Dostluğa Şiir Havası Sindimi, Sevgi Doğar

İnsanla birlikte sevgi de var oldu yeryüzünde. Sevgi bir insanda yalnız o insanı değil onda tüm insanlârı sevmeye açık olmaktır. İnsandan insanlığa köprü kurmaktır sevgi. Sevgiyi taşıyan, onunla yaşayan bir insanın insana yaklaşması, sevgiyi paylaşması aynı zamanda özgür bir yaşamı da sürdürmesi demektir.

Dostluğa şiir havası sindi mi, sevgi doğar. Sevgi, insanın insanla ilişkisinde saygının şiirle yaşanmasıdır. Sevgi, insanların varlık yapılarının temelindeki öz birliğinden birlikte çarpan yüreklerinden aynı gözle görmelerinden doğar. Yalnızlığından doğan bitmez tükenmez bir sevgi isteğiyle yaşarken insan, her başlayan yeni bir günde kendini, doğrudan doğruya kendini, yüreğini ortaya koyarak ancak elde edebilir o isteğin besinini. İnsanın öteki canlılardan farkı onda varolan bu "olanağı"" görüp, onun bilincinde olup, ona evet deyip, onu yaşatabilmesidir. Kendine karşı bağımsız olabilen insan, insana özgü yetilerini ancak insanlarla ya da onların ortaya koydukları ürünlerle, sanat yapıtlarıyla bağlar kurarak yaşar. Böylece insan taşıdığı evrensel bir olanağı tek başına gerçekleştirebilen bir yapıdır. İlkiimiz bu " a r ızı" görmek ve onu ya atmak olmalıdır. Bencillikle nitelendirilemeyecek olan tek istek, kişinin özgür alanını yaşama isteğidir. Yaşamak aynı zamanda doğadan bir gücü de taşımak, demektir. Ozgür yanımız için de geçerlidir bu düşünce.

Sevgi yaşanırken mutluluk duygusu ile zenginleşmeye başlar insan. Mutluluk yaşamın işaretidir. Bedenimiz heyecenla çarpan kalbiyle nasıl da katılır bize. İnsan mutluluğunu ancak kendindeki insanla bağlar kurarak yaşayabilir, sürdürebilir.

Süren, doğanın bize yeti olarak, öteki canlılardan farklı olarak verdiği özgür alanımızın yaşamı değil midir? Öyle ise doğanın her var ettiği için geçerli olan yaşam, özgür alanımız için de geçerli olmalıdır. Bu, insan ile birlikte varolan olanağının, yetinin yaşaması demektir. "Var ettiğini yaşatmak": Gördüğümüz kadarı ile doğadaki evrensel düzenin gereği de bu.

İnsan ile birlikte sevgi de var oldu ve sevgiyi yaşamayı bireyin dışında hiçbir güç gerçekleştiremez. Ancak birey evet derse gerçekleşebilir bu yaşam. Ondan sonra yasamın gereği olan değişme, gelişme, yol alma, zenginleşme görülebilir. Her yaşayan şey ürününü verdiği gibi, gerçekten yaşayan bir sevgi de bireyde ürününü verir. İnsanlara ve dünyaya karşı güçlü varlık, gören ve yaşayan varlık, kısaca insan olabilmenin ilk koşulu, aynı zamanda sevebilen ve sevginin mutluluğunu duyabilen olmaktır. İnsan, insandan insana mutluluğu yaşatacak olan bağları kurabilendir. Bu yanıyla insan aynı zamanda doğa gücünde bir gücü taşıyan varlıktır. O bağlar bir kez var edildi mi sevgi dünyasında, sonsuza dek yaşarlar. Yeryüzündeki tek insan mucizesi budur. Sevgi den, hiç kuşkusuz bir değer olan insan sevgisini kastediyoruz. Nesneler insan dünyalarından, onların yaşam tarihlerinden bir anlam ilettikleri için, ancak bunun için sevilebilirler. İlk işimiz kendimizi, sevgiyi bütün canlılığıyla yaşamaya hazır tutabilmek olmalıdır. Eğer bu böyle olmuyorsa; milyarlarca örneğinde ne yazık ki böyle olmuyor; özürler neye yarar, insan en güzel yanını yaşamayacak olduktan sonra. Bugün de birbirini yiyen insanlarla dolu dünyamız. Ama biz gene de dünyamız için, cennetinin kapıları aralık duran bir cehennem diyebiliriz. Varlığımızdaki, özgürlük yetisini yaşamak, sevgiyi de yaşatmak değil midir? Özgürlüğü de, onun ürünü olan sevgiyi de bizlerden önce onların uğruna neler neler Çekerek yaşadıklarını gördüğümüz insanlar gibi, gereğince yaşadıktan sonra varlığımızda açar çiçekleri. Sevgiyi yasadığımız ölçüde zenginleştiririz içimizdeki dünyayı. Heyecan sevginin yaşam belirtisidir. Bencilliğimizden soyutlanmış bir sevginin belirtisi olan heyecan katıksız olandır.

Sevgi dayanılmaz acıyı da beraberinde getiriyorsa, "Neyin acısı bu?" diye sormalıyız kendimize. Hiç kuşkusuz insanın çözemeyeceği, başa çıkamadığı komplekslerinin, bencilliğin acısıdır o yaşanan. Sevgiden dolayı acı çekilmez onu gerçekten yaşayanlar için bunun böyle olması gerekir. Sevgide bağımsız ve özgür bir acı vardır. Sevgi kadar güçlü, sevgi kadar yoğun bir acı duyulur ve yaşanır. Her ikisi de yapıları gereği her zaman ileriye, her zaman yüceye doğru yol alır. İnsan özgürlüğünün eyleme geçen yaşantısı olan bu acılar ve sevgiler dünyası, kişiyi ayakları üzerinde dimdik tutar.

Buna karşı insanlar bencilce, hırsla, kompleksle ve tutkuyla seviyorlarsa, bu, doğanın insana verdiği en güzel yanının ççarpıtılarak yaşanması demektir; en azından bu demektir. Peşinden acılar ve mutsuzluklar getirecek bir yaşamın yatırımı gibi bir şeydir. Bir sevgi bunlara neden olur mu, eğer böyle oluyorsa ki bitmez tükenmez örneklerde böyle oluyor; bunun nedeni insanın kendine karşı bağımsız olmmaması, kendi beniyle namusluca hesaplaşacak güçte olmayışı ve ben

zerleridir. Sevgiye yakışır olmak, sevgiyi görecek güçte olmak, sevgiyi taşıyan insanı kendinde duymakla yaşanabilir. Yaşamımız içinde bitmez tükenmez heyecan anları vardır. Yaşandıktan hemen sonra "boşunalığın yaşamı" adını alacak olan anlar da vardır.

Sevgi, insanda yaşanan gerçek bir anın coşku içinde pay edilmesiyle başlar. Sevgi insanın özgürlük yetisinin yaşam belirtisi olarak yayılır dünyaya. Ona yaklaşmak, ucundan da olsa tutmak mutlu eder insanı. Bu yetinin ürünü içimizde ne denli bir güçle yaşatırsak, o denli bir güçle, renk renk çiçekler açar varlığımızın sevgi dünyasında. “Yaşayanlar, yaşatanlardır aynı zamanda” dedi çekçekçi.

Benciller bağımsız değillerdir kendilerine karşı. Bencillik bağımsızlığın karşı gücüdür. Bencilliğimizi en azından sindirmeden bağımsızlığımızı kıpırdatmaya başlamayız bile. Yaşamında kendine karşı bağımsız olabilenler, dünyaya ve insanlara karşı da bağımsız olabilecek gücü kazanmış olanlardır. Ancak bunlar, gerçek sevginin kapısını aralayabilen, onu yaşatabilenlerdir.

İnsan aklı gelişmeye başladıkça taşıyla toprağıyla koşullanmış bir dünyanın içinde ister istemez bencilliğe sürükleniyoruz  böylece taşıdığımız sevginin dünyası kuruyor ve toprakları susuzluktan çatlıyor. Sevgiyi yaşamanın öylesine bitmez tükenmez çeşitlemeleri var ki, onu nerede olursa olsun, nasıl olursa olsun yaşamamız çok olasıdır. kendimizi korumak! Sanki, kendini koru, dedi en güçlü yasa olan bencilliğimiz ve zırhlara büründük ona uyarak. Bir ışık sızacak kadar bile aralık vermiyorsak bedenimizi koruduğumuz zırhlara, kırmızı yanaklı sağlıklı birer domuz örneği sevgisiz yaşıyoruz demektir bu, dünyada.

Bütün çıplaklığı içerisinde işte insan… Ucundan da olsa ,insan yüreğini koydumu insanların dünyasına, bu gücü buldumu kendinde sevgi yaşar, acı da çekse yaşar.

Sevgi, insan dünyasının onsuz yapamayacağı bir varlığıdır. “Zindan, anlamı olmayan kazma seslerinin geldiği yerdir.” Anlamı yaratan, dahası onu yaratan sevgidir. Gerçek zindan, sevgi taşımayan kazma seslerinin geldiği yerdir. İnsanın sevgi ile bağlandığı bir insanı olursa, dünyayı ve insanları gerçekten görebiliyor ve onları yaşayabiliyordemektir. Bir insan bir insanı seviyorsa, bu aynı zamanda insanlığı seviyor demektir.

Sevgiyiyaşayan kişi bütün dünyaya omuz silkecek gücü de bulur kendinde. Milyonlar ne tarafa koşarsa koşsun, o kendindeki insanı yaşatacak olandan yana koşmak zorundadır. Böyle bir adım birkez atıldımı, insanlar var oldukça var olur adımın izi; onu yaşayanlar ve yaşatanlar yok olsa bile.

Kemal Demirel – “Tanrının Onuru İnsan” dan