Gül suyu ile SevgibolSerapi

Kemal Koçak
 

“Güzel kokusu ve reçelini sevdiğimiz gülü ne kadar tanıyoruz? Yüzdeki kırışıklıklar la beraber gideren gülün Sevgibolserapi de kullanıldığını da, gönülde ki kırışıklıklara iyi geldiğini biliyor muydunuz?

Bu konuda bir makalenin düşündürdüklerine bakalım

>>>>>>>>>>>>>>> 

Gül suyu ile psikoterapi

Güzel kokusu ve reçelini sevdiğimiz gülü ne kadar tanıyoruz? Yüzdeki kırışıklıkları gideren gülün psikoterapide kullanıldığını da biliyor muydunuz?

Elbette tarih sadece, savaşlar ve olaylardan ibaret değil. İnsanın olduğu her yer ve insanı ilgilendiren her ayrıntı tarihin bir parçası aslında. Örneğin tıpta Türkler hangi seviyedeydi? Geçmişte insanlar hangi hastalıklara yakalandılar ve nasıl tedavi oldular? Tıp fakültelerinde eğitim-öğretim veren deontoloji ve tıp tarihi bölümleri sadece tarihin bu kısmı ile ilgileniyor. Ama ilgilileri dışında bu bilim dalının tam olarak ne yaptığı konusunda toplumun bir fikir sahibi olduğunu söylemek mümkün değil. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, tıbbın geçmişine ihtiyacı olduğunu söylüyor. Altıntaş’a göre tıpta geçmiş bilinmeden gelecek adına yeni bir başarı sağlanamaz. Gül üzerine de araştırmalar yapan Altıntaş, gülsuyunun yüzlerce yıl öncesinden tedavide kullanıldığını belirterek, “Peygamberimiz’in (sav) gülle sembolize edilmesi boşuna değil.” diyor.
-Tıp tarihinin amacı nedir?

Bizim eğitimimiz tıp öğrencilerini kapsıyor. Tıbbın tarihini onlara anlatmaya çalışıyoruz. Bir hekim için bu çok önemli. Dünyanın her yerinde durum aynıdır. Bugünkü tıbbı anlamaları geçmişteki tıbba bağlı. Okulda öğrendiği bilgiyi teknik olarak uygulayacak robotlar yetiştirmek istemiyoruz. Bu işin bir de kültür boyutu var. Tıp tarihi okuyan her öğrenci geçmiş ile geleceğin bir mukayesesini yapmak zorunda.

-Teknolojinin gelişmesiyle birlikte tıp da sürekli olarak aşama kaydediyor. Bu durumda tıp tarihine ya da eski tıbbı öğrenmeye ihtiyaç var mı?

Bugün tıp öğrencileri ben hocalarımdan bunu öğrendim diyor ve ona göre bir tıbbı şekillendiriyorsa tek tip hekim çıkar ortaya. Hâlbuki tıp çok detaylı ve çabuk gelişiyor. Dünkülerin hepsi şartlatanlıktı, tıp sadece budur demek yanlış olur. Öğrencilerimizin böyle düşünmemeleri için onları şartlandırıyoruz. Şu bir gerçek ki, geçmişteki hekimler de bugünkülerin söylediklerini ifade ediyordu. Olaylara bilimsel olarak bakmazsanız hüsrana uğrarsınız. Tıp ilk insandan beri vardır. Hekimlik en az 40 bin yıllık bir meslektir. Tarih öncesi dönemde de hekim hekimdi ve tedavi ediyordu. Bütün dönemlerde hekim o günkü zihniyetle hastaya yaklaşıyordu ve tedavi ediyordu. Bunu kronolojik olarak öğrencilere ispat ediyoruz.
-Ne çıkıyor ortaya bu eğitim verildiğinde?
Şöyle mantıklı bir bilinç oluşuyor. Bundan 2 bin 500 yıl önce hekim bugünkü hekimden uygulama ve şekil olarak tamamen farklı olsa da tedavi edebiliyordu. Bunu bilirse o zaman gelecekteki tıbbı yadırgamayacak, gelişmelere daha sağlıklı bakacak. Tıptaki gelişme o hekimin günlük yaptıklarının üstüne çıkmasıyla oluyor ve bunun geçmişle mutlaka bir ilişkisi var.
-Anlattıklarınızdan modern tıp eskiye muhtaç yorumu çıkıyor.
Bugün kü tıp geçmişte olan bir tıp. Gökten inmedi. Adım adım, damla damla oldu. Bu damlalar olmasaydı bugünkü tıp olmazdı. Tıp bilimi kendi geçmişine muhtaçtır. İnsanlık bu bilgi birikimi potasından faydalanıyor. Öğrencilerim binlerce yıl önceki bilgileri kullanıyorlarsa o zaman bunun üstüne koyma mecburiyetleri de var. Mesela bundan 2 bin 50 yıl önce yazılmış ve ortaya çıkarılan bir Mısır tıp kitabının içinde birtakım reçeteler var. Orada kadının hamile kalıp kalmadığını nasıl anlayacağı anlatılıyor. Kadın, içinde arpa ve buğday olan iki çıkını idrarıyla sular. Bunların arasına koyduğu buğday ve arpa vaktinden önce yeşillenirse hamiledir. Buğday önce boy atarsa çocuk erkek olacak, arpa boy atarsa kız çocuk olacak diye. İlk okuduklarında bunlara şarlatanlık demişlerdi. 1880’lerin sonuydu ve idrarda hormon olduğu bilinmiyordu. 1930’dan itibaren bu fark ediliyor. Amerika’da bir ilaç firması tonlarca kadın idrarını toplayıp ilaçlara izole ediyor. Ve şu sonuca varıyorlar, evet onlar da bunu biliyorlardı.
-Tıp tarihi sadece, tıpla ilgili bir bilgi aktarımını mı içeriyor?
Tıp tarihinde bir fikrî kavrayış, düşünce, sistem ve toplum da vardır. O günkü düşünce sistemi, o topluluğun tarihi de ister istemez bu konunun içinde yer alıyor. Yani bütüncül ele alınıyor. İnsan düşünce sisteminin nasıl geliştiğini görebiliyoruz; soyuttan somuta.
TÜRKLER TIPTA ZİRVEDEYDİ    ………………

<<<<<<<<<<<<<<<<<<<< 

Haşim Söylemez - Sayı: 626 - 04.12.2006 Tarihli Aksiyon dergisi  Tıklayınız devamı için>>>>>

devam edip gidiyor Aksiyon dergisindeki… makale…

Evet insan düşünce sistemi soyuttan somuta İlerlediği konusu su götürmez bir gerçek.

Değerli okurtaçlarım buraya kadar sizlere daha önceki yazılarımızda da anlatmaya çalıştığımız  ve izah etmeye çalıştığımız gibi  Hipnotizma mı? Zannetizma mı?   HipnoTerapi mi? HipnoSerapi mi Bu sorularımıza cevap arayıp duruyorduk ki. Yukarıdaki makale ile karşılaşınca sizlerle bu paylaşımı gerçekleştirme kararı aldım. Yukarıdaki makalenin tamamını okumanızı öneririm. Adresine tıklamanız yeterli. Bu çok enfes yazıdaki psikoterapi kelimesinin bu güzel makaleyi nasıl batı ve kendine has ego biçimiyle çepeçevre kuşattığını sizlerle paylaşmak istedim

Evet sizlere “Hipnoterapist” olmadığımı “Hipnoserapist” olduğumu izah etmeye çalışmıştım nedenlerini de önceki yazılarımda belittim üstlerine basa basa tekrar aynı konuya dönmek gereksiz bir durum olacaktır.

Peki tekrar bu konuya neden döndüm hemen izaha cesaret edelim

Yukarıdaki okuduğunuz makalenin Başlığındaki “Gül suyu ile Sevgibolserapi”   ifadesini değiştirince söz konusu makalenin yorum sayfasına aşağıdaki uyarımı göndermem üzerine yazdım. Uyarı yorumun aynen şu şekildeydi….

>>>>>>>>>>>>> 

Efendim siz hem gülden bahsedeceksiniz ve (SAV) gibi (S_evginin A_demi   V_ersiyonu) olan Resulu Ekrem efendimizin yüzyıllar önceki haklı tespitlerinden bahsedeceksiniz (elbette bu tespitleri başımıza taç ederiz Ve altına imzamızı da yüreğimizi de koyarız elbette).

Hem de Psikoterapi kelimesini de yanına ekleyeceksiniz. Olmamış efendiler olmamış. Lütfen sizleri uyarıyorum ve buradan ifadelerime davet ediyorum ki.. Sizin doktor olmanız ve haklı araştırmalarınızda ortaya koyduğunuz fikirsel ifadeleriniz de sizinde buyurduğunuz gibi ya Resulü Ekrem efendimizin gül ile sembolize edilmesi boşuna değil dediğiniz gibi bende boşuna olmayacak olan uyarımı sizlere burada yapmak istedim. Sizden ricam ya gül kelimesini kullanmayın çünkü kimi sembolleştirdiğini biliyorsunuz. Ya da “psikoterapi” kelimesini bu makaleden uzaklaştırınız.. Yeteri kadar kirlenmiş zaten “terapi” kelimesi…   lütfen…  saygıdeğer makale sahibi sizi buradan acizane uyarmaktayım… Yarın  Sevgisibol Allah’ın Resulünün yüzüne bakamazsınız. Madem ki gül ile benzeştirildiği konusunda hemfikirsek ve bu böyleyse gül ile psiko terapi kelimesi olmamış efendim olmamış. Çünkü kökü batıda olan “Psiko” kökenli ne kadar kelime varsa bu gün kü uygulamaların pek çoğu p harfini esir almış uygulamalar olduğu maalesef kimsenin gizleyemeyeceği medyatik araçlardır. Gün gibi ortadadır.

Diyeceksiniz hoca sen kendini ne diye yırtarsın ki

Nasıl yırtmam, gırtlağımı….

Dr. Masoru Emoto’nun (Googlede arayın) Keşiflerini duymayan kaldı mı su ve suyun hakkındaki tespitlerini ve gerçeklerini duyun lütfen… Kelimeler silah da olur. Kelimeler şifa da olur. Yeni kavramlar üretmek zorundayız yeni kelimeler…. Elimize vuran yok bu gün ürettiğimiz kelimeler yaşama kolayca geçen kelimeler olmalı Ben tek başıma üretmeye de devam edeceğim. Çünkü sade vatandaş anladığını uyguluyor. Sizler ve bizler eğer insanımıza birer mesala mum veya hizmet çırası olacaksak üretmek zorundayız. İşte buyurunuz

“Gül suyu ile Psikoterapi”   bir buna bakın  “Gül suyu ile Sevgibolserapi”   birde buna Allah aşkına hangisi daha çok yakışıyor…

<<<<<<<<<<<<<<<<<

Saat 02:11  18 ocak 2007 tarihinde  uyarımı yorum gönder bölümü ile yaptım ancak daha önce den de aynı dergiye yaptığım yorumlardan hiç birisi yayınlanmadığından bu yöntemi sizlerle paylaşmayı da uygun buldum

Yorum siz okurtaçlarıma  ait… Yayınlandı mı yayınlanmadı mı bi bakın isterseniz o sayfaya…buyurun. Adres: http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26086 tıklayınız

Makalede şu ibare “Okulda öğrendiği bilgiyi teknik olarak uygulayacak robotlar yetiştirmek istemiyoruz. Bu işin bir de kültür boyutu var. Tıp tarihi okuyan her öğrenci geçmiş ile geleceğin bir mukayesesini yapmak zorunda.” dikkat çekicidir.

Çok doğru bir ifade teknik robotlar ifadesi gibi eğer anlam ifadelerinizi pekiştirmek ihtiyacı hissediliyorsa elbette daha güzel anlam pekiştirmeleri de vurgulanmalıdırlar. Eğer robotik ifadelere sığınma ihtiyacında değillerse…

Sizlerle daha önce Terapi kelimesinin başına gelenleri sanırım yeterince yazdık ve konuştuk. Belki merak eden okurtaçlarımız vardır diye şu durumu açıklamak isterim.

Neden kelimelere takmış durumdayım?

Neden anlam bütünlüklerine özellikle önem göstermekteyim?

Çünkü kelimeler de meyveler gibi çürür zamanı gelince. İnsanlığa fayda verecekleri dönemlerin sonu gelebilir. Tarih bu tip kelimelerle doludur. İster farkında olalım istersek olmayalım. İşte; insan zihnini de kelimelerle bulandırılmaktadır. Kelimelerin gücü Atom bombasından çok daha tesirlidir. Çünkü Hiroşima’ya ve Nagazaki (seyredininiz)’ ye atılan atom bombasının tuşuna veya pimine basan ennihayet bir insandır. Ve bu insan kolay kolay ikna edilmiş olamaz. Çok ciddi bir telkin bombardımanından geçirilmiş olması gerekmektedir. Merak edenlerin araştırmalarını tavsiye ederiz. Bu gün canlı bomba haline getirilen insanlarında aynı teknik biçimlerle koşullandırıldıkları ortadadır. Kafasına çocuk bezi giyerek, kucağımda da kendi yavrumun poposundaki bezi kastederek “ilk önce hangisini temizlemeliyim” (İnanmayanlar tıklasın>>>)  diye soran ilk insan olarak benim amacımda şudur. Beynimizi bulandıran kelimeleri ve anlamları karınca misali çabamla sizlerle paylaşmak ve önce kendi kafa temizliğimle beraber ailemi, komşularımı, akrabalarımı, apartmanımı, sokağımı, mahallemi, ilçemi, ….. Ülkemi, Dünyamızı ve Evrenimizi temiz tutmamız gerektiği konusunda sanırım evrensel bütünlüğümüzü izah etmiş olurum.

Hep birlikte kişi başına düşen milli gelirimizi de arttırma konusunda acaba kişi başına düşen miktarın maksimum noktaya ulaşmasını hangimiz istemeyiz. İstemeyecek tek bir fert yoktur. Elbette bu konu ekonomistlerin konusu benim alanım değil. Ancak bende ülkemde kişi başına düşen milli gelirimizin yerine Özgüven ve Özdenetim arttırılmadan temiz kalmamız mümkün olamaz. Artan milli gelirlerimizin payımıza düşen kısımlarıyla da birbirimize en kaliteli cep telefonu alarak hava atmak veya arabanın tipini rengini, konforunu, modelini konuşarak arkadaşımıza hava atma şeklinde tükettiğimizi idrak etmeden de kişi başına düşen özgüvenimizi çarçur ettiğimizi de sanırım daha fazla konuşmaya gerek yok.

Nedir bu Özgüven meselesi buradan bas bas bağırıyorum tüm yetkili ve etkili insanlara…

“Özgüven petrolden de bor madeninden de daha önemli bir madendir”

Adresi ise ülke sınırlarındaki veya sınırlarımız dışındaki topraklarda değil her nerede olursa olsun insanlarımızın yüreğiyle beyni arasındaki samimiyet bağlantılarındadır.

Bunu ortaya çıkarmadığımız müddetçe ne yaparsak yapalım ne konuşursak konuşalım

Boşa kürek çektiğimiz ayrı bir realitedir.

O yüzden Sizlere “Gül suyun da Sevgibolserapi” yaptırmak istedim bu yazımızla…

Hipnoterapist değilim “Hipnoserapist” olduğumu ve “Sevgipoloji” bilimi için tüm yüreği olan akademisyenleri bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum. Çünkü psikolojinin en uzun 125 yıllık bir tarihi geçmişi bile yok tüm bilimlerde olduğu gibi… Gelin kökü Allah’a dayanan “Sevgipoloji” bilimini ortaya sermek için elbirliği yapalım. Gelecek psikolojinin değil “Sevgipoloji” nin artacağı yıllar olacak. Dünya insanı artık kendi gerçeğini aramaya başlamıştır. Her işini robotlara yaptırma noktasına gelen insanlık. Kendi gerçeğini sapık(psikoloji ile bulamaz) fikirlerle asla yolunu ve rotasını bulamaz. Saygıdeğer bilim insanlarımıza sesleniyorum. Robot olmayalım. Robotlaştırmayalım. Lütfen ilgilenin bu feryatlarla. Cesaretiniz; özgüveninizi ortaya koyacak ilk adımlar olacaktır. Yoksa amaaaaan canım banane “Ne’me Lazım” diye diye son 250 yılda koskoca imparatorluğu yedik hala doymadık. Özgüven madenini siz aydın ve araştırmacılar cesaret ederek yeni kavramlar üreterek millete indirgeyemez iseniz daha çok başka ülkelerde standartları yüksek çalışma alanları ararsınız. Sonrada utanmadan kalkıp bu ülkede imkânların kısıtlı ve dar olduğundan, rengi bozuk kimliksiz medya kanalların da, bahseder dururusunuz.

Bakınız bir başka Özgüven Madeni değerli insanımız Dr.”Sinan Canan” beyin şu ifadelerine ”İnsanlığın ilerlemesini sağlayan, düşünsel devrimleri kültürel mirasımıza hediye eden; orijinal fikirleri ile insanlığı şaşkınlığa uğratmış ve yıllar sonra da olsa fikir ve eserleriyle insanlığa yeni bir yön vermiş büyük insanların ortak bir özellikleri var. Bu özellik, yerleşik düzene-anlayışa olan değişik düzeylerdeki bir karşı çıkıştır. Dünya tarihinde, yerleşik düzeni korumaya çalışarak adını tarihe "altın harflerle" yazdırmış insanlara pek rastlayamazsınız. Adını bildiğimiz insanlar genellikle yenilikleri sunanlar olmuştur. Örneğin Galileo adını hemen herkes duymuşken onu yargılayan engizisyon üyelerinin isimlerini bilen çıkmaz. Hâlbuki hepsi aynı olayın aktörleriydi...”

Bana e posta’dan bu tür yazılarım için  özetle aşağıdaki soruyu soran bir Prof. Ağabeyime buradan sizlerinde duymasını arzu ederek diyorum ki.. Önce Sn. Dr.Sinan Canan beyefendinin yukarıdaki ifadelerinin tamamına sizi davet ederim.

Soru: Sen Kimsin ki “Sevgipoloji” diye bir bilim iddiasında bulunuyorsun?

Cevap: Saygıdeğer hocam,…  Ben acizane Kendi içi dünyasında sevgi etrafında dönenleri keşfetmiş çağdaş bir Galile’yim..  Ayrıca ben, yüce kitabımızı sadece “Sevap Makinesi” olarak gören bir zihniyetten de değilim. “Oku” demiş yaradan okuyorum. Yazıyorum. Madenim ortada siz de çıkarın bana yazarak sorularla bombalayacağınıza beynimi…

Saygıdeğer Hocam “Prof. Dr. Yunus Çengel” Hocam gibi sizde kendi kuramlarınızı  ilan edin lütfen …

(Prof. Dr. Yunus Çengel hocam özgüven Madenini keşfederek dünya komu oyuna “Elmas Teorisini” ortaya atan ilk Türk bilim adamımızdır.)

“Sevgipoloji Özgüven madeni çıkaran beyinsel teknolojinin yeni adıdır”.

“Psikoloji” yle sorunların arkası kesilmez, bitmez, tükenmez, azalmaz

Sevgipoloji’yle üst üste konur anlamlar, manalar, sorun yaşanmaz”

Sevgipolog damlaları

“Tıpta Türkler Zirvedeydi”  diye bitiyordu en başta eklediğim özet makale de. Şimdi günümüzde Tıpta Türkler nerde sayın hocam?

Gül suyu ile psikoterapi olursa eğer... Gül'ün kendisiyle de Sembolü ile de "Sevgibolserapi" olmaz mı? sayın hocalarım...

Mesaiden sonra lokaller de biriç oynamayanlarım...

Okeye değil özüne dönen bilim hocalarım...

Cevap bekliyorum… (e postamı biliyorsunuz)

Devam edebilir…(cevaba göre)

 

 
 
Ankara - 23.12.2006
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr