mevsol.gif (323 bytes)

mevsag.gif (324 bytes)

ŞÂNIM NE YÜCE

O muhteşem fakir Bayezid, dervişlerine:
- "İşte Hakk benim, benden başka Hakk yoktur, bilin de bana tapın..." dedi, sarhoşça ve apaçık olarak. O hal geçince sabahleyin:
- Sen böyle dedin... bu doğru değil, diye kendisini uyardılar.
- Dalar da, bunu bir daha söylersem, hemen o anda beni bıçaklayın,  Hakk tenden münezzehtir, benim ise tenim var, böyle söylediğim zaman öldürülmem lazım,  dedi o er kişi.
Bu tavsiyede bulununca Sultan, her derviş bir bıçak hazırladı. Derken... Bayezid yine o koca kadehi dikip sarhoş oldu, tavsiyeleri uçuverdi aklından. Meze geldi; akıl âvâre oldu, sabah geldi; mumu çaresiz kaldı. Akıl şahneye benzer... sultan gelince biçare şahne bir kenara büzülür. Akıl Hakkın gölgesidir. Güneş olan Hakka karşı; gölge  durabilir mi?.. Peri ve cin; insana üstün olunca, insandaki insanlık sıfatı kaybolur!.. Ne söylerse o peri söyler, sözler insanın ağzından çıksa bile...  Perinin dahi yolu yordamı böyle olursa, o perinin rabbi nasıl olur?  Varlığı gider, insan ; peri kesilir!.. İlhama nail olmayan Türk, Arapça konuşmaya başlar. Lakin kendine gelince hiç bir lisan bilmediğinin farkına varır.  İnsanın ve perinin Rabbi  nasıl olur da periden aşağı olur?... Şarapta dahi bu zor, bu kuvvet olursa; Hakk nurunda olmaz mı hiç?... Kur’an, gerçi Resulün dudağından  dökülür ama, kim Hakk söylemedi derse kâfir olur!..  Kendinden geçip hüması uçmaya başlayınca Bayezid ; yine o söze koyuldu, hatta daha zorlarını söylemeye başladı:
- Hırkamda, varlığımda Hakk’tan başka bir şey yoktur!... Yerde, gökte nice bir arayıp durursunuz?.. dedi.
Dervişler deli, divane oldular, bıçaklarını tertemiz bedenine sapladılar, pirlerini bıçaklamaya koyuldular. Fakat şeyhe vurulan her bıçak; tersine dönüyor, kendilerini yaralıyordu. O hünerli şeyhin vücudunda bir eser bile görünmezken, dervişler perişan oldular, kanlara battılar. Boynuna bıçak sallayanın boynu, göğsünü yaralamaya çalışanın göğsü yarıldı. Ebedi bir surette geberip gitti. O sultanın mertebesini bilen ise böyle bir şeye hiç kalkışmadı, gönül vermedi. Yarı aklı; ellerini bağladı da, canını kurtardı... Yoksa onlar da kendilerini perişan ederlerdi.
Sabah oldu, o dervişler eksilmiş, evlerinden gelen feryat her tarafa yayılıyordu. Bayezid’in huzurunu bir çok kadın ve erkek üşüştü:
- Ey iki alemi de bir gömleğine sığdıran er: Senin şu bedenin insan bedeni olsaydı, hançer yarasıyla mahvolur giderdi... " Kendisinde olan, bir kendinden geçmişe gelip çattı... kendisinde olan, kendi gözüne diken batırdı!..."
Ey kendinde olmayanlara Zülfikar vuran; aklını başına al, Zülfikarı sen kendi bedenine vurmaktasın. Çünki; kendinden geçen fanidir,kurtulmuştur... ebedi olarak emniyettedir... Sureti fanidir; o bir ayna kesilmiştir, o aynada başkalarının yüzünden gayri bir şey görmez!.. Tükürürsen; kendi yüzüne tükürmüş olursun, Vurursan ; kendine vurursun!.. Orada çirkin bir sûret görürsen; bil ki o sensin!.. İsa ve Meryem’i dahi görsen, gördüklerin senden ibarettir. O ; ne budur, ne o... O her şeyden arı ve durudur. Yalnız senin önüne , senin suretini kor.
Söz buraya gelince; dudak yumuldu, kalem durdu, kırıldı!...  Vesselam!.....

Mesnevi:4. Cilt    Sayfa:170-...-174

ANASAYFA