Özümle Konuşmalar
Nurcihan Demirci
 

Özüne sevdalı bir kulun kaleminden günlüğe yansıyanlar…

Sade, riyasız, alabildiğine açık ve içten…

Sevgililer günü için RUH ‘uma

Selam selam
diğer yanım, en güzel yanım, göz aydınlığım nasılsın?

ne zamandır sana yazmak istiyordum… İkimizi; sadece seni.
Seni tanımıyorum aslında.  Ama ben çok özel bir şey yaşadım senle değil mi? Belki milyarda bir şansla senle tanıştık. Ve sen beni fethettin.
Öyle mukaddestin ki, öyle anlatılamazdın ki sen işte buydun.  Bana gülümsedin. Sendeki anlatılmaz güzellik ben de senden dolayı vardı, ama bu henüz açığa çıkmış değildi.
Sen beni ziyaretinle bunu açığa vurmuş oldun.
İlk başlarda sen bana âşıksın bense umursamıyorum gibi havalara girmiştim. Lakin, zamanla anladım ki sen gerçekten bana aşıktın ve beni ait olduğum yere; sana davete gelmiştin. Sana bu izni veren, muhakkak ki bu kavuşmaya da imkân sağlamıştı.
sen ANdın. zamansızdın, ay kadar beyaz; nurun ala nurdun.

Seni yazabilmek için tam dört sene bekledim, anasırı erbaam gibi değil mi?
Hayatım seni düşünmekle geçti belki de… Ama bunu bana hissettiren de sendin, biliyorum.
En güzel yanım, nurun ala nurum, aşk bakışlım, senin benle yazdığını hissediyorum.  Bu yazıyı hep senle senin izninle yazmayı istediğimi biliyorsun.  Hayatımda hata yapmaktan korkup incitmekten çekindiğim diğer yanımsın. Aslında sen benim tamlığımsın. Tamlığımı senle anladım.  Nne yazık ki ben henüz o hal için uygun değilim.
Beni bunun için eğittiğini de artık anlıyorum. Eskisi gibi isyan edip direnmiyorum. Yanmaya bile hazırım, zaten aslında yanıyorum da değil mi? Cehennemsiz cennet olmaz ya hani benim cehennemim de yaşandı şimdi onun soğukluğunda nefesleniyorum. 
Beni; benden daha çok düşündüğünü ve benden daha çok sevdiğini de anladım.  Ne yaparsam yapayım benden vazgeçmeyeceğini de.

Bir ricam var senden:
Ne olur, beni bana bırakma olur mu? Aslım sensin ve seni yağmalama vaktime değin de her şeyin kontrolünü eline al.  Kendimi sana verdim. t Teslimim bak.  Bunu bir anlaşma say olur mu ve kanla imzalanmış değil nurla imzalanmış, nefesle imzalanmış say.
Bizi mühürle.

Bazı zamanlar seni çağırım ya hani, “gel dinle beni” diye.  Sen gelirsin bilirim görmesem de.  Bana şefkâtle baktığını düşünürüm.  Sen öyle tarafsız bir olgunluğa sahipsin ki.  Ara sıra sana kızıyordum bile.  Neden her şeyi bildiğin ve her şeye gücün yettiği halde müdahale etmiyorsun da bize bu acıları çektiriyorsun diye.
Oysa sen gülümseyerek tevazu ve olgunlukla bekliyorsun. bazen; biliyorum, sabrın taşıyor ama yine de dayanabiliyorsun.
Neden ben sen gibi olamıyorum hâlâ nedennnnnnnnnnnn?
Oysa biliyorum ki, senim. Bu ayrılık acısı ne ilginç bir şey ah bilsen! . Aslında bildiğini biliyorum çok da komiğim değil mi?
Düşündüğüm her şey sana ait, akıl sensin. Bana bu ilhamı, heyecanları veren de sensin.
Sende bana ait bir şey var sanıyorum çok komiğim çokkk.
Oysa ben tamamen sana aidim değil mi?
Ey güzellik kaynağı nurun ala nur yanım, aşk bakışlım! Beni sevdiğin için sana şükürler olsun. Ben de sana layık olmak için inan çok çalışıyorum. Sana varmak için düşe kalka ve kanayarak yol alıyorum.
Sen bazen o kadar yükseliyorsun ki. Beni de alıyorsun ya yanına, ara sıra.
Hak etmesem de senin çömezinim ben. Öğrencin. Kimsesizinim.   
 
Kusursuz yanım. Tahammüllü tebessümüm.
Seni yazmak ne kadar zevkli bir bilsen! . Ellerim hep seni yazmak isterdi ne zamandır. Kontrollü davrandığımı biliyorsun değil mi?Seni incitmemek için çok sıkı yazıyorum. Keşke sen yazsaydın seni. 
Ne olacak senle halimiz bilemiyor görünsem de biliyoruz tabii.
“Yaratılan her şey sonludur” dan yola çıkarak sende fena olacağım ya geldiğim yere döneceğim.
Ama seni de yağmalamak gerekiyormuş ya hani.  Mevlana öyle yazmış bir yerde, okudum da.
Bu bana çok ağır geliyor. Artık sen kendini yağmalarsın. Benim canlı bombam. Bu da gerekiyor; şimdi yazarken anladım.  Ruhum, özüm, nurun alanur yanım. Tamlığım.

RUHUMA

Selam ve selam
EY ÖZGÜRLÜK’ ÜM
ben geldim,
Senin bana olan aşkını gördüm,
Senin letafetini tanıdım,
Ağır, vakur tavrını hissettim,
Bakışlarındaki olgunluğu yaşadım,
Seni zamansız ve mekânsız bir halde tanıdım.
Hiç konuşamadık,
Sadece bakakaldık tutkulu
ve ben seni anında unuttum.
Ta kiiiiiii aylar sonra neyi gördüğümü anlayana dek.
Şimdi sensizim.
Arada bana oyunlar oynuyorsun,
İkizim benim, özüm, her şeyim.
Artık sana hazırlık için çalışıyorum,
Bugün sevgililer günü biliyorsun.
Benim tek aşkım vebalimsin,
Senin için ağlayacağımı bilemezdim
teselline muhtacım.
Canım letafetim, incim, özüm,
Seni seviyorum.

İmza: Seni seneler sonra tanıyabilmiş karanlık yanın
--------------------------------------------------------

Ağlıyorum ben de deminden beri,
Beni tek hak eden benim, o günden beri
benim saf yanım,
sağ yanım, önüm, arkam dairem, noktam
beni almak istiyor biliyorum,
ama ben hazır değilim, o her şeyim
özüm, bebeğim, meleğim, nefesim
o bana ipekten bir iplikle bağlı
koparırsam kaybederim
isterdim bugün ondan bir hediye almak
ya da ben ona ne verebilirim?
Ben ağlıyorum gözyaşlarım onun için
kalbimin incileri onun için
yalnızlığım, letafetim,olgunum
tarafsız bölgem benim

İmza: Kirli yanım
--------------------------------------------------

nizam

Ruh’um canım, öz’üm, saflığım,   
Nurun ala nurum.   
Seni özledim. Bana baktığını biliyorum ve seni seviyorum.
Ey güzellik abidesi, arı-duru yanım,
Seni sevmeyi de seviyorum   
Bu elbise nur... Kalacak bu âlemde. 
Sense ebedisin, asla bölünemez ve ölemezsin.  
Seni özledim. Beni seyrettiğini biliyorum.  
Ayrışsak da sen hep bizlesin ve biz sana aitiz.
Sen güvenli yanımsın, tarafsız bölgem.
Her şeyi bilen, gören, olgun yanım.
Olaylara esmaların resmigeçidinden bakan sensin.
Yorup işi yokuşa süren ben.    
Azmettim, çok mutlu olacağıma.
Senin kadar mutlu, senin kadar güzelleşeceğime,
sana layık olabilmek için sen olmaya.

şimdilik sadecenur

----------------------------------------------------------------

Zaman hızla akıp gidiyor
Ve senle ben yakınlaşıyoruz
Uzuyor gölgeler ve sanki kısalıyoruz
Belki de üst üste çekiliyoruz
Ey ruh’um, can ışığım   
Olgunum, tarafsızım! 
An be an değişiyorum. 
Sabitleneceğim o ana dek sürecek biliyorum.  
Sabitemden bana bakıyorsun.

“Hadi çabuk gel, çabuk” diyorsun.

-----------------------------------------------------------------

Evet, nerede kalmıştık?
Karşılaşma anımızda belki de, ne özel bir andı değil mi?
Kapıyı açmıştım karşımda aşkla bakan bir çift göz vardı. Bembeyaz,  arı-duru-saf. Hiçbir şeye benzemeyen sen. Her şeyden daha güzel olan sen. Bana gülerek, aşkla bakıyordun. Beni nasıl hayranlıkla izliyordun.
Kendimi de senin gözlerinden gösterdin bana, lütfettin.  
Ben lavanta-pembe rengiydim. Pespembe, sana şaşkınlıkla ve sevinçle bakıyordum. Senin bana aşkını umursamaz bir tavrım vardı. Ama senin ışığından sanırım, ben de inanılmaz güzeldim.

Ben erguvani-pembeydim sen bembeyazdın. Kapının bir tarafında sen diğer kısmında ben. Arada bir kapı. Şimdi yazarken düşünüyorum da ne anlamlı bir tabloymuş. Bunu resmetmeliyim bir gün. Senin yüzünde ben vardım. Seni tanıdım.
Ama kalakaldım. Bembeyaz bir andaydık ikimiz. Boşlukta gibi. Zaman durmuştu.  Sadece andaydık.

Ve gözlerim sende dikili olduğu müddetçe sen bir yere kıpırdayamazdın. Seni gözlerinden yakalamıştım. Gerçekte sen beni avlamıştın
ve gözlerimi kırptım.  Kapıdan çıktım. Gülerek kafamı salladım.  Bu neydi şimdi? Hayal mi dedim ve gülümsedim.

Unutuluş. unutuluş ve unutuş beni hapsetti de seni aylarca hatırlayamadım.
Aylar sonra bir anda sen geldin aklıma ve sen beni mahvettin.
Seni deliler gibi araştırmaya başladım.
Yoktun hiçbir yerde, hiçbir yazıda.
Seni aramayı hiç bırakmadım. Aslında arayan sendin. Kendimizi öğrenmek için yolculuğa niyet etmiştik.
  . . . . . . . . . . .   

Tüm düşlerimi kaydetmeye başladım. Her şeyi tekrar tekrar okuyordum. Seni arıyordum. Seni istiyordum. Başlarda sen bana âşıktın ve ben sevilendim. Anladım ki aslım sensin ve ben ait olduğum yere, sana dönmeyi başarmalıyım.

Sana nasıl ulaşabileceğimi bilmiyordum. Seni tekrar görmem imkânsızmış belki de bir kez bile inanılmaz bir lütufmuş.

Ama yeni dostlarım “belki olabilir” dediler. Sen istersen olabilir sanırım. İste beni olur mu? O ilk bakışın gibi bak bana. Beni hiç kimse sen gibi sevemez, hiç kimse sen gibi bakamaz. Hiçbir şey sen kadar güzel olamaz. Sen saf ışıksın ve güzelliklerin kaynağısın.
Seni ararken çok çamura da battım biliyorsun. Senin için her şeyi göze almıştım. Ölmek var dönmek yoktu. Sen saf ilimdin saf bilgi.
Her düşüşte kalkıp üstümü silkeledim. Yıkandım. Gözyaşlarım sel oldu. Kalbim yıkana yıkana sen oldu.  
Tam pes ettiğimde senden bir iz buluyordum. Benimle eğleniyordu arada nefsim. O da sana aitti ve sen kadar olmasa da o da muhteşemdi.
Bana bir keresinde ilginç bir düzeneğini gösterdi. Çok şirindi.  Yaptığı o çirkin iş bile onla sevimli oluyordu.
Ve hep nefsime yenik düşecektim o yüzden. 
Sen bize hep olgunlukla bakıyordun. İkimizin bu havailiğinden usanmadan, sakince bizi takip ediyordun.
Sendeki bu olgunluk beni cezbetmeye başladı. Benim uçarı, edepsiz nefsimde sanki sana temayül başladı.  
 
Artık her şeyimiz çözülmeye başlıyordu bir bir.
Anasırı erbaam ve diğerleri.
Bir’ken dağılıyorduk. Bende ne çok benler vardı. Sayamıyordum ve artık sonsuz ben olduğumu anlıyorum.  Bunu sen ve nefsimle anlayabilirdim.
Sen yoğurt gibi nurun ala nurdun. Nefsin durlu ayran gibi seyreltilmiş sendin. Hava ve bulut gibi.  
Ben dağılıp çözüldükçe etrafımdaki her şey de dağılmaya başlıyordu. Her şey arapsaçına dönmüştü. Bu yolda tek tek elinden her şey alınacak derler ya. Aynen alınıyordu, ama şu an yazarken idrakim senin lütfünle açıldı da şunu anladım. Ben varsam her şey vardı. Ben yoksam hiçbir şey zaten olamazdı ki!
Ben çözülüp dağıldıkça da var sandığım, bana ait olan her şey de dağılıp çözülüyordu.
Ailem bile…
Gerçekte onların ve kendimin olmadığını idrak etsem de maddede vardık ve biz aileydik. Benle beraber onların da çözülmesi sağlandı. Anladım, tamlık için önce tamlığı anlamak lazım. Bölünmeli ve dağılmalıydık. Tüm ayarlar yapılırken ne akordumuz kaldı ne de sesimiz soluğumuz. Ölüm kapımızdaydı, mevsim kıştı.
 
Bunları ancak olup bittikten sonra anlayabiliyorum ne yazık. Ne kadar acı çekmiştim ne kadar ağlamıştım değil mi? Hatta Kâbe’yi sel bastıracak kadar.

Sen hep benleydin biliyorum ve bunlar gerekliydi.  
Şimdi anlıyorum. Ne kadar geç algılıyorum değil mi? Sen bana hep önceden haber veriyorsun, ama ben her şey olup bittikten sonra anlıyorum seni.
Sen külli akılsın da o yüzden ben hâlâ sen olamadım.  
Ayarların yapılacağı söylenmişti; sadece ona özel sandım. Meğer o ve biz aynıymışız. Hep söylerdim de demek kendim inanmazmışım, şimdi anladım.
Onun ayarı demek, hepimizin ayarları demekti ve biz dağıldık.  
Biliyorum ben sık sık gözyaşlarımla isyan etsem de sen olgunluk ve sakinlikle saati gösterir, “vakit ham” derdin.  
Ben çok kızardım. Bazen isyan ederdim. Sen ol de olur neden ol demiyorsun diye.
Ama sen bana “ol de” dediğinden beri her şey olmaya başladı.  
Hayatıma ışığın yansıyor. O ışık beni kamaştırıyor bazen.
Seni göremiyorum, ama sen artık her şeyimden yansıyorsun. Hissediliyorsun.  
Benim iki avucumu da mühürlemiştin ya.  İşte o mühür dışa ışık saçıyor.  
Bu yolculuk sonsuz biliyorum.
Ama umuyorum ki artık sen -ben değil sadece sen yola devam edelim.
iyi ki dört sene seni yazmak için sabretmişim. Olaylar ancak tekâmül etmiş ve her şey manasına ulaşmış demek. Anlayışım ancak kıvam bulmuş.

Düşüncelerimi açıyorsun. Bulutlarımı dağıtıyorsun bugün. Sen ne güzelsin. Her şeyi biliyorsun ve hayır, her şeyi ben biliyorum diyen bana sabırla bakıyordun. Ne zaman ki sen biliyorsun öğret dedim, senle hasbıhal yapmaya başladım. İşte şimdi her şey yerli yerine konuyor. İyi ki varsın.  
Çözüldüğümüz gibi toparlanacağız ve her şey yerli yerinde ve merkezinde olacak. Benle beraber, bana ait her şeyde tekâmül ediyor. Benle beraber, bana ait her şeyde imtihan da. İmtihan bu soru doluydu ve en tembel öğrenci bendim. Ama sen torpildin. Hem de tepeden inme. Kimse bize dokunmuyor.
Sen varsın diye. Bekle diyorlar her şey olacak sabret. O kendini tamamlar.
Artık daha büyük bir sevgi ile bekleyeceğim seni ve sen kadar olgun oluncaya değin asla kirletmeyeceğim seni.

 

 
 
15.01.2008
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com