Aklımızı kullanmayacak mıyız?
Meryem Irmak
 

“Yapan, çatan Hak’tır” deyip, sonra hoşumuza gitmeyen olaylar karşısında birbirimizi suçlamak ne kolay, değil mi?

Peki, mantıklı mı?

Anlamlı mı?

Kur’an’a ve sünnete uygun mu?

...

Yunus - 100

“Allâh’ın izni olmadıkça hiç bir nefs için iyman edebilmek yoktur ve akıllarını husni isti'mal etmiyenleri o pislik içinde bırakır” (Elmalılı Hamdi Yazır – orijinal)

“Allah'ın izni olmadıkça hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!” (Elmalılı Hamdi Yazır –sadeleştirilmiş)

Enfal - 53

“Bu, şundan: bir kerre Allah bir kavme in'am ettiği bir ni'meti onlar nefislerindeki sebebi değiştirinciye kadar değiştirmiş değildir, bir de Allah işitir, bilir” (Elmalılı Hamdi Yazır – orijinal)

“Bunun nedeni şudur: Allah, bir kez bir kavme verdiği bir nimeti, onlar kendilerindeki bu nimete erme sebebini değiştirmedikçe değiştirecek değildir ve Allah, işiten ve bilendir.”

(Elmalılı Hamdi Yazır –sadeleştirilmiş)

“Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.” (Elmalılı Hamdi Yazır –sadeleştirilmiş - 2)

Rad – 11

“Her biri için önünden ve arkasından ta'kıb eden Melâike vardır, onu Allahın emrinden dolayı gözetirler. Her halde Allah, bir kavme verdiğini onlar nefislerindekini bozmadıkça bozmaz, bir kavme de Allah, bir kötülük irade buyurdumu artık onun reddine çare bulunmaz, öyleya onlar için ondan başka bir vâli yok” (Elmalılı Hamdi Yazır – orijinal)

“Her insan için önünden ve arkasından takip edenler vardır. Allah'ın emrinden dolayı onu gözetirler. Allah bir kavme verdiğini, o kavim kendisini bozup değiştirmedikçe değiştirmez. Allah bir kavme de kötülük murad etti mi, artık onun geri çevrilmesine de imkan yoktur. Onlar için Allah'dan başka bir veli de bulunmaz.” (Elmalılı Hamdi Yazır –sadeleştirilmiş - 2)

                                                                       ***

Başımıza bir felâket geldiğinde sorunun köküne inip onu çözmeye gayret etmezsek, ki buna aklını kullanmak deniyor, ayetle sâbit, “pislik” içinde kalırız. Üzülüp ağlamanın, bağırıp çağırmanın, lânet okumanın da hiç bir faydası olmaz. Allah acıyıp, “düşünüp öğüt alalım” diye yardım edebilir. Misâl, bir ateşkes lûtfedebilir. Ama biz bu ateşkesle rehavete kapılır, istiğfarla kendimizi hesaba çekmez isek, hatalarımızı ısrarla görmez isek, şartları değiştirmek için uzun vadeli stratejiler geliştirmek üzere kafamızı işletmezsek, Allah bize yine rahmet eder, yine bizden “kafamızı işletmemizi” ister. Nasıl ister? Meselâ, ateşkes bozuluverir! Biz anlamadıkça, Rahman anlatır: Meselâ, şiddet artar da artar... Ya yok olur gideriz, ki Allah için yeni bir kavim yaratmak hiç de zor değildir, veya aklımızla hareket etmeyi öğreniriz. Ne yapalım, Rabbül Âlemînin eğitim metodu bu...

Ne var ki Allah’ın ve Resul’ünün (sav) bildirdiği şekilde  “aklını kullanmak” için gene nefsin emrinden çıkmak gerekiyor. Eğer aklımızı, örneğin gelişmemiş memleketleri ve onların halklarını sömürmek için kullanırsak ve bunda da çok başarılı dahi olsak, Kur’an’ı Kerim’in bildirdiği ve istediği biçimde aklımızı kullanmış olmayız. Dolayısıyla “aklı kullanmanın” bile nefs ile ilgisi vardır. Günümüzün “akılda önde gidenlerinin” nefislerinde de önde gittiklerini göz önüne alırsak, bu şekilde, nefsin emrinde olarak akıllı olmanın hem akla, hem de nefse ziyanlık olduğunu, gerçekten de böyle akıllı olmanın enfüste ve âfâkta “zulmetmekten” başka bir şey olmadığını pek rahatlıkla görebiliriz. Aklınızla icat ettiğiniz bombaları insanların, hayvanların, doğanın, cümle mahlûkatın zararına kullanmak enfüsî ve âfâkî bağlamda ne kadar “akıllılık”tır?

Şartlar ne olursa olsun, müminin yapması gereken Allah’ın ve Resul’ünün (sav) emirlerini uygulamaktır. Zaten yukarıdaki ayetler başımıza gelen felaketlerin sebebinin bizatihi kendimiz olduğuna, başımıza gelen felaketlerin nefislerimize zulmetmiş olmamızdan kaynaklandığına işaretle açık bir uyarı değil midir? Niye kendimizden başka suçlu arıyoruz her “kötü” olayda? Bizler çok doğru yolda olan kimseler idik de, hâşâ, Allah mı bize zulmetti?

Hayır, hayır. Rabbim sıkıştırıyor, aklımızı işletelim, diye... Ders almayan, kendi aleyhine ders almaz! Bir düşünelim, son dönemde müminlerin İslâm’a hizmeti ne oldu, Kâbe’nin karşısına gökdelenler dikmekten başka? Bireyselden toplumsal boyuta, birbirimizle işbirliğimiz nedir?

 

Hayır, hayır. Öyle “herkes kendi başına” değil! Müminler kardeştir ve bir bütündür. Yekvücuttur.

Birbirimizle dost olabildik mi biz?

“Gemisini kurtaran kaptan” mı, yoksa?

Öyle miymiş?

Hayır, hayır. Bizim felsefemiz bu değil. “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” Hadis-i Şerif.

Dini, “nefsle cihat” temelinde yaşayabildik mi? Yoksa, şeriatı “erkân”dan ibâret mi saydık?

“Kıl beşi, ye aşı!”

Öyle mi?

Hayır, hayır. Bizden istenen, bu değil! Kimse kendi başına değil! Biz böyle emrolunmadık. Herkes birbirinden hesaba çekilir. Çünkü “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” Hadis-i Şerif.  

İslam olmak sadece bir köşede ibadet etmek değildir. Zikir, bireysel ve toplumsal görevlerini “yerine getirirken”, her an, Allah ile beraber olmaktır; sade tesbih çekerken değil! İşleri başkasının üstüne yıkarak “abid” olunmaz. 13. yy’da Moğol baskınlarına maruz kalan insanların da canı yanmamış mıydı? Kendilerine “Horosan Erenleri” denen, kimi nalbantlık, kimi marangozluk yapan “dervişler” sevgiyle hizmete koşmadı mı? İbadetleri “halka hizmet” miydi, sade tesbihat mıydı?

Sırf ibadetle kendine “ahiret yatırımı” yapmak, başkasını umursamadan “ecir biriktirmek”...

Bu nasıl bir cimriliktir?

Sevabı kendinden, kendi yaptığından bilip, ameline güvenip, cennet peşine düşmek!...

Nefsin nasıl bir oyunudur bu?

Bu nasıl bir  şeytana aldanmaktır?

“Kendine” müslüman olmak!

Kapitalist!

Öyle mi?

                                                                       ***

Sâdık okur, akılla başımın hoş olmadığını bilir. O sebeple  “Bu akıl da nereden çıktı şimdi” diye düşünenleriniz olabilir. Allah’a karşı aklın bir hükmü yoktur, elbet. Nihayetinde, aklın ipi de Allah’ın elindedir. Allah aklı bir an çekiverse, o en akıllıya “deli” derler! Öyleyse, O’na varmak için akıl hiç yeter mi? Hele nefsin güdümüne girmiş bir akılla, kendine fayda vermeyen bir akılla “huzur”a yüz sürülür mü? “Gönül ve aşk meselelerinde akıl, bataklığa düşmüş eşek gibidir; çırpındıkça batar” Hz. Mevlâna.

Aklını kullanmak, ayağını kullanmak gibi bir şeydir! Biz, var kabul ettiğimiz benliğimizle kullanıcı* durumundayız, biiznillah; “sahip” değiliz. Mâlik ve Melik olan O’dur (c.c)! Nasıl ki ayağımı kesseler ayaksız kalıverirsem, Allah aklı bir an çekse, akılsız kalıveririm. O halde aklı kullanmak iyidir, ama aklı sahiplenmek hattâ kendini akıl zannetmek “vehim”dir, ZANnımca !!!

“Onlar derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de: "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O'dur ve siz yine O'na döndürülüyorsunuz" derler.” (41-21)

Öyleyse, hiçbir şey aklın ve bir “şey”in değil, bi-ZÂT-ihi  Hakim olanın, Melik olanın idaresindedir.  “Otomatiğe takmış da, otomatik pilot götürmüyor devranı...”

Bir dost hatırlattı ki, tam bir yıl önce, devranın “otomatik pilota” takılı olmadığını yazmışım!

http://www.sufizmveinsan.com/konuk/umityahu.html,

Bu şu demek: Ne kadar zorlasak da, “akılla”, “ecirle” bir yere kadar gidilir !

Burada sözü edilen işler ise, gönül işleri değil, zahir âlemin işleridir. Bezmi vahdete akılla, bilgiyle varılmaz; ama “akıl âleminde” de akılsız olmaz. “Cemsiz fark şirk, farksız cem zındıklık, cem ile birlikte fark tevhiddir.” Hz. Ali (k.v). Sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekir. “Bezm-i vahdette ne ilim ne âlim isterler / Hâlim isterler, kalbî selim isterler” Niyazi-î Mısrî. Söz konusu “akıl âlemi”, “şeriat dairesi”, “âlem-i kesret” olunca akılsız olanın işi gerçekten de pek zordur. Allah cümlemize bâsiretle ehli tevhid yolunda OLmak nasip etsin. Amin.

 

Bizler, dini ve onun girişi olan şeriatı “nefsle cihat” ve “güzel ahlâk” temeline oturtmadıkça, buna göre yorumlayıp, dini buna göre yaşamadıkça, aklımızı kullanıp, tembellikten, miskinlikten Allah’a hakkıyla sığınmaya çalışarak kulluğumuzun gereğini yerine getirmedikçe, işleri başımızdan atmak için değil, işleri başarmak için Allah’a “dua” etmedikçe “pislik”ten kurtulamayız. Bencillikle, sırf “kendimi kurtarayım” diye yaptığım ibadetlerin de öbür tarafta bir işime yarayıp yaramayacağını ancak Allah bilir; çünkü ecirleri Allah takdir eder. Otomatik pilot takdir etmez! Otomatik pilot kendi takdir edilmiştir. Bilinen standart bir “namaz sevabı” yoktur. Ama yüze atılacak namazlar olduğunu biliyoruz. Çünkü ameller niyetlere göredir ve herkes nefsiyle hesaba çekilir. Eğer, insanlar birbirinden sorumlu olmasalardı, “hiçbir şey yapamıyorsan, bari kalbinle buğzet”, denmezdi!

“İsrailoğulları şüphesiz yetmiş iki fırkaya bölündüler. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılırlar. Bunların hepsi de cehennemdedir. Ancak biri cehennemde değildir.

Ashab (radıyallhü anhüm) sordular:

-Ey Allah’ın Resulü! Bu fırka kimlerdir?

Resulullah (s.a.v.) buyurdular:

-Onlar benim ve ashabımın bugün bulunduğumuz esas üzerine bulunanlardır.”

                                                                       ***

Söyleyelim şimdi, biz gözü yaşlılar, Kur’an’a ve sünnete uyduk mu?

Biz kendimize zulmettik mi, etmedik mi?

O halde zalimi niye “dışarda” arıyoruz?

Ne zamana kadar kafamızı işletmeyeceğiz?

Aklımızı hâlâ kulanmayacak mıyız?

                                                                      ***

“Beni öldürmeyen acı güçlendirir.”

                                                                                              Nietzche

Okuma: http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=yasam&KategoriID=&ArticleID=
1047776&Date=16.01.2009&b=Depresyon%20aslinda%20yararliymis&ver=32

*Dipnot:

Aslında “kullanıcı” da değiliz belki ama sağlıklı ilerleyebilmek için, bu, olması gereken ilk kabuldür. Bu’dan Hû’ya...

 

 

 
 
İstanbul - 21.01.2009
meryemirmak@gmail.com
www.semazen.net
http://sufizmveinsan.com