde ortadaki manzara ise şudur…. O kişilerse, talep edilen iğneci rolune veya azarlama dozajlarına göre (kendi özgüveninin üzeri nasıl örtüldü ise aynı şekilde davranarak) o minik yavrularımızın anlam dünyalarına kirlenmişlik davranışlarını kopyalamaya milletçe devam etmekteyiz maalesef…

Diyebilirsiniz ki bu ülkede hiç mi özgüvenli birileri yok olmaz mı bu ülkede özgüvenli insan çok, çok olmasına da onları öz onurla ortaya çıkarmak isteyenler ne yazık ki çok az. Pek, niye bu kadar kalabalığız o zaman. Maalesef şimdilik “Neme Lazım” diyenlerimizin de sayısı fazla.

Sadece özgüven ile bir insan geleceğini şekillendirebilir mi? El cevap: Şekillendiremez mi?

Bazen öğrencilerime soruyorum “Sizce.. Cem Yılmaz’ın Veya Yılmaz Erdoğan’ın öz sermayesi nedir? diye sorduğum da yavrularımız evet hocam haklısın derler. Ve arkasından bana niye bayanlardan örnek vermediğimi sorarlar? Onlara bu konuda cevap vermekte zorlanırım doğrusu… Ülkemizde Özgüveni yüksek bayanlarımızın olmadığından değil elbette yüzlerce var sayıları yeterli olmasa da.  Örneğin Sn. Alev Alatlı ülkemizin az bulunur “bayan özgüven” madenlerimizden birisidir. Öğrencilerim ise hocam “ooo kimm yaaa” derler. Vücut ölçüleriyle değil beyin ve fikir ölçüleriyle tanıyacağınız düşünen bir hanım efendi derim demesine de onlar daha çok kim kimle medyada… Kartlaştıkları halde en güzel olma sevdalısı olanları daha çok gördüklerinden dolayı böyle bir maden den haberleri yoktur elbette.  

Hocam o kastettikleriniz de özgüven madeni çıkmaz mı derseniz her vurulan sondajdan nasıl petrol çıkmıyorsa bazen de fosseptik kanalları denk gelebiliyor. Bu konuda merakı olanlar varsa MTA kurumuna müracaat etsinler hangi bölgelerden daha çok fosseptik çıktığını öğrenebilirler…

MTA dediğimiz kurumu “Maden Teknik Arama” kurumu olarak algılayanlara tavsiyemiz şudur ki. O devletin kurumu daha ciddi işlerle ilgilenmektedir. Bizim kastettiğimiz ise

M_adenimizin

T_emelini

A_nlayanlar

Ve bu konuda açığa çıkmaması için ellerinden geleni yapanlar kimlerdir diyecek olursanız bence….

M_edyanın

T_erbiyesiz

A_hlaksızlarıdır.

dır. En sağlıklı bilgi onlardan alınabilir özgüven madeninin üzerini en çok kirleten onlardırlar…

Kişi başına düşen özgüven madeninin çocuğunu (“Gayri Safi Milli Has_ile Özgüveni”) genelde kirletenler Kişi başına düşen milli gelirin çoğunu (“Gayri Safi Milli Hasılayı”) tüketenler değilse ben yanılıyor muyum değerli okurtaçlarım…

İyi ki doğdun kutlamalarıyla çocuklarımıza özgüven madeni açmak çok güzel güzel olmasına da….

Her pastanın payını alanların bunları toplumdan gizlemesi de çok gizli ve çok özel tekniklerle gerçekleşmekte olduğunu bilmemizin vakti yaklaşmaktadır İnşallah….

İnşallah…

 

 
 
Ankara - 06.03.2006
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr