Öğrencinin Sınav Kaygısı

Kemal Koçak
 

Öğrencinin Sınav Kaygısı = Ebeveyn, Öğretmen ve Devlet’in Öğrenciye Saygısı

“=”(eşittir) işareti matematik açısından olduğu gibi sosyal anlamda da toplumun değişik katmanlarında dikkatli bakılırsa gözlemlenecek bir durumdur. Eşitlik hemen her zaman her şartta sağlanabilen bir ön kabuldür. Eşitlik tüm girdiğimiz tüm sınavlarımızda karşımıza çıkan reddedilemez bir realitedir. Eşitliğin her iki tarafı da bir diğeri kadar önem arz eder.

Öğrencilerimizin üç saat içinde geleceklerini belirlemeye çalışacakları O muhteşem sınava az kaldı…

Bir zamanlar Dünya kamuoyunda “Bermuda Şeytan Üçgeni”  tanımlamasının yaşattığı gereksiz korkular gibi Ülkemizde de Öğrenciyi de Çepeçevre kuşatan sınav kaygısının asıl sebebi olan “Beyhude Sistem Üçgeni” tanımlamasıyla lüzumsuz uygulamalarını daha önceki yazdığımız konularda geniş olarak izah edebilmeye çalışmıştık. İsteyenler oradan da takip edebilirler. Ancak biz yinede kısaca değinelim.. Nedir Beyhude sistem Üçgeni?

Beyhude sistem Üçgeni = Öğrencilerimizin pek çoğunu içine alarak yutan, hayattan kopmasına sebep olan bir acayip sistem...

Bu sistemin üç ayrı bacağı bulunmaktadır.

Birinci bacağı Ebeveyn.( öğrenciye çıt çıkarttırmadan sus bakayım sen diyen kitle)  

İkinci bacağı Öğret(eme(y)en)men ellerinde (Not silahı ile öğretememesinin faturasını millete ödeterek sorumluluk duygusunu her geçen gün kaybeden ve maaşını almaya devam eden kitle)

Üçüncü bacağı ise Devletsel Merdivenler. (Dershanecilerin bir araya gelerek her yıl her şehre ve kasabaya şube açmaları yerine, her beş yılda Üniversite açmamalarının sebebi bir türlü anlaşılamamaktadır).

Öğrenciler bu sistematik dönen dişliler arasında ne yapacakları endişesi ile kıvranmaktadırlar.

Ebeveyn öğrencinin üzerinde ki tarif edilemez baskısı üzerine neler yazılmış neler söylenmiştir. Aynı şeylerden bahsetmenin bir gereği olmadığını düşünerek öğrenciler açısından şunu söylemek sanırım çok doğru olacaktır.

EBEVEYNLER ÇOCUKLARIMIZ BİZİM HAVA ATMA ARAÇLARIMIZ DEĞİLLERDİR.

Bırakın onlar kendi ideallerini içlerinden geldiği gibi bulabilsinler. Bırakın sınavlara girecekleri vakit kendileriyle yarışmanın erdemine varabilsinler.

Aynı biçimde öğret(e_meyen)men’ler ise bu tarifi zor üçgenin bacağında kendi öğrenciliklerini unutmuş olmalarının bedelini öğrencilerine ödetmek yerine “Öğrenmeyi bırakana hiç öğretmen denir mi? Sorusuna nasıl cevap vereceklerini şimdiden düşünmeye başlasınlar. Çünkü o günler çok uzakta değildir.

Eğer bu konuda bir analiz yapmak gerekirse; aşağıdaki açıklamalar herkesin ulaşacağı tarzda internette, tv’lerde radyolarda cirit atan açıklamalardır.

….”Üniversite kapısında yığılmanın da, sorun çözülmediği takdirde, geleceğe doğru giderek artması kaçınılmazdır. Mevcut sistemin devamı halinde 2011 yılında 2.5 milyon, 2023 yılında ise 6 milyon gencimiz üniversite kapısında yığılacaktır.

Türkiye’de öğrenim çağındaki her 1000 kişiden; 611 kişi ortaöğretime gitmiyor veya bitiremiyor.

389 kişi ortaöğretimi bitiriyor (237 kişi lise, 152 kişi meslek lisesi diploması alıyor).

82 ortaöğretim mezunu yükseköğretime gitmiyor veya gidemiyor.

307 kişi yükseköğretime yerleştiriliyor (103 kişi lisans, 83 kişi ön lisans, 121 kişi açık öğretim programları).

Yükseköğretime yerleştirilen 108 kişi kayıt yaptırmıyor veya bitiremiyor.

199 kişi yükseköğretimi bitiriyor (101 kişi lisans, 56 kişi ön lisans, 42 kişi açık öğretim programları).

Bu yetersiz niceliksel gerçeklikler yanında, verilen eğitimin niteliği de ayrı bir sorunsal olarak mevcudiyetini korumaktadır. Öğrencileri, ortaöğrenim düzeyinden başlayarak ilgi, yetenek ve kabiliyetlerine göre yönlendirmek gerekmektedir. Meslek eğitimi ülkemizde yetersizdir. Herkesin üniversite eğitimi görmesi ideal olarak gerekli olabilir. Ancak, olanaklar ve kapasitenin yetersizliği, herkesin üniversite öğrenimi görmesini engellemektedir. Ayrıca, üniversite öğrenimi alacak kapasitesi olmayanları da, yarış atı gibi ÖSS maratonuna katmak akılcı değildir. Öncelikle ailelerin çocuklarının kapasitesini ve yeteneklerini tespit etmeleri ve uygun rehberlik ile ideallerini gerçekleştirmelerinde yardımcı olmaları gerekmektedir”…..

O halde Öss sınavına girecek öğrencilerimize yinede önerilerimiz olmalı elbette.

Bu öneriler her yıl

“Kaleminizin ucunu sivriltiniz”.

“Mutlaka sınavda yanınızda içme suyu bulundurunuz”.

 “Fazla da içmeyiniz ki sık tuvalet ihtiyacınız olmasın”.

“Sınav sabahı Sıkı bir kahvaltı yapınız” vs vs. yüzlerce öneri ve tavsiyelerle tekrarlanan klasik ağız birliği söylemleri yerine…

Hatta sektörel karlılık hesapları yapan pek çok internet derleyicisi yazarcıkların “Öp beni” ,“Yerim seni”, “Sar beni”,  “Ye Beni”, “Isır beni” ÖSS “Seve seve” ÖSS gibi  tuhaf ve anlaşılmaz isimlerle güya bu zor maratonda öğrenciye yardımcı olmaya ve izaha çalışmaları yerine…

Ben Şahsım adına İnsani gelişim Hizmetkârı Beyin Antrenörü ve Sevgipolog olarak bu klasik söylemler yerine alışılmadık öneri ve tavsiyelerde bulunacağım.

Değerli öğrenciler az bir zaman kaldı. Biliniz ki pek çoğunuz gireceğiniz bu sınavı ilk seferde kazana-MA-yacaksınız. Nedenini Biliyorsunuz? Sadece sizin çıkaracağınız Net’lerden çok gerek ailelerin Net olamayışları gerek öğretmenlerin Not(ders) alamayışları gerekse Devletsel Merdivenlerin çarpıklığından ve düzensiz dizilişindendir ki fazla izaha lüzum bırakmamaktadır. Bu konularda yeterince açıklama ve beyanat verildi Ülkemiz de.

Sınavı kazanacak olanlar zaten kazandıkları andan itibaren sıralama potasına göre sırtlarına tişörtler giydirilerek “Kazanılmış Başarıları” gram gram elden ele pazarlanmaya devam edecektir. Diğerlerinin isimleri de, boy boy çarşaf çarşaf listelerde asılacak ve aylarca orada kalarak gelin sizi de kazandıralım mesajlarına devam edilecektir.

Ancak HER SINAVA GİREN KAZANAMAYACAK bilinmesi gereken bu. Ve kazanamayanların en çok sevindirecekleri yine aynı dershaneci ağabeyleri olacaktır.

Sonuçlar açısından geçmiş yılların istatistikî bilgilerine bakacak olursak. Örneğin ortalama her yıl 1-1.5 milyon arası öğrenci sınav maratonuna girer. Ancak kazanan 400-600 bin kişi arası değişir. Bu büyük çoğunluğu hiçbir kurum veya kuruluş henüz gerektiği kadar ciddiye almamıştır. Kazanamayan bu çoğunluğun binlercesi sessizce hayatın içine gömülüp gitmektedirler. Eğer bir şeyler yapılamaz ise böyle devam edip gidecektir. Bu kitleler bir an evvel öğrenmek zorundadırlar.  

Değerli öğrenciler sınava girmeden önce Muhteşem kalabalığın içerisinde olmanın lezzetini doya doya yaşayın. Düşünün ki muhteşem bir konserdesiniz. Uzun zamandır böyle bir kalabalığı bekliyordunuz. Ancak bu sefer sahnede olan sizlersiniz. Sonuç ne olursa olsun Sınav çıkışında “kazanamaz isem ne yapmalıyım sorusunu tekrar tekrar kendinize sormalısınız? Eğer bu soruyu başkalarına sordurtursanız; biliniz ki sınavı değil kendi yaşamınızı kurma şansını ve fırsatını kaybedeceksiniz demektir.

İstersen hayat ,ister sınav maratonunu bitir. Ancak şunu iyi bil ki sana

Ö_zde de S_özde de   S_amimiyetle  hatırlatmak isterim sevgili öğrenci…

Ya diploma alırsın bir şekilde bir kurumdan ya da diploma ararsın.

Unutma bir sınav kaybetmek hayatın sonu değildir.

Eğer sizler zamanında uyanarak kendi başarılarının farkına varabilen bireyler olabilirseniz, ebeveyn olduğunuzda çocuklarıyla hava atmaya devam eden veliler olmak durumunda kalmazsınız. Sınavı kazananlar veya kazanamayanlar olsun, yaşamlarını kazanmak zorundadırlar. Kimileriniz kazandıkları bölümleri bitirirlerken kimileri de serbest piyasada hayattaki kazanç basamaklarını tırmanmaya başlamaktadırlar.

Kazanılması gereken hayat akışında, okullarını bitirenler, devlet veya özel alanlarda  bir şekilde rüşvet yemeye meyyal oluyorlarsa veya görevlerini kötüye kullanıyorlarsa keşke kazanmasalardı(Yaşadıklarımız açısından)  diyesi geliyor tüm Ülkenin. Oysa kazanamayan tüm öğrenciler ise rüşvet verecek birilerini aramaya devam edeceklerse kazanan veya kazanamayan açısından hiçbir fark yoktur.

Ö_ğrenci            S_eçme             S_ınavına değil

Ö_ğrenmeyi       S_erkeşleştirme S_ebeblerimizi doğru tespit etmemiz gerekir.

Ö_ncelikle         S_amimiyet       S_ınavını kendi kendimize vermemiz gerekecektir.

Ve hep birlikte  

Ö_ğrenme S_erüveni S_atırları’na devam edelim

Ö_ğrenciye S_öylenmesi  gerekli S_özler

Ö_lmeden                         S_ahip_olmalısın S_aatlerindeki, Saniyelerine

Ö_ğrenciyi                                 S_ahtekar          S_ayanların

Ö_ğrenmekten                   S_ıyrıldığını        S_andığın

Ö_ğret(eme(y)en)menlerin   S_ermayesi        S_ınavları

Ö_ğrenci                           S_ömürü            S_aygısızlığına

Hak veriyorsan doğrudur doğru diye

Ö_ncelikle                         S_ahip çıkmalısın S_en kendine ki

Ö_nün(geleceğin)deki         S_elametine      S_elam Verebilesin

Ne ÖSS sınavı ne bir başka yarış diyorsan eğer

Ö_rneğin           S_ahtesiz                  S_abrınla

Ö_ğrenmek        S_evdasındaysan        S_essizce

Ö_ncelikle         S_amimiyetin             S_eninle olsun

Ö_zür_dilerim    S_evemediysem         S_en(i_çimdeki demelisin)

Sizlere tek soruluk bir imtihan sorusu sormamız sanırım ki pek çok konuyu uzun uzun anlatmak yerine meselemize net ve açık olarak manalar katacaktır.

Öğrenci kime denir, öğrencinin kimliğini belirleyebilmek için öncelikle çoktan seçmeli olarak hazırladığımız Öğrenci tanımına hangi seçeneği işaretleyeceğine karar vermelisin.

Aşağıdaki seçeneklerden sadece birini doğru kabul etme zorunluluğunuz var. Vereceğiniz cevabın doğrulunun bir önemi yoktur.

Soru: Ö_ğrencinin Kimliği  S_izce  S_orgulanacak olursa  Aşağıdaki seceneklerden  hangisinin doğru olma ihtimali hayatınıza yön verecek en doğru cevap olurdu? 

A_:)

Ö_lçüsüz

Ğ_ayesiz

R_ezilliklerin

E_şiğindeki

N_edenlerdeki

C_ehaletinin

İ_lgisizlik Kurbanımı?

B_:)

Ö_ncekilerden

Ğ_ördüğüne

R_ıza gösteren

E_lalem için

N_afile ve amaçsız yaşayan

C_anı sıkılan(her şeye üffff püffff) diyen

İ_şine gelmeyenden kaçıp sıyrılan mıdır? 

C_:)

Ö_ğret(emeyen)menlerin

Ğ_enelinden bazılarının

R_isk almadan

E_sir zannettiği

N_adide cevherlerin

C_eplerine göz dikilen

İ_lk öğretimden başlayan başarı   

                  hammaddelerimidir?

D_:)

Ö_ldürülen iradesinin

Ğ_arip yalnızlığına

R_azı olmuş gibi gösterilen

E_zik ezik ezilen

N_ot ve Net çilesine

Ç_ıtını bile Çıkaramayan

İ_şlenmemiş İnci tanesi midir?

Son olarak yazımızın başlığı ile ilgili bir takım tespitler yapmamız gerekecekse eğer ne ifade etmek istemediğimiz yazının tamamında anlaşılmadıysa zaten o konuda beylik laflarla tekrar tekrar bahsetmeye gerek yok…

Ne demiştik ilk cümle olarak

Öğrencinin Sınav Kaygısı = Öğrenciye Ebeveyn, Öğretmen ve Devlet’in Saygısı

Eşitliğin sonucundan memnun değilsek eğer tembel bir öğrenci olarak bütünlemeye kalan “Albert Einstein”’in dediği gibi “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuç beklemek deliliktir” yaptıklarımız işe yaramıyorsa başka şeyler yapmak vakti gelmiş ve geçmektedir. Sanırım artık başka Eşitlikler aramak yerine Eşitliğin diğer faktörlerine tekrar göz atmamız gerekmektedir.

Yoksa

Öğrencinin (kaybolan) saygısı = Ebeveyn, Öğretmen ve Devlet’in kaygısı

Haline dönüşmeye daha da hızlı devam edecektir.

Henüz Kazanılamayan bir sonuç varsa… Vazgeçmeden Bir sınav kaybedilmiş sayılmaz… Eğer ortada kazanılamayan bir durum varsa bu durum eşitliğin diğer tarafının sorumluluğudur. Kaybeden birileri varsa en başta dediğimiz gibi “=” (eşitlik) liğin her iki tarafıdır.

Bırakın üzüntüde sevinçte eşit olsun… Eşitliğin her iki tarafında olsun…

 

 
 
Ankara -29.05.2007
İnsani Gelişim Hizmetkârı
Beyin Antrenörü & Sevgipolog
0533 429 52 50
Kemal Koçak
http://sufizmveinsan.com
http://kemalkocak.com
http://okurtacim.com
kemalkocak6@hotmail.com
sevgipolog@yahoo.com.tr