Diyanet Tefsiri

 

Diyanet işleri başkanlığı, her daldaki ilgili bilim adamına başvurarak kuranın yeni tefsirini yapmaya çalışacağını açıkladı.
Halbuki dünyadaki bütün bilim adamları toplansa ayetlerin sadece dış görünüşüne ve ilk ifade tarzına bakarak onun tefsirini hakkıyla yapamazlar. Bu yöntem, meyvelerin derinine inmeden sadece dış görünüşüne bakıp onun hakkında yorum yapmaya benzer.
Kuranın açıklaması, yine onun içinde yapılmıştır. “ 6:126. Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık.” Ayrıca benzer bir çok ayette bu özellikle bildirilmiştir.
Bu durum anlaşılıp kabul edilmeden ve Allahın ayetlerine yapışmadan daha çok fitneler, karışıklık ve üzüntüler yaşanması kaçınılmazdır.
Ayetlerin ve içindeki kelimelerin anlaşılması için (asla kuran dışı kaynaklara başvurmadan) bunların kuran içinde hangi anlamda kullanıldığına bakmak ve kaç anlamı varsa o kadar katlı bir meyve misali onu tefsir etmek gerekmektedir. Böylece bir kelimeyle yada ayetle Allahın neyi kastettiğini yine Allaha sormuş oluyoruz.

Yoksa hala darebe kelimesine sadece “vurmak”, humur kelimesine “başörtüsü”, hınzır kelimesine belli bir hayvanın ismi verilir, Allahın ayetleri nesih edilir, hayrı maruf ile vasiyet gibi farz kılınan ibadet (bakara 180) kaldırılırsa veya ayetlerin mesajı ve anlamı değiştirilirse (bakara 184 deki takati olanlar, takati olm ayanlara çevrilirse, saldırıların ve öldürmelerin, fidye ile açılan rızık kapısının fakirlere kapatılmasının, bu yardımlaşma kapısının kapatılmasının ağır vebali, bu ayetleri değiştirenlerin üzerinedir. (Bakara 181) daha çok uzun zaman boşuna uğraşılacak demektir. Bir ayeti ancak Allah nesh eder veya değiştirir dipnot olarak “şu ayet nesh edilmiştir” demek yanlıştır. Böyle bir ifadeyi ancak yine ayet yapabilir bu dışarıdan olmaz.

Halbuki ayetler meyve misalidir. Sindirdikçe insanın ilmi ve hayreti artmakta, ve bir çok kapılar ard arda açılmaktadır. Bir konuyu çözdüğünüzde başka bir konu karşınıza çıkmakta, onu çözünce başka bir mesele çıkmakta, anahtar açıklayıcı bir veya birkaç ayetle konu çözülmekte ve böylece HAKİYM kuran, insanı asla bırakmadan sırayla hakikat kapılarını, ona meyveler İKRAM edercesine, kilitleri bir bir ve ard arda açmaktadır.

Furkan 33. “Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, biz onun daha iyi TEFSİRİNİ yapmış olmayalım.”
Onun tefsirinin TEK yolu, onu yine onunla tefsir etmek, manaları onun manalandırması ile bulmaktır. Başka tefsirlere kalkışmak, fıtratı bozmak, yani pisliğe, kirlere bulaşmaktır. Başka tefsir yolu yoktur veya batıldır.
Bu konu ciddi bir meseledir hüküm yalnızca Allahındır. Tefsirde iki yol var: biri haktır, diğerleri yani kuran dışı olanlar batıldır. Bu kuran dışı diğer yollar, Allahtan başkalarına hüküm izafe etmek gibidir. Halbuki onun hükümde şeriki yoktur.
- Ayetler birbirini açıklamaktadır. Kuran baştan sona bir açıklamadır.
- Mananın derinine inmeden ve onu kurana sormadan kelimeye ve ayete sadece yüzeyinden bakarak onu yeterince değerlendiremez ve akıl edemeyiz.
- Belki bir sure, baştaki ayetlarin açıklamasıdır. Baştaki ayetler ise zaten surenin anahtarlarıdır.
- Bir ayet, diğerini açıklar, bir kelime diğerini açıklar. Kelimeler kelimeleri, ayetler ayetleri açıklar.
- İnsanlar, ayetlere yeterince inanmıyor. Yoksa “LA RAYB” sözü, “onda hiçbir eğrilik yaratmadık” (kehf 1.) sözü ve benzeri ayetler, herşeyi açıklayan anahtarlardır.
- Kuranın içinde beyan edilen HAKİYM ve kerim sırrı, Hay ve Kayyum’dan gelme sırrı, Aziz ve Mecid sırrı, göz ardı edilerek kuran tefsir edilemez.

İnsana iki mana mesheder ve etkiler. Birisi hak mana olan ve İsa ile temsil edilen manadır ki kişiye ve topluma şifa, zenginlik ve esenlik verir. Diğerleri Tağut (deccal) ile temsil edilen, fıtratı bozulmuş, kirletilmiş manadır ki kişiye ve topluma şifa değil, hastalık, fitne ve fesat bulaştırır. Hak mana açığa çıkar, batılı öldürür.

Ayetler ve Meyveler.

Kuran, kainat kadar büyük bir İLİM denizidir. Kainatın, yaratılmışın ve gerçeklerin şifrelenmiş bir anlatımı ve özetidir.

Muhtelif meyveler (ki ikişer çift olarak yaratıldığı bildirilmiştir.13/3) çeşitli ayetler gibidir.
Meyvelere düşünerek ve ibretle derinlemesine bakılırsa, yapısı ve gayesi anlaşılır. Meyvelerin genelde üzerinde ince bir zar bulunur. Bu, ilk görünen manadır ki bu zar, meyvelerin dış kirlerden ve bozulmadan korunması ve meyvelerden faydalanamayacak olanların ona ulaşmaması içindir.

Zeytin, ceviz, fındık ve benzerleri gibi yağlı meyveler ise dahada ibret doludur.

Ceviz, ağaçtayken üzerinde yeşil, yenmeyen bir kabuk bulunur, bunun altında ise sert bir kabuk bulunur, bu kabuklar geçilince içinden beyne benzer bir etli kısım çıkar, adeta beyne hitab ediyor.
Bununda üzerinde bir zar vardır bu zarın altından yenecek meyve içi çıkar ki esas kısım, mana, nur, şifa ve fayda buradadır.
İlerisinde, iç meyveninde içinde yağı bulunur, bu yağ, insan içinde kendisine ateş değmesede yanan, şifa, kuvvet, nur kaynağıdır.

Esas mana, gözle görünmeyen ve insan içinde zuhur eden bu nur ve manadır ki; kişinin içindedir. Başkasına bu nuru ve faydayı yeterince aktaramaz. Her kişi, o meyveyi kendisi yeyip, hazmedip kendi içinde zuhur eden nuru ve manası ile şifa, fayda ve onunla yolunu aydınlatacağı nuru, mecal ve kuvveti bulur.
Fındıkta benzer durumdadır kabuklarının altından kalbe benzer bir iç çıkar. İçindeki mana ve fayda, kalbe hitab eder ve şifa verir.

Ancak meyveleri yemeden evvel , meyve dışından kirlerin ona bulaşmamış olmasına Dikkat edilmelidir. Hali hazırdaki tefsirlerde bir çok kuran dışı etkilenmeler bulunuyor.
Bu durumda ayet gerçekten öylemi diyor diye kelimeleri incelemek gerekiyor.

Arı da ibret vericidir. Çeşitli Meyve çiçeklerinden şifayı ve faydalı esas manayı toplar hazırlar ve insanlara Bal olarak sunar. Bunlar, konulara egemen ve işin iç yüzünü anlayanlardır.

Yıllarca ülkemizde ve dünyada meselelerin önem derecesine göre aşağıda olan, fakat hep ön plana çıkarılarak kişi ve toplumda büyük fitnelere, karışıklık ve müslümanların üzülmesine ve ezilmesine sebep olan, kuran dışı hurafeler yardımıyla, manaya değil kabuğa talip, barış değil bozgun getiren kesimler bulunmaktadır. Bir örnek;

Başörtüsü üzerine.

Nur suresi 31. Ayet “....darabne Bihumurihinne ala cuyubihinne.......” burada görünen anlam:
“........ humurları ile yakaları üzerini örtsünler.........” veya “humurlarINI, yakalarını ( yada yakalarıyla) örtsünler”
görünen anlam olan meyvenin üzerindeki kabuğu kaldırınca altından adeta meyvenin yenip içilecek asıl kısmı çıkmakta ve gözler açılmaktadır. (adeta hindistan cevizi misali)
Darabne kelimesi örtüyü belir tmeden örtmek, perdelemek anlamında kullanılmış yani bu kelime aynı zamanda örtmek/perdemek olarak kullanılmış: kehf suresi 11: “......kulaklarını perdeledik......” ifadesinde şöyle geçiyor “ fedarabna ala eezeenihim filkehfi sinine adede” (bak. Kehf suresi ayet 11)
“ALA eezenihim” deki ALA eki; üzerine değil, INI (kulaklarINI) anlamında kullanılmıştır.

Humur kelimesinin başındaki B harfi, kelimeyi şu iki anlama getiriyor:

humurları ile, “..... humurları ile yakaları üzerini örtsünler.....”
humurlar ını; “......humurlarını, yakalarının üzerini (veya yakalarıyla) örtsünler.....”
darabne kelimesi örtmeyi söylüyor. humurlarında, yakalarında (veya yakalarla) örtülmesini söylüyor.
Eğer humur örtü ise, örtüleriyle yakalarının üzerini örtsünler oluyor.

Şimdi iş kalıyor humur kelimesinin gerçek anlamını bulmaya:
HMR-hamr kelimesi içkidir.
Fakat bir görüşe göre hamr kelimesi, hımar kelimesinden “zihni örten” manasından türemiş ve başı örttüğü için başörtüsü olmuştur. Yani içki kelimesi ve anlamı, zihni (başı) örtmesinden dolayıdır.

Diğer taraftan başörtüsü arpçada birkaç ayrı kelimedir, birisi “hımar” dır yani kelimenin içinde bir elif bulunuyor ki yine baş örtüsü bu elife takılıyor. Yani humur-hamr kelimesinde elif yoktur.

Şimdi humur kelimesinin anlamını Allah ve Rasulüne soralım: toplam yedi ayette geçiyor.
Hımar yada başka bir başörtüsü kelimesi ise hiç geçmiyor.

Bakara ayet 219 : içki
Maide 90 : içki
Maide 91 : içki
Yusuf 36 : içki
Yusuf 41 : içki
Nur 31 : humurlarını örtsünler
(diğer ayetlere göre bu kelime; içkilerini/göğüslerini (memelerini), yakaları üzerini veya yakalarıyla örtsünler)
Ve son söz: Muhammed / 15 : içki.
Ayet, baş örtülerini değil, göğüslerini örtsünler anlamındadır.

Burada Bi harfi kelimenin başındadır; kuranda iki yönde kullanılmıştır birisi İLE birisi INI.
Aynı ayet içinde yine: “zinetlerini belli etmek için ayaklarINI (yere) vurmasınlar” ifadesiyle Bi harfi, INI Anlamında kullanılmıştır. “ve la yadribne Bİercülihinne”

Dikkat edilecek çok önemli bir h ususta şudurki; Ayet, zinet “YERLERİNİ” demiyor “ZİNETLERİNİ” örtsünler diyor. Dışarıdan doğal olarak belli olma hali müstesna diyor. Kadınların örttüğü halde yinede belli olan zinetleri, göğüsleridir. Ayetin sonunda da gizledikleri “zinetlerini” (zinet y erlerini değil) belli etmek için ayaklarını vurmasınlar diyor. Açıkça zinetlerin kendisinin örtülmesi, gizlenmesi, sallanarak yürünmemesi emrediliyor.

Bir takım çarpıtma zihniyetine göre Bu zinetler dışarıdan takılan zinetler olsa; saklanacak, örtülecek hatta belli edilmeyecek zinetler olsa niye takılsın? ve eğer takmazsan neyi örteceksin? Allah akıl fikir versin.

Burada kadın humurlarının hem doğal içki ve hemde doğal çekicilik yönüyle zinet özelliği mucizevi bir şekilde belirtilmiştir.
İsteyen hür iradeyle başörtüsü kullanabilir fakat bunu dinin gereği gibi iddia edip yapmak , dine yapılan dünya çapında büyük bir haksızlıktır.
Bu ayeti açıklayan anahtar, kehf suresi 11. Ayetteki Ashabı kehf ise asırlarca kulakları perdelenmiş fakat bir gün uyandırılacak olan, sadece Allaha sadık bir gurup insan olup bu ayetin örtü/perde kaldırıcı ve kilit açıcı anahtar özelliği ise Mucizevi bir olaydır.
Diğer taraftan bu gençler, ahir zamanda kuran ayetlerinin ve manalarının yine kuran ile açılmasına yardımcı olacak bir gurubun mecazi tanıtımıdır ki sayılarını Allah bilir. Allah bizide bu gurup insanlardan eylesin, ilmimizi ve hayretimizi arttırsın.
Kehf,9. Yoksa sen, Kehf ve Rakîm sahiplerinin âyetlerimizden bir acâipmi olduklarını sandın.

Allaha Hamd ile başlayan kehf suresi başında abd üzerine indirilen kitapta bir eğrilik olmadığı açıkça bildiriliyor ve bilhassa hristiyan topluluğa mesajlar içeriyor fıtrat dini olan islamda acube, yamukluk yoktur. Bu mesajlar kuranın bozulmamış, saf, hak ruhu ile alındığında bütün hristiyanlar islamı kabul eder, güneş batıdan doğar. Ülkemiz ve dünyaya fecri sadık doğar. İnsanlığın kurtuluşu, saf fıtrat dini olan, hüküm yalnızca Allaha tahsis edilmiş, Allaha teslim edilmiş islamın, kuran ın ruhunda dır.

Kehf suresinde, Allahın kelimelerini temsil eden şerefli bir rasulün seçilip hadisatın tevili ve tefsiri konusunda hikmetler olduğunun öğretilmesinde de hikmetler vardır. Kainattaki hadisatın ve kitapta yazılı kelimelerin sadece dış görünüşüne bakarak hüküm çıkarmak insanı yanıltabilir. Allahın yarattığı kainat kitabında ve yazılı bir özeti olan kuranda ivece (yamukluk) yoktur.

Hınzır.

Enam :145 ......Hınzır eti, ki; açıkça pistir......

Burada hınzır etinin, fıtratı bozulmuş, doğallığı değişmiş, pis ve yenilmesi açıkça zararlı hale gelmiş usulüne uygun kesilmemiş ETLERİN TÜMÜ olduğu anlaşılıyor.
“Burada Allah adının gayrısı adına kesilmiş” ifadesinin derininde “sağlıklı koşullar altında kesilmemiş veya usulüne uygun kesilmemiş veya öldürüldükten sonra kesilmiş, sivri şeylerle öldürülmüş” anlamlarıda bulunmaktadır.

Kuranda PİS olarak nitelendirilen şeylere baktığımızda, onların fıtratı bozuk ve bozan şeyler olduğunu görüyoruz. Pis şeyler bozuk şeylerdir. Pis et, bozuk ettir.

Nahl 116 “......(belli bir hayvan veya gurubunun ismini vererek) BU haramdır ŞU helaldir demeyin........”
Burada hınzır kelimesinin belli bir hayvanın eti olmadığı anlaşılıyor.

Maide 5. BUGÜN size temiz ve iyi şeyler helâl kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (yahudi, hıristiyan vb. nin) YİYECEĞİ SİZE HELÂLDİR, sizin yiyeceğiniz de onlara helâldir............

.......o kitapta hiçbir tutarsızlık bulamazsın.....
......biz herşeyi o kitapta tafsilatlı olarak açıkladık......
.......bu adamlara ne oluyorki bir türlü laf anlamıyorlar.....

kıradaten ve henazir.

7/166.....onlara zulümleri yüzünden sefil kıradaten ve hınzırlar olun dedik.....
2/65.....and olsun onlara sefil kıradaten olun dediğimizi biliyorsunuz......
5:60. De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın lânetlediği ve gazap ettiği, aralarından kıradate ve hınzırlar ve tâğuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade SAPMIŞ BULUNANLARDIR.

Kıradaten kelimesi vahşi, kan dökücü, yabani, yırtıcı hayvanlardır. Zalimler bu emirle kan dökücü vahşi hayvanlar haline çevrilmiş, FITRATI BOZU LMUŞ yani HINZIRLAR haline gelmiştir.
Bu iki ayet, hınzır kelimesini açıklıyor. Buna göre hınzır, fıtratı bozulan, yaratılış yapısı değişmiş demektir.
Kurana göre Pis kelimesi, fıtratı bozuk şeylerdir. Pisleten şeylerde , yaratılış yapı ve gayesini bozan şeylerdir.

Kuran ayetlerini tefekkür ederken ve ayet içinde geçen kelimenin manasını bulmak, anlamak istersek yine kuran içinde aynı kelimenin çeşitli yerlerde geçen manalarına bakarız.

Eğer kuran dışı başka kaynaklara başvurur isek o anda pisliğe bulaşmış oluruz. Kuranı okumaya başlamadan evvel euzu söylenir bunun manası, tertemiz kuranın dışından bulaşabilecek pisliklerden korunmaktır.
Kuran dışı manalardan temizlenmek şarttır: temizlenmeden ona dokunmayın / o, temizlenmeyene dokunmaz.
Kelimeler kuranda yeteri kadar tafsilatlı açıklanmıştır. Dikkat edilirse kelimeden önce veya sonra açıklaması gelir örnek:

“Hınzır eti, ki; açıkça pistir.”
BU MANADA PİS OLAN BOZUK ET, LEŞ ETİ VE PİS ETLERİN TÜMÜ, HINZIR ETİDİR.
HINZIR ETİ, BU VEYA ŞU DİYE BELİRTİLEN, BELLİ BİR HAYVANIN ETİ DEĞİLDİR.
Arapların hoşlanmadığı bir hayvan için bu adı kullanarak, belli bir hayvana bu ismi vermeleri ve kelimeyi kurandaki anlamından zaman içinde çevirmeleri, kurandaki kelimelerin anlamını değiştire mez.

Maide 5’ te, sizin yedikleriniz de ehli kitaba helaldir deniyor. Başka bir ayette de yahudilere bazı hayvan etlerinin “kendilerine ceza olarak” haram kılındığı bildirilmişti . Halende öyledir burada meseleyi çözen, bugün kelimesidir. Bugün hangi gündür. Bugün yahudinin müslüman olduğu gündür.

Yahudi kendi dininde kaldığı ve islamı kabul etmediği müddetçe, kendi dininde kalacak ve cezası sürerek bu etleri kendilerine zaten haram bilecektir. Müslüman olduğu günde bu ceza kalkıyor. Tekrar yahudi dinine geçse bu etleri haram bilip cezaya giriyor. B akınız kuran, hayat kitabını ne muhteşem bir tarzla, hakikatiyle okuyor.

Şu ayetlere dikkat:

Enam 115 : rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’NUN SÖZLERİNİ DEĞİŞTİRECEK KİMSE YOKTUR. O, işitendir bilendir.

Yunus 82 : mücrimlerin hoşuna gitmesede Allah, SÖZLERİYLE GERÇEĞİ AÇIĞA ÇIKARACAKTIR.

Kehf 27 : RABBİNİN KİTABINDAN sana vahyedileni OKU. Onun kelimelerini DEĞİŞTİREBİLECEK yoktur. Ondan BAŞKA DA BİR SIĞINAK (kaynak) BULAMAZSIN.

Nisa 81: “başımız üstüne (taat) derler ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, SENİN DEDİĞİNDEN BAŞKASINI gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. SEN ONLARA ALDIRMA VE ALLAHA DAYAN; sana vekil olarak Allah yeter.
(burada rasulün hilafına kurulan şeylerin yazılı olduğunada işaret bulunuyor.)

Nisa 82 : “HALA KURAN ÜZERİNDE gereği gibi DÜŞÜNMEYECEKLERMİ. Eğer o Allahtan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda bir çok tutarsızlık bulurlardı”

(bu ayet açan / düğümleri çözen bir anahtardır)

Allahın hükmü ile hükmetmeyenler kafirdir, fasıktır, zalimdir. Bunların en kötüleri, Allahın dosdoğru yolundan en ziyade sapan vahşiler, fıtratı bozulmuş ve yalana, değiştirmelere ençok uyanlardır.

Daha yazılacak bir çok ayet mevcuttur.

Kitabım KURAN dır diyebilmek kolay değildir huzurda ancak gerçekler söylenebilir. Gerçekten kitabım kurandır diyebilecek kaç kişi mevcuttur kendimizi yanıltmayalım Kitabım kurandır demek bir iddiadır bir tavırdır.

Eğer kurandan başka kaynaklar kuranın sözünden başkasını söylüyor ise çiğnenip çöpemi atılır yoksa bu iftirayı uyarlamaya, tevil etmeye çalışıp ona tabimi olunur.
Unutmayalım her kişi uzun yolculukta yalnızdır. yanımızda Allah ve Rasulünden ve kurandan başka kimseyi bulamayacağız ve bizi yanıltanlar dahil kimseyi suçlamak BİZİ KURTARMAYACAKTIR.

Bir elinde kuran sabit ve diğer elinde kurandan daha iyi faydalanmak için (kirlere bulaşmadan, bir söz kurana uygun değilse iftiradır, pisliktir ki bunu kuranın kainat dahil herşeyi aydınlatan nuru altında açıkça görürüz) bir çok diğer kitaplar okunup en sonunda kurana tabi olmak gerekmezmi. Kuranamı yoksa açık iftiraya ve değiştirmeleremi ters düşmek uygundur. Burada herkes kendisinin müctehidi değilmidir. Kimse ateşin üzerine gitmeden gerçeği bul amaz.
not : kurana göre, kurana ve rasule açık iftira olduğu görülen ve maalesef bilmeden müslümanlar tarafından savunulan ve uygulanan birkaç konu daha mevcuttur.

İhtilafa düşenler:

“...onlar (müminler) Allahın ayetleri konusunda ihtilafa düşmezler.... ”

İhtilaf, Allahın ayetlerine MUHALAFET etmektir, onları OLDUĞU GİBİ KABUL ETMEMEKTİR.
Bu takdirde insan, hemen Allahtan başka veliler ve hüküm kaynakları arar. Ondan başkalarına hüküm yetkisi vererek, bu vehimle hükümde şirke düşer.

Kehf:26. De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. ONLARIN, O'NDAN BAŞKA BİR VELİSİ YOKTUR. O, KENDİ HÜKMÜNE KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.

Allahın ayetlerini olduğu gibi kabul etmemek, hakkı kerih görme hastalığındandır.

Müminler ayetler üzerinde asla ihtilaf etmezler yani onlara muhalefet etmezler, hepsi rabbimizden gelen gerçektir.
Hiçbir şekilde değiştirilemez, bozulmamıştır ve yine kendi içinde açıklanmıştır.

İki yol vardır biri hak, diğerlerinin hepsi batıldır.

Hüküm.

Allahın hükmü konusunda söylenecek ve ona eklenecek bir şey varsa, bu mutlaka onunla aynı doğrultuda ve ancak onu açıklamaya yönelik şeyler olur.

Zuhruf suresi 15. Ayette “Allahın kullarını CÜZ sahibi yapmak” ifadesi, doğrudan anlamda Allahın hükümleri konusunda onun kullarını ; onun izni, delili ve hükmü haricinde ve hilafına olarak söz sahibi yapmaktır.

Bu kullara melekler, rasuller ve imamlar, emirler dahildir ki onlar ancak Allahın hükmüne en çok titizlikle tabi olanlardır ve ancak onun hükmüyle hükmedenlerdir ve ancak onun sözünü yamultmadan söyleyenlerdir.

İnsana verilen irade, mahluk bir irade olup TABİ olmaya veya olmamaya yetecek bir iradedir. Ondan ayrı olarak hükmedecek bir iradei cüz değildir.

Hüküm sahibi, hüküm verici ve yaratıcı irade, tek ve mutlak olarak Allahındır. Onun hükmünde şeriki yoktur.
Allahın hükmüyle hükmetmeyenler zalimdir, fasıktır, kafirdir. Onun yolunu değiştirmelerle, tevillerle aynı doğrultuda olmayan tefsirlerle, başkalarının (kim olursa olsun istisnasız) rasule ve sahabeye iftira etmeye dayalı uydurma hükümleriyle çarpıtmak, yamultmak fasıklıktır.

Vasiyet – sünneti ihya etmek. kaldırılan bir ayet ve iptal edilen bir farz:

2:180. Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir HAYIR bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara MARUF ile VASİYET etmek Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur.

“Varise vasiyet yoktur” sözü ile yukarıdaki ayeti kaldırmışlar. Varise vasiyet yoktur demek; varislerin miras hakları belirlenmiştir, mal taksiminde vasiyet olmaz demektir.
Halbuki Ayette geçen HAYIR kelimesi sadece MAL mıdır? İnsana göre hayır, şiddetle arzuladığı maldır.
Fakat Allah indinde hayır, ahirete yönelik olan hayırdır.
Aynı sure içinde hayır kelimesi ile neyin kastedildiğini Allah ve rasulüne soralım: bakara suresinde 27 kez geçiyor. Fakat özellikle hayır kelimesini açıklayan ayetler var:

2:263: GÜZEL SÖZ VE BAĞIŞLAMA, arkasından incitme gelen sadakadan daha HAYIRlıdır . Allah zengindir, acelesi de yoktur.
2:269. Allah hikmeti dilediğine verir. Kime HİKMET verilirse, ona pek çok HAYIR verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.
2:272. Onları doğru yola iletmek sana ait değildir. Lâkin Allah dilediğini doğru yola iletir. HAYIR OLARAK HARCADIKLARINIZ kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak ALLAH'IN RIZASInı kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.

Yukarıdaki ayetlerle Allah indinde hayrın ne olduğu açıkça belirtilmiştir: GÜZEL SÖZ, HİKMET-İLİM, hayır için harcanan herşey ve Allahın RIZASI. Şimdi bir sözü akıl etmeyerek, miras ayetlerine isnad ederek hayrı, (insanın gözünde olduğu gibi) sadece MAL olarak tefsir edip, bakara 180. Ayeti nehyetmekle, Allahın aynen oruç gibi (kütibe aleyküm) muttakiler üzerine yazdığı bir ibadeti ve farzı KALDIRMIŞ oluyorlar.

Marufu Vasiyete kurandan örnek:
2:132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).
2:133. Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Ya'kub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilâhı olan tek Allah'a kulluk edeceğiz; biz ancak O'na teslim olmuşuzdur, dediler.
Veda hutbesi, Rasulallah aleyhissalatu vesselamın sünneti olan bu farzın ifasıdır. “...vasiyetim şudur....tavsiye ederim....”
Bizim bırakacağımız HAYIR ve VASİYET EDECEĞİMİZ MARUF şudur: Allahın hükmünde şeriki yoktur. Bu kuran yine kendisiyle tefsir edilmelidir. Eğer başka kaynaklara başvurulursa fıtratı bozulmuş, yani kirlere bulaşılmış olunur. Fıtratı bozan şeyler, kuranda pis olarak nitelendirilen şeylerdir.
 

Anlamı değiştirilen bir ayet:

Bakara suresi 184. “.......oruç tutmaya güçleri YETENLERE bir fakir doyumu kadar fidye gerekir......”

Orucun farz olduğu ayetlerde oruç tutacak takati OLUPTA tutmayanlar için herbir gün karşılığında bir fakiri doyuracak şekilde fidye verirler emri ve ifadesi bulunmaktadır.

Yukarıdaki ayette “YUTİKUNE” yani, “TAKATI OLANLAR” kelimesi geçiyor bunu tefsir ederlerken tam tersine kelimenin başına “LA” kelimesi koyarak, “Takati OLMAYANLAR” şeklinde yani TAM TERSİNE tefsir etmişler. Allahın ayetini değiştirip bozmuşlar. Bu, onun yolunu çarpıtmak ve değiştirmektir.
Tefsirlerde bu ifadeyi tersine çevirmekle herşey ters döner fıtrat bozulur, yol tam tersine çarpıtılmış, yoldan tam manasıyla çıkılmış olur.
Bunu yapmakla önemli bir yardımlaşma kapısı da kapatılmıştır. Muhtaçlar için Allahın açtığı bir rızık kapısı da kapatılmıştır. Yıllardır oruç tutmayanlara yapılan saldırıların ve hatta öldürülmelerinin vebalide ayeti tam tersine çeviren ve değiştirenlerin üzerinedir. Bunların vebali ayetler i değiştirenlerin üzerinedir. (bak:bakara 181)

Yine ayetin az öncesinde bakara 181. Ayette (mucize ayette) değiştirenlere yüklenen vebal, bunların üzerinedir.

Bir Mucize.

Bakara /118. “Bilmeyenler dediler ki: Allah bizimle KONUŞMALI ya da bize bir ÂYET (MUCİZE) gelmeli değil miydi? Onlardan öncekiler de işte tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri nasıl da birbirine benzedi? Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ÂYETLERİ apaçık gösterdik.

Bakara 118’ de kafirlerin mucize istediği, halbuki konuşmanın ve mucizenin ayetlerde olduğu beyan ediliyor.

İşte bir mucize ayet, yine aynı suredeki ayet:
Bakara 181. “Her kim onu işittikten sonra değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz Allah (her şeyi) işitir ve (her şeyi) bilir.”

Bu ayet, oruç hakkındaki anlamı değiştirilen 184. Ayet ve kaldırılan; hayrı maruf ile vasiyet emri olan 180. Ayet arasında yer alıyor ! ve işittikten sonra bunu değiştirenler için, bunun vebalinin de değiştirenlerin üzerlerine olduğunu bildiriyor.

Allah, ilerde nelerin yapılacağını ve akibetlerini bin küsur yıl öncesinden mucize olarak bildiriyor. Mucize, olmazları olur yapan hayret verici muhteşem icazlardır. ve Allah, kurandaki vahiy yolu ile bilen ve akleden insanlarla açıkça konuşmaktadır.

İnsana ve topluma iki mana mesheder ve içine işler ; birisi hak mana olan şifadır. Diğeri bozulan manadırki kişiye ve topluma şifa değil pislik ve hastalık bulaştırır. Mesh edici Hak mana, İSA ile; bozuk ve hastalık bulaştırıcı batıl mana ise, DECCAL (tağut) ile temsil edilmiştir. Hak mana olarak temsil edilen İsa gelir, bozguncu ve bozuk mana olarak temsil edilen deccali öldürür.
Ey müminler, Allahın ayetlerini okuyun, anlayın, düşünün, inceleyin, uyun, işit in.

Turisina