mevsol.gif (323 bytes)

mevsag.gif (324 bytes)

KÖR ŞEYH

Bir temmuz ayında yoksul bir şeyh , kör  pirin evine misafir olmuş, yalnız yaşadığını bildiğinden duvarda asılı duran Mushaf dikkatini çekmişti.

- “Burada Mushaf’ın ne işi var?.. Bu adam kör!.. Ondan başka kimse de yok!!... Sersemlik edip sormayayım da, sabredip işin aslını çabuk öğreneyim.” dedi içinden.

Sabretti. Bir müddet gönlü sıkıldı ama, sonunda olayın iç yüzünü anladı. Çünki;sabır, genişliğin anahtarıdır.  Hani Lokman da Davut’a misafir olmuş, O’ nu demir halkalar yaparken görmüştü de, sormadan sabrederse işin neticesini daha çabuk anlayacağına kani olduğundan beklemiş, nihayet iş bittiğinde Davut halkaları bir birine ekleyip yaptığını sırtına geçirdikten sonra:

- Civanım, bu; savaşta yaralanmamak için güzel bir elbisedir... demişti.

Lokman’ın merakı nihayet bulup, içi sükûna erdiğinde:

- Sabır da güzel bir iş. Her dertte ona sığınmak gerek. Her gamı o giderir!... dedi.

A kişi : “Vel Asr” sûresinin sonunu dikkatlice oku da bak!.. Allah , o sûrede sabrı Hakla beraber andı. Sabrı Hakk’a eş etti. Allah yüz binlerce kimya yarattı ama, insan sabır gibisini görmedi.

Konuk da sabretti. Müşkülleri halloldu, anlamak istediğine kavuştu. Gece yarısı Kur’an sesi duydu. Sesin geldiği tarafa yöneldiğinde Kör olan pirin Mushaf’tan bakarak Kur’an okuduğunu gördü. Sabırsızlandı sordu:

- Şaştım doğrusu. Gözün kör olduğu halde bu satırları nasıl okuyabiliyorsun? Okuduğun satıra bakmakta, elini okumakta olduğun harflerin üzerinde gezdirmektesin. Parmağını okumakta olduğun satırın üzerinde gezdirişinden anlaşılıyor ki sen mutlaka görüyorsun!... 

Kör pir dedi ki:

- Ey ten bilgisizliğinden kurtulan!... Niçin şaşıyorsun?... Allah bunu yapamaz mı?
Bir gün Allah’a dua ettim, dedim ki : “ Ey yardımcım olan Allah’ım , ey yardımı dilenilen Rabbim. Her kes canına nasıl düşkünse, ban de Kur’an okumaya öyle düşkünüm. Fakat hafız değilim ki!... Ya Rabbi; Kur’an okuyacağım zaman gözlerime sebepsiz bir nur ver, gözlerimi aç ta Kur’an’ ı elime alıp okuyayım!...”

Allah da:

- Ey Kur’an’a düşkün adam, ey her dertte bize sığınan, bizden isteyen, ümidini kesmeyen kişi !... Senin bize karşı öyle bir hüsnü zannın, öyle güzel bir ümidin var ki , o hüsnü zan, o ümit; sana daima yücel demekte. Ne zaman Kur’an okumak istersen, Mushaf’ı ne zaman eline alırsan ben de o vakit sana gözlerinin nurunu bağışlayacağım, ey yaratılışı büyük kişi!... diye nida etti.

Öyle de yaptı Kadir Mevlam . Ben ne zaman okumak üzere Mushaf’ı elime alsam, gece çerağı gibi gözlerime nurunu iade etmekte.

Allah ne alırsa , ona karşılık ihsanda bulunur. Velî, bu sebeple itiraz etmez. Bağını mı yaktı?... Sana bir bağ dolusu üzüm ihsan eder , yas içinde neşe verir. Kaybettiğimiz şey büyük ve değerli bile olsa, mademki bize karşılık olarak ihsanlarda bulunuyor, şu halde itiraz etmemize imkân yok!.. Mumsuz aydınlık vermişken, mumun sönüşüne neden feryat ediyorsun ki!...

Velîlerden dua edenler; gâh dikenler, gâh sökenler var, bunlar başka. Bir de velîlerden öylelerini tanırım ki ; ağızları yumulmuştur, hiç dua etmezler. O ulular Hakk’ın hükmüne razı olmuşlardır. Takdirin uzaklaşmasını  dilemek onlar için haramdır. Bunlar ; kaza ve kaderde özel bir zevk bulurlar. Bundan kurtulmayı dilemek onlara göre küfürdür. Allah bunların gönlüne öyle bir hüsnü zan vermiştir ki ; derde düşüp hiç yaslanmazlar !... 

Mesnevi:3.Cilt - Sayfa:149-...-153

ANASAYFA