Hipnotizma mı? Zannetizma mı? HipnoTerapi mi? HipnoSerapi mi?

2. Bölüm

Kemal Koçak
 

Bu ifade ettiklerimizden sonra elbette kendimizi de çoluk çocuğumuzun çorbasını kaynatmak için kendimize yakıştırdığımız en realist gerçeği de ifade etmem sanırım yaşamın döngüsü açısından başka bir zarurettir.

Çok şükür kirlenen her kelimeden kendimizi korumak gibi ince bir ayarımız var… Ego kanserine tutulmuş “Kişisel Gelişim” alanından çelişkili milyarlar kazanırken ve bu konuda “Kişisel Gelişim uzmanı olmaktan ilk önce bendim yarışında koşmaktan yorulmayan onca kıvama gelmiş verimli toprakları çiğneyen  çifte gitmemeye çabalayan onca hazırlöbçülere söyleyeceğimiz bir cümlemiz var elbet…
Gelişime aday olacaksa eğer insan… 
“
Kişisel Gelişim”i Çelişim olmamalı
Onurlu olacaksa Birey,
Kişisel değil
İnsani Gelişen kalmalı

Biz kendi insiyatifimiz de ise “ Aklın yürekle buluştuğu noktada isyani değil insafi gelişmeli insan,… yaşadığı zamanın nakışını bırakacağı isseeee değil izzeee işlemeli insan” Ana ilkesiyle yola çıktığımız ”insani Gelişim” alanına bütün yazılarımda eklemekten onur duyduğum “İnsani Gelişimin Faydalıya Hizmetkârı” ifadesi genel anlamdaki en güzel sıfatımızı saygıdeğer Sn. Dr Hüseyin Emin Sert hocamla birlikte kullanma kararı almış olmaktan da ayrı bir onur duymaya devam etmekteyiz…. Henüz yeni olsa da bu kavrama katılacak olanların sayılarının artacağı günler çok uzaklarda değiller.

İkinci olarak ise bu sıfatımızı “Beyin Antrenörü” ve “Sevgipolog” diyerek resmi anlamdaki kurumlara gerekli müracaatlarımızı yaparak aldığımız Eğitim ve danışmanlık markalarımızı İnsanımıza sunmak da ayrı bir onur olacak bizler için.

Yöntem olarak ise hiç kimsenin tekelinde olmayan tüm bilimsel gelişmeleri takip etme özgürlüğümüzü kullanarak elde ettiğimiz teorik bilgileri yüreğimizde ve zihnimizde yoğurarak ilişki içinde olduğumuz çevremize sunmaya başladığımız günden bu tarafa Ustalığımızı geliştirmekteyiz. Ustalık nedir diye bir soru gelebileceğini önceden cevaplayacak olursak eğer. Usta=Yola gidecek atın ayağına nalı çifte yemeden çakabilendir, atın ön ayağına uzanandır kulağını kaptırmadan atın kişnemelerine diyebilirim.

Bu vesilelerle bu pazara çıktığımızda gördüğümüz konuları hem tespit hem de kendimizi diğer kopyalardan farklı olarak ifade etme ihtiyacından dolayı, Yaptığımız işin ve meşguliyetinin gereksizliğini çevremizden duymadığımız için cesaretimiz her geçen gün arttı.

Piyasada o kadar çok değerli bilim adamlarımız varken. Sırf ismi yabancı diye bu memleketin işadamının cebinden yüzlerce miktar öz sermayeyi dışarı yollayan sözde eğitim firmaları bu bilim ve ilim insanlarımızı görmemeye inatla devam etmekteler. Günlükçü temizlikçi kadınların yevmiye hesabıyla çalıştırıldığı gibi bu ülkenin her şehir ve kasabasında ayrı dolaştırılarak bu hamam ve kebap düşkünü derinliği olmayan sözde eğitmenlere sözde performans arttırdıklarını söyleyerek banka hesaplarını her geçen gün daha da doldurmaya devam etmektedirler. Çok görmemek lazım tabiî ki.  Çünkü “At olmayacak tay gider eşeklerle yayılır” elbet.

“Hipnoterapist” olmadığımızı ifade ederek “Hipnoserapist” olmaktan da ayrı bir onur duyduğumuzu ilgili ilgisizi her kurum ve kuruluşa bu satırlardan duyurmak insanlık vazifemizdir.

Nedir bu “Serapist” takısı elbette ne anlama geldiğini de açıklamak elbette kendi sorumluluğumuzdadır.

Serap: kelimesiyle ilgili olarak filmlerden hatırlanacağı üzere vaha şeklinde görülmez hiç bir zaman. Belki bir su birikintisi gibi görünebilir veya bir ağacın yansıması olarak algılanabilir. Ama bu konuda şunu da belirtem de fayda var: Çok fazla açlık ve susuzluk çeken insanların çeşitli halisünasyonlar da görmeleri muhtemeldir. Bu sadece beynimizin insana oynadığı bir oyundur. fiziksel olarak serap felan değildir görüldüğü zannedilen. Fizikçiler serap deyince bir objenin yanlış yerde görülmesini veya yanlış algılanmasını kast ederler…

Bir maddenin özellikle çölde ve denizlerde hava çok sıcakken yanlış yerde veya farklı görünmesinin sebebi tamamen atmosferik sebeplere dayanır. Gün çok sıcak olduğunda yer yüzeyinde ince (atmosfere göre) bir sıcak hava tabakası oluşur. Bildiğiniz gibi sıcak havanın yoğunluğu soğuk havadan düşüktür. Bu iki hava katmanının birleştiği yer bir lens vazifesi görür işte bu yoğunluk farkından dolayı ve böylece uzaktaki cisimlerden gelen ışınlar kırılır ve farklı yerlerde hatta ters olarak dahi görünebilirler. Ayrıca bu birleşme noktası uzaktan su gibi de görünür.. Mesela özellikle sıcak yaz yolculuklarında araba ile giderken bu su görüntüsünü hepiniz yakalamışsınızdır. Yolun ilerisi sanki ıslakmış gibi görünür uzaktan ama yaklaştığınızda orada hiç su olmadığını görürsünüz. İşte bu gördüğünüz de fiziksel bir seraptır yukarı da açıklandığı gibi.

Denizlerde de serap görülür fazla bilinmemesine rağmen fakat denizde olay tam tersidir. Bu sefer daha yoğun hava tabakası soğuk denize daha yakındır, sıcak tabaka üstte yer alır. Bu yüzden yansıma karadaki serabın tersine üst tarafta, su yüzeyinin üstünde olur.. Bu yüzden görülen serap havada uçuyormuş, yamulmuş, yumulmuş gibi görülebilir...

Bu açıklamalarla sanırım Serap görmenin mantığını ifade edebilmişizdir. Yani anlaşılması gereken en önemli tema.  Bize bu konuda beynimizin pek çok oyun oynadığını bilmemiz gerekecektir. Bizde beynimizin bu oyun oynama yeteneğini kullanarak İnsanlığa hizmet edebilmenin gerekli Terminolojisini bilimsel olarak kimseye kabul ettirme iddiamız yoktur.

Ancak insan beyninde tasarlanabilen bir film stüdyosu olduğu gerçeği de yadsınamaz bir başka varsayımdır. İnsan gerekli görülen alanlarda bu stüdyolarını ya başkalarına kiraya verir kendi özünden olmayan çevrilen filmlere rıza gösterir. Ya da reyting derdine düşmeden kendi özüne dönerek orijinal fıtratlı filmlerini çevirir. İşte Tedavi ve iyileştirme maksatlı kullanılan terapi kelimesinin özü de serapiye dayanmaktadır. Yani insana verilmiş en önemli nimetlerden bir tanesi olan hayallerimizin koşumunun emrimize verilmiş bir çit at gibi kullanacağımızın gerçeğidir… Bu atlara(sağ ve sol loblara) dehhh diyen ya Şeytani kırbaçtır ya da rahmani kırbaçtır… bütün esasiyet budur. Bu olmasına karşın belinden kafasını kaldıramayan insanlık hala Doğduğu merkezden bir türlü bağını koparıp ruhunun kanatlarında kendi miracına iç alemin de yolculuğa çıkamamaktadır. Hal böyle olunca piyasayı da takır takır terapistler taramaktadırlar.

Ancak şu var ki yıllarca öykülendirmesini beceremeyen 150 yıllık bile olmayan Sözde psikolojik Ticari Bayilerin Psikolojik yaklaşımların da insanımıza anlatılamayan ve halk tarafında deli doktorluğu olarak algılanmasının da sanırım psikoloji ile ilgilenenlerin paydası inkâr edilemez. Kendilerin de Psikoterapi yapma hakkını görenlerin sorumluluk bilinci bu konuda yeterli beyin oyunlarını hayırlı ve faydalı yönde yapmadıkları da çok net olan bir başka bir gerçektir. Yaşamın içine girmeyen hiçbir ürün ve hizmet tüketen tarafından onay almadıkça varlığını asla koruyamaz. Buna en dayatma ideolojilerde dahil. Zaten Psikoloji her yerde sorunsal fenomenlerle ilgilenmeye devam ettiği müddetçe kendi psikolojisini sağlam temellere oturtamamıştır ve oturtamayacaktır.
Ben ne söyleyeyim ki… Matematiğin, Fiziğin Kimyanın ve hatta Sevgipolojinin Sahibi diyeceğini demiş zaten…

·         Oysa onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Sadece sanılarının peşinden gidiyorlar. Sanıları ise gerçeğin kırıntısının bile yerini tutamaz. (NECM suresi 28. ayet)

·         Aslında bunlar sizin ve atalarınızın uydurduğu kuru isimlerdir. Allah, onlara ilişkin hiçbir kanıt indirmemiştir. Onlar sadece sanılarının ve canlarının istediğinin peşinden gidiyorlar. Oysa onlara Rabbleri katından doğru yola ilişkin bilgi geldi. (NECM suresi 23. ayet)

·         Eğer sen yeryüzünde yaşayan insanların çoğuna uyacak olursan, bunlar seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanların, sanıların peşinde giderler, sırf tahmin yürütürler. (EN'ÂM suresi 116. ayet) Kaynak: Fizilal Kuran

Hipnotizma mı? Zannetizma mı?

Konusun da ise hipnoz çağımızın en yeni yaklaşımlarından biridir. Konu ile ilgilenen pek çok bilim adamımız olduğu gibi bu konu ülkemizin önde gelen değerli bilim adamlarından Prof.Dr.Recep Doksat, Prof.Dr.Üner Tan ve Dr. Tahir Özakkaş gibi değerli ilim insanlarımızın ülkemizde verdikleri mücadele ve azmi takip edenler bileceklerdir. Yaklaşımlarının temelini kendi kaynaklarımıza yönelten Prof.Dr. Kerem Doksat (İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı) gibi değerli bilim adamlarımızda her geçen gün sessiz de olsa yüreğini arayan insanımız tarafından aranılıp bulunmaktadır.

Onların değerli çalışmalarından anladığım Yatandaş değil Vatandaş Kemal olarak anladığım öz mana şudur ki   Zannetizmadan kurtulmak için işinde ve alanında usta Hipnotizörlerle pek çok yanlış öğrenilmiş fenomenin İnsan yaşamına daha yararlı hale getirilebileceği önemle ve altı çizilerek vurgulanmıştır.

Kendi adıma son cümleleri mi şu düşüncelerimle bağlamak isterim ki, Ben kendi aileme ilk başta diğer yazılarımda da belirttiğim gibi sadece doğru baba olmak azmiyle yola çıkmış bir Anadolu yüreğiyim. Araştırmalarım ve mücadelemin beni getirdiği en son noktada gördüğüm ve tespit ettiğim gerçekleri kendi alanımda ilişki içerisin de olduğum insanlara aktarma sürecimin sonunda danışmanlık yapacağımızın hesabıyla yola çıkmamışken gördüklerimiz karşısında piyasadaki soytarıları görünce kendi ailemi korumak için daha da çok öğrenmeye başladım. Şimdi ise şunu söyleyebilecek cesaretim var ki.

Her anne ve baba doğuştan Sevgi yüklü olarak doğar. Öz ifademizle doğal olarak“Sevgipolog” dur. Daha sonra yaşadığı psikolojik sorunlarını yanlış biçimlendirmiş sözde bilim insanlarının yüzünden gerekli çözümü yaşayan modellerden uzak yaşamak zorunda kalmıştır. Sözde model olacak olan sorumlular ise mesai bitimlerinden sonra hangi kuruma bakarsanız bakınız hemen ya okeye dönmeye devam etmekteler. Ya da batak üstüne batak atmaktalar. Atak üstüne atak atan Amerika ve diğer Ülkelerin kavramlarını önce anlamak için sonra da onları yaşama dönük çözümler haline getirmek için çabala babam çabala çabamız şudur ki….

Kendi yavrularımıza ve ailemize istediğimizi diğer insanlarımıza isteyemiyorsak Sistemin sahibi bizi muvaffak etmesin inşallah…..

“Zannetizma” ile insanlığı uyutanları “Hipnotizma” ile uyandırmanın mümkün olduğunu bir gün bilecek olan İnsanlığa, onun bunun ne olduğu belli olmayan samimiyetten uzak yaklaşımlarından çok yüreğindeki sevgiden başka bir çözüm yolu görünmeyecektir.

P’siz kalmış psikolojinin “Hipnoterapist” olmaktansa “Sevgipoloji”nin “Sevgipolog Serapileriyle” “Hipnoserapist” olmaktan beni ve bu fikri destekleyenlere kim engel olabilir ki… Hedeflediğimiz Yürekler olduktan sonra…

Ben sadece “Newton un düşünüşünün dışına çıkma zaruretinde kalan Einstein gibi bir babayım “Sevgipoloji”nin Varlığını keşfini ister kabul etsinler ister etmesinler Umrumda değil ben doyasıya evimde ve ilişki içerisinde olduğum insanlarla psikolojik sorunlar yerine Sevgipolojinin Zerafetini yaşadıktan sonra üren ürer, kendini geren gerer, kervan her zaman inandığı yönde ilerleyerek gider….

Claire Sylvia’nın Gerçekleşen organ nakli beklide yepyeni keşiflerin kapısın aralayacak kalbin kendisi nakledilince yüklenmiş manalar yaşanıyorsa eğer…. nakil illaki kalbin etinde veya kanında değil ki onun ürettiği manaları acaba bizde samimiyetimiz ölçüsünde yüreğimizden yüreklerince hissedenler olur mu ki aşağıdaki adreslerimizle irtibata bizimle geçerek acaba? Bilmem ki? Nasip….

Bilimsel gelişmeler Kimsenin tekelinde değil sonuca millet karar verecek…..
Hipnotizma mı? Zannetizma mı?
HipnoTerapi mi? HipnoSerapi mi?
Hangisi okurtacim

“Allahım ne olur bu bayram sabahı….   “Dindarları Bilimdar, Bilimdarları da Bindar Eyle yarabbi “

Ayvalıda Ayva kompostolu son iftar açtığım günden bu yana  Amiiiiiiiin…….

 

 
 
Ankara - 05.12.2006
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr