mevsol.gif (323 bytes)

mevsag.gif (324 bytes)

BEHLÜL'ÜN SORUSU

Behlül dervişin birine :

- Anlat bakalım , nasılsın ?.. dedi.

Derviş dedi ki :

- Dünyadaki işler daima bir adamın dilediği gibi olur ; seller, ırmaklar dilediği gibi akar, yıldızlar hükmünce hükmeder ; hayatla ölüm ona çavuş olur, emrine uyup dilediği yere gider ... Nereye dilerse baş sağlığı haberi yollar, nereye dilerse kutlu olsun  derse ...  Yolcuların hepsi onu izler, yolda kalanlar onun tuzağına tutulursa ... Onun fermanı ve rızası olmadıkça âlemde hiç bir ağız gülmezse , bu adamın hâli nasıl olur?... İşte o haldeyim ben!.

Behlül:

- Doğru söyledin padişahım, dedi. Böylesin, hatta yüz mislisin!.. Zaten bu halde olduğun yüzünden de belli, nurundan da.  Ama bunu öyle bir anlat ki; duyduğunda fazilet sahibi de kabul etsin, bir şeyden anlamaz adam da!.. Söz söyleyen kemâl sahibi olursa ; sofrası her çeşit aşlarla dolu olur. Hiç bir konuk mahrum kalmaz, her kes o sofrada kendi gıdasını bulur. O sofra Kur’an’a benzer... yedi mana vardır ya onda!... alelâde halk da ondan doyar; ilimde , irfanda ileri gelenler de!..

Derviş dedi ki:

- Herkes takdir eder ki âlem; hakkın emrine râm olmuştur. O padişahın kaza ve kaderi olmadıkça ağaçtan bir yaprak bile düşmez... Lokmaya; boğazdan içeri gir demedikçe, giremez... İnsanların yuları, dizgini hükmünde olan ; insanları dilediği yere sürüp götüren istekler de , o Gani Allah’ın  emriyle meydana gelir... Yerde , gökte bir zerre bile O’nun hükmü olmadıkça kanat çırpmaz, harekete  gelemez... Bunları anlatmaya imkan yoktur. Ağaçların yapraklarını kim sayabilir?.. Sonu olmayan şey nasıl söze sığar?..  Şu kadarını duy ki ; mademki bütün işler Allah’ın emrine tâbi... emir olmadıkça hiçbir şey olmuyor... Allah’ın takdiri, kulun rızası olur,kul Allah’ın takdirine rıza verir, onun hükmünü diler, isterse... sevap için veya zorla değil , razılık; kendiliğinden oluşursa, artık o kul; yaşamayı hayattan zevk almak için istemez. Hayatı ; kendisi için istenen bir şey olmaktan çıkar. Ezeli emir neyse ona uyar. Hayatla ölüm onun için birdir. Yaşarsa Allah için yaşar ; mal, mülk,hazine için değil. Ölürse Allah için ölür ; korkudan hastalıktan değil. İmanı rıza içindir...cennet, ağaç veya ırmaklar için değil. Küfrü terk edişi de; cehennem korkusundan değil, Allah içindir. Bu ahlak ona ezelde verilmiştir. Gözü sevgilinin cemaliyle dolmuş, aydın olmuştur. Bu çeşit kul ; Allah rızasını görünce güler, neşelenir, kaza ona şekerle yapılmış helva gibi gelir. Bu kulun huyu ve yaratılışı böyle olursa; âlem onun emrinde, onun fermanına tabi değil de nedir?... Peki... neden dua edip de : “Yarabbi, bu takdiri sen tebdil et, değiştir!..” diye yalvarsın ki?!...Bu kulun şefaati de, duası da acımaktan değildir.  O, Allah aşkının mumunu yakar yakmaz, kendi acımasını da yakmış, yok etmiştir. Onun aşkı; vasıflarına cehennem kesilmiştir. Kendi vasıflarını tamamiyle yakmıştır. Fakat geceleyin yol alanlar; bunları nereden anlayacaklar. Bunları ancak  “Dekûki” gibi yalnız bu devlete koşan ve ulaşan kişi bilir. Dekûki ?... Bir başka kıssada İnşallah.

Mesnevi:3.Cilt - Sayfa:153-...-156
Düzenleyen: Hamdi Cenik

ANASAYFA